27 Ekim 2020 Salı

4,5G'de aktif abone 49,2 milyona ulaştı

 Bu yılın mart ayı itibarıyla mobil haberleşme hizmetlerini kullanan toplam abone sayısı 81,8 milyon olurken, 4,5G hizmeti aktif abone sayısı 49,2 milyona ulaştı.

2021 Yılı Cumhurbaşkanlığı Yıllık Programı'na göre, altyapıya dayalı rekabetin tesisini sağlamak üzere, altyapı işletmeciliği alanında eylül ayı itibarıyla 155 alternatif işletmeci yetkilendirildi. Bu işletmecilerden kendisine ait fiber altyapıya sahip olanların fiber optik kablolarının toplam uzunluğu son bir yılda yüzde 18,8 artarak bu yılın ilk çeyreğinde 88 bin 956 kilometreye ulaştı. 

Yerleşik işletmecinin fiber optik kablolarının toplam uzunluğu ise bir yılda yüzde 8 artarak mart sonunda 307 bin 949 kilometreye çıktı. Sabit geniş bant erişim pazarında, abone sayısı bazında, DSL hizmeti sunan alternatif internet servis sağlayıcılarının pazar payı, bu yılın mart ayında yüzde 17,2 olarak gerçekleşti. Aynı dönemde kablo internet hizmetinin pazar payı yüzde 7'den yüzde 7,8'e yükseldi.

Mart ayı itibarıyla mobil haberleşme hizmetlerini kullanan toplam abone sayısı 81,8 milyon oldu. 2016'da sunulmaya başlanan 4,5G hizmeti aktif abone sayısı aynı dönemde 49,2 milyona ulaştı.

Mart 2019 itibarıyla 61,1 milyon olan toplam mobil geniş bant abone sayısı yüzde 3'lük artışla Mart 2020'de 62,9 milyona yükseldi. Mobil telefon abone sayısının bu yılın sonunda 82,5 milyona, gelecek yılın sonu itibarıyla ise 84 milyona çıkması öngörülüyor.

Toplam geniş bant abone sayısı, bir yılda yüzde 3,6 artış göstererek martta 77,4 milyona ulaştı. Geniş bant abone sayısının bu yılın sonunda 78,2 milyona, gelecek yıl da 80 milyona ulaşması planlanıyor.

Mart 2020 itibarıyla geniş bant abone yoğunluğu, Türkiye için yüzde 93,1 iken bu oran OECD ülkelerinde Aralık 2019 itibarıyla yüzde 144,2 olarak gerçekleşti. Türkiye'deki söz konusu yoğunluğun bu yıl sonunda yüzde 93,1, 2021'de de yüzde 94,1 olacağı tahmin ediliyor.


26 Ekim 2020 Pazartesi

Yatırımcıların gözü Türkiye’den çıkacak ikinci unicorn’da

 Pandeminin dünyadaki bütün sektörleri etkilediği gibi girişimcilik sektöründe de duraksamalara neden olduğuna dikkat çeken melek yatırımcı Murat Erat, buna rağmen Türkiye’de yenilikçi ürün, süreç ve inovatif iş fikri olan girişimlere yapılan yatırımların 2019’da, bir önceki yıla göre yüzde 62 artarak 101 milyon 706 bin dolara ulaştığına dikkat çekti.


Söz konusu rakamın 2010'da 19 milyon 142 bin dolar seviyesinde olduğunu belirten Erat, bu yıl ise pandeminin yoğun seyrettiği nisan-mayıs aylarında melek yatırımcıların temkinli davrandığını, haziran ayı ile birlikte girişim ekosistemine yatırım iştahının yeniden kabardığını aktardı.


Türkiye'de girişimciler için kuluçka merkezleri, devlet destekli çalışmalar gibi bir çok imkan bulunduğuna işaret eden Erat, "İlk unicorn Peak Games’in ardından son dönemde girişimcilerin artması ile yapılan yatırımlar da yükseliş getirdi. Bu süreçte yazılım sektöründe yaşanan gelişmelerin ışığında e-ticaret, lojistik ve IoT teknolojileri öne çıkacak. 2020’nin büyük yatırımların yılı olabileceği gibi 2021 yılında da Türkiye’den ikinci bir unicorn çıkması bekleniyor.” dedi.


“2020 yılı bir önceki yılın rakamlarını aşacak”


Türkiye’nin 141 melek yatırımcı ile melek yatırım sıralamasında Avrupa'da 4’üncü olduğunu belirten Murat Erat, “2019’un melek yatırımcılar açısından iyi geçtiğini söyleyebiliriz. 2020 yılı şubat ayında gerçekleşen Dünya Melek Yatırım Forumu’nun Türkiye’de düzenlenmesi ile bu yıl kuluçka fikirlerin geçmiş yıllara nazaran daha fazla önem kazanacağı öngörülmüştü. Ancak pandemi ile yatırım ekosisteminin bir ayağı sayılan melek yatırımcılar, yatırımlara daha temkinli yaklaşmaya başlayınca sonucunda kısa süreli bir duraksama dönemi görüldü. Ardından yaz aylarındaki hareketlenme ile sektör yeniden büyük bir ivme kazandı. Yatırımcı ve girişim açısından bakıldığında 2020 yılının bir önceki yılın rakamlarını aşacağını tahmin ediyorum.” şeklinde konuştu.


İstanbul global startup ekosistemleri listesinde 80’inci


Startup Blink’in hazırladığı Global Startup Ekosistemleri 2020 Listesi’ne göre İstanbul’un 80'inci sırada yer aldığını söyleyen Murat Erat, “Listede ilk sırada San Fransisko gelirken, onu New York, Londra, Boston, Los Angeles, Pekin, Tel Aviv, Berlin, Moskova ve Şangay takip ediyor. 2019 yılında ABD’deki girişimler 124 milyar dolarlık yatırım alırken, Çin’deki girişimler 53 milyar dolar, Hindistan’daki girişimler ise 16 milyar dolarlık yatırım aldı. Türkiye de haziran ayında Türk oyun geliştiricisi Peak Games’in ABD merkezli Zynga’ya 1,8 milyar dolara satılması ile birlikte büyük bir yatırım potansiyeli içerdiğini bütün dünyaya gösterdi. Bu gelişemler, listede 80'inci sırada yer alan İstanbul’un da hızla üst sıralara tırmanacağına işaret ediyor.” değerlendirmesini yaptı.


Türkiye'de video oyunlarına yapılan harcama yüzde 21 arttı

 Simon-Kucher & Partners ile Dynata tarafından yapılan “Global Oyun Sektörü ve COVID-19 Etkileri” araştırmasına göre, pandemi döneminde dünya genelinde video oyunlarına yapılan harcama yüzde 39, Türkiye'de ise yüzde 21 arttı.

Strateji ve pazarlama danışmanlık şirketi Simon-Kucher & Partners ile bağımsız pazar araştırma enstitüsü Dynata, oyun sektörünün pandemiden önce ve sonraki dönemlerde yaşadığı değişimi araştırdı. “Global Oyun Sektörü ve COVID-19 Etkileri” araştırmasına göre, pandemi döneminde dünya genelinde video oyunlara yapılan harcamalar yüzde 39 arttı.

17 ülkeden 13 binden fazla kişinin katılımıyla gerçekleşen “Global Oyun Sektörü ve Covid-19 Etkileri” araştırmasına göre, pandemi döneminde haftada 5 saatten fazla oynayan oyuncuların oranında yüzde 30 büyüme gerçekleşti. Video oyunlara yapılan harcamalarda ise yüzde 39 artış yaşandı. Evden çıkma yasağının kişileri daha fazla oyun oynamaya yönlendirdiği belirtilen araştırmada, küresel oyun pazarının önceki yıla göre yüzde 12 ila yüzde 15 oranında büyüyebileceği öngörüsü mevcut.

Oyuna ayda 150 TL ödüyoruz

Araştırmaya göre, Türkiye’de aylık oyun sektörü harcamaları pandemi döneminde geçtiğimiz yıla göre yüzde 21 arttı. Söz konusu oranın pandemi sonrası dönemde yüzde 10 seviyesinde kalması bekleniyor. Türkiye’de pandemiden önce video oyunlara ayda ortalama 123 TL harcanırken, pandemi esnasında bu harcamaların ortalama 150 TL’ye çıktığı gözlemlendi.

"Oyun sektörünün başarısı ülke ekonomisine katkı sağlıyor"

Oyun sektörünün yapılan harcamalar ve yatırımlarla her yıl daha da büyüdüğünü söyleyen IFASTURK Eğitim Ar-Ge ve Destek Kurucusu Mesut Şenel, “Oyun pazarının büyümesi ülke ekonomisine ciddi fayda sağlıyor. Türkiye, oyun pazarına ve oyun geliştirenlere sağlanan desteklerle dünya çapında ses getiren başarılara ev sahipliği yapıyor. Oyun firmalarının, bu alanda üretim yapan şirket sayısının artması, bu başarılara yenilerinin eklenmesi ve sektörün gelişimi için çok önemli. Oyun dünyasına iş fikirleriyle katkı sunmak isteyen girişimcilerin devlet desteklerinden, teşviklerden faydalanmaları için uzman kadromuzla her aşamada yanlarındayız.” dedi.


Dijital hizmet vergisinden 1,4 milyar lira gelir bekleniyor

 2021 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanun Teklifi’ne göre, dijital hizmet vergisinden elde edilen gelirin gelecek yıl artacağı tahmin ediliyor.


Türkiye'de, hasılatı 20 milyon lirayı, dünya genelinde 750 milyon euro veya muadili yabancı para karşılığı Türk lirasını aşan şirketler, 1 Mart 2020 itibarıyla dijital hizmet vergisi mükellefi oldu.


Söz konusu vergiden bu yıl sonuna kadar devletin kasasına 900 milyon lira girmesi öngörülüyor. Gelecek yıl tahsil edilmesi beklenen tutar ise 1 milyar 424 milyon 756 bin lira olarak hesaplandı. Böylece 2021 yılında dijital hizmet vergisinden elde edilen gelirin yüzde 58,3 artması bekleniyor. 


Dijital ortamda sunulan her türlü reklam hizmetlerinden elde edilen gelire ilişkin dijital hizmet vergisi oranı yüzde 7,5 olarak yürürlüğe girmişti. Bu oran, Cumhurbaşkanı Kararı ile hizmet türleri itibarıyla ayrı ayrı veya birlikte yüzde 1'e kadar indirilip, iki katına kadar artırılabiliyor. 


Yükümlülüklerini yerine getirmeyenlere erişim engeli


Dijital hizmet vergisi muhatapları, ilgili vergiye ilişkin yükümlülüklerini yerine getirmezse sundukları hizmetlere erişim engellenebiliyor.


Hazine ve Maliye Bakanlığı, engelleme kararı verilmeden önce, dijital hizmet sağlayıcısı ya da Türkiye'deki temsilcisine ihtarda bulunarak, yükümlülüğün 30 gün içinde yerine getirilmesini talep ediyor. Buna rağmen gereğinin yapılmaması halinde, alınan karar erişim sağlayıcılarına bildirilmek üzere Bilgi Teknolojileri ve İletişim Kurumuna (BTK) gönderiliyor ve BTK tarafından hizmet sağlayıcısına erişim önlenebiliyor.


Armut, 3 ülkede daha faaliyetlerine başlıyor

 Global markası HomeRun ile İngiltere, Mısır, Romanya ve Suudi Arabistan'da operasyonlarını yürüten Armut, ekim ayı itibarıyla Polonya, Çekya, Macaristan pazarına da girecek.

Online hizmet platformu Armut.com, yaptığı açıklama ile ekim ayı itibarıyla Polonya, Çekya, Macaristan'da hizmet vermeye başlayacağını duyurdu.

Açıklamaya göre, COVID-19’a rağmen büyüme stratejisi çerçevesinde çalışmalarına devam eden Armut.com, sene başında açıkladığı 3 yeni ülke hedefini ekim ayından itibaren hayata geçirecek. Global markası HomeRun ile İngiltere, Mısır, Romanya ve Suudi Arabistan'da operasyonlarını yürüten Armut, ekim ayı itibarıyla Polonya, Çekya, Macaristan pazarına da girecek.

Verilen bilgiye göre, HomeRun markasıyla dünyaya açılan Armut, gerek talep sayısı, gerekse hizmet veren hacmiyle büyümeye devam ediyor. Romanya’da geçen seneye göre yüzde 223 büyüyen firma, aynı şekilde Suudi Arabistan’da yüzde 111, İngiltere’de yüzde 86 ve Mısır’da yüzde 78 büyüme kaydetti.

Tüm dünyada hizmet veren sayısını geçen yıla göre yüzde 160 oranında artırarak profesyonel ağını genişletmeyi sürdüren Armut, bugün Türkiye dışında yaklaşık 30 bin hizmet vereni kullanıcılarla buluşturuyor.

"Türkiye’den yurt dışına teknoloji ihraç ediyoruz"

Açıklamada görüşlerine yer verilen Armut.com Kurucu Ortağı Başak Taşpınar Değim, orta vadede EMEA bölgesinde liderliği hedeflediklerini belirterek, “Türkiye'den yurtdışına teknoloji ihraç eden bir teknoloji şirketi olmak bizi gururlandırıyor. Yurt dışındaki markamız HomeRun ile Romanya’da pazar lideri olduk. Geçen yıl HomeRun talepleri yüzde 253 büyürken, hizmet sayısı 13 kat arttı ve toplamda 669 farklı serviste hizmet verebilir duruma geldik. Hizmet veren sayısı da 2019 yılında yüzde 389 arttı. 2020 yılında bu büyümelerin de üzerine çıktığımızı görüyoruz. Bu da yaşadığımız zorlu koşullara rağmen gelecek dönemler için bize umut veriyor.” dedi.

Google’ın Dijital Türkiye platformu dijitalle büyüme desteği verecek

 Google Türkiye, dijital ortamdaki varlıklarını geliştirmek isteyen işletmelere ve bu alanda uzmanlaşmak isteyen bireylere destek olmak için Google Dijital Türkiye platformunu hayata geçirdi. 


Google Dijital Türkiye platformu, işlerini dijitalle hızlı ve etkin şekilde dönüştürmek isteyen işletmelerin işlerini büyütüp yeni müşterilere ve pazarlara ulaşmalarına yardımcı olacak online araçları tek bir yerde bulmalarını sağlıyor. Platform, COVID-19 salgınının neden olduğu olumsuz koşulların sürdüğü bu dönemde, işlerini online ortama taşıyarak büyümek isteyen işletmelere satışlarını ve rekabet güçlerini artıracak çözümleri ücretsiz olarak sunuyor. 


Dijitalle güçlenmek için ihtiyaç duyulan tüm araç ve çözümlere, Google Dijital Türkiye platformu ile tek noktadan erişilebilecek


Küçük ve orta ölçekli işletmeler için ‘yeni normal’ koşullarında büyümenin ve rekabetçiliğin yolunun, dijitale yönelmekten geçtiğine işaret eden Google Türkiye Pazarlama Lideri Işıl Heves, “Dijitalle güçlenmek isteyen herkesin ihtiyaç duyduğu tüm araç ve çözümlere tek noktadan erişebilecekleri Google Dijital Türkiye platformunu işte bu gerçekten hareketle hayata geçirdik. Amacımız, KOBİ’ler başta olmak üzere tüm işletmelere ve girişimcilere, ücretsiz fırsatlar, eğitimler ve ürün destekleri sunarak dijitalleşmelerine destek olmak” dedi.


“Google olarak, 2006’dan bugüne Türkiye ekonomisi ile birlikte adım atıyor, Türkiye’nin dijital geleceği için tüm paydaşlarımıza, müşterilerimize ve kullanıcılarımıza kesintisiz destek veriyoruz” diyen Heves şöyle devam etti:


“Bu amaçla 2017’den beri sunduğumuz ücretsiz Google Dijital Atölye eğitimleri ile milyonlarca kullanıcımızın kendilerini geliştirmelerine yardımcı olduk. 200 binden fazla kullanıcımız ise bu eğitimler sonunda Google’dan sertifikalarını almaya hak kazandılar. Mezunlarımızın yüzde 37’si eğitimlerimiz sayesinde işlerini ve kariyerlerini ilk üç ay içerisinde dijitale taşıdıklarını ilettiler. Bundan sonra da Google Dijital Türkiye platformu ile toplam 1,5 milyon birey ve işletmenin içinde bulunduğumuz bu belirsiz dönemden güçlenerek çıkmalarına destek olmayı ve böylece Türkiye’nin dijital geleceğine katkıda bulunmayı hedefliyoruz.”


Perakende işletmecileri, dijitalde ‘Grow My Store’ ile büyüyor


Google Dijital Türkiye platformunda yer alan online araçlardan biri olan Grow My Store, işletmelere internette büyümek, dijital pazarlama kampanyalarını daha etkin yürütmek, kolay erişilebilmek, uzaktan sipariş alıp teslimat yapmak gibi konularda ihtiyaç duydukları rehberliği ücretsiz olarak sunuyor. Grow My Store ile işletme sahipleri, dünyaya açılan dijital pencerelerini nasıl iyileştirebileceklerini, sektörlerindeki diğer oyunculara kıyasla nasıl bir performans sergilediklerini ve hangi yönlerde geliştirmeler yapabileceklerini kolayca görebiliyor. Grow My Store’u kullanan işletmeler, kapsamlı ve karşılaştırmalı bir sektörel değerlendirme raporuna ek olarak, kendilerine özel hazırlanan müşteri ve pazar analizlerine de ücretsiz sahip olabiliyor. 


Dijitalde büyümek isteyen KOBİ’lere, hızlı ve kolay e-ticaret platformu desteği


Google Türkiye, Google Dijital Türkiye platformu ile internette büyümek ve yeni pazarlara ulaşmak isteyen KOBİ’leri e-ticarete taşıyor. Bu amaçla, IdeaSoft ile özel bir işbirliğine giden Google Türkiye, işletmelere ihtiyaç duydukları tüm özelliklere sahip anahtar teslim e-ticaret sitelerini 24 saat içinde kolayca oluşturabilmeleri için çok avantajlı bir paket sunuyor. KOBİ’ler bu olanaklar sayesinde e-ticaret sitelerini hızlı, kolay ve güvenli bir şekilde inşa etme fırsatı yakalamakla kalmıyor, ayrıca Türkiye’nin en büyük online pazaryerlerinde indirimli komisyon oranları ile yer alma ayrıcalığına da sahip oluyor. Ideasoft ile yapılan bu işbirliği sayesinde KOBİ'ler ayrıca, Google’ın sunduğu özel eğitimlerden ve Ideasoft VIP müşteri desteğinden de yararlanabiliyor.


KOBİ’ler ‘Google Benim İşletmem’ ile internette görünür olup müşterileriyle etkileşimlerini artırıyor


Google Dijital Türkiye platformunda yer alan ve işletmelerin ücretsiz olarak yararlanabilecekleri ‘Google Benim İşletmem’ aracı sayesinde işletmeler online dünyada kendi profillerini son derece hızlı ve kolay bir şekilde oluşturabiliyor, Google Arama ve Haritalar'da müşterileri ile hızlı ve etkili şekilde etkileşime geçme avantajına sahip oluyor. Google, görünürlüklerini ve etkileşimlerini önemli ölçüde artıran bu hizmetleri işletmelerden herhangi bir ücret talep etmeden, ücretsiz olarak sunuyor.


Geleceğin kapılarını açan eğitimler Dijital Atölye’de 


Google tarafından ücretsiz sunulan Dijital Atölye de işletme sahiplerine ve çalışanlara, online dünyada dijital varlık oluşturmak, e-ticareti etkin kullanmak, online güvenliği sağlamak, potansiyel müşterilere ulaşmak için ihtiyaç duydukları tüm bilgileri ücretsiz olarak sunuyor. Bir işletmeyi internette başarılı bir şekilde büyütmek için gereken kritik bilgi ve yetkinliklere sahip olmak isteyenler, Dijital Atölye’ye kaydolup eğitimleri tamamladıklarında bu alandaki yetkinliklerini belgeleyen bir sertifikanın da sahibi oluyor. 


Geleceğin ekonomisini 'C jenerasyonu' belirleyecek

 Etiya Kurucu Ortağı ve CEO’su Aslan Doğan, “Artık tüketicileri sadece yaş, cinsiyet, meslek, ekonomik düzey gibi kriterlere göre ayırmanın geçerliliği kalmadı. X, Y, Z gibi ayrımlar yerine “Connected customer” olarak ifade ettiğimiz C jenerasyonu devrede. Dijitale çoktan adapte olmuş, markalarla ilişkileri deneyim odaklı, daha talepkar ve kişisel, anlık beklentileri yüksek, tolerasyonu ve sadakati düşük, yeni bir kitle karşımızda” diyor.


Etiya, kendisini “Türkiye’nin teknolojisini yazan şirket” olarak tanımlıyor. Sektörde geride bıraktığı 16 yıllık deneyimle, şirketlerin dijital dönüşüm yolculuklarında iş ortağı olarak çalışıyor. Hizmet alanını sadece Türkiye ile sınırlamayan Etiya, Singapur, Dubai, Hollanda, Montreal ve Silikon Vadisi’ni kapsayan 3 farklı kıtada, 7 ülkede Türkiye’nin yazılımdaki gücünü dünyaya yansıtıyor.


Pandemi sonrası dünyada şirketlerin odağında farklı bir müşteri kitlesi olacağını öngörüyoruz” diyen Etiya Kurucu Ortağı ve CEO’su Aslan Doğan, “Artık tüketicileri sadece yaş, cinsiyet, meslek, ekonomik düzey gibi kriterlere göre ayırmanın geçerliliği kalmadı. X, Y, Z gibi ayrımlar yerine “Connected customer” olarak ifade ettiğimiz C jenerasyonu devrede. Dijitale çoktan adapte olmuş, markalarla ilişkileri deneyim odaklı, daha talepkar ve kişisel, anlık beklentileri yüksek, tolerasyonu ve sadakati düşük, yeni bir kitle karşımızda. Geleceğin ekonomisinde var olmayı hedefleyen herhangi bir kurumun C jenerasyonunu göz ardı etmesi ise imkansız” diyor.


Gündemimiz, yeni 2,4 milyon tüketici


Aslan Doğan, C jenerasyonunun temsil ettiği büyüklüğe dikkat çekmek için“We Are Social 2020” verilerine gönderme yapıyor: “Bu verilere göre; dünyada 5.19 milyar mobil telefon kullanıcısı bulunuyor. İnternet kullanıcı sayısı 4.54 milyara ulaşıyor. Dünya nüfusunun neredeyse yarısı, yani 3.8 milyar kişi aktif olarak sosyal medya kanallarını kullanıyor. Türkye’de ise aktif sosyal medya kullanıcı sayısı ülke nüfusunun yüzde 64’üne denk gelen 54 milyon. İnternete bağlı kullanıcı sayısı her yıl yüzde 4 oranında büyüyor. Bu da her yıl Etiya’nın odağında yer alan ‘Connected Costomer First’ yaklaşımı kapsamına giren 2.4 milyon kişi daha demek… İşte bizim gündemimizde, bu 2,4 milyon tüketici ve bu tüketicilere uygun kanal ve stratejiler ile ulaşmayı hedefleyen şirketler var.”


Djital dönüşümde ağırlık yazılıma verilmeli


Türkiye’de teknoloji pazarının hızla büyüdüğünü ve özellikle yazılım, danışmanlık ve hizmet alanına doğru evrildiğini söyleyen Doğan, son beş yıldır teknoloji pazarının her yıl ortalama yüzde 17 büyüdüğünü, yazılım sektörünün toplam payının da her sene arttığını söylüyor. Aslan Doğan, “2021 yılında 210 milyar TL’ye ulaşacağını öngördüğümüz pazarın yüzde 27’lik payını yazılım hizmetleri ve çözümleri dolduracak. Bu rakamlar sektörümüzde çok önemli bir dönüşümü işaret ediyor. Ülkemizdeki dijital dönüşüm faaliyetlerinde ağırlığı yazılım tarafına vermemiz gerektiğini görebiliyoruz. Büyük resimde öncü rol almak ve karar vericiler arasında bulunmanın yolu yeni teknolojilerin üreticisi olmaktan geçiyor” diyor.


Genç işsizliğini sonlandırmanın yolu teknoloji


Aslan Doğan, yaşadığımız “evrimleşme” ve “yeni adaptasyon” sürecinde, sektörün en önemli problemlerinden birine de dikkat çekiyor: “TUBİSAD verilerine göre, sektörün önündeki 5 önemli problemden biri ‘nitelikli iş gücü açığı’. Araştırmasına göre Bilgi ve İletişim Sektörü toplam istihdamının her yıl yaklaşık yüzde 3-4 büyüdüğü ve toplam 150-160 bin kişi içinde Bilgi Teknolojileri kategorisi yüzde 66 pay ile yaklaşık 105-110 bin kişi olarak hesaplanıyor. Yazılım sektörü için insan kaynağı teşkil edebilecek 15-24 yaş grubundaki gençlerin 2018 sonu itibariyle sayısı yaklaşık 13 milyon, yani ülke nüfusunun yaklaşık yüzde 15,8’i. Sonuçta, teknoloji alanında eğitebileceğimiz hazine değerinde bir gençliğimiz var ve bu gençlerin sadece yüzde 10’luk bir kısmını bile bulut teknolojisi, yapay zeka, büyük veri, siber güvenlik gibi teknolojiler konusunda eğitebilir ve nitelikli iş gücü piyasasına kazandırabilirsek, Türkiye’nin bilişim alanında süper güç olmaması için hiçbir neden ve engel yok. Eğer bunu başarabilirsek ülkemizde genç ve işsiz kelimeleri asla bir daha bir araya getirilemez.”


Şirketlerin en büyük eksiği…


“Şirketlerin gelecek stratejisinin merkezine müşteri deneyimini koyduğunu görüyoruz” diyen Aslan Doğan, “Buradaki en önemli konu ve bugüne kadar yapılan en büyük eksik ise doğru analiz için, yapay zeka, analitik ve diğer veri çözümlerinin aynı şekilde merkezde yer almayışı” yorumunu yapıyor. Aslan, “Yapılan araştırmalar, müşterilerin yüzde 67’sinin daha iyi bir deneyim sunan şirkete daha fazla para ödemeyi kabul etiğini gösteriyor. Tüketiciler, kişiselleştirilmiş tekliflerle 2 kat daha fazla ilgileniyor. Sadık müşterilerin tekrar alışveriş yapma ihtimali ise 5 kat, sizi bir yakınına önerme ihtimali ise 4 kat daha fazla oluyor. Tüm bu rakamlar, dijital çağın müşterisine ancak doğru dijital stratejiler, yapay zeka teknolojileri, doğru analiz ve veri çözümleriyle erişebileceğinizi kanıtlıyor” diye ekliyor.


Yeni dönemde şirketlerin en değerli cephanesi teknoloji

 Microsoft Türkiye CFO’su Müge Çelebi Özdemir, “Dijital dönüşümün gerekliliği konusunda herkes hemfikirdi, fakat nasıl olacağı konusunda herkesin kafası karışıktı. COVID-19 nedeniyle, 3 senelik planlar, 6 aya sıkıştı. Önümüzdeki dönemde işletmelerin en değerli cephanelerinden biri teknoloji olacak” diyor.


Herkesin teknolojiden bahsettiği, hatta hangi sektörde faaliyet gösterirse göstersin, her şirketin kendisini “teknoloji şirketi” olarak tanımladığı bir dönem yaşıyoruz.


Microsoft Türkiye CFO’su Müge Çelebi Özdemir, “Dijital dönüşümün gerekliliği konusunda herkes hemfikirdi, fakat nasıl olacağı konusunda herkesin kafası karışıktı. COVID-19 nedeniyle, 3 senelik planlar, 6 aya sıkıştı” diyor. “Bizim Microsoft olarak en büyük önceliğimiz ise bu sürece öncülük etmek, farklı senaryoları ortaya koyup, şirketlere en iyi çözümü sunmak. Önümüzdeki toparlanma ve adaptasyon sürecinde işletmelerin en değerli cephanelerinden biri teknoloji olacak” diye ekliyor. Müge Çelebi Özdemir’in yorumları şöyle:


Bu süreci atlatmanın yolu teknolojik yatırımlar


“Her organizasyon görülmemiş bir süreçten geçiyor. Bizim önceliğimiz, teknolojiyi kullanarak bu süreci nasıl daha kolay atlatabileceğimizi göstermek. Farklı ölçekteki endüstrilerin bu yeni düzene uyum sağlaması gerekiyor. Teknoloji, kendini yeniden inşa eden işletmelerin en büyük destekçisi olacak. Bu süreç, gerek maliyet yönetimi gerekse yeni iş modellerinin tasarlanması kapsamında çok önemli fırsatlar da yaratıyor. Bu süreçte en önemli cephaneliğimiz teknolojik yatırımlar.”


Data ve zaman yönetimi önem kazanıyor


“Finans alanında bizim için değeri çok büyük olan verinin her yıl ikiye katlandığı bir dünyada yaşıyoruz. Data sayısı arttıkça, doğru bilgiye ulaşmak da zorlaşıyor. Ancak doğru veri, doğru şekilde analiz edildiği takdirde bize katma değer olarak dönüyor. Bir diğer önemli konu da zamansızlık. Uzaktan çalışma ve hibrid modeller zaman yönetiminde zorluklar getirdi. Bu sorunların ortadan kalkması için tek bir dil ve ortak bir hedef doğrultusunda çalışmak, datanın doğru yönetimi ve demokratikleşmesi çok önem kazanıyor.”


CFO’ların rolü değişiyor


“Yeni bir dünya düzenine geçiyoruz. Çalışma şekilleri yeniden sorgulanacak. Gelirler azaldığı için maliyetler yeniden sorgulanacak. Aynı zamanda çok ciddi fırsatlar da ortaya çıkıyor. Bu süreçte, CFO’ların rolü de yeniden tanımlanıyor. 16 sene önce finanstan beklenen raporların çıkarılması ve üst yönetime sunulması gibi işlerdi. Şu anda bunlar otomatik olarak yönetiliyor. Bizim önceliğimiz ise, stratejiyi yönetmek, işe ve müşteriye yakın olmak, yeni ortaklıklar geliştirmek. Herkesin önceliği işin devamlılığı. Hedefimiz, işlerimizi kolaylaştırmak ve zaman kazanmak olmalı; çünkü gelecek çok hızlı geliyor ve geleceği şekillendirecek kararların bugün verilmesi gerekiyor.”


KAĞITLARDAN UZAKLAŞMAMIZ GEREKİYOR


“Sürekli değişen bir belirsizlik ortamı var. Her sektörün farklı senaryolar çalışması gerekiyor; çünkü bildiklerimizin işe yaramadığını gördük. Datayı daha dinamik kullanarak değişen ortama nasıl adapte olabileceğimizi konuşmamız gerekiyor. Bu süreçte makine öğreniminin datadan faydalanma konusunda son derece olumlu sonuçlar verdiğini görüyoruz. Ayrıca, süreç otomasyonları her sektör için çok kritik. Bir an önce kağıtlardan uzaklaşmamız gerekiyor, özellikle de içinde bulunduğumuz uzaktan çalışma döneminde.”


Alıntı:

https://www.dunya.com/kose-yazisi/yeni-donemde-sirketlerin-en-degerli-cephanesi-teknoloji/486532


Ar-Ge'de radikal dönüşüme ihtiyaç var

 Son günlerde Türkiye’nin Ar-Ge alt yapısı ve harcamaları ile ilgili iki önemli çalışma açıklandı. Birincisi Turkishtime dergisinin yayımladığı Türkiye’nin 2019’da en fazla Ar-Ge yatırımı yapan 250 firma listesi. İkincisi ise TÜİK’in geçen cuma açıkladığı 2019 Ar-Ge Faaliyetleri Araştırması.


Turkishtime’ın çalışması şirket beyanlarına dayanıyor. Dolayısıyla büyük oranda özel sektör verilerini içeriyor. En fazla Ar-Ge yatırımı yapan 250 firmanın, yapılan harcama, cirodan pay, alınan patent, yapılan tasarım, istihdam edilen personel gibi farklı açılardan analiz edildiği çalışmanın 2019 sonuçları 15,5 milyar TL Ar-Ge yatırımı yapıldığını gösteriyor. Ar-Ge 250 Araştırması’nın ilk 10’unda savunma ve havacılıktan 5, otomotivden 3, beyaz eşyadan 1, telekomdan 1 şirket var. Listenin zirvesinde ise Tusaş, Aselsan ve Roketsan yer alıyor.


TÜİK’in 2019 verileri ise sadece özel sektörü değil, üniversite ve kamu kurumları tarafından yapılan Ar-Ge faaliyetlerini de içeriyor. 2018’de 8.2 milyar dolar Ar-Ge yatırımı yapılan Türkiye’de 2019 Ar-Ge yatırımları 8,1 milyar dolar (46 milyar TL) oldu. Araştırmanın başladığı 2003 yılında 38 bin, 2018 sonunda 172 bin olan tam zaman eşdeğeri personel sayısı 2019’da 193 bine çıktı. Ar-Ge yatırımlarının 2019 GSYH’sindeki payı ise yüzde 1,06 düzeyinde gerçekleşti.


Dünyada durum


Dünya genelinde yapılan Ar-Ge yatırımlarının tutarı 1,7 trilyon dolara yakın. Bunun yüzde 80’ini ilk 10 ülke gerçekleştiriyor. Hepsinin ortak özelliği Ar-Ge’nin özel sektör öncülüğünde yapılıyor olması. Ar-Ge için yapılan harcama kadar önemli başka bir gösterge de bu harcamaların GSYH içindeki payı. Son açıklanan TÜİK verisinde Türkiye için bu oranın yüzde 1,06 olduğunu gördük. Bu şu ana dek ulaştığımız en yüksek oran.


Aşağıda OECD tarafından açıklanan son veriler ile hazırlanmış bir grafik göreceksiniz. 2019 verilerini açıklayan üç ülke var. Türkiye, Avusturya ve Kolombiya. Diğer ülkelerin verileri 2018’e ait.


Listenin başında İsrail, Güney Kore ve Tayvan’ı görüyoruz. Üçü de dünyanın en gelişmiş ülkeleri arasında değil. Ama bu ivme devam ederse yakında öyle olacaklar. Üçünün hemen ardından Kuzey ve Batı Avrupa ülkeleri ile ABD ve Japonya geliyor. Bu ülkeler uzun zamandır yüksek Ar-Ge harcaması yapan ülkeler. Türkiye de sona yakın sıralarda bulunuyor. Ancak son yıllarda sıralamada öne çıkmaya başladık. Uzun süredir, farklı platformlarda dillendirilen Ar-Ge ihtiyacı mayası tutmaya başladı. Ama hala gidecek çok yolumuz var.

Bize düşen...

1990’lı yıllarda küresel anlamda ticari güç sahibi olabilmek için yüzde 3’lük Ar-Ge payı yeterli kabul edilirdi. Şimdi gelişmiş ülkelerin Ar-Ge harcamalarının yüzde 4’e yakın olduğunu, sınıf atlamak isteyen ve rekabet iştahı açık olanların ise bu oranı yüzde 5’e taşıdığını görüyoruz. Bu nedenle mevcut konumumuzu yeterli kabul etmemeliyiz. Son yıllarda yeni Ar- Ge ve Tasarım merkezleri açılmasına yönelik verilen desteklerin, ülkemizdeki Ar-Ge kapasitesinin gelişimi için önemli hızlandırıcılar olduğunu biliyoruz. Ancak özel sektörde Ar- Ge bilinci hala zayıf.


Bu zayıflığın temelinde üç faktör yatıyor. Birincisi rekabet anlayışı. Rekabeti fiyat indirme yarışı olarak görmeye devam ettiği sürece özel sektörümüzün Ar-Ge yapma isteği ve buna fon ayırma ihtimalinin hızlanmasını beklemek zorlaşıyor. İkincisi Ar-Ge’nin bir yatırım değil, harcama olarak görülmesi. Zihinlerdeki bu yanlış algının bozulması için bir devrim gerekiyor. İSO-500 listesine giren Türkiye’nin en büyük şirketlerinin bile yarıya yakını hiç Ar-Ge yatırımı yapmıyor.


Üçüncüsü ise, Ar- Ge’nin savunma, bilgisayar ve elektronik gibi belli birkaç sektörle sınırlı olan bir faaliyet olarak görülmesi. Oysa madencilikten, tekstile, turizmden mobilyaya kadar her alana hitap eden ve her sektörde rekabet avantajı sağlayacak bir kavramdan bahsediyoruz. Mevcudu üretip fiyat üzerinden rekabet etmek ya da yenilik peşinde koşup farklı ürünler geliştirmek arasında hiç de ince olmayan bir çizgi üzerindeyiz. Son yıllarda sayısı giderek artan başarı örnekleri görsek de; bu bizi ülke olarak bir dönüşüme götürecek kadar güçlü bir ivme yakalamadı.





Alıntı:

https://www.dunya.com/kose-yazisi/ar-gede-radikal-donusume-ihtiyac-var/486548


25 Ekim 2020 Pazar

5 milyonuncu kullanıcısının hayat boyu eğitim giderlerini karşılayacak

 Türkiye’de ödeme teknolojilerini dönüştüren şirketlerden Papara, dördüncü yılında 5 milyon kullanıcıya ulaşarak büyük bir başarıya imza attığını duyurdu. Papara CEO’su Ahmed Faruk Karslı, 5 milyonuncu kullanıcı Ahmet Kaan Erol’u Kocaeli’ndeki evinde ziyaret ederek Papara Black Card’ı verdi. Karslı, Papara olarak 17 yaşındaki üyenin hayat boyu tüm eğitim giderlerini üstlendiklerini açıkladı.


Kullanıcılarının finansal işlemlerini özgürce, zaman sınırlaması olmadan, ücretsiz ve anında gerçekleştirmesini sağladığına dikkat çeken Papara, 5 milyonuncu kullanıcıya ulaştı. Her ay 300 binin üzerinde yeni kullanıcı edindiğini belirten Papara, son 5 ayda ekibini yüzde 60 büyütürken, 2019 yılının aynı dönemine oranla işlem hacmini de 4 kat artırdığını duyurdu. 


5 MİLYONUNCU KULLANICIYA JEST 


Papara CEO’su Ahmed Faruk Karslı, 5 milyonuncu kullanıcı Ahmet Kaan Erol’u Kocaeli’ndeki evinde ziyaret ederek, Papara Black Card’ını verdi. Karslı, üniversite çağında olan kullanıcının bundan sonraki tüm eğitim masraflarını kurumsal sosyal sorumluluk kapsamında Papara olarak karşılayacaklarını açıkladı. Önemli bir kilometre taşını çekilişlerle, billboardlar ile kutlamak yerine bir kullanıcının hayatına gerçekten dokunmanın daha anlamlı geldiğini söyleyen Karslı, önümüzdeki yıl 10 Milyon Kullanıcı hedefine ulaşmak istediklerini ve ulaştıklarında çok daha büyük sürprizleri olacağını ekledi. 


"GENÇLERİN YOĞUN İLGİSİ VAR" 


Papara Card’lara 13 yaş ve üzerindeki herkesin sahip olabildiğini belirten Karslı, gençleri nakit yerine elektronik para ve ödeme sistemleri kullanımına teşvik ederek ‘nakitsiz toplum’ olma yolunda önemli bir misyon üstlendiklerini söyledi. Böylece hem daha şeffaf bir ekonomi hem de çok daha iyi bir kullanıcı deneyimi yaratmayı hedeflediklerini belirten Karslı, “Papara, Türkiye’de en büyük banka alternatifi olarak tanımlanabilecek bir girişim. Kendimizi bir finans kuruluşundan daha çok teknoloji geliştiren bir kuruluş olarak görüyoruz ve her zaman geliştirdiğimiz ürünlerle fark yaratmaya çalışıyoruz. Örneğin; Papara Edu Card projemizle genç bireylerin finansal bilince erken yaşta ulaşmasını, bütçesini yönetebilmesini, kötü alışkanlıklardan uzak kalmasını ve nakitsiz topluma geçişimizi hızlandırma hedefliyoruz. Edu Card ile yüzbinlerce öğrenciye ulaştık. İstanbul’un yanında Ankara, Kocaeli, Eskişehir, Aydın gibi illerde de projemiz uygulanmaya başladı. Amacımız Edu Card’ı üç yıl içinde tüm Türkiye genelinde yaygınlaştırmak…” diye konuştu. 




22 Ekim 2020 Perşembe

Tarihin en büyük tekelleşme davası

 iPhone'un internet tarayıcısında varsayılan arama motoru olduğu gerekçesiyle Google hakkında tarihin en büyük tekelleşme davası açıldı. Dava dosyasında yer alan bilgilere göre Google Apple'a her yıl milyarlarca dolar ödüyormuş

ABD Adalet Bakanlığı tarihindeki en büyük tekelleşme davasını dün Google'a karşı açtı. Trump hükümetinin arama sonuçlarında Cumhuriyetçilerin ilgilenebileceği sonuçları çıkarmadığı gerekçesiyle Google'ı suçlamasının ardından davanın açılması dikkat çekti.


Google'ın hakkında daha önce Avrupa'da da olduğu gibi soruşturma açılabilecek pek çok konu varken Adalet Bakanlığı'nın sadece arama sonuçlarına odaklandı.


Sozcu.com.tr'nin incelediği 64 sayfalık dava dosyasında yer alan bilgilere göre Google'ın Apple ile yaptığı işbirliği Adalet Bakanlığı tarafından uzun süredir takip ediliyormuş.


Dosyada yer alan bilgilere göre Google, iPhone'ların internet tarayıcısı Safari'nin varsayılan arama motoru olmak için Apple'a yılda yaklaşık 11 milyar dolar ödüyor. (Google’ın bağlı olduğu Alphabet'in kârının üçte biri) Bunun karşılığında ise Google'ın arama hacminin yüzde 50'sinin iPhone aramalarından oluştuğu ifade ediliyor. Wall Street Journal'da yer alan bilgilere göre Google söz konusu istatistik hakkında yorum yapmadı.


İKİ CEO BULUŞTU

Google ve Apple arama sonuçları hakkında birbirlerine ne kadar ücret ödediklerini açıklamıyor fakat dava dosyasına göre Apple'ın yıllık kârının yüzde 15-20'si arasında bir oran Google'dan geliyor. Dava dosyasında 2018 yılında Apple'ın CEO'su Tim Cook ve Google'ın CEO'su Sundar Pichai'nin buluştuğu belirtilerek iki şirketin tek bir firma gibi çalışmasının tarafların çıkarına olduğu konusunda mutabık kaldılar. Dosyada firmanın CEO'ları isimleriyle anılmadı. İddialara göre taraflar birbirlerine “Görevimiz tek bir şirket gibi çalışmak” diyor.


Hükümet aynı zamanda Google'ın Android işletim sistemine sahip telefonlarda ki bu cihazlar akıllı telefon pazarının yüzde 40'ını oluşturuyor, Google arama motorunun varsayılan arama motoru olarak ayarlanmasının da rekabete aykırı bir durum oluşturduğunu iddia etti.


GOOGLE: HERHANGİ BİR ŞİRKETLE İŞBİRLİĞİ YAPABİLİRİZ

Google'ın baş hukuk müşaviri Kent Walker Google hakkında soruşturma açılmasının kullanıcılara hizmet etmeyeceğini söylüyor. Walker tarafından yapılan yazılı açıklamada, “Bu dava daha düşük kaliteli arama sonuçlarına, telefon fiyatlarının yükselmesine ve insanların alıştıkları servisleri kullanmasının zorlaşmasına neden olur” diyor. Walker, “Apple ile yaptığımız anlaşma farklı şirketler ile yaptığımız işbirliklerinden farklı değil” değerlendirmesinde bulundu.


Google hakkında astronomik bir ceza çıkabilecek dava ardından şaşırtıcı bir biçimde şirketin hisseleri etkilenmedi. Google kağıtları önceki gün günü yüzde 2 yukarıda tamamladı.


MICROSOFT EXPLORER DAVASINI KAYBETMİŞTİ

ABD'deki en büyük tekelleşme davası kamu tarafından Microsoft'a açılmıştı. Federal Ticaret Komisyonu (FTC) 1992 yılında açtığı soruşturma ile Microsoft'u incelemeye aldı. 1998'e gelindiğinde yazılım pazarındaki yasal olmayan yollardan dışladığı ve Windows işletim sisteminde Netscape gibi tarayıcıların kullanılması yerine insanları Internet Explorer ürününe yönlendirdiği gerekçesiyle kurum hakkında dava açılmıştı. Microsoft'un dava kurallarını ihlal ettiğine karar verildi.


UZMANLAR NE DİYOR?

Reuters’a konuşan Pennsylvania Devlet Üniversitesi’nden hukuk profesörü John Lopatka Google’ın pazarda hakim konumda olduğunu belirtirken soruşturmanın zamanlamasının önemli olduğunu vurguluyor. Lopatka Google’ın davada elinin güçlü olduğunu belirterek, “Evet kötü bir firmayız ama iyi iş çıkartıyoruz, bu yüzden pazarda hakim konumdayız diyebilirler” değerlendirmesinde bulundu.


Eski Federal Ticaret Komisyonu Başkanı olan George Washington Üniversitesi öğretim üyesi William Kovacic, “Hükümet size dava açtıysa bunu aşma şansınız zor değilse bile imkansıza yakın” ifadelerini kullandı.


SONUCUNDA NE OLABİLİR?

Mahkemenin Google’ı haksız bulması durumunda Google yüklü bir miktar ceza ödeyerek bundan böyle hiçbir cihazın varsayılan arama motoru olmayabilir. Dava sonuçları itibarıyla teknoloji endüstrisinde pek çok kuralı değiştirebilir. Amazon, Apple, Google ve Microsoft’un bu davadan çıkacak karar sonucu politikalarında köklü değişikliklere gitmeleri bekleniyor.


20 Ekim 2020 Salı

Fiber ağ yüzde 50 artsa, büyümeye 44 milyar dolarlık katkısı olur

 VODAFONE İcra Kurulu Başkan Yardımcısı Hasan Süel, COVID-19 sürecinin ilk günlerinde uzaktan çalışma-uzaktan eğitim gündeme geldiğinde şöyle düşündü:


-Kamuoyu sektörümüzün ne kadar kritik ve büyük öneme sahip olduğunu gördü. İş dünyası evden çalışmaya geçti. Eğitim online’a dönüştü. Bütün bunlar bizim sektörün sağladığı mobil ve sabit altyapı ile oldu.


Bu süreçte kendi şirketinin verdiği sınavı gözden geçirdi:


-Altyapı yatırımlarımız şebekemizin bu yükü başarıyla kaldırmasına yardım etti. Aksaklık yaşamadık.


Sektörün yaşadığı yoğunluğa baktı:


- Sabit trafik yüzde 60 arttı. Mobildeki trafik artışı başlangıçta yüzde 20 oldu. Sonra artış yüzde 10’a oturdu.


Yaşanan sürecin geniş bant altyapı yatırımlarının önemini ortaya koyduğunu irdeledi:


- “Geniş bant”ın ekonominin ayakta durması için ne kadar büyük önem taşıdığı anlaşıldı. Bu da bize şu mesajı verdi: Yatırımları ara vermeden devam ettirmemiz lazım.


Kendine şu soruyu sordu:


- Virüs ortadan kalksa bile bir daha “eski normal”e dönecek miyiz?


Şu düşünceyi benimsedi:


- “Hibrit” denen farklı bir çalışma modeline geçilecek.


Hasan Süel ile geçen gün görüntülü platform üzerinden görüştük. Evden çalışma temposunu sürdürdüğünü belirtti:


- Personelimizin yüzde 80’i evden çalışıyor.


Ardından dijital altyapının önemine işaret etti:


- Yıllardır, “Fiber meselesi memleket meselesi” diyoruz. Şimdi fiberi de kapsayarak “dijital altyapı meselesi” diyoruz.


Bu konuda bir seferberlik gerektiğini kaydetti:


-Kamu politikasında bunun öncelikli olması lazım. Yatırımlarımızla ilgili engeller, yavaşlatıcı unsurlar ortadan kalkmalı, fiber altyapı çalışmaları teşvik edilmeli. İşbirliği, eşgüdüm, ortak altyapı insiyatifleri artmalı. Bu iş “dijital altyapı seferberliği” şemsiyesi altında toplanmalı.


Türkiye’de fiber altyapının mevcut durumunu sordum, anlattı:


-Hane sayısına ve bu hanelere giden fibere baktığımızda Türkiye, AB ve OECD’nin çok gerisinde. Fiberi ülkemizin tüm kılcal damarlarına ulaştırmamız lazım.


Fiberde eşgüdümlü, ortak altyapı çalışmalarının önemine vurgu yaptı:


-Evinizin önünü 3 kişinin ayrı kazıp, fiber getirip, “hangimizden istiyorsun?” demesi artık en optimum yol değil. Fiberi olan ücreti karşılığında paylaşacak. Altyapıda eşgüdüm olsun, ürün, hizmet ve pazarlamada rekabet edelim.


Fiber altyapı açığının kapanması için gereken yatırımı merak ettim, yanıtladı:


- Fiber hane kapsaması en kısa sürede 20 milyon hanenin üzerine çıkmalı. İlave 14-15 milyon hanenin kapsanması için 4.5-5 milyar dolarlık yatırım gerekiyor.


Bu noktada şu analizi paylaştı:


-Fiber uzunluğundaki yüzde 10’luk artış GSYİH’de yüzde 1*lik büyümeyi te-tikliyor. Ülkedeki fiber uzunluğundaki artış oranı yüzde 50 olsa bile, bu yatırımın GSYİH’nin büyümesine 2023’te 44 milyar dolarlık katkı yapacağı hesaplanıyor.


Sektörün fiber altyapıya dönük yatırım iştahı oldukça açık görünüyor.


Açığı kapatmak için ortak yatırım formülünü bir an önce devreye almak gerekmez mi?


2.5 yıldır izin almışlığımız yok


VODAFONE İcra Kurulu Başkan Yardımcısı Hasan Süel’e fiber altyapı konusundaki yatırımların önünde engel olup olmadığını sordum, yanıta şöyle girdi:


- Mobil pazarda dengeli pazar payları ve iyi bir rekabet var. Fakat sabit pazarda denge yok. Yerleşik operatör pazarın çok önemli bir alanına sahip ve fiber yatırımını da domine ediyor.


Ardından ekledi:


- Alternatif operatörler olarak yeni fiber yatırımı konusunda hevesimiz ve bütçemiz var. Ancak, izin almakta zorlanıyoruz.


2-2.5 yıldır aldıkları izin olmadığını bildirdi:


- Operatörlerin izin alma konusunda yaşadıkları zorluklar, fiberin yayılmasının önünde bir engel olarak görülüyor.


Ortak altyapı çağrısını yineledi:


- Bütün yatırımları bir havuza koyalım, oradan yaygınlığı artıralım. Herkese izin verilsin, hatta gerekiyorsa tek bir vücut oluşturulsun, biz de onun parçası olalım.


Ortak altyapı projesinin uzun zamandır kamunun gündeminde olduğunu kaydetti:


- Bu konuda insiyatif geliştirilmesine dönük olumlu beklenti içindeyiz.


Yerlinin başımızın üstünde yeri var ama yeterli değil


VODAFONE İcra Kurulu Başkan Yardımcısı Hasan Süel’e sektörün altyapı yatırımlarındaki yerlilik durumunu sordum, söze şöyle girdi:


- Mümkün olsa da hepsini yerli yapabilsek. Eğer yatırım ekipmanlarını yerli tedarikçilerden karşılayabiliyorsam, hatta belirli oranda prim vererek başımın üstünde.


4.5G yatırımlarını anımsattı:


-3 operatörün 4.5G esnasında ihtiyacını karşılayacak yerli teknoloji arzı var mıydı? Henüz yeterli sayıda olmadığını görüyoruz.


Bu işin yolunun ekosistemi geliştirmekten geçtiğinin altını çizdi:


- Biz 250 ULAK yerli baz istasyonunu hayata geçirdik. Gönül ister ki 2 bin 500 olsun, 5 bin olsun. Bunun daha ilerlemesi için bazı teknolojik engeller var. Aşılması için mühendislerimiz birlikte çalışıyor.


"Yerli”den “Türkiye’de üretim”! anlamak gerektiğine vurgu yaptı:


- Yabancı tedarikçi Türkiye’de fabrika kursa ve Türk mühendisleri işe alsa o da yerli anlamına gelir.


5G için bir yol haritası çizilmeli


VODAFONE İcra Kurulu Başkan Yardımcısı Hasan Süel, 5G için fiber altyapının önemini ortaya koydu:


- 5G, havadaki yeni bir frekanstan daha yüksek kapasitede ve kalitede hizmet verilmesi demek. Bu hizmet baz istasyonundan veriliyor. Baz istasyonlarına en yüksek kapasiteyi sağlayacak olan araç da fiber.


5G için bir yol haritasının çizilmesi gerektiğini belirtti:


- Sabit altyapının güçlendirilmesini ve fiber yayılımını sağlamamız gerekiyor. Önümüzdeki engellerin kaldırılıp “Buraya fiber getir” diye peşimizden koşulması lazım.


5G’nin büyük ekonomik kapsama sahip bir güç olduğunu vurgulayıp, sorularını sıraladı:


-İhale politikası nasıl olacak? Hangi frekans dağıtılacak? Lisans ücreti ile operatörlerin yapması gereken yatırım konusunda nasıl bir denge kurulacak?


Avrupa ülkelerine dikkat çekti:


-Avrupa ülkeleri öyle yüklü lisans ücretleri verdi ki, operatörlerin yatırıma bütçesi kalmadı. Bazı ülkeler de lisans ücretini düşük tutup, "Şu kadar yatırım yapacaksın” dedi. Yatırımla lisans ücreti arasında denge olmalı.


Alıntı:

https://www.dunya.com/kose-yazisi/fiber-ag-yuzde-50-artsa-buyumeye-44-milyar-dolarlik-katkisi-olur/485889


9 Ekim 2020 Cuma

Artan İşsizlik, Gergin/Öfkeli Paylaşımlar ve Çıkış Yolları

Son zamanlarda eminim sizlerin de dikkatini çekmiştir; LinkedIn ustunde "acil iş arıyorum, annem/babam/eşim/çocuğum hasta, evin kirasını/kredisini ödeyemiyorum, ev sahibi evden atacak, banka el koyacak, eşim evi terketti, nişanlımdan ayrıldım, bu yaşta babamdan harçlık almaya utanıyorum, ne olur yardım edin, ..." şeklinde ifadelerle iş arayan insanların sayısında ve "falanca şirkete iş görüşmesine gittim, bana şöyle kötü davrandılar, yazıklar olsun, utanmaz adamlar, ..." şeklinde, bazen olan biteni afişe ederek öfkesini yatıştırmaya çalışan, bazen de kötü niyetlerle şirkete iftira eden mesajlarda inanılmaz bir artış oldu.

Hatta geçenlerde gazeteci Cüneyt Özdemir sadece bu konuya özel bir Yotube videosu yayınladı. İşsiz insanların kendisiyle paylaştıklarını okudu, insanların neler hissettiğini onların dilinden yansıtmaya çalıştı. Ülkemdeki her insan gibi, seveni kadar sevmeyeni de vardır eminim, ama ben bu konuya yaklaşımını çok olumlu buldum ve bu insanlara empati kurma çabasını takdir ettim.
Bu maalesef ülkemiz ve insanımız adına çok üzücü bir durum, çünkü insanlar çaresizlikten en özel, en mahrem hallerini internet üstünden milyonlarla paylaşmaya ve açıkça yardım istemeye başladılar. Tabi bir de olayın işverenlere bakan kısmı var, ona şimdilik hiç girmeyeceğim.

Bu tip mesajlara verilen cevapları, yapılan yorumları okuduğunuzda daha da çok üzülüyorsunuz, zira pek çok insan ya sadece "vah vah" ediyor, bazıları yardım eden olur belki diye yorumlara bir + isareti koyup listesindekilere duyurup geçiyor, kimisi "üzülme, aslansın, gençsin, mutlaka iş bulacaksın!" deyip iyi niyetli, ama arkası boş sözlerle moral vermeye çalışıyor, ama bir de başka bir grup var ki o kısmı tanımlamakta zorluk çekiyorum. Çünkü ya bu paylaşımı yapanı ya da paylaşımın hedef aldığı şirketi yerin dibine sokuyor, aşağılıyor, hakaret ediyor, küfrediyor, içinde biriktirdiği bütün kini nefreti kusuyor, kendini tatmin ediyor. Ne yaşananı sorguluyor, ne çözüm adına bir şey öneriyor, kendini ne iş arayanın, ne de iş verenin yerine koyuyor, sadece ve sadece konuşuyor, hakaret ediyor. Bu kadar yorumun içinde olaylara gerçekçi bakan, akl-ı selim tavsiyelerle asıl soruna ya da çözüm yoluna işaret eden yorumlar da yok değil, ama sayısı o kadar az ki, bunları bulabilmek için yorumların hepsini okumak gerekiyor. İnsanın bazen "yahu kardeşim, her ağzı olan konuşmak zorunda değil, bari gereksiz kalabalık etmeyin de şu akl-ı selim yorumlara daha kolay erişsin insanlar" diyesi geliyor.

Ben sosyal bilimci değilim, o yüzden bu işin sosyolojik ve psikolojik degerlendirmesini işin uzmanlarına havale ediyorum ama ülkesini ve milletini seven biri olarak bütün bu olanlara çok canım sıkılıyor. Öte yandan, ona buna kızarak, küfrederek, ya da bilmiş bilmiş konuşup ahkam keserek içimi soğutamayacağımın da farkındayım. O yüzden, bu konuda ben ne yapabilirim diye düşündüğümde aklıma şunlar geldi:
20 kusur senelik iş hayatımda pek çok yerel ve global kriz gördüm, tecrubeler kazandım, insanlara bu süreci en hasarsız nasıl atlatabilirler bunlarla alakalı bazı çıkış yolları gösterebilirim
Yanlış, dengesiz ya da cok duygusal yorumlanan, torpil ve referans konularına daha dengeli bir bakış açısı sunup insanların bu konuda şikayet ettiği noktaların düzeltilmesine, referans ile torpilin farklarını anlamalarına yardımcı olabilirim.

Dünyayı sadece Türkiye'den ibaret sanan pek çok yurdum insanına yurtdışında da iş fırsatları olduğunu hatırlatabilir, hatta belki bir kısmına bu işin yollarını göstererek rehberlik edebilirim.

Hem yurt içinde hem yurtdışında iş aramış, bulmuş, defalarca da eleman işe almış, iki tarafı da bilen biri olarak; nasıl iş aranacağını bilmeyen, CV'de nelere önem vermesi gerektiğini bilmeyen, kendine tarafsız ve eleştirel gözle bakamayan, çok güzel geçtiğini düşündüğü iş görüşmesinde aslında ne kadar kritik hatalar yaptığını anlayamayan gençlere, ve işinde tecrübeli olsa da beklenmedik bir şekilde işsiz kalmış, uzun süredir iş ihtiyacı olmadığı için "iş arama tecrübesi olmayan" kişilere rehberlik edebilirim.
Bu konularda benden çok daha fazla tecrübesi olan, yapabileceği, paylaşabileceği şeyler olduğu halde üşenen ya da cesaret edemeyen insanlara, ilham ve cesaret kaynağı olup onların da bu işe katkıda bulunmasına vesile olabilirim.

Acı ama Gerçek!

Bazı Çıkış Yolları ve İp Uçları

İş arama sitelerinde işinizle alakalı anahtar kelimelerle arama yapıldığında üst sıralarda gelmeli
Bu aşamada HR uzmanları CV'nize ortalama 6-10 sn arası bakarlar, bu kısmı geçip incelenecek CV'ler arasına girebilecek görsellik ve içeriğe sahip olmalı. Departman'a aday olarak gonderilebilecek bir CV izlenimi vermeli.

İlgili departmanda işi bilen insanların ilgisini çekecek bilgiler ve anahtar ifadeler olmalı. Burada yaygın ifadesi ile "Doer" değil "Achiever" CV si olmalı. Yani sadece kendine verilen işleri yapan, iş tanımını yerine getiren biri değil, bir şeyleri başaran, beklentileri aşan, kendini zorlayan biri olduğunuzu ima etmeli. Rakamlarla iddalarınızı ispatlamalı, sizinle tanışmaya ve size soru sormaya insanları heveslendirmeli.Bu listeyi daha da uzatmak mümkün ama uzadıkça faydası azaldığı için şimdilik 2-3 konuda kısa ama faydalı olabilecek bir şeyler yazıp bırakayım. İnşallah, her bir konu için ayrı ve detaylı birer yazı yazmayı ya da kısa videolar çekmeyi planlıyorum. Bu noktada, özellikle öncelik vermemi istediğiniz ya da beklediğiniz detaylar olursa lütfen yorumlarda belirtin ki ben de bunlarla başlayayım.
Türkiye’de kabul etsek de etmesek de bir kriz var, işsizlik rekor seviyelerde. Yukarıda da belirttiğim gibi Türkiye’de 13, Amerika'da da yaklaşık 10 senelik iş tecrübem esnasında yerel ya da global bir çok krize şahit oldum. Bunlara dayanarak söyleyeceğim su sözlere sanıyorum hiç kimsenin itirazı olmaz:
Kriz dönemlerinde yeni mezunlar ya da az tecrübeli çalışanlar, normal zamanlara göre çok ama çok daha zor iş bulurlar, çünkü piyasada en az 15-20 senelik tecrübesi olan, işi zaten tüm incelikleriyle bilen, "kötü olduğu için değil, çalıştıkları şirketin kötü yönetimi ve krize hazırlıksız yakalanması yüzünden işini kaybetmiş" yüzlerce kaliteli insan çok düşük maaşlarla iş ararlar.

Öte taraftan, hayatta kalmaya çalışan bir işveren gözü ile baktığınızda siz olsanız kimi işe alırsınız? O kadar yoğunluğun arasında iş öğreteceği yeni mezun tecrübesiz birini mi, hemen faydalanabileceği tecrübeli birini mi? O yüzden her iş arayan kişi, ona buna kızmak yerine, (velev ki kızmakta haklı bile olsa), akl-ı selim insanların tavsiyelerine uyarak, kendini geliştirmeye, karşı tarafı ikna edebilecek somut bir başarı hikayesi oluşturmaya çalışmalıdır. Bu noktada en etkili yöntemlerden biri ise rakamlarla konuşmaktır. Mesela manuel 10 saat suren şu işi 30 dk. ya indiren bir şey geliştirdim, verimi %25 artıran bir model ya da sistem tasarladım, müşteri sayısını ya da toplam satış tutarını şu kadar artırdım gibi.. Unutmamak gerekir ki, insanların ilgisini çeken, etkileyen ve akılda kalan şeyler, tutkuyla ve gururla anlatılan gerçek başarı hikayeleridir.

İş arama süreci uzayanların, süreci en az zararla ve kafa sağlığı ile atlatması içinse birkaç tavsiyem olacak:
1. Bilgi ve becerinizi ispat etmenize yarayacak birkaç şeyi, "gerekirse ücret almadan" yapmaya çalışın. Bunu bir nevi yatırım ve eğitim zamanı gibi düşünün. Herkesin bir portfolio'ya ihtiyacı vardır, bu tip durumlarda bos oturup TV izlemektense, portfolio oluşturmaya çalışarak zaman geçirebilirsiniz. Emin olun, şimdi hemen olmasa bile ileride bunun çok faydasını göreceksiniz. Sorulduğunda elinizde gösterecek bir şey olmadığı için kaçan fırsatların arkasından ağlamak istemiyorsanız, fırsatlar gelmeden önce hazırlanmaya bakın. Çok basit de olsa yapılmış bir şey, yapabilirim lafından bin kat daha etkilidir.

2. İş arama sürecinde, herhangi bir freelancer sitesinden, yapabileceğiniz küçük işler çıkarabilirsiniz. Hem hobi tadında uğraşırsınız hem iş yaparken bir şeyler öğrenirsiniz, hem de çok az da olsa bir gelirin olması, hiçbir şey kazanamamaktan iyidir. Mesela benim şirketin logosunu Endonezya'dan bir grafiker, bir ürünümün tanıtım videosunu Filipinler'den birisi, ayni ürünün logosunu da hiç tanımadığım bir Türk bayan yaptı. Hepsini bu tip platformlar aracılığıyla buldum. Türk olduğu için değil, en güzelini o yaptığı için onu seçtim.

3. Virtual Assistant (VA) denen bir kavram var, gelişmiş ülkeler rutin islerini daha ucuza yaptırmak için diğer ülkelerdeki ucuz is gücünü bu şekilde kullanıyorlar. Maalesef Dolar-TL paritesinden dolayı artık Türkiye de bu kategoriye girdi. 9 sene önce 1.2 idi şimdi neredeyse 6. Öte yandan, bunu bir avantaja çevirmek de mümkün. Bu şekilde ilerde işinize yarayabilecek konularda yurtdışına VA olarak iş yapabilirsiniz. Hem onlardan iş öğrenirsiniz hem de para kazanırsınız. Örneğin VA kullanan bir sürü Amazon satıcısı, Social Media Marketing için VA kullanan bir sürü işyeri var bildiğim. Küçük bir aramayla bunlara ulaşabilir, alternatif kazanç yolları arayabilirsiniz. Bu sitelerde Uzakdoğu ülkelerinden binlerce insan para kazanıyorlar, koca koca firmalar buralardan iş buluyorlar. Tek sorun İngilizce diyebilirsiniz ama bu kulaklar ne İngilizceler duydu, o yüzden hiç çekinecek bir şey yok. Burada herkes buna alışkın, akıcı İngilizce değil, kaliteli is bekliyorlar. Çat pat derdinizi anlatabileceğiniz, yazabileceğiniz kadar İngilizce yeterli. Zamanla o da gelişir zaten, bir de bu kazancınız olur.

4. CV'nizi işveren nazarıyla inceleyin, internetten mülakat teknikleriyle alakalı makaleler okuyun, kontra sorulara nasıl rahat ve samimi cevap verebileceğinizle alakalı kafa yorun. Bu konu ile alakalı ayrı bir yazı ya da video serisi çekmeyi düşünüyorum ama şimdilik şu kadarını söyleyip bırakayım:
CV şu üç aşamadan başarı ile çıkamıyorsa iyi bir CV değildir:

5. Mülakatlarda çok karşılaştığınız ama bilmediğiniz konular varsa öğrenmeye ve bunlarda tecrübe kazanmaya özel önem verin. Mülakatlar başarısız olduğunda yaptığınız hataları açık yüreklilikle düşünün, hatta bir yere yazın ve bunları düzeltmeye çalışın. Kendini geliştirmek ayıp değil, aksine takdir edilecek bir davranıştır.

Her konuya azar azar dokunayım derken istemeden çok uzadı, o yuzden artık burada keseyim. Bir sonraki yazıda bizim ülkede çok karıştırılan, karıştırıldığı için de birbiri yerinde çok kullanılan, torpil ve referans konularını işlemeyi düşünüyorum. Sonra her bir konuya ayrı yazılarla devam ederiz.

İlker Çevik


Alıntı:

https://www.linkedin.com/pulse/artan-i%C5%9Fsizlik-gergin%C3%B6fkeli-payla%C5%9F%C4%B1mlar-ve-%C3%A7%C4%B1k%C4%B1%C5%9F-yollar%C4%B1-ilker-cevik/


6 Ekim 2020 Salı

Logitech farenizin veya klavyenizin kablosuz alıcısını mı kaybettiniz?

Kablosuz fareler ve klavyeler günlük hayatta işimizi çok kolaylaştırsalar da (bluetooth gibi teknolojilerle çalışanlar hariç) bunların küçük alıcıları bir anda ortadan kaybolabiliyor. Fakat Logitech'in teknolojisi sayesinde alıcıyı kaybetmek kabus değil.


Yazımızın geri kanalında farenizin bu özelliği kullanmaya müsait olup olmadığını nasıl anlayacağınızı ve uygunsa nasıl çalıştıracağınızı anlatıyor olacağım.






Farenizde unifying özelliği olup olmadığını öğrenmek için yukarıdaki turuncu yıldız şeklinde logoyu farenizin üzerinde aramalısınız. Bu logo genellikle farenin alt kısmında bulunur. Eğer logoyu bulduysanız yazıyı okumaya devam edebilirsiniz. Şayet olmadığından emin olursanız alıcınızı aramaya devam etmenizi tavsiye ediyorum :)




Şimdi yapmanız gereken yeni bir unifying alıcısı edinmek. İşin üzücü kısmı bu alıcının fiyatı hayli yüksek. Nerdeyse orta seviye mouse fiyatına denk gelen bu alıcıyı edinmek yerine farenizi bile yenileyebilirsiniz. Yurt dışından biraz daha uygun fiyata sahip olmak bile işinize gelmiyorsa işin bir de sevindirici tarafı var. Elinizde herhangi bir şekilde bu alıcıdan varsa, alıcıya 5 cihaza kadar bağlama şansınız var. Bu sayede bozulan eski farenizin veya kullandığınız klavyenin alıcısını değerlendirebilirsiniz.

Sırada şuradaki link üzerinden unifying yazılımını indirmek var. Web sitesinden işletim sisteminizi seçtikten sonra setup dosyasını kurun.
http://support.logitech.com/tr_tr/software/unifying

Uygulamanızı açtıktan alıcıyı bilgisayara takmadan önce tüm logitech marka kablosuz ürünlerinizi kapatın. Hatta eşleşmenin rahat yapılabilmesi için kablosuz özellikte diğer çevre birimlerinizi da kapatabilirsiniz. Alıcıyı taktıktan sonra "Next"e tıklayın ve farenizi&klavyenizi açmanızı isteyeceği ekrana kadar gelin. Ardından farenizi açın.

Son olarak işlemin başarılı olduğunu onaylamanız istenecek. Onay kutucuğuna tıklayarak bu yöntemle tek alıcıya 5 cihaz bağlayabilirsiniz.







Kaynak:




2 Ekim 2020 Cuma

Sosyal medya düzenlemesi için 1 ay süre verildi

 Türkiye'den günlük erişimi 1 milyondan fazla olan yurt dışı kaynaklı sosyal ağ sağlayıcılarına, "sosyal medya yasası"na ilişkin yükümlülüklerini yerine getirmeleri için 1 ay süre verildi

Kamuoyunda "sosyal medya yasası" olarak bilinen ve bugün yürürlüğe giren "İnternet Ortamında Yapılan Yayınların Düzenlenmesi ve Bu Yayınlar Yoluyla İşlenen Suçlarla Mücadele Edilmesi Hakkında Kanunda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun"a ilişkin sosyal ağ sağlayıcılarına yönelik bilgilendirme toplantısı yapıldı.


Ulaştırma ve Altyapı Bakan Yardımcısı Ömer Fatih Sayan başkanlığında, Bilgi Teknolojileri ve İletişim Kurumu'nda (BTK) videokonferans yöntemiyle yapılan toplantıya, Facebook, YouTube, Instagram, Twitter, Linkedln, TikTok, Dailymotion, Periscope, Pinterest ve VK temsilcileri katıldı. Toplantıda, BTK Başkanı Ömer Abdullah Karagözoğlu, sivil toplum kuruluşları temsilcileri ve akademisyenler de yer aldı.


Kanunun içeriği, işleyişinin nasıl olacağı, usul ve esaslarla ilgili bilgilendirmenin yapıldığı toplantıda, sosyal medya temsilcilerine yasaya ilişkin yükümlülüklerin yerine getirilmesi için 1 ay süre verildi.


Söz konusu süre, düzenlemeye ilişkin usul ve esaslarla ilgili görüş alışverişinde bulunulan toplantıda, yükümlülüklerini yerine getirmeyen sosyal ağ sağlayıcılarına idari para cezası uygulanacağı uyarısı yapıldı.


Ağustos ayında ilk bilgilendirmenin yapıldığı sosyal ağ sağlayıcısı temsilcileri, kanun çerçevesinde yayınlanacak usul ve esaslara ilişkin görüşlerini ifade etti.


Bakan Yardımcısı Sayan, görüşmeye ilişkin videoyu twitter hesabından paylaştı.