31 Ağustos 2018 Cuma

Türkiye robotta çağ atlıyor

Robot pazarı dünyada 2023 yılında 70.26 milyar dolarlık bir hacme ulaşacak
Dünyada artan iş gücü maliyeti ve gelişmekte olan ülkeler arasındaki zorlayıcı rekabet bir çok şirketi verimliliğini arttırmak için “endüstriyel robot” kullanımına yönlendirirken, Türkiye robot üretiminde çağ atlıyor. Küresel endüstriyel robot pazarının yıllık yüzde 8.1’lik bir büyüme hızıyla 2023 yılında 70.26 milyar dolarlık bir hacme ulaşacağı öngörülüyor. Türkiye’de endüstriyel robotlar sanayinin her alanında ve üretimin her aşamasında kullanılır hale geldi. Otomotiv sektöründe montaj, boya, kaynak, kalite kontrol aşamalarında, elektronik sanayiinde montaj, kalite kontrol boya, nakliye, paketleme, gıda sanayiinde üretim, paketleme, nakliye, etiketleme gibi çok çeşitli işlerde endüstriyel robotlar kullanılmakta. Türkiye’de robot satışları 2016 yılında 1840 adetle zirveye ulaştı.

İŞ BİRLİKÇİ ROBOTLAR

Yıllık ortalama büyüme 2011-2016 yılları arasında yüzde 16 olarak gerçekleşti. Türkiye küresel sıralamada ise 17’nci. Dolar bazında robot azalan ithalat ve artan ihracat rakamları ise gelişimi gözler önüne serdi. Buna göre, 2013 yılında 7 milyon 058 bin 777 dolar ihracat, 129 milyon 791 bin 897 ithalat gerçekleşti. Bu rakamlar 2017 yılı sonu itibariyle 12 milyon 914 bin 544 dolar ihracat, 88 milyon 747 bin 482 odalar ithalat olarak istatistiklere yansıdı. Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı, “iş birlikçi robotlar ve yapay zekanın önümüzdeki yıllarda robotik alana yön vereceği” ve “insanlar ile robotların aralarında çitler olmadan yakın ve güvenlik şekilde çalışacağı” tespitini yaptı.

Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı Uzmanı Dinçer Gonca “Endüstriyel robotlar” ekseninde Türkiye’nin robot teknolojisini gözler önüne seren çarpıcı bir çalışma yaptı.

SATIŞ YÜZDE 31 ARTTI

Verilere bakıldığında, küresel endüstriyel robot pazarının yıllık yüzde 8.1’lik bir büyüme hızıyla 2023 yılına kadar değer bazında iki katına çıkarak 70.26 milyar dolarlık bir hacme ulaşacağı öngörülüyor.

2018 Dünya Robot Raporunun ilk bulgularında, 2017 yılında endüstride kullanılan robot satışları 387 bin üniteyle yeni rekora ulaştı. Bu, bir önceki yıla göre yüzde 31’lik bir artış (2016 yılındaki satış miktarı 294 bin 300 ünite) anlamına geliyor.

Çin, endüstriyel robotlara olan talepteki en büyük artışı yüzde 58 oranında artırdı. Bir önceki yıla göre ABD’de satışlar yüzde 6, Almanya’da ise yüzde 8 oranında arttı. Dünya genelinde 2010 yılında 121 bin ünite endüstriyel robot fabrikalarda iş başında iken bu sayı 2012 yılında 159 bin üniteye, 2013 yılında 178 bin üniteye, 2014 yılında 221 bin üniteye, 2015 yılında 254 bin üniteye, 2016 yılında 294 bin üniteye ve 2017 yılında rekor bir artışla 387 bin üniteye ulaştı. Bu artış oranı bir önceki yıla göre rekor kırarak yüzde 31 olarak gerçekleşti.

OTOMOTİV SEKTÖRÜ LİDER

Endüstrinin etkisiyle otomotiv sektörü, endüstriyel robotlara yönelik küresel talebe liderlik ediyor. 2017 yılında bu sektörde yaklaşık 125 bin 500 ünite robot satıldı. Bunun anlamı yüzde 21’lik bir büyüme demek. 2017 yılında en çok büyüyen sektörler metal sanayii (yüzde 55), elektrik- elektronik sektörü (yüzde 33) ve gıda sektörü (yüzde 19) oldu. Satış hacmi açısından Asya’nın en güçlü bireysel pazarları da var. Bu doğrultuda Çin, 2017 yılında yaklaşık 138 bin ünite endüstriyel robotu iş başında göreve başlattı. Bunu Japonya, yaklaşık 46 bin adet ve 40 bin adet ile Güney Kore izledi. Amerika’da, ABD, yaklaşık 33 bin endüstriyel robotun satıldığı en büyük tek pazardır.

Avrupa’da, yaklaşık 22 bin robotun satıldığı ülke Almanya oldu. Endüstriyel robot satışlarının bütün bölgelerde 2017 yılında oldukça büyük bir oranda artış gösterdiği dikkati çekiyor. Robot satışlarının en çok artış gösterdiği bölgenin Asya/Avustralya bölgesi olduğunu gösteriyor. 2017 yılında artış oranı ikinci sırada bulunan bölge ise yüzde 20’lik oranla Amerika olarak gözüküyor. Amerika’da 2017 yılında 50 bin ünite robot satıldı. Bu bölgeyi yüzde 20’lik bir artış oranı ile Avrupa bölgesi izliyor. Avrupa’daki satış ise 2017 yılında ise 67 bin üniteye ulaştı. Böylece dünya genelinde robot satışları yüzde 16 artışla 294 bin 312 adet düzeyinde gerçekleşerek, yükselişini sürdürdü. Toplam satış hacminin yüzde 74’ü; Çin, Kore, Japonya, ABD ve Almanya’ya ait.

TÜRKİYE UMUT VERİYOR

Endistriyel üretim dışındaki en büyük robot pazarı olan savunma ve tarımdan sonra en çok gelecek vaat eden pazarlar “sağlık-bakım sektörleri öngörülüyor. Hizmet robotlarının da önümüzdeki dönemde giderek artan bir taleple karşılaşacağı düşünülüyor.

Otomotiv ve ticari araçlar açısından önemli bir üretim kapasitesine sahip olan Türkiye’de robot montajları konusunda umut verici gelişmeler gözlemleniyor. 2016 yılında 1.6 milyon araç üretildi. İmalat sanayiinde 10 bin kişi başına 23 robot kurulumu yapıldı. Çin’de 10 bin işçi başına 36 endüstri robotu kullanılmakta iken küresel ortalama ise 74 robot.

SATIŞ ZİRVEYE ÇIKTI

Türkiye’de robot satışları 2016 yılında 1840 adetle zirveye ulaştı. Yıllık ortalama büyüme 2011-2016 yılları arasında yüzde 16 olarak gerçekleşti. Türkiye küresel sıralamada ise 17. Türkiye’de toplum robot arzının dağılımı; malzeme taşımada yüzde 55, kaynak işlemlerinde yüzde 27, otomotiv sanayiinde yüzde 42, metal sanayiinde yüzde 16, plastik ve kimya sanayiinde ise yüzde 16. Operasyonel robot stokumuz ise 9 bin 800 ünite ile yüzde 23 artış gösterdi. Yıllık ortalama büyüme yüzde 27 olarak gerçekleşirken, stoklamada Türkiye küresel sıralamada 20’nci durumda.

Robot yoğunluğu ise imalat sanayiinde 10 bin kişi başına 23 robot, otomotiv sanayiinde 10 bin kişi başına 154 robot ve diğer sektörlerde 10 bin kişi başına 15 robot olarak şekilleniyor. Dolar bazında robot ithalat ve ihracat rakamları ise gelişimi gözler önüne serdi. Yıllar bazında ihracat artarken ithalatın düştüğü gözlendi. Buna göre, 2013 yılında 7 milyon 058 bin 777 dolar ihracat, 129 milyon 791 bin 897 ithalat gerçekleşti. Bu rakamlar 2017 yılı sonu itibarıyla 12 milyon 914 bin 544 dolar ihracat, 88 milyon 747 bin 482 Dolar ithalat olarak istatistiklere yansıdı.

YAPAY ZEKA YÖN VERECEK

Sanayi Bakanlığı’nın endüstriyel robotlar konusundaki olumlu ve olumsuz öngörüleri ise şöyle:

- Gerçek hayattaki fabrikayla sanal gerçekliği bağdaştıran Sanayi 4.0 küresel imalatta giderek daha önemli bir rol oynayacak.

- İşbirlikçi robotlar, IoT ve Makinelerin Öğrenmesi/Yapay Zekâ(AI) önümüzdeki yıllarda robotik alanına yön verecek.

- Yeni jenerasyon hafif robotlar, insan ve makinenin aralarında çitler olmadan birlikte yakın ve güvenlik bir şekilde çalışmasını sağlayacak.

- Robotlar, öğrenme süreçleri aracılığıyla yeni beceriler kazanacak veya bunlara adapte olacaklar.

- Zekâsı esas olarak bulutta bulunan akıllı robotlar, büyük verilerden ve kolektif öğrenmeden faydalanacak.

- Basite indirgenmiş -kullanıma hazır uygulamalar müşteriler arasında daha popüler hale geliyor.

- Küresel rekabet, üretim tesislerinin sürekli modernleştirilmesini gerektiriyor.

- Enerji verimliliği ve yeni malzemeler kullanmak üretimin sürekli yeniden düzenlenmesine sebep oluyor.

- Büyüyen tüketici pazarları, üretim kapasitelerinin genişletilmesini zorunlu kılıyor.

- Ürünlerin yaşam döngüsünde azalma ve ürün çeşitliliğindeki artış, esnek otomasyon gerektiriyor.

- Kalitenin sürekli olarak iyileştirilmesi için gelişmiş yüksek teknolojili robot sistemlerine ihtiyaç duyuluyor.

- Robotlar, insanların gerçekleştirmesi mümkün olmayan veya güvenli olmayan tehlikeli, sıkıcı ve kirli işleri üstlenerek iş kalitesini geliştiriyor.

- Otomotiv endüstrisinden gelen ve çevreye duyarlı sürüş sistemleri konusundaki güçlü yatırım talepleri devam ediyor.

- Elektrik/elektronik sanayii kaynaklı talep artışı devam ediyor.

- Metal ve makine sanayii, kauçuk ve plastik sanayii, yiyecek ve içecek sanayii kaynaklı talep artışı devam ediyor.

- Küçük ve orta ölçekli şirketler giderek daha fazla endistriyel robot kullanmaya başlayacaklar.

- Çin büyümenin baş aktörü olmaya devam edecek.

- Diğer büyüyen Asya pazarındaki robot montajlarının artışı devam ediyor. Örneğin: Hindistan, Tayvan ve diğer Güneydoğu Asya pazarları.

- Japonya’da ve Kore Cumhuriyetindeki artış devam ediyor.

- Kuzey Amerika’da devam eden önemli artış-genel sanayi diğer sektörlere yetişiyor.

- Orta ve Doğu Avrupa’da robot satışları hızlanıyor.

- Batı Avrupa’da robot satışları büyüyor.

(Ender Yılmaz/Milliyet)

30 Ağustos 2018 Perşembe

Bir startup dükkânı açmaya karar verdim

GEÇEN salı günü çok önemli bir karar verdim.

Yetmiş bir yaşımda, bir “startup dükkânı” açmaya karar verdim.

Şimdi bu nedir diyeceksiniz... Anlatayım...

Startup kelimesi Türkçeye “girişim şirketi” olarak çevrildi.

Genel olarak yirmili yaşlardaki gençlerin bir araya gelip kurdukları daha çok dijital eksenli başlangıç şirketleri.

Tarif böyle olunca “startup dükkânı” lafı da tabiatıyla bir oksimoron oluyor.

Startup ne kadar yeni, ne kadar teknolojikse, “dükkân” kelimesi de o kadar eski, klasik...

Ama ben iddialıyım...

Türkiye’nin ilk “startup dükkânı”nı kuracağım...

Ne yapıp, ne mi satacağım...

Durun anlatacağım.

DÖRDÜNCÜ SINIFTA ŞİRKET KURUP BATIRMIŞ BİR İNSAN

- BU fikri bana veren Ahmet Onur, 28 yaşında. Amerika’da okumuş. Üniversitenin dördüncü sınıfında ticarete atılmış. Türkiye’ye dönüşünde bir internet sitesi kurmuş ama batmış. Sonra aklına cin bir fikir gelmiş.

Küçük, işe yeni başlayan genç şirketler için ortak bir ofis alanı yaratmak.

Civan Orhan ve Arda Yiğithan arkadaşları ile birlikte sanayi çarşısında böyle bir yer yaratmışlar. Adını “Kolektif House” koymuşlar. Yani “Ortak
ev”...

LAS VEGAS OTELİNİN ALTINDAKİ BELLAGİO GİBİ

ŞÖYLE bir yer hayal edin... Binanın içinde bir cadde veya geniş bir şehir meydanı...

Hani Las Vegas’ta Bellagio ve Caesars Palace otellerinin altındaki, Como Gölü kenarındaki Bellagio kasabası taklit edilerek kurulmuş olan kapalı alandaki sokakları ve meydanlar var ya...

İşte öyle bir şey.

O sokakların kenarlarında yirmişer-otuzar metrekare küçük mekânlar. Hepsi ayrı birer oda.

Ama hepsi kendi başına küçük birer dükkân.

Satacak çok iyi bir fikri olan üç genç veya tek başına bir genç gelip tezgâhını burada kurabiliyor.

Hani Steve Jobs’lar
falan hep bir garajda başlıyorlar ya, onların başladığı yer de burası. “Kolektif House” onlara bu mekânı çok ucuza sağlıyor.

Altyapısını, mobilyasını veriyor.

Ayrıca çayını-kahvesini bedavaya veriyor.

Orada garajını kuran öteki gençlerle tanışıyorlar.

Dahası yatırımcılar oraya geliyor, fikirlerini ve ürünlerini onlara pazarlıyorlar.

DOLARIN 5 LİRAYI GEÇTİĞİ AKŞAM O 4’ÜNCÜ EVİ AÇTI

İLK Kolektif House 2015 yılında
kuruluyor. Öyle büyük bir talep oluyor ki kısa süre sonra Levent’te daha geniş bir
mekân daha açıyorlar.

Ve yıl 2018...

Türkiye dolar kriziyle boğuşurken, onlar geçen cuma günü Maslak’ta, 4 bin metrekare bir yer daha açıyorlar. Geçen hafta açılıştan iki gün önce orayı gezdim.

Bir startup dükkânı açmaya karar verdim

DUVARDAKİ FLAMİNGOLARI ÇİZEN SANATÇI DA STARTUP

- KAPIDA kurucu ortak Ahmet Onur’la buluştuk. Gencecik, sempatik mi sempatik bir girişimci.

Üzerinde bir gömlek ve bir pantolon...

Girişte genç sanatçı Sinem Yıldırım duvarlara harika flamingolar çiziyor. O da dükkânını buraya açan bir girişimci.

Girişin biraz ilerisinde amfi şeklinde bir salon var. Çin’in en büyük e-pazarlama şirketi Alibaba bir sunuma hazırlanıyor.

GENÇLERİ BEKLERKEN GARAJA BÜYÜKLER İNDİ

Bir startup dükkânı açmaya karar verdim

- 2015 yılında açılan şirket büyük bir hızla büyümüş.

Ama çok ilginç bir şey olmuş.

Onlar genç insanları garaja sokmaya çalışırken, koskoca dev şirketler de bazı bölümlerini burada garaja sokmaya karar vermişler.

Kolektif House’un bugün 800’e yakın şirket müşterisi var.

Mesela Vodafone teknoloji bölümünü buraya taşımayı planlıyormuş.

İş Bankası inovasyon bölümü için burada bir yer açacakmış.

Pepsi bir yer almış.

Yaptıkları bir ankete göre buraya gelen şirketlerin yüzde 55’i aralarında en az bir ortak iş yapıyormuş.

Yani burası sadece bir işe başlama yeri değil, aynı zamanda iş yaratma mekânı.

DUVARDAKİ BEATLES ŞİRKET MOTTOSU OLDU



Bir startup dükkânı açmaya karar verdim

AHMET Onur’la küçük bir sokağı andıran koridor boyunca yürüyoruz.

Duvarda yan yana asılmış dört tablo dikkatimi çekiyor..

Beatles grubunun 4 ayrı üyesinin deseni altına 4 kelime yazılmış.

Yan yana okununca grubun ünlü şarkısı ortaya çıkıyor.

“Come Together Right Now”.

Yani “Tam şimdi bir araya gelin” demek.

Ahmet “Şirketin mottosu bu” diyor.

EV TEMİZLİĞİNİN ‘UBER’ KURUCUSU İLE TANIŞIYORUM

O sokağı geçip sağdaki sokağa dalıyoruz.

Büyükçe bir dükkânın önüne geliyoruz.

İçeride 8 kişilik bir grup çalışıyor.

Masanın kenarında oturan genç bir adam kalkıp yanıma gelerek kendisini tanıtıyor.

“Ben Tayga Baltacıoğlu, ev temizliği Uber’inin kurucusuyum...”

Ev temizliği çalışanına ihtiyacı olanlara günlük görevli gönderiyorlarmış.

Sistem aynı Uber’miş... Yani bir uygulamayı indiriyorsunuz, görevli geliyor, ödeme otomatik gerçekleşiyor.

Bütün şirket burada “Kolektif House”daymış.

Karşımdaki sempatik insana bakıyorum.

“Şirketin Uber’se sen de Travis Kalanick’sin yani” diyorum...

Ama karşımdaki adam kesinlikle Uber’in kurucusundan çok daha sempatik.

Hemen orada çalışmaya başlıyorum. İlk işim bu olağanüstü konsepti kuran Ahmet Onur’la tilt oynamak oluyor.

Burada racon böyle...

DÜKKÂNIN ADINI DEĞİŞTİRMEYE İŞTE O AN KARAR VERİYORUM

İŞTE tam o Uber muhabbeti yaptığımız yerde, ben de buraya “startup dükkânımı” açmaya karar veriyorum.

Peki ben ne mi yapacağım bu dükkânda...

Gelip ortak bir masaya oturacağım.

Bilgisayarımı açacağım. İnternete bağlanacağım. Orada çalışanlarla arada bir kahve içeceğim, sohbet edeceğim.

Ve Türk medyasında artık dibe vuran arkaik köşe yazarlığı kurumunda bir startup ne gibi devrimler yapabilir ona bakacağım.

Kararımı Ahmet’e açıyorum. Ancak tam o sırada aklıma bir şey takılıyor.

“Eğer komşum ev temizliği Uber’inin Travis Kalanick’i olacaksa...”

“Şu startup dükkânı” hiç gitmedi buraya.

Kararımı değiştirdim, “tek kişilik garajımı” açacağım burada...

Bir startup dükkânı açmaya karar verdim

NEDEN GARAJLARA GİRİŞ TRENDİ BAŞLADI

- İstanbul’da mekân kiraları çok yüksek. Ofis yatırımı yüksek. Burada ucuz ve hazır buluyorsunuz.

- Kahveniz var, yemeğiniz oradan. Yeni ve yaratıcı fikirlerle her gün ilişkidesiniz... Tek kişilere veya gruplara kendisi gibi insanlarla sosyalleşme imkânı sağlıyor.

- Büyük şirketler artık müesses nizam dükkânlarına dönüştü.

Ağır kuralları, hiç esnemeyen hiyerarşik yapıları ve özellikle de 1980’lerin zihniyetinden kurtulamayan ofis mobilyaları ile ne yazık ki yaratıcılığı ve bireysel motivasyonu aşağı çekiyor.

- İşte o nedenle birçok klasik şirket de yaratıcı bölümlerini bu yeni ofis atmosferlerine yolluyor.

YENİ GARAJ KURALLARI: KÖPEĞİNİ GETİREBİLİRSİN

ÖYLE yazılı kurallar yok. Ama şunlara dikkat ederseniz iyi olur.

- Burada “patron” lafı pek makbul değil.

Onun yerine “kurucu ortak” deyimini tercih edin.

- Takım elbise yasak değil.

Ama pek iyi gözle bakılmıyor.

- Burada dünya devleri değil, genç startup markası Petra’nın kahvesi revaçta.

- Unutmayın spor ayakkabı startup ruhunun en makbul kramponudur...

- Burada köpeğinizi işyerine getirmeniz serbest.

Ama pisliğine dikkat edeceksiniz.

-Burada dükkânlar  24 saat açık...


Ertuğrul ÖZKÖK - Hürriyet


26 Ağustos 2018 Pazar

Türkiye İş Bankası Genel Müdürü Bali: Dijitalleşme…

İş Bankası’nın dijitalleşmeyle ilgili çalışmalarına da değinen Bali, “aracısızlaşma” olarak tanımladığı dijitalleşme sürecinde şu anda baş döndürücü hızda bir teknoloji devrimi yaşandığına işaret etti. Neredeyse bir insan ömründen daha kısa bir sürede yaşanan ve daha da ivmelenen bu dönüşümde, Türkiye İş Bankası’nın öncü kurum olma rolünü sürdürdüğünü belirten Bali, “Tarihsel geçmişine bakıldığında İş Bankası; ilk Bankamatik, ilk internet şubesi, ilk web tabanlı mobil bankacılık uygulaması gibi teknolojide pek çok ilki hayata geçiren bir kurum… Nasıl ki kuruluşundan bu yana bankacılık faaliyetlerinin ötesinde hep daha fazlasını yaptıysa, müşterilerinin teknolojinin getirdiği kolaylık ve hızdan faydalanması, tüm iş yapış süreçlerinin buna adapte edilmesi, sağlam ve güçlü bir şekilde varlık göstererek öncü konumunun pekiştirilmesi için bu dönüşümü gerçekleştiriyor” diye konuştu.

Yöneticilerin tek sorumluğunun cari gündemleri, bilançoları doğru yönetmekle sınırlı olmadığının altını çizen Adnan Bali, “Küresel ekonomideki paradigmaları değiştirecek şekilde dünyanın hızla dijitalleştiği ve teknolojik yeniliklerin şekillendirdiği günümüzde, hiçbir kurumun trendlerin gerisinde kalmak gibi bir lüksü olamaz” dedi.

Artık ‘normal iyi’ insanlara yetmiyor, kararları değiştirmiyor

Teknolojik dönüşümün, çok daha taraflı ve sadece kurumun kendi kontrolünde olmayan bir şekilde ilerlediğine dikkat çeken Bali, “Müşterilerimiz, iş ortaklarımız, çalışanlarımız ve iş modellerimize taraf olan her unsur dönüşüm sürecini tetikliyor. Son dönemde yaygınlaşan mobil teknolojiler, büyük veri, yapay zekâ çözümleri bankacılık sektörünü de etkiliyor. Bankacılık faaliyetlerinin dijitalleşmesi; etkin müşteri ilişkileri, kişiselleşen ürün ve hizmetler, yüksek verimli operasyonlar, bankacılık faaliyetlerinin yaygınlaştırılması gibi pek çok alanda fırsatlar sunuyor. Artık ‘normal iyi’ insanlara yetmiyor, tüketici kararlarını değiştirmiyor. Müşteri, artık kendisine özel davranılmasını istiyor” şeklinde konuştu.

İş Bankası Genel Müdürü Adnan Bali, dijital çağda yeni fırsatlar, yeni işbirlikleri yaratmanın, girişimcilik dünyasını desteklemenin bu konudaki vizyonlarının bir parçası olduğunu ifade etti. Bu çerçevede 2016 yılında, Silikon Vadisi’nde, Bankanın teknoloji iştiraki SoftTech’e bağlı Maxitech adlı şirketi kurduklarını hatırlatan Bali, şöyle devam etti: “Böylelikle dünyanın en önemli girişimcilik ekosistemindeki yeni oluşum ve teknolojilerle ilgili gelişmeleri takip ederek, işbirliği fırsatlarını değerlendiriyoruz. Ayrıca sektördeki öncü konumumuzu pekiştirecek şekilde; yapay zekâ örneklerini, iş akitlerini, endüstrilerini enteresan şekilde etkileyecek olan yazılımları, robotik endüstrileri yerinde görüp, yakından izliyoruz. O bölgedeki bütün atmosferi, iklimi ve inovatif kültürü sonuna kadar hissedecek şekilde çalışıyoruz. Silikon Vadisi’nden sonra ayrıca Çin ve Londra’da da inovasyon merkezleri açacağız. Londra’yı bu konuda önemli teşvikler getirdiği için, Çin’i ise teknolojiyi çok çabuk yaygınlaştıran, hızla çoğaltabilen bir ülke olduğu için seçtik.”

Günümüzde siber ve fiziki saldırılar dahil verinin korunmasının büyük önem taşıdığının altını çizen Bali, buna yönelik olarak, İş Bankası tarihinin en büyük altyapı projesi olan ve aldığı ödül ile çağdaş standartların üzerinde olduğunu tescilleyen Atlas Veri Merkezi’ni hayata geçirdiklerini hatırlattı.

Teknolojiyi insanın yerine değil yanına konumlandırıyoruz

Adnan Bali, şubelerde de dijitalleşmeye yönelik çalışmalar yürüttüklerini, yeni şube modelinde fiziki tasarımların ve iş yapış biçimlerinin değiştiğini söyledi.

Teknolojiyi insanın yerine değil yanına konumlandıran bir anlayış ile hareket ettiklerini, şubeleşme ve dijital bankacılığı birbirinin alternatifi olarak görmediklerini vurgulayan Bali, şöyle konuştu: “6.500 civarında Bankamatiğimiz var. 19 bin çalışana denk gelen bu Bankamatikleri devreye aldığımızda, istihdamımız azalmadı, tam tersine arttı. Bankacılık sektöründe istihdamın eski hızında artmasını beklemek gerçekçi olmaz. Hatta birçok ülke örneğinde ve ülkemizde bu gerekçe ile istihdam azalışları görüyoruz. Ancak İş Bankası’nda böyle bir durum söz konusu değil. Rollerin, dijitalleşme ve teknolojik yeniliklerle birlikte değişebileceğini öngörüyoruz. Bu, istihdamımızda bir azalma değil, iş modellerimizin değişimi çerçevesinde çalışanlarımızın yeni yetkinlikler kazanmasını beraberinde getirecektir.”

25 Ağustos 2018 Cumartesi

E-imza

E-imza, elektronik işlemlerde gönderilen bilginin yolda değişmediğini, gönderen kişiye ait olduğunu ve inkâr edilemeyeceğini garantiliyor.

E-GÜVEN ve İş Bankası ile e-imza konusunda iş birliği yaptı. Kullanıcılar, İşCep ve İş Bankası internet şubelerinden referans kodu alarak işlemlerini zaman ve mekân bağımsız yapabiliyor. İş birliği kapsamında e-imza paketleri İş Bankası müşterilerine özel yüzde 30 indirimli sunuluyor. Kampanya, 31 Ağustos 2018’e kadar geçerli olacak.

Islak imza ile aynı hukuki geçerliliğe sahip

E-imzanın ıslak imza ile aynı hukuki geçerliliğe sahip olduğuna dikkat çeken E-GÜVEN Genel Müdürü Can Orhun, “E-imza elektronik işlemlerde gönderilen bilginin yolda değişmediğini, gönderen kişiye ait olduğunu ve inkâr edilemeyeceğini garantiliyor. E-imza kullanım alışkanlıklarının belirlenmesi için Ipsos tarafından yapılan araştırmanın sonuçlarına göre, e-imza e-Devlet uygulamaları ve kamu projelerinden sonra en çok bankacılık işlemlerinde kullanılıyor. E-imzası olan profesyonel meslek sahiplerinin yüzde 40’ı her gün e-imza kullanıyor.” dedi.

Dijital devlet

Sanayi ve Teknoloji Bakanı Mustafa Varank, G20 Dijital Ekonomiden Sorumlu Bakanlar Toplantısı'nda, dijital devlet prensiplerine ilişkin bir konuşma yaptı.

Küresel ekonominin, ekonomik, sosyal ve teknolojik anlamda daha hızlı değişimlere maruz kaldığına işaret eden Varank, bir tarafta da ticaret savaşlarının bütün küresel gündemi şekillendirdiğini ancak ticaret savaşının bir kazananı olmayacağını dile getirdi.

Varank, iki hafta önce Türkiye'nin istemsiz bir şekilde söz konusu savaşın bir parçası olduğunu belirterek, şöyle devam etti:

"En önemlisi bu savaş finansal bir savaşa dönüştü. Sonuç olarak para birimimizde bazı oynaklıklar gördük. Bu hareketlenmenin hiçbir mantıklı makro ekonomik dayanağı yoktu. Reel sektör ve bankacılık sektörü göstergelerimiz güçlü. Planlı ve kararlı adımlarımız sayesinde bu saldırıyla baş edebildik. Mesele şu ki bu Türkiye'nin başına geldi ancak risk bütün ülkeler için mevcut, diğer ülkeler de benzer durumlarla karşı karşıya kalabilir."

Öte yandan yeni bir teknolojik döneme tanıklık edildiğine dikkati çeken Varank, dünyanın eşi benzeri görülmemiş büyük değişimlerin hala başında olduğunu ifade etti.



Varank, dijital ekonominin büyük bir güce sahip olduğunu belirterek, "Dijital ekonomi, yeni sanayi ve finans devriminin ateşleyicisi haline geliyor. Dijital ekonominin araçlarıyla, her türlü siyasi müdahalelerden uzak ve bağımsız bir ödeme ve takas sisteminin uygulanması yollarını bulabiliriz. Böylece, bazı para birimlerinin de küresel ayrıcalıklarını kırabiliriz. Bunun mümkün olduğunu düşünüyor ve üzerinde çalışmaya değer önemli bir konu olduğuna yürekten inanıyorum." diye konuştu.

Dijital devlet kavramının dijital ekonominin gelişiminde çok önemli bir bileşen olduğunu vurgulayan Varank, şunları kaydetti:

"Yenilikçi, bütüncül ve veri odaklı kamu sektörünü teşvik eden ülkeler dijital çağın yıldızları olacaktır. Dijital devlet ekosisteminin güçlendirilmesi, hem politika yapma kararlarımızı kolaylaştırmakta hem de verimliliğimizi geliştirmekte. İşte bu nedenle, G20 bünyesinde açıkladığımız ilkelerin mantığını çok yerinde buluyorum. Bu çerçeve, devletlerini dijital olarak dönüştürmeyi hedefleyen ülkeler için sağlam ve güvenilir bir ölçüt sunuyor."

Varank, bu alanda Türkiye'nin deneyimlerine de değinerek, Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi'ne geçilmesiyle ülkede yaşanan yenilikleri anlattı.

Yeni dönemde Türkiye'nin her alanda zamanında ve verimli bir şekilde gelişeceğinin altını çizen Varank, ilk adım olarak bakanlık sayılarının azaltılması, Cumhurbaşkanlığına bağlı yeni kurul ve ofislerin kurulması gibi büyük kurumsal değişikliklere gidildiğini anımsattı.

Varank, Dijital Dönüşüm Ofisinin bunlardan biri olduğunu belirterek, şunları kaydetti:

"Kamu sektörü dijital dönüşümünü koordine etme, farkındalığı artırmak için milli teknolojiler ve projeler geliştirme, yapay zeka uygulamalarına öncülük etmek için büyük veri analizi yapma ile bilgi ve siber güvenlik projelerini etkin bir şekilde uygulama Dijital Dönüşüm Ofisi'nin sorumlulukları arasında. Bakanlığım ve bu ofis yakın bir koordinasyon içinde çalışacak."

Türkiye'nin e-devlet geçmişinin çok eskiye dayandığına dikkati çeken Varank, 2000'li yılların başından bu yana çeşitli projeleri hayata geçirdiklerini, dönüşümü kolaylaştırmak için politika belgeleri ve eylem planları hazırladıklarını anlattı.

Varank, söz konusu planlarla devletin e-hizmetlerinde verimliliği, tasarımdan uygulamaya güçlü bir kullanıcı odaklı yaklaşımla geliştirmeyi hedeflediklerini vurgulayarak, "İlk önceliğimiz vatandaşlarımızla firmalarımızın ihtiyaç ve beklentilerini analiz etmekti. Ardından kamu süreçlerini basitleştirdik." diye konuştu.

Türkiye'nin e-Devlet Kapısı'nı örnek gösteren Varank, bu sistemin tüm kamu hizmetlerine tek bir noktadan erişim sunan çevrimiçi bir platform olduğunu söyledi.

Varank, platformu 10 yıl önce tanıttıklarını hatırlatarak, "Bu platformla vatandaşlara, işletmelere ve devlet kurumlarına etkili ve zamanında kamu hizmetleri sunuyoruz. Şu an itibariyle 400'ü aşkın devlet kurumu ve 40 milyondan fazla birey 3 bin farklı hizmetten yararlanıyor. Son kullanıcı memnuniyeti anketine göre, kullanıcıların yüzde 95'i bu platformdan memnun." dedi.

Türkiye'nin e-Devlet tecrübesinin kamu yönetiminde şeffaflığı, güvenilirliği, hesap verebilirliği ve katılımı göstermek için etkili bir araç olduğunun altını çizen Varank, Türkiye'nin bu alanda daha fazla gelişmeye her zaman hazır olduğunu sözlerine ekledi.

21 Ağustos 2018 Salı

Veri kaydı yaptırmamanın cezası 1 milyon TL

Türkiye`de kişisel verileri işleyenler için zorunlu tutulan "Veri Sicil Kaydı" için başvuru ve son kayıt tarihleri açıklandı


Türkiye’de 2016 yılında yürürlüğe giren Kişisel Verileri Koruma Kanunu’nun uygulayıcısı olan Kişisel Verileri Koruma Kurumu (KVKK) Veri Sorumluları Siciline kayıt tarihlerini belirledi. KVKK bünyesindeki Kişisel Verileri Koruma Kurulu aldığı kararla, Türkiye’de kişisel verileri işleyen gerçek ve tüzel kişilerin, veri işlemeye başlamadan önce kaydolmak zorunda olduğu Veri Sorumluları Siciline hangi büyüklükteki kuruluşun ne zamana kadar kayıt olması gerektiğine açıklık getirdi.

Buna göre ilgili kuruluşların "Veri sorumluları”, Kurul tarafından belirlenen ve ilan edilen süre içinde Veri Sorumluları Siciline kayıt yaptırmak zorunda. Bu işlemi yaptırmayanlar ise 1 milyon TL’yi bulan para cezalarıyla karşılaşabilir.

HANGİ ŞİRKETLERİ KAPSIYOR?

HaberTürk'ün haberine göre, Veri Sorumluları Siciline kayıt yaptırma zorunluluğu kapsamına giren kuruluşlar ve kayıt tarihleri ise şu şekilde açıklandı:

- Yıllık çalışan sayısı 50'den çok veya yıllık mali bilanço toplamı 25 milyon TL'den çok olan gerçek ve tüzel kişi veri sorumluları için Veri Sorumluları Siciline kayıt yükümlülüğü 1 Ekim 2018’de başlayıp, 30 Eylül 2019 tarihinde sona erecek.

- Yıllık çalışan sayısı 50'den az ve yıllık mali bilanço toplamı 25 milyon TL'den az olmakla birlikte ana faaliyet konusu özel nitelikli kişisel veri işleme olan gerçek ve tüzel kişi veri sorumluları için ise Veri Sorumluları Siciline kayıt yükümlülüğü başlangıç tarihi 1 Ocak 2019 olarak uygulanacak ve sicile kayıt yaptırmaları için bu veri sorumlularına 31 Mart 2020 tarihine kadar süre verilecek.

- Kamu kurum ve kuruluşlarındaki veri sorumluları için ise Veri Sorumluları Siciline kayıt yükümlülüğü 1 Nisan 2019’da başlayıp, 30 Haziran 2020 tarihinde sona erecek.

KİMLER İSTİSNA TUTULDU?

Kişisel Verileri Koruma Kurulu, şu gerçek ve tüzel kişileri ise Sicile Kayıt yükümlülüğünden istisna tuttu:

- Yıllık çalışan sayısı 50'den az ve yıllık mali bilanço toplamı 25 milyon TL'den az olan gerçek veya tüzel kişi veri sorumlularından ana faaliyet konusu özel nitelikli kişisel veri işleme olmayanlar

- 4458 sayılı Gümrük Kanunu uyarınca faaliyet gösteren gümrük müşavirleri ve yetkilendirilmiş gümrük müşavirleri

- Arabulucular

HANGİ BİLGİLER İSTENİYOR?

- Veri siciline yapılan kayıt başvurusunda şu bilgiler isteniyor:

- Veri sorumlusuna ait kimlik ve adres bilgileri

- Kişisel verilerin hangi amaçla işleneceği

- Veri konusu kişi grubu ve grupları ile bu kişilere ait veri kategorileri hakkındaki açıklamalar

- Kişisel verilerin aktarılabileceği alıcı veya alıcı grupları

- Yabancı ülkelere aktarımı öngörülen kişisel veriler

- Kişisel verilerin azami muhafaza edilme süresi

CEZASI NE?

24 Mart 2016 tarihinde Resmi Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 6698 Sayılı Kişisel Verileri Koruma Kanunu’na göre Veri Sorumluları Siciline kayıt ve bildirim yükümlülüğüne aykırı hareket edenler hakkında 20 bin TL’den başlayıp, 1 milyon TL’ye kadar çıkan idari para cezası uygulanabiliyor.

12 Ağustos 2018 Pazar

Metal yakalılar

Robot hakları henüz yok ama eli kulağında... Robotun hakkı mı olurmuş? Eğer üretiyor ve bunu yaparken yapay da olsa zekâ kullanıyorsa, evet...
Yakın zamanda MIT laboratuvarlarında bir deneyde, akıllı oyuncaklarla yarım saat geçiren deneklerin, daha sonra robotlara bıçak tornavida gibi kesici aletlerle zarar vermeleri istenmiş ama denekler bu talebi reddetmiş.
Sivri bir yapay zekâ ürünü, cep telefonu uygulaması... Sorduğuna cevap veriyor, elinden geldiğince yardım ediyor. Onunla hakaret üslubuyla konuşulunca bizzat ben rahatsız oluyorum.
Çok uçuk bir konuyu mu yazıyorum dersiniz? Ben aynı fikirde değilim. Sadece kol kuvveti yerine kullanılan endüstriyel robot dönemi bitti. Şimdi avukatlıktan, ekonomistliğe, doktorluktan garsonluğa dek pek çok mesleğin metal yakalılara, yani robotlara devredileceği günlere doğru yol alıyoruz.
Sokakta, evde, devlet dairesinde, özel sektörde, belediye hizmetinden eğitmenliğe dek pek çok alanda, akıllı robotlar aramızda olacak. Görünen, insan formuna benzeyeceği, yüz mimikleri, ses tonlaması ve hareketleriyle tıpkı bizim gibi davranacaklarıdır.
Tam da bu noktada robotların, toplum içinde bir "statü" sahibi olacağı açıktır. Bu statü insan ırkından düşük olsa da robotların kendilerini çerçeveleyen, koruyan hakları olacağını engellemez. Üstelik hizmet, değer üreten ve bunun karşılığında sadece bakım ve enerji talep eden robotlarla birlikte yaşamak için, yasa ve düzenleme ihtiyacı doğacak.
Beni asıl endişelendiren, her yıl milyonlarca akıllı robotun çalışma hayatına katılacağı süreçte insan işçi haklarının nasıl korunacağı, istihdamın robotlara devriyle insanlığın işsizliğiyle nasıl baş edeceğimizdir.
Geçen yıl benim 1 saatte yazabildiğim yorumu, Çin'de bir akıllı robot, 1 saniyede tuşladı. İlk robot besteler festivali eserleri, sözüyle melodisi ve hatta klipleriyle yayınlanmaya başladı.
Peki, bizler ne yapıyoruz? Bırakın robot haklarına dair tartışmaları, robot endüstrisinin fırsat ve tehditlerini dahi konuşmuyoruz. Bu alandaki algımız mutfak robotundan öteye geçemez ise cep telefonlarında yaşadığımız cari açığı, akıl açığı olarak yurtdışına ödeyip duracağız. Üstelik ithal akıllı robot hakları evrensel beyannamesine uyarak...

Şeref Oğuz - Sabah

7 Ağustos 2018 Salı

Android'in yeni sürümü Android P

Google, Android P sürümünün yayınlanma tarihini ve yeni sürümün resmi adının Android Pie olacağını da duyurdu


Android 9 Pie, bugüne dek sadece beta yazılımı yüklemek isteyenler için mevcuttu. Google'ın açıklamasına göre, bu programa 140 bin kullanıcı katıldı.

İlk defa beta programı, Google'ın cihazları haricindeki telefonlara da sunuldu. Beta programına katılan Nokia, Vivo, OnePlus, Xiaomi, Sony, Essential ve Oppo telefonlar, sonbahar sonunda Android 9 Pie kurabilecekler.

İlk sürümle birlikte, Google, geliştiricilere Android 9 Pie için uygulamalar oluşturmak için gereken yeni yazılım programlama arayüzlerine (API'lere), değişikliklere ve araçlara erişim sağlamaya odaklandı. Örneğin, Android 9 Pie, ekranın üstündeki iPhone X benzeri çentik desteği sunuyor.

Pie'ın yeni görünüm ve navigasyon yöntemi dikkat çekiyor. Ekranın alt kısmında, her biri farklı bir gezinme yöntemini temsil eden ve klasikleşen üçlü simge yerine, Android 9 Pie'da jestleri, yani ekrana dokunarak yapılan el hareketlerini kullanmak mümkün. Bu özellik etkinleştirildiğinde, bir kullanıcı uygulama önerileriyle birlikte son uygulamaları görüntülemek için ekranı yukarı kaydırır. Sola veya sağa hızlıca kaydırma ise uygulamalar arasında hızla geçiş yapar.

YENİ TEMA İLE DAHA FERAH TASARIM

Google'ın yenilenen Materyal Teması, daha ince bir tasarımla Android 9 Pie'da ilk kez görücüye çıkıyor. Materyal Tasarımı yaklaşımı Google veya Android için yeni değil, ancak yeni tema ile beyaz boşluklar ve yuvarlak köşeler de ekleniyor.

Google'ın Android için bir karanlık tema üzerinde çalıştığı söylentileri, en son önizlemeyle kesinlik kazandı. Android P'deki aydınlık ve karanlık tema arasında geçiş yapmak için özel bir ayar bulunuyor. Dilerseniz, Android P'nin mevcut duvar kağıdınıza göre doğru temayı seçmesine de izin verebilirsiniz.

TELEFON BAĞIMLILIĞINA KARŞI ÖZELLİK

Android 9 Pie'daki yeni bir gösterge panosu, telefonunuzda veya tabletinizde bir günde ne kadar zaman harcadığınızı, hangi uygulamaları en çok kullandığınızı (zamana göre sıralar), cihazın ekran kilidini kaç kez açtığınızı ve bildirim sayısını ekrana getirir. Gösterge paneli, kullanıcıların akıllı telefon bağımlılığını engellemeye yardımcı olmayı amaçlıyor.

Program şu anda ilk sürüm için hazır değil, ancak kullanıcılar, Google'ın özelliği test etmesine yardımcı olmak için Digital Wellbeing beta sürümüne katılabiliyorlar.

NE YAPTIĞINIZI ANLAYIP ONA GÖRE ÇALIŞACAK

Pil ve ekran parlaklığı için yeni adaptif ayarlar, alışkanlıklarınızı zamanla öğrenir ve belirli bir saatte veya konumdaki uygulamalara özel kaynaklar ve pil gücü atar. Adaptif Pil ve Uyarlanabilir Parlaklık özelliklerinin, performans ve pil ömrünü artırmaya yardımcı olması bekleniyor.

Uygulama Eylemleri adı verilen başka bir AI özelliği, belirli bir zamanda, yerde veya bir aksesuara bağlı olduğunda hangi genel görevleri yapacağını öğrenir. Örneğin, Bluetooth kulaklıklarını bağladığınızda Uygulama Eylemleri bir çalma listesi önerecektir.

Son olarak, Android 9 Pie için haziran başlarında yapılan güncellemelerle, 157 yeni emoji de sisteme eklenmiş durumda.

DESTEKLENEN TELEFONLAR

Android Pie, bugünden itibaren Google Pixel ve Essential Phone'larda kullanılabilecek.

Desteklenen modeller:

Google Pixel 2
Google Pixel 2 XL
Google Pixel
Google Pixel XL
Essential Phone

21 Aralık'ta desteklenecek markalar:

Sony
Xiaomi
HMD Global
Oppo
Vivo
OnePlus
Android One işletim sistemli cihazların bir bölümü


2018 sonu ve 2019'da desteklenecek markalar:

Samsung
LG
Motorola
Diğer üreticiler

Son listedeki ürünler için üreticilerin ayrı açıklama yaparak tarih vermeleri bekleniyor.


5 Ağustos 2018 Pazar

Sanayi ve teknolojide '100 gün' seferberliği

Cumhurbaşkanlığı Kabinesinin 100 günlük icraat programı kapsamında, Sanayi ve Teknoloji Bakanlığınca yürütülen projelerden bazıları hızla tamamlanacak, bir dizi yeni proje için de düğmeye basılacak.
Cumhurbaşkanlığı Kabinesinin 100 günlük icraat programı kapsamında, sanayi ve teknoloji alanında yoğun bir çalışma dönemine girildi. Bu süreçte, bazı projeler hızla tamamlanacak, bir dizi yeni proje ve program başlatılacak.

Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan tarafından Cumhurbaşkanlığı Kabinesinin 100 günlük icraat programının açıklanmasıyla sanayi ve teknoloji projelerinde de yeni bir süreç başladı. Sanayi ve Teknoloji Bakanı Mustafa Varank'ın koordinasyonunda, Ar-Ge'den yüksek teknolojili milli ürünlere, model fabrikalardan bölgesel kalkınmaya kadar bir dizi projede hızlı yol alınması planlanıyor.

Yapılan planlama çerçevesinde, 100 günlük süreçte Ar-Ge merkezlerinin sayısı yüzde 9 artırılarak 952'den bine, tasarım merkezlerinin sayısı yüzde 8 artırılarak 234'ten 275'e çıkarılacak.

Yatırımcılara yatırım teşvik belgesi verilmesiyle ilgili tüm işlemler elektronik ortamda sağlanacak, kullanıcılar E-TUYS kapsamında firmalar adına yetkilendirilecek.

Bilim İnsanlarının Yurda Dönüş Seferberliği Programı ilan edilecek. 500 "Sanayi Doktora Programı" öğrencisi desteklenecek.

Bu dönemde, "Türkiye Uzay Ajansı"na ilişkin süreç de hızlanacak. Ajansın kuruluşuna yönelik mevzuat çalışmaları tamamlanacak.

Yerli ve yüksek teknoloji hedefi
Yerli teknoloji geliştirme projelerine ilişkin, Türksat 6A, İMECE ve MİYEG projelerinin ön tasarım ve kritik tasarım aşamaları tamamlanacak. Uzay Teknolojileri Optik Sistemler Araştırma Merkezinin (OPMER) açılışı yapılacak. Milli Termik Santral Kükürt Arıtma Sisteminin Geliştirilmesi ve Yerlileştirilmesi (MİLKAS) Projesi ile yerli ve milli baca gazı arıtma sistemi kuruluş aşamasına getirilecek. Medikal Metroloji Araştırma Laboratuvarı kurulumu tamamlanıp test, ölçüm ve doğrulama hizmetleri sunulmaya başlanılacak.

Yüksek teknolojili ürünlerin yerli imkanlarla geliştirilmesi için, "Yüksek Teknoloji Destek Programları" başlatılacak. Bu kapsamda, "Tech-InvesTR Türkiye Yüksek Teknoloji-Erken Aşama Yatırım Fonu" kapsamında kurulacak fon şirketleriyle protokoller imzalanacak. Belirlenecek yüksek teknoloji platformundan her biri için 50 milyon liraya kadar destek sağlanacak. İlk kez Sanayii Yenilik Ağları Mekanizması (SAYEM) desteği çağrısı açılacak.

Yerli ve milli üretim için teknoloji ve imalat sektörleri başta olmak üzere KOBİ'lere destek sağlanacak. KOSGEB Stratejik Ürün Destek Programı kapsamında başvuruda bulunan 162 proje değerlendirilecek. Yüksek teknoloji alanlarında yeni girişimcilere 360 bin liraya kadar destek verilecek. KOBİ Gelişim Destek Programı (KOBİGEL) kapsamında, 4 bin 155 imalat ve 357 yazılım sektöründen proje başvuruları sonuçlandırılacak. Yerli Makine Teçhizat Destek Programı kapsamında toplamda 100 milyon lira destek alacak yaklaşık bin işletme belirlenecek. KOBİ Tekno Yatırım Destek Programı kapsamında 139 projenin değerlendirilme süreci tamamlanacak.

Bilişim ve bilgi güvenliği
Güvenli haberleşme sistemleri olan 10 gigabit kapasiteli IP Kripto Cihazı (IPKC) ve MILSEC-4'ün geliştirilmesi tamamlanarak testleri yapılacak. Bulut bilişim ve büyük veri projesi kapsamında milli güvenli veri depolama sistemi tüm üniversitelerin ortak kullanımına sunulacak. Yerli ve milli mesajlaşma sistemi olarak tasarlanan KurumNet'in TAI, Savunma Sanayii Başkanlığı, TÜBİTAK, BİLGEM ve MAM'a kurulumu ve testleri gerçekleştirilecek.

Bölgesel kalkınma projeleri
Yetkinlik ve Dijital Dönüşüm Merkezi (model fabrikalar) Ankara ve Bursa'da hizmete açılacak. İzmir, Gaziantep, Mersin, Kayseri ve Konya'daki model fabrikaların kurulum çalışmaları başlayacak.

Bingöl İş Geliştirme Merkezi Projesi (İŞGEM) ile çeşitli büyüklükteki 22 atölye, soğuk hava deposu, yönetim binasının inşası ve tefrişat için gerekli olan ekipman ve mobilyanın tedariki, İŞGEM danışmanlık ve eğitim hizmetleri sağlanacak.

Günde 120, yılda 1 milyon kişiye hizmet verecek Zemin İstanbul'un destek sözleşmesi imzalanarak proje faaliyetleri başladı. Fiziksel mekanın açılışı yapılacak.

Uluslararası Organ Nakli Ağı Merkezi Projesi ile 70 ülkenin dahil olduğu iş birliği ağının merkezi İstanbul'da açılacak.

Kahramanmaraş Göksun Soğuk Hava Deposu Projesi ile 3 bin ton kapasiteli "Atmosfer Kapasiteli Soğuk Hava Deposu" kurulacak.

KOP Okuma Kültürünün Geliştirilmesi (KOP Okuyor) Projesi hayata geçirilecek.

Bin 100 metrekare kapalı alana sahip Mucitpark Fikir ve Bilim Atölyesi'nin açılışı yapılacak.

Teknopark ve bilim merkezleri
Türkiye'nin en büyük tematik teknoparkı olan 3,5 milyon metrekare alana kurulu Bilişim Vadisi'nin 1. etap 2. kısmı tamamlanacak. Bu kapsamda, 4 teknoloji üretim (kuluçka) merkezi ve bir kongre merkezi binaları tamamlanacak. 1. etap 2. kısım BT Sistem altyapısı kurulacak.

Haliç Tersanesi Bilim Merkezi Sözleşmesi taraflarca imzalanacak. Üsküdar Bilim Merkezi'nin ilk aşaması olarak planetaryum ve eğitim atölyelerinin açılışı gerçekleştirilecek. Bursa Bilim Merkezi içindeki Gökmen Uzay Havacılık ve Eğitim Merkezi'nin açılışı yapılacak.

81 ilde 20 bin öğrenciye Milli Eğitim Bakanlığı, Gençlik ve Spor Bakanlığı, STK'ler ve TÜBİTAK iş birliğiyle 100 Deneyap Teknoloji Atölyesi'nin kuruluş sözleşmeleri imzalanacak.

Ceyhan Enerji İhtisas Endüstri Bölgesi Master Planı çalışması tamamlanacak. Karasu münferit yatırım yerinde savunma sanayisine yönelik 222 hektarlık alan üzerinde üretim tesislerinin temeli atılacak.

Karapınar Enerji İhtisas Endüstri Bölgesi içinde yer alacak yatırımcılara yer tahsisi yapılacak.

Sivil ve askeri araçların test, belgelendirme ve Ar-Ge ihtiyaçlarını karşılamak üzere Kara Araçları Test Merkezi fizibilite çalışmaları tamamlanacak.

Savunma sanayisi ürünleri yolda
Ayrıca, devam eden bazı savunma sanayisi projelerinin test işlemleri tamamlanarak teslimatlar gerçekleştirilecek. Bu kapsamda, SOM-J füzesinin teslimat öncesi F4 uçağıyla son testleri yapılacak.

Hassas Güdüm Kiti-4 (HGK) Projesi'nin yer testleriyle F4 ve F16 savaş uçakları üzerinde esir taşıma testleri tamamlanacak. HGK3 Kiti'nin Hava Kuvvetleri Komutanlığına 100 adetlik ilk parti teslimatı gerçekleştirilecek. Yüksek güçlü lazer silah sistemlerinin araca takılı testleri yapılacak.

Elektronik Kripto Anahtar Dağıtım Sistemi (EKADAS) Türk Silahlı Kuvvetlerine teslim edilecek. Silahlı insansız hava araçları (SİHA) için geliştirilen BOZOK mühimmatının son testleri gerçekleştirilecek. Harp Başlığı Raylı Sistem Dinamik Test Altyapısı (HABRAS) mühimmat patlama/delme etkinliği test altyapısı hizmete açılacak.

Canko’nun dijital dönüşüm fabrikası

BKM uzun süredir Türkiye'nin nakitsiz toplum olma yolculuğunda önemli bir rol oynuyor. Son dönemde Genel Müdür Dr. Soner Canko'nun kişisel olarak 'Dijital CEO' deneyimine yelken açmasına paralel olarak BKM de bir dijital dönüşüm fabrikasına dönüşüyor. Yeni BKM, kendi içinden ve dışından gelen fikirlerin üzerine dijital çözümler inşa eden bir inovasyon ekosisteminin merkezine yerleşiyor.

Bankalararası Kart Merkezi (BKM) Genel Müdürü Dr. Soner Canko, şirket içinde herkesin geleceği tasarlama konusunda kafa yorduğunu söylüyor. Ama bu öyle bir araya gelerek neler yaparız şeklinde olmuyor. Canko, örnek olarak danışmadaki Ayten hanımın ve yazılım mühendisi Özlem hanımın önerilerini veriyor. Ayten hanım, şirkete gelen ziyaretçileri karşılarken kayıt almanın çok zaman aldığını, bunu kolaylaştırmak için ne yapılabileceğini sormasıyla, ‘ziyaretçi karşılama uygulaması’ devreye almıyor. Şirkete gelenler danışmadaki tabletten kişisel bilgilerini ve kimi ziyaret ettiğini yazıyor. Böylece, kimlik bilgilerinin bilgisayara yazılması, sorularla zaman kaybedilmesinin önüne geçiliyor.

Özlem hanım ise üniversite öğrencilerinin servislere binmeden önce ödeme sorunları yaşadığını anlatıyor. Bunun üzerine Sabancı Üniversitesi, Özyeğin Üniversitesi ve Işık Üniversitesi öğrencileri için servislere binmeden önce kiosklarla kolayca ödeme yapma imkânı getirilmiş. Soner Canko, bu fikirleri çalışanların kendi istekleriyle dile getirdiğini belirterek, “Birimler kurarak bu işler olmaz” diyor. Kurum içindeki bu yeni ortam yani inovasyon havası çalışanların DNA’sına işlemiş görünüyor. Bütün bunlar Canko’nun daha önce mobil cüzdan uygulamaları ve dijital ödeme çözümlerine odaklanan hikâyesinden çok daha farklı bir sürece girdiğine de işaret ediyor.

BKM’nin İstanbul Akmerkez’deki ofisi artık bu tür fikirlerin ortaya atıldığı ve çözüme dönüştürüldüğü bir merkez halini almış durumda. İyi bir açık inovasyon örneği yaratan merkezde fikirden inovasyona geçiş hızı, açık ofise geçiş sürecinin Genel Müdür Soner Canko’nun da açık ofise geçmesiyle daha da artacağa benziyor. Bu fiziksel dönüşümün mental boyutu çok daha önceden tamamlanmış. Bundan beş yıl önce işe takım elbiseyle gelen ve takım elbisesiz olmayı yadırgayan Canko, bugün spor giyimin kurumun yeni normali haline geldiğini söylüyor. E-postada emoji kullanılması da bu beş yıllık değişimin dikkat çekici bir ayrıntısı... Ancak bu ayrıntılar BKM’nin asıl faaliyet alanındaki öncü rolünü değiştirmiyor.

Türkiye’nin nakitsiz topluma geçişinde öncü rol üstlenen BKM’nin şimdi gündeminde Blockchain teknolojileri, yapay zeka, sanal gerçeklik ve artırılmış gerçeklik bulunuyor. “Biz bugünü kotardık, yönetiyoruz” diyen Soner Canko, şimdi geleceği tasarlamaya odaklandıklarını söylüyor. Bunu yaparken sadece kendi sektörlerini değil, ödeme sistemlerinin kullanıldığı tüm sektörleri mercek altında tuttuklarım kaydediyor. Canko bu durumu şöyle ifade ediyor: “Ben artık sadece genel müdür değilim. Aynı zamanda bir iş geliştirme müdürü, bir sosyolog, bir psikologum.” Çünkü, geleceğe yönelik öngörülerde bulunabilmek için kendi sektörünün yanı sıra diğer sektörlerdeki değişimi de anlamak gerekiyor. Gelecek konusunun dünyada tüm sektörler için bir rekabet konusu olduğunu vurgulayan Canko, şu anda her sektörün çarkları döndürdüğünü ama yarınki çarkların dönmesinin Ar-Ge çalışmaları, yani gelecek tasarımıyla mümkün olduğunu kaydediyor. Tüketici davranışlarındaki değişiklere dikkat çeken Canko, örnek olarak paylaşım ekonomisini veriyor. Bu değişimi anlamadan bu sektöre yeni ödeme çözümleri sunmanın zor olduğunu kaydediyor. Canko, “Gelecekte ödemeler sektörüyle ilgili yeni beklenti ödemelerin görünmez olması yönünde” diyor. “Peki bankaların konumu ne olacak?” sorusuna, “Bankalar her zaman ihtiyaç. Çünkü bankaların en önemli görevi güven müessesi olmaları. Ama bankalar arka planda kalacak. Yani, sundukları kartlar gibi markalar arka planda olacak” yanıtını veriyor. Bu son yıllarda bankaların Fintech’lerle işbirliklerinin artmasını getiriyor. Bulunduğu noktadan hem kendi konumunu hem Türkiye’de dijitalleşmenin durumunu en iyi gözlemleyen isimlerden biri olan Dr. Soner Canko sorularımızı yanıtladı.

-Teknolojideki gelişmeleri yakından takip eden birisiniz. Türkiye dijitalleşme konusunda gereken adımları atıyor mu?

-Teknolojideki gelişim baş döndürücü. Ortaya atılan bir kavramı daha tam sindirememişken diğer taraftan yeni bir teknoloji gündeme geliyor. Geleceğe hazırlıklı olmamız gereken bir dönemden geçiyoruz. Günlük operasyonlarımızı mükemmel yönetmek ya da bu süreçte sadece kendi sektörünü bilmek maalesef yeterli değil, yarın için atak ve çevik olmak zorundayız. Bizler BKM olarak tüm sektörleri de değerlendiren bir bakış açısıyla, bugünden geleceği tasarlamaya zaman harcıyoruz yani geleceği hazırlıyor ve tasarlıyoruz. Bu çerçevede bireysel ve toplumsal değişimi yakından izliyoruz. Değişimi, elimizdeki büyük veriden görüp okuyoruz. Dünü ve bugünü ayrıntılı bir şekilde analiz ederek, yarını öngörmeye çalışıyoruz. Tüm sektörlerle işbirliği yaparak geleceğin ticaret modellerine ve ödeme alışkanlıklarına hazırlanıyoruz.

Dijitalleşme ülkemiz için büyük bir fırsat. Bu hızlı ve köklü değişimi doğru değerlendirmek, rekabet üstünlüğü getirecektir. Dolayısıyla Türkiye’nin dijitalleşmesi için kapsamlı bir plan dâhilinde, geniş ve kalifiye insanlardan oluşan ekiplerle düzenlenecek bir program çerçevesinde hareket edilmesi gerektiğini düşünüyorum. Bu anlamda ülkemiz son dönemde önemli bir mesafe kat etti. Peki, bunu daha ileriye taşımak mümkün mü? Elbette mümkün. Güney Kore, Çin ve Hindistan gibi ülkeler, yapılan sistematik çalışmalar sonrasında önemli başarı hikâyeleri yazdı. Türkiye de genç ve yeniliklere açık nüfusuyla dijitalleşmede yeni bir başarı hikâyesi yazacak potansiyele sahip.

-Türkiye'nin 2023 yılı nakitsiz ödeme hedefine yaklaşılıyor mu? Bu anlamda tüketici alışkanlıklarını değerlendirir misiniz?

-Kayıt dışı ekonomiyi ortadan kaldıran, tasarruf yaratan, finansal verimlilik sağlayan ve tüm bu özellikleriyle toplumsal refahı artıran nakitsiz ödemeler toplumu hedefinin çok önemli olduğunu düşünüyoruz. Bu doğrultuda, dünyanın gelişmiş tüm ülkelerinde olduğu gibi Türkiye’de de ödemelerde nakit kullanımı her geçen gün azalıyor. Nakitsiz ödemeler toplumu hedefinde ilk olarak finansal kuruluşlarda hesap sahipliğinin artış göstermesi gerekiyor. Dünya Bankası kaynaklarına göre, Türkiye’de 2014 yılında 15 yaş ve üzeri nüfusun yüzde 57’sinin bir finansal hesabı bulunurken, bugün bu oranın yüzde 69’a yükseldiğini ve dünya ortalamasını yakaladığımızı görüyoruz. Bu oran 15 yaş üzeri kadın nüfusa oranlandığında 2014’te yüzde 44’lerde olan hesap sahipliği bugün yüzde 54’lere çıktı. Bu güzel gelişmeyle beraber halen kadınlarımızın yarısının hesap sahipliğinin olmadığı düşünüldüğünde, onların finansal erişime daha çok girmesiyle beraber nakitsiz ödemeler toplumu hedefine çok daha hızla yaklaşacağımızı söyleyebiliriz.

Kullanıcı tarafında banka kartlarının artık nakit çekimlerde değil, ödemelerde de hayatımızın vazgeçilmez bir parçası olduğunu söyleyebiliriz. Daha önceleri maaş kartı olarak bilinen ve sadece para çekmek için kullanılan banka kartlarıyla yapılan ödeme işlemlerinin nakit çekimi geçtiğini görüyoruz. Nakit kullanımına göre birçok avantaj sağlayan banka kartlarının artık her 3 kartlı ödemeden 1’inde kullanıldığını/tercih edildiğini görüyoruz.

'ÖDEMELER GÖRÜNMEZ OLACAK'

-Dijitalle birlikte ödeme sistemleri de yerini farklı uygulamalara bırakıyor. Önümüzdeki dönemde banka kartı, kredi kartı gibi kartların kullanım oranlarının ne olacağını düşünüyorsunuz? Yani bunların yerine ne gelecek?

-Dünya dijitalleştikçe yaşam biçimimiz, alışkanlıklarımız, önceliklerimiz ve iletişim yöntemlerimiz de değişiyor. Dijitalleşme doğal olarak finans sektörünü de etkiliyor. Yeni teknolojiler kullanıcıların ödeme süreçlerini daha kolay, daha güvenli ve daha hızlı bir hale getiriyor. Biz kartlı ödemeleri de hiçbir zaman sadece fiziksel kartlar olarak görmedik, kart dediğimiz arka planda bir hesap aslında. Bu hesaptan yapılan her türlü ödeme, kartlı ödeme olarak kabul edilir. Bu plastik kart, sanal kart, kol saati, mobil cihaz, NFC ya da QR kod şeklinde olabilirken, kullanıcının biyometrik bilgileriyle eşleşmiş bir hesap da olabilir. Bunların hepsi kartlı ödemedir. İleriki dönemlerde fiziksel anlamda da kartsız ödeme elbette mümkün olacak. Bir başka deyişle ödemeler görünmez olacak. Özellikle ülkemizde teknolojik gelişmeleri çok yakından takip ettiğimiz ve kolay adapte olduğumuz düşünüldüğünde, teknolojinin sunduğu fırsatlarla beraber kartlı ödemeyi tercih eden kullanıcı oranının daha da artacağını söyleyebiliriz.

-BKM olarak kasasız ödemeyi uygulamaya koydunuz. Yeni marka işbirlikleri var mı? Bunlar hakkında bilgi verir misiniz?

-Türkiye’nin dijital cüzdanı BKM Express ile mart ayında D&R ve Kanyon işbirliğiyle kasasız mağaza ve ödeme deneyimini sunmuştuk. Bunu daha çok geleceğin ödeme dünyasının nasıl olabileceğiyle ilgili bir deneyim alanı olarak yarattık. Kasasız mağazalar için mevzuatların yanı sıra bu alana yatırım yapmaya niyetli perakendecilerimiz oldukça bizler de edindiğimiz tecrübe, bilgi ve birikimlerimiz doğrultusunda ödeme çözümlerini geliştirmeyi sürdüreceğiz.

-Fintech ekosisteminin gelişmesi için çalışmalarınızı biliyoruz. Fintech'ler finans sektörünü nasıl etkileyecek?

-Fintech’in finans dünyasına en büyük katkısı, finansal hizmetlerden yararlanamayan kişileri sisteme dâhil etmesi. İlk zamanlarda Fintech alanındaki girişimlerin bankalara rakip olacağı şeklinde bir algı vardı ancak bugün, toplam faydanın yapılacak işbirlikleriyle en üst düzeye çıkarılabileceği, tüm paydaşlar tarafından kabul edilmiş bir gerçek. Bu tip ortak adımların, sektöre katma değerli yeni finansal ürün ve hizmetler kazandırmayı sürdüreceğini, böylece kullanıcılara sunulan deneyimin de zenginleştirileceğini düşünüyorum. Fintech ekosistemi büyürken çeşitleniyordu. Artık sadece ödeme sistemleriyle ilgili değil sigortacılık gibi farklı alanlarda da şirketler var. Diğer yandan, bankalarda çalışan gençler artık işinden ayrılıp Fintech şirketleri kuruyor. Eskiden bu kurumlarda çalışanlar profesyonel hayatı bırakmayı pek istemezdi. Bunun örnekleri çoğalıyor.

-Blockchain teknolojisi de önümüzdeki dönemde daha fazla gündemde olacak. Bu konudaki öngörünüz nedir? Blockchain hangi sektörleri değiştirecek?

-Blockchain olgunlaşmakta olan bir teknoloji, daha verimli ve etkin kullanılabilmesi için hangi zamanın doğru zaman olduğu da halen tartışılıyor ve araştırılıyor. Önümüzdeki yıllarda standartlarının belirlenmesi ve ekosistem tarafından sahiplenmenin artması gibi kritik bileşenlerin de tamamlanmasıyla Blockchain’in kullanımının yaygınlaşacağına inanıyoruz. Blockchain’le bugün çözüm bulamayan sorunların çözüleceğini ve iş dünyasındaki güven sorununun büyük ölçüde aşılacağını düşünüyoruz. Bu yeni ve sürprizlerle dolu teknolojinin başta finans olmak üzere lojistik, müzik, sağlık, enerji, oy verme, eğitim ve dijital kimlik gibi birçok alanda iş yapış biçimlerini yeniden yapılandırması bekleniyor. Birçok sektörü değiştirmesi öngörülen Blockchain’le ilgili çalışmalar için Türkiye Bilişim Vakfı ile işbirliği yaptık.

-Kripto paralar için ne düşünüyorsunuz?

-Ödemeler dünyasına yön veren kuramlardan biri olarak kripto paralarla ilgili gelişmeleri yakından takip ediyoruz. Kripto paralar şu anda gri alanda yer alan bir konu. Mevcut kripto paraların günlük alışverişlerimizde kullanacağımız ödeme araçlarına dönüşmesi pek gerçekçi görünmüyor. Yatırım aracı boyutuna ise kişisel olarak mesafeli durmayı tercih ediyorum. Bizi kripto paralardan ziyade asıl heyecanlandıran, Blockchain teknolojisinin kendisi ve ileride getireceği yenilikler.

“YAPAY ZEKA İLE ÇÖZÜMLER ÜZERİNDE ÇALIŞIYORUZ”

-Yapay zekâ konusuna nasıl bakıyorsunuz?

-Yapay zekâ bizler için geçmişte bir kurguydu, bugün ise vücut bulmuş bir gerçek. Yapay zekâ finans dünyasında birçok süreçte verimliliği artıracak. Beni en çok heyecanlandıran konuların başında geliyor, yakından takip ediyoruz. Yapay zekâlı ilk çalışmalarımızı da chatbot ve güvenlik çözümlerimiz üzerinde yapmaya çoktan başladık bile.

Troy İnovasyon Merkezi'nden bahseder misiniz?

-İnovasyon bizim temel özelliğimiz, varoluşumuzun nedeni. Bu nedenle, Troy Kart hayata geçirilirken ilk işimiz Troy inovasyon Merkezi'ni kurmak oldu. Troy inovasyon Merkezi'ni, Aralık 2016'da Troy'u Türkiye ile buluşturmadan aylar önce hazırladık ve bu vizyonla Türkiye ödemeler pazarının ihtiyaçlarına özel ürünleri Troy inovasyon Merkezi'nde geliştiriyoruz. Bu merkezin ilk çalışması olan mobil ödeme şu an kullanımda ve bu teknoloji sayesinde Android cihazlarda cep telefonuyla temassız, hızlı ve güvenli ödeme İmkânı sunduk. Hâlihazırda üzerinde çalıştığımız diğer konular arasında artırılmış gerçeklik, giyilebilir teknolojiler ve nesnelerin interneti yer alıyor. Bu tarz çalışmalar şu an neredeyse herkesin gündeminde ancak bizim ana odağımız, bu çalışmaları yaparken insan hayatına dokunmak ve ülkeye katkı sağlamak. Bu teknolojileri, yenilikçi teknolojilere henüz erişememiş kişiler için, gençlerimizin dijital dünyaya adım atmaları için, engelliler için, işletmelerimizin daha fazla kişiye ulaşarak daha fazla ürün ve hizmet satabilmeleri için kullanalım istiyoruz. Bu hedefleri kolaylıkla çoğaltabiliriz. Çünkü teknolojiyi doğru amaç için kullanarak, kaynaklardan nitelikli bir biçimde faydalanabilir ve uçsuz bucaksız yepyeni bir dünyaya adım atabiliriz.

“TROY'LA HEDEFİMİZ KARTLI ÖDEMELERİ KULLANMAYAN 20 MİLYON KİŞİYE ULAŞMAK”

-Bu yıl ikinci yılını kutlayacak olan Troy Kart sayısı ne oldu? Kaç banka ile anlaşma sağlandı?

-Türkiye bankacılık ve finans sektörünün ortak çabalarıyla BKM çatısı altında hayata geçirilen Troy, nakitsiz ödeme yapılmasını sağlayan yerel kartlı bir ödeme sistemi, ülger bir deyişle, banka kartı, kredi kartı ve ön ödemeli kartların sağ alt köşesinde yer alan, alışveriş yapmayı ve ATM'den para çekmeyi sağlayan teknolojik altyapı ve marka. Şu anda Troy'un 25 banka, 3 elektronik para kuruluşu olmak üzere toplam 28 üyesi bulunuyor ve bu üyeler Türkiye kartlı ödemeler pazarının yüzde 100'ünü temsil ediyor. Troy'un logosu bugün banka kartı, kredi kartı ve ön ödemeli kart olmak üzere 3 milyonu aşkın kartta bulunuyor. 2017 yılında, verilen her 100 banka kartından 11'i Troy logoluydu. Yani Troy yeni banka kartı pazarında, 1 yıldan kısa bir sürede yüzde 10'un üzerinde bir pazar payına ulaştı. Troy, global bir ödeme kuruluşu olan Discover'la yapılan işbirliği sayesinde de tüm dünyada enline ve fiziksel ödemelerde geçerli.

-Troy'a yönelik hedefiniz nedir?

-Troy'un hedefi, Türkiye'nin her köşesinde, herkesin hayatında yer edinmek, içinde bulunduğu ekosistemle birlikte büyümek ve dalma yenilikçi olmak. Türkiye'de kartlı ödemeler, mevcut kart kullanıcılarının daha çok harcama yapmasıyla değil, sisteme yeni giren kullanıcı adedindeki artışla büyüyor. Özellikle banka kartı kullanan kişi sayısındaki artış bizim açımızdan oldukça memnuniyet verici ve hedeflerimizi destekler nitelikte. Troy olarak ulaştığımız 3 milyonun büyük çoğunluğu daha önce hiç kart kullanmamış kişilerden oluşuyor, Troy olarak amacımız da zaten erişimi artırarak henüz kartlı ödemeleri kullanmayan 20 milyonu aşkın kişiye temas etmek. Bu kitlenin kayıt içi ekonomiye dâhil olmasının, pek çok sektörün gelişimine, en nihayetinde de ülke kalkınmasına hizmet edeceği aşikâr.

Diğer yandan sadece üyelerimizle değil, pek çok sektörde karar verici isimler ve resmî kurumlarla birlikte toplumun kart kullanımı konusunda bilinçlendirilmesi, kart kullanımının yaygınlaştırılması ve bankasız nüfusun sisteme dâhil edilmesi için omuz omuza çalışıyoruz. Türkiye'nin bankacılık ve özellikle ödeme teknolojileri uygulamalarıyla dünyanın önde gelen ülkeleri arasında olduğunu rahatlıkla söyleyebiliriz. Oldukça genç ve teknolojiyi yakından takip eden nüfusumuz, sektörün teknolojiye hızla adapte olmasını ve dünyada öncü konuma gelmemizi sağladı. Bu ortamda tek eksiğimiz vardı, kendi ödeme yöntemi markamızla ödeme teknolojileri uygulamalarına yön vermek. Troy, işte bu eksiği tamamladı. Yapacak daha çok işimiz var. Bence Troy sayesinde birçok yeniliği Türkiye'den dünyaya tanıtıyor olacağız.

AYFER YILDIZ/FORTUNE TÜRKİYE DERGİSİ


Ehliyet sınavında kağıt ve kalem dönemi sona erdi

Milli Eğitim Bakanlığınca (MEB), tüm illerde "e-sınav" salonlarının faaliyete geçirilmesiyle motorlu taşıt sürücü kursu (ehliyet) sınavlarında kağıt ve kalem kullanımı son buldu.

Milli Eğitim Bakanlığı yetkililerinden aldığı bilgiye  göre, MEB Ölçme, Değerlendirme ve Sınav Hizmetleri Genel Müdürlüğünce  gerçekleştirilen motorlu taşıt sürücü kursu "e-sınav"ları bundan sonra 81 ilde  yapılacak.

Daha önce, 28 ilde bulunan e-sınav merkezlerinin tüm illerde faaliyete  geçirilmesiyle, motorlu taşıt sürücü kursu sınavlarının kağıt ve kalemle  yapılması sonlandırıldı. Kağıt ve kalem kullanılarak dün yapılan son sınava 108  bin kişi katıldı. 

Adaylar, bundan sonra 81 ildeki e-sınav merkezlerinde sınava girecek.  Bu kapsamda yılda yaklaşık 2 milyon 500 bin adayın sınava girmesi öngörülüyor.

Maliyetler düşecek

Adaylar, e-sınav uygulaması sayesinde sınava randevu sistemiyle en  yakın tarihte girebilecek ve sonuçlarını sınavın hemen ardından öğrenebilecek.

Kullanıcı dostu bilgisayar arayüzü ile adaylar, cevap kağıdında yanlış  işaretleme, işaretlemeyi unutma gibi hatalardan da kurtulacak, bilgisayar  kullanmayı bilmeyenler bile soruları rahatlıkla cevaplayabilecek.

E-sınavlarda, işitme engelli vatandaşlar için görsel, video, animasyon  ve işaret diliyle sorular yer alacak.

Motorlu taşıt sürücü kursu "e-sınav"larının Türkiye genelinde  yapılmasıyla, soru ve cevap kağıdı baskısı, işçilik, tasnif, nakliye gibi  maliyetler de düşecek.

4 Ağustos 2018 Cumartesi

Türk e-ticaret devi rekor fiyata satılmış

Türkiye'nin en büyük e-ticaret şirketlerinden biri olan ve geçtiğimiz ay Çinli Alibaba'ya satılan Trendyol'un satış fiyatı ortaya çıktı


Trendyol'un Alibaba'ya satışında hisse oranı ve fiyat açıklanmamıştı. Ancak Alibaba’nın ABD Menkul Kıymetler ve Borsa Komisyonu’na (SEC) gönderdiği bir rapor Trendyol satışındaki fiyatı ortaya çıkardı.

Dünya Gazetesi'nden Kerim Ülker'in haberine göre, Trendyol’un ana sahibi DSM Grup Danışmanlık İletişim ve Satış Ticaret... Alibaba, Trendyol’u alırken, DSM adlı şirket ile masaya oturmuştu. SEC’e açıklamada bulunan Alibaba, DSM yani Trendyol için 728 milyon dolar yani 3.6 milyar lira ödediğini ifade etti. Açıklamada DSM’nin çoğunluk hissesinin bu fiyata alındığı ifade edildi.

Böylece Çinli Alibaba, hem Türk ekonomisi hem de internet piyasasının en büyük satın alma operasyonuna imza atmış oldu.

Öte yandan Trendyol'un yüzde kaçının satıldığı net olarak belli olmasa da piyasada bu oranın yüzde 75 civarında olduğu konuşuluyor. Yani Alibaba’nın aldığı Trendyol, ilk milyar dolarlık değere yaklaşan belki de ulaşan Türk teknoloji şirketi oldu.

Trendyol satışı, Yemeksepeti operasyonunu da geride bıraktı. Yemeksepeti'nin tamamı, dünyanın en büyük online yemek sipariş platformu Delivery Hero’ya 2015 yılında 589 milyon dolar değerleme üzerinden satılmıştı.

2 Ağustos 2018 Perşembe

Gurbetçilerin 2018 başarısı

Girişimlerini yurtdışında kuran Türk startuplar yeni bir rekora imza attı. Geçen yıllara göre rekor seviyede yatırım alan girişimlerin yabancı yatırımcılardan topladıkları destek 620 milyon doları geçti.


Global çapta başarıya imza atmak isteyen girişimcilerin iki farklı seçeneği var. Bunlardan biri Türkiye’den başlayarak yurtdışına açılmak. Diğeri de direkt dünya pazarından başlamak. Yani okyanusta yüzmek... Türk girişimciler her iki seçenekte de tüm dünyaya adını duyuran başarılara imza atmaya devam ediyor. Yurtdışından girişimcilik dünyasına adım atarak büyük pazarlarda dikkat çeken Türk girişimciler, hayata geçirdikleri projelerle yabancı yatırımcıların yoğun ilgisini görüyor. Hatta bu ilgi rekor bir seviyeye gelmiş durumda.

Elde edilen verilere göre işe yurtdışında başlayan Türk girişimciler, henüz 2018’in ilk yarısında rekor kırdı. Söz konusu girişimlerin 12’si yatırım almayı başardı ve aldıkları toplam yatırım tutarı ise 620 milyon doları geçti. Geçen yıllarla kıyaslandığında bu rakam 2017’de 12 girişime yapılan yatırımla 462.5 milyon dolar seviyesinde kalmıştı. 2016’da ise bu rakam 16 girişimde 200 milyon dolar civarındaydı.

REKOR KOÇ’UN GİRİŞİMİNDE
Rekorun gelmesinin en büyük sebebi ise Almanya merkezli AUTO1 Group’un aldığı yatırım oldu. Girişim tek başında 562 milyon dolar yatırım aldı. Şirkete yatırım yapan yatırımcı ise şu anda dünyada Uber başta olmak üzere birçok teknoloji devine yatırım yapan Japon yatırımcı SofBank. Almanya’daki en büyük ikinci el araç pazaryeri olan şirketin değerlemesi ise 2.9 milyar Euro’ya yükseldi. Hakan Koç’un Christian Bertermann ile kurduğu şirketin çalışan sayısı şu anda 1000’i geçmiş durumda.

En çok yatırım alan yurtdışındaki ikinci Türk girişimi ise Netsparker. İngiltere merkezli girişim, Turn/River Capital’den 40 milyon dolar yatırım aldı. Web uygulamaları için hizmet veren bir güvenlik yazılımları geliştiren Netsparker, Ferruh Mavituna tarafından kuruldu. Alınan 40 milyon dolarlık yatırım ise ürün geliştirme, satış ve pazarlama ekiplerinin büyütülmesi ve satın almalar için kullanılacak. Üçüncü sırada ise Streetbees geliyor. Atomico liderliğindeki 12 milyon dolar yatırım alan şirket, insanların nasıl davrandığını ortaya koyan global bir anket platformu. Dördüncü sırada Alpay Koralturk tarafından kurulan Furnishare geliyor. ABD merkezli ikinci el mobilya satışına odaklanan girişime yatırım yapan isimler arasında Yemeksepeti CEO’su Nevzat Aydın, Lerer Hippeau, Richard Kerby ve Correlation Ventures yer alıyor. Listenin beşinci sırasında Raxar Technology var. Alan Akman ve Peter Akman tarafından kurulan ABD merkezli akıllı veri yönetimi yapan girişime destek verenler arasında Jeffrey Vinik ve Dreamit yer aldı. Listenin altıncı sırasındaki 11Sight, ABD’de seri bir girişimci olan Meng Hsiung Kian önderliğinde 1.1 milyon dolar yatırım aldı. Aleks Göllü, Farokh Eskafi ve Ercan Gümüş tarafından kurulan girişim, uygulama yüklemeye gerek kalmadan tek tuşla görüntülü görüşme başlatılabilen bir servis sunuyor. Listenin geri kalanında ise Fitwell, Pubinno, ViViDoctor, Finedine, Ozzy ve Blueground yer alıyor.



Firefox otomatik oynayan videoları susturacak

Chrome ve Edge ardından Firefox da kendi kendine oynamaya başlayan videoları susturma özelliğine kavuşuyor.


Google Chrome, Microsoft Edge ve Apple Safari şu an otomatik video veya ses oynatma yapan sitelerin sesini otomatik olarak kapatabiliyor. Yeni gelen güncelleme ile Firefox da bu özelliğe kavuşacak.

Mozilla daha önce "ürün yol haritası" sayfasında otomatik oynatmayı susturma özelliğini getireceği konusunda söz vermişti. "Firefox gelecekte web sitelerini bozmadan kendi kendine oynamaya başlayan videoları susturma seçeneğine sahip olacak."

Firefox otomatik oynayan videoları susturacak

Yeni deneysel özellik Firefox Nightly Edition (sürüm 63.0a1) test tarayıcısında deneyebilirsiniz. Özelliğe ayarlardan ulaşmak dışında, bir site otomatik oynatmaya başladığında adres çubuğunda derhal bir bildirim beliriyor ve kullanıcı isterse sesi kolayca kapatabiliyor. Bu özellik sadece otomatik oynatma özelliğini kullanan sitelerin oynatıcılarında çalışıyor, yani YouTube gibi ancak oynatma tuşuna tıklandığında çalışan siteler bu engelden etkilenmiyor.


Intel işlemcilerde bir dönemin sonu

Intel'in gizemli 9'uncu nesil Coffee Lake işlemcileri bir çağın sonunu mu getiriyor?


AMD'nin Ryzen hamlesine karşı geliştirilen Intel'in gizemli 9'uncu nesil Coffee Lakeişlemcilerinin yakın zamanda gelmesi bekleniyor. Ancak SiSoftware tarafından yayınlanan listede kendini gösteren Intel Core i7-9700K, Intel'in bir çağı kapatmak üzere olduğuna dair kafaları karıştırdı.

SiSoftware raporunda ortaya çıkan Intel Core i7-9700K, görünüşe göre yalnızca taban frekans hızında çalışacak ve hyper-threading desteği sunmayacak. Listede sadece taban 3.60 GHz frekansla çalıştığı görünen Core i7-9700K, eğer gerçekten de bu şekilde gelirse, Intel önemli bir farklılık yaratabilir.

Zira daha önce sızan Core i9-9900K işlemcisinin 8 çekirdek ve 16 izlek tasarımına sahip olduğunu görmüştük. Bilgiye göre Core i9-9900K işlemcisiyle 3.60 GHz taban saat hızı sunan Intel, hyper-threading ile 4.7 GHz'i buluyordu. En azından iddia edilen şimdilik bu. Yani bu işlemci, kutudan çıktığı andan itibaren neredeyse 5 GHz hızına ulaşabiliyor. Fakat görünüşe göre benzeri senaryo Core i7-9700K'da bulunmayacak.

Eğer gerçekten de Intel bu şekilde bir hamlede bulunursa, yeni nesil işlemcilerinde hyper-threading desteğini yalnızca Core i7-9900K'ya özel tutabilir. Bu arada bir diğer bilgiye göre her iki işlemci de Z390 yonga setini destekleyecek.


1 Ağustos 2018 Çarşamba

Google'da Türkiye genelinde en çok yapılan aramalar

Google, geçtiğimiz haftayı kapsayan Türkiye'de yapılan aramaları açıkladı. İşte Türk insanının Google'da en çok yaptıkları aramalar..


İşte Türkiye'de Google'dan en çok yapılan aramalar: 23-30 Temmuz 2018

1.     Kanlı ay tutulması

2.     Yunanistan yangını

3.     Bedelli askerlik

4.     Ankara’da patlama

5.     LGS tercih sonuçları

6.     Celal Uzunkaya

7.     Demi Lovato

8.     Öğretmen atama sonuçları

9.     Mehmet Ali Erbil, Yasmin Erbil

10.  Rahip Brunson

11.  İzmir deprem

12.  Alpay Özalan, Ahmet Şık

13.  YKS sonuçları

14.  Berk Oktay, Merve Şarapçıoğlu

15.  Fecir Alptekin, Zafer Çubukçu

16.  İbrahim Er, Reha Denemeç

17.  Umut Evirgen, Tuba Büyüküstün

18.  Mars, NASA

19.  Kurban Bayramı ne zaman

20.  Merkez Bankası faiz kararı

21.  Derya Ürkmez, Rafet El Roman

22.  Bedelli askerlik

23.  Özge Özder

24.  Seda Akgül

25.  Hadise

26.  Gülden Dudarık

27.  Berk Oktay

28.  Fatma Varank

29.  Evrim Atış

30.  Yanet Garcia


TTGV Vakfı

TTGV Genel Sekreteri Mete Çakmakcı, AA muhabirinin girişimcilik ekosistemine ve vakfın çalışmalarına ilişkin sorularını cevapladı.

TTGV'nin 1991 yılında kamu ve özel sektör iş birliği ile Türkiye’de özel sektörün inovasyon ve teknoloji geliştirme alanlarındaki girişimlerine destek sağlamak üzere kanunla kurulmuş bir ilk ve tek vakıf olduğunu anlatan Çakmakcı, "Kuruluşumuzdan bu yana geçen 27 yılda bin 500’ün üzerinde teknoloji geliştirme projesi için kamu ve öz kaynaklarımızı kullanarak 500 milyon doları aşan finansal destek sağladık. Sağladığımız finansal desteğin yüzde 88’i KOBİ ölçeğindeki firmalarımız tarafından kullanıldı. Projelerin başarıyla tamamlanma durumu da yüzde 98 oldu. Son yıllarda ise inovasyonu ve 27 yıllık tecrübelerimize göre uygulayıcı tarafındaki ihtiyacı anlayarak, özel sektörün yenilikçi çalışmaları için katma değer sağlayan bir çözüm ortağı olmayı amaç edindik." diye konuştu.

"ÇEVRE PERFORMANSINI İYİLEŞTİRECEK BİR HIZLANDIRICI PROGRAMI HAYATA GEÇİRECEĞİZ"

Çakmakcı, bu yıl 3 yeni programı devreye aldıklarını ifade ederek, tematik alanlarda faaliyet gösteren girişimlere odaklandıklarını söyledi.

Bu yıl dijital sağlık alanında geçerli bir iş planı olan nitelikli girişimlere pazara giriş süreçlerini hızlandırmak üzere girişim bazında 1 yıl süreyle 50 bin dolar tutarında bir bütçe ile destek sağladıklarını anlatan Çakmakcı, diğer taraftan teknolojik tabanlı fikirlere, araştırmalara ve projelere alternatif bir finansman kaynağı olarak bağış bazlı kitle fonlama platformunu da hayata geçirdiklerini kaydetti.

Çok yakında yeni bir finansal destek programını daha başlatacaklarını belirten Çakmakcı, "Özel sektörün çevre performansını iyileştirecek, rekabetçiliğini artıracak ve hepsinden önemlisi teknolojisini yerli kaynaklarla geliştirmesini sağlayacak bir hızlandırıcı programımızı hayata geçireceğiz. Bu desteklerimizde odağımız küçük ve daha ziyade orta ölçekli KOBİ’ler olacak." bilgilerini verdi.

"HEM EĞİTİM HEM DE SAHA UYGULAMALARI YAPIYORUZ"

TTGV'nin inovasyon kültürünün gelişmesi için hem firmalar hem de topluluklar ölçeğinde inovasyon kapasite geliştirme programlarını paydaş kurumlarla işbirliği içerisinde yürüttüğünü aktaran Çakmakcı, şunları söyledi:

"İnovasyon süreçleri ve teknoloji/ürün yönetimi alanlarında iyi uygulamaların yaygınlaşmasını ve bu alanda insan kaynağının yetiştirilmesini amaçlayan bir program yürütüyoruz. Geçen yıl ve bu yıl Anadolu’daki farklı şehirlerde bu konuda birçok atölye çalışmasını firmalarımızla ve iş birliği kuruluşlarıyla gerçekleştirdik.

Benzer bir şekilde Anadolu’daki kümelerimizin teknoloji ihtiyaç analizlerini de 5 yıldır Ekonomi Bakanlığı kaynağı programı üzerinden yapıyoruz. Diğer taraftan bölgesel ajanslarla iş birliği sayesinde hem eğitim hem de kapasite geliştirme analiz ve saha uygulamaları yapıyoruz. En son Doğu Anadolu Projesi (DAP) Bölge Kalkınma İdaresi Başkanlığı bölgesindeki 14 farklı şehir için bölgesel kapasite geliştirme programını DAP idaresi ile başarıyla tamamladık.

Yarını İnşa Et programı ise geleceğin teknolojilerine yönelik ihtiyaç duyulacak özellikleri şimdiden lise çağındaki çocuklarımıza kazandırmaya yönelik bir sosyal sorumluluk projemiz. Bugüne kadar ağırlıklı olarak kendi öz kaynaklarımızla yürüttüğümüz 2017-2018 öğretim yılı içerisinde 10 şehirde 169 okulda 460 öğretmen rehberliğinde 4 bin 490 öğrenci ile teknoloji tabanlı 566 proje geliştirilen programı önümüzdeki dönem özel sektörden gelecek teknoloji bağışları ve bölgesel kuruluşların iş birliği ve desteği ile devam ettirmeyi düşünüyoruz."

"TEKNOLOJİ ÜRETEN TÜRKİYE' VİZYONUYLA ÇALIŞMALARIMIZA DEVAM EDECEĞİZ"

Çakmakcı, günümüzde ilkokula başlayan öğrencilerin yüzde 65’inin dijital dönüşümün etkisiyle bugün mevcut olmayan mesleklerde çalışacağını hatırlatarak, bugün dünyadaki 16-25 yaş arasındaki gençlerin dörtte birini temsil eden yaklaşık 300 milyon gencin ne bir işe sahip ne de bir eğitim programına kayıtlı durumda olduğunu kaydetti.
Dünya Ekonomik Forumunun "İstihdamın Geleceği" araştırmasına göre 2020 yılında geçerli olacak mesleklerin farklı beceriler gerektireceğini anlatan Çakmakcı, sözlerini şöyle tamamladı:

"Baktığımız zaman 2020 yılında dünyadaki gençlerin yüzde 36’sı kompleks problem çözme becerileri, yüzde 17’si isabetli karar verme ve sistem analizi gibi sistemsel yetenekler, yüzde 12’si ise kodlama, veri analizi ve güvenliği ve akıllı üretimin ihtiyacı olacak dikey uzmanlıklar olacak.

Bu alanlarda meydana gelen gelişmeler yeni iş alanları ve mesleklerin ortaya çıkmasını sağlayacak. 2023 yılında Dünyanın ilk 10 büyük ekonomisi arasına girmek için, sanayinin rekabet gücünü artırmak ve sürdürülebilir kılmak, üretimde verimlilik ve artışı sağlamak, akıllı üretim sistemlerinin hayata geçirmek ve değer zincirinin tüm halkalarında teknolojinin sunduğu imkanlardan faydalanmamız gerekiyor.

Bunun için de öncelikle iş gücümüzün niteliğini ve iş modellerimizi iyileştirmek zorundayız. Biz TTGV olarak 'Teknoloji Üreten Türkiye' vizyonuyla bu alanda çalışmalarımıza devam edeceğiz."



Türk Telekom’dan bir ilk! Girişimciliğin kalbi ‘Santral’de atacak

Türk Telekom, Tahtakale santral binasını girişimciler için ücretsiz topluluk merkezine çevirdi


Türkiye’nin lider bilgi ve iletişim teknolojileri şirketi Türk Telekom, Türkiye’den yenilikçi ve genç dünya markaları çıkmasına katkıda bulunmak amacıyla girişimcileri desteklemeye devam ediyor. Teknolojiye yaptığı yatırımlarla ‘inovasyon ve girişimcilik’ konularına öncülük eden Türk Telekom, Tahtakale’de bulunan santral binasını girişimcilerin ücretsiz olarak yararlanabileceği bir topluluk merkezi haline getirdi.

Türk Telekom’un, girişimcilik ruhunu çok önemsediğini ve inovasyonu tüm işlerinin merkezine koyduğunu ifade eden Türk Telekom Strateji, Planlama ve İş Geliştirme Genel Müdür Yardımcısı Fırat Yaman Er, “Özellikle telekomünikasyon gibi yeni fikirlerin ışığında gelişen ve dönüşen bir sektörde tüketiciye fayda sağlayan fikir ve teknolojileri hayata geçiren girişimler sektöre önemli ölçüde katkı sağlıyor. Bu katkıyı artırmak için girişimcilerin sektör oyuncularıyla olduğu kadar kendi aralarında kurdukları karşılıklı etkileşim de büyük önem taşıyor. Bu amaçla geçmişte telekomünikasyon santrali olarak kullanılan Tahtakale’deki binamızı topluma faydalı olacak şekilde yeni teknolojilerin geliştirileceği, girişimcilerin kullanımına açık bir topluluk merkezi olarak yeniden tasarladık. Beklentimiz burada, girişimini hayata geçirmek için çalışan kişilerin bilgi ve tecrübelerini paylaşarak birbirine destek olduğu yaşayan bir topluluğa ev sahipliği yapmak ve ortaya çıkacak sinerji ile başarılı olmalarını sağlamak” diye konuştu.

Tarihi santral binası geleceğe yön verenlerin buluşma noktası

Günümüzde girişimcilere destek veren pek çok kuluçka merkezinin bulunduğunu ifade eden Er, Santral’i ekosistemdeki tüm girişimcilerin bir araya gelerek bir topluluk oluşturabileceği bir üst platform olarak konumladıklarını belirterek sözlerini şöyle sürdürdü: “Türk Telekom’un en eski üç santral merkezinden biri olarak 1913 yılında kurulan ve yıllarca insanları birbirine bağlayarak bilgi akışına aracılık eden tarihi santral, asli görevini sembolik de olsa sürdürsün ve girişimcileri birbirine ve dünyaya bağlasın istedik. Bir dönemin son teknolojisine ev sahipliği yapan mekân artık yeni teknolojiler üreterek geleceğe yön verenlerin buluşma noktası olacak.”

Santral’in, Türkiye’de girişimcilere özel tamamen ücretsiz olarak hizmet verecek ilk ve tek topluluk merkezi olacağını belirten Er, kurdukları merkezin, Ağustos ayı itibarıyla başvuruları almaya ve değerlendirmeye başlayacağı bilgisini verdi. Türkiye’de yine bir ilki gerçekleştirerek girişimcilere tamamıyla ücretsiz olarak kapsamlı bir hizmet sunduklarını kaydeden Fırat Yaman Er, sözlerini: “Santral’de girişimcilere ilham verici bir çalışma ortamı ve topluluk faaliyetleri için benzersiz bir etkinlik alanı sağlıyoruz. Toplam 3 kat üzerine kurulu 2 bin metrekare alanda hizmet verecek olan merkezimiz, topluluk buluşmalarının düzenleneceği etkinlik alanı, aynı anda 250 kişinin çalışabileceği ortak çalışma, toplantı ve dinlenme alanları ile 360 derece İstanbul manzaralı terastan oluşuyor. Girişimcilerimiz, bina içinde Türk Telekom’un gigabit hızında internet bağlantısından da ücretsiz olarak yararlanabiliyor” diye sürdürdü.

Türk Telekom olarak girişimcilik ekosistemini geliştirmek için yaptıklarının Santral ile sınırlı olmadığını da sözlerine ekleyen Er, “2013’ten bu yana erken aşama girişimleri desteklemek amacıyla uyguladığımız Pilot girişim hızlandırma programı ile girişimcilere bugüne kadar 3 milyon TL nakit desteği sağlamış bulunuyoruz. Yine büyüme aşamasındaki girişimleri desteklemek amacıyla kurduğumuz kurumsal girişim sermayesi şirketimiz TT Ventures ile inovatif teknolojiler üreten girişimleri çeşitli yöntemlerle destekleyerek yenilikçi projelerin hayata geçirilmesine katkıda bulunuyoruz. Türk Telekom, yeni proje ve hizmetleriyle Türkiye’yi geleceğe bağlamaya devam edecek” dedi.


Apple hissesi 10 yılda 5 bin 500 TL kazandırdı

İlk iPhone çıktığında 130 TL'lik Apple hissesi alanın şu anda tamı tamına 5500 TL'si var
Apple, 2018 yılının Nisan-Mayıs-Haziran dönemini kapsayan çeyrek sonuçlarını açıkladı. Gelirde beklentileri aşan şirketin iPhone satışları bir önceki çeyreğe göre yüzde 21 düştü. Apple’ın tarihsel olarak en az iPhone satışı ve geliri elde ettiği yılın bu dönemi için açıklanan sonuçlar analistlerin beklentilerini yine de aşınca, şirketin 1 trilyon dolar yolculuğunda son düzlük de geçilmiş oldu.

Bir önceki çeyreğe göre 61.1 milyar dolardan 53.3 milyar dolara gerilemesine karşın Apple’ın toplam gelirleri yıllık bazda ise yüzde 17 artış gösterdi.

iPHONE’UN 11 YILLIK PERFORMANSI

Yılın geri kalanına ilişkin tahminlerini de açıklayan şirket, 2018’in Temmuz-Ağustos-Eylül döneminde 60 milyar dolar ile 62 milyar dolar arasında gelir beklediğini duyurdu. Bu tahmin de Wall Street’i asıl cezbeden gelişme oldu. Şirketin hisseleri kapanış sonrası işlemlerde yüzde 4 değer kazandı.



Çeyrek sonuçlarının açıklanmasından önce piyasa değeri 956 milyar dolar eden Apple’ın 11 yıllık geçmişi olan iPhone satışlarını inceledik. Bugün veya yarın tarihteki ilk 1 trilyon dolarlık değere sahip şirket ünvanını alması beklenen Apple’ın 11 yıllık iPhone karnesinden ortaya çıkan 7 çarpıcı sonuç şöyle:

Ilk iPhone modelini 2007 yılının ortasında piyasaya sunan Apple, aradan geçen 11 yıllık dönemde toplam 1 milyar 375 milyonun üzerinde iPhone modeli sattı.
Şu ana kadar Apple’ın satışa çıkardığı iPhone modellerinin sayısı 18’e ulaştı. Bu modeller arasında iPhone 6 ve iPhone 6 Plus dünya genelinde ulaştığı toplam 220 milyonu aşan satış adedi ile şu ana kadar en çok satan iPhone modelleri oldu.
Şirketin 2007-2018 arasındaki dönemde sadece iPhone satışlarından elde ettiği gelir 893 milyar doları buldu. Bu rakam Türkiye’nin 850 milyar dolarlık milli gelirinin de üzerinde bir rakam olarak kayıtlara geçti.

TÜRKİYE’DE APPLE’IN PAZAR PAYI NE KADAR?

2007 yılında ilk iPhone modelini satış sunduğunda sözkonusu yılda iPhone başına 88 dolar gelir (kontratlı satışlar nedeniyle) elde eden şirket, bu rakamı 999 dolarlık iPhone X’in etkisiyle 2017 yılında 726 dolara kadar çıkardı. 2018’in ilk 6 ayı itibariyle ise Apple, iPhone başına 649 dolar kazandı.
2010 yılının Mart ayında iPhone ile küresel akıllı telefon pazarında yüzde 33’lük paya sahip olan Apple’ın pazar payı Haziran 2018’de yüzde 19’a geriledi. Şu an itibariyle en büyük rakibi olan Samsung’un pazar payı ise aynı dönemde yüzde 2’den yüzde 30’a çıktı.
Türkiye’de ise Apple’ın iPhone ile Mart 2010’da yüzde 20 olan pazar payı, Haziran 2018’de 16’ya düşerken, Samsung’un pazar payı yüzde 6’lardan yüzde 52’lere ulaştı.

TEK BİR HİSSENİN GETİRİSİ BİR iPHONE 8’E BEDEL!

İlk iPhone modelinin satışa çıktığı 29 Haziran 2007’de 17 dolar olan Apple’ın bir hisse senedinin fiyatı, 31 Temmuz 2018’de 190 dolar geçti. Şirketin piyasa değeri de iPhone rüzgarının etkisiyle 95 milyar dolardan 1 trilyon dolara dayandı.
Diğer bir deyişle ilk iPhone satışa sunulduğunda 100 dolarını Apple hissesine yatıranın şu anda cebinde 1118 Dolar var. Rakamlara Türk Lirası cinsinden bakarsak, tablo şöyle: 29 Haziran 2007’de 1 dolar 1.3 TL idi. 100 dolar ise 130 TL yapıyordu. Şu anda dolar kurunun 4.92 TL’yi geçtiği hesaba katıldığında, ilk iPhone çıktığında 130 TL’sini Apple hisselerine yatıranın, şu anda 5500 TL’si bulunuyor. 11 yıl önceki yaklaşık 6 hisselik bu ufak yatırım, Türkiye’de şu anda bir iPhone 8 almaya bedel.


Create@Alibaba Cloud Start-Up Yarışması

Alibaba Cloud tarafından 12 ülkede düzenlenen uluslararası start-up yarışması Create@Alibaba Cloud Start-Up Yarışması’nın Orta Doğu ve Afrika bölge ayağı 8 Ağustos’18’de ilk defa İstanbul’da gerçekleştiriliyor.

08 Ağustos 2018, 10:00


Apple tarihi zirveye yürüyor

ABD'li teknoloji devi Apple'ın hisseleri bugün rekor seviyeye ulaştı. Piyasa değeri 1 trilyon dolara yaklaşan Apple, bu seviyeyi görmesi halinde tarihte bunu başaran ilk şirket olacak.

New York borsasında dün günü 190,29 dolardan kapatan Apple hisseleri, bugün yüzde 5,1 artışla TSİ 17.37'de 200 dolara ulaşarak şirket tarihindeki en yüksek seviyeye çıktı.

Şirketin piyasa değeri de 981 milyar dolar oldu. Piyasa değeri 1 trilyon dolara yaklaşan Apple, bu seviyeyi görmesi halinde tarihte bunu başaran ilk şirket olacak.

Apple, dün açıkladığı bilançosunda, bu yılın nisan-haziran döneminde gelirinin geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 17,3 artarak 53,26 milyar dolara, net karının da yüzde 32,1 yükselerek 11,52 milyar dolara ulaştığını duyurmuştu.