30 Kasım 2020 Pazartesi

Şirketlerde yapısal reform yolu ‘veri bilimi’nden geçiyor

 2017 yılı Nisan ayında KoçSistem Genel Müdürlüğü görevine başlayan Mehmet Ali Akarca, yönetim ekibiyle birlikte şirketin odaklanacağı alanlar arasında ilk sıraya şu konuyu koydu:


• Veri bilimi...


Veri biliminin öneminin altı şu mesajla çizildi:


• Veri bilimi = Ülkenin gelişimi


KoçSistem, The Boston Consulting Group’la (BCG) uzun vadeli işbirliği yaparak 2018 yılı ekim ayında yeni bir şirket kurdu:


• KoçDigital...


Şirketin tanıtım toplantısında Koç Holding CEO’su Levent Çakıroğlu, BCG Orta ve Doğu Avrupa ile Ortadoğu Başkanı Christoph Schweizer, Koç Holding Turizm, Gıda ve Perakende Grubu Başkanı ve KoçDigital Yönetim Kurulu Başkanı Tamer Haşimoğlu yer aldı. Mehmet Ali Akarca da KoçDigital Yönetim Kurulu Başkan Vekilliğini üstlendi.


KoçDigital’in ana amacı şöyle belirlendi:


• Veri bilimi ile yeni çözümler geliştirmek, veri bilimi üzerinden Türkiye’ye değer katmak. Bunları geliştirip yurt dışında da veri bilimi alanında iş yapmak.


KoçSistem Genel Müdürü ve KoçDigital Yönetim Kurulu Başkan Vekili Mehmet Ali Akarca ile görüntülü platformda buluştuğumuzda sohbetin ana konusunu “veri bilimi” oluşturdu:


-Verinin ne kadar önemli olduğunu yaşadığımız pandemi ile bir kez daha gördük. “Hayat Eve Sığar” (HES) uygulaması da veri bilimine dayanıyor.


Veriyi cevhere benzetti:


-Bu cevheri ne kadar işlerseniz o kadar değer yaratabiliyorsunuz.


Veri bilimini şöyle tanımladı:


- Herkesin okuduğu, bilgisinin olduğu, üretilmiş olan bilgiyi bir yerlerde toparlayıp daha iyi analiz etmek.


Şu soruyu sordu:


- Bunlar daha önce yok muydu?


Yanıtını verdi:


-Vardı ama teknolojinin gelişimiyle birlikte verileri işleme kabiliyeti apayrı bir noktaya ulaştı.


Tüm sektörlerin veri bilimiyle ilgilenmesi gerektiğine işaret etti:


- Türkiye’de veri mühendisliği, veri analitiği eksikliğini gördük. Bu, sadece bilişimde değil, her alanda çalışanların ilgilenmesi gereken bir konu. Bu nedenle KoçDigital Akademi’yi kurduk. Tüm sektörlerdeki şirket yöneticilerinin bu alanda eğitim görebildiği bir kapı açtık.


Şirketlerin yapısal dönüşümü üzerinde durdu:


- Bir şirketin yapısal reformu da, dijital dönüşüm ve veri bilimini nasıl ele aldığı ile ilgilidir. Dolayısıyla ülkemizde yapısal reformları nasıl konuşuyorsak, şirketlerin, ekonominin de yapısal reformu veri biliminden, yeni teknolojileri özümsemekten geçiyor.


Türkiye’nin veri biliminde hangi aşamada olduğunu sordum, yanıtladı:


- Henüz arzu ettiğimiz yerlerde değiliz. Kötü değiliz, orta seviyelerdeyiz. Haksızlık da etmemek gerek. Ancak, bu devrimi de kaçırmamamız lazım. Ülkemizin gelecek 10-20 yılı için, gençlerin istihdamı ve ihracat için bu alanda yol almalıyız.


Bütün eski bilinenlerin değiştiği bir dönemden geçildiğini anımsattı:


- Ülke olarak daha verimli olacaksak, daha fazla istihdam yaratacaksak, şirketlerimizin en akıllı teknolojileri kullanması, veriyi en iyi şekilde değerlendirmesi lazım. Bunu sağlarsak farklı bir yere gelebiliriz.


Pandemi, hayatımızda, şirketlerde dijital dönüşümü 3-5 yıl öne çekti.


Şirketler “veri bilimi”nde de benzeri tempoyu ortaya koyabilecek mi?


Değeri 90 milyon dolar, cirosu 1.8 milyar lira


KOÇSİSTEM Genel Müdürü Mehmet Ali Akarca, 2020’nin şirketin 75’inci yılı olduğunu belirtip sürdürdü:


- Brand Finance tarafından "Türkiye’nin En Değerli Bilişim Markası” seçildik. 90 milyon dolarlık marka değerimizle ilk kez 41'inci sıradan listeye girdik.


Bilişim Sanayicileri Derneğinin (TÜBİSAD) yaptığı "Bilişim 500" araştırmasına değindi:


- Gelirlerimizle 3 yıldır "Bilişim 500”de sektör lideriyiz.


Son 3 yıldır yılda yüzde 25-30 büyüdüklerini belirtti:


- Geçen yıl gelirlerimiz 1.8 milyar lira düzeyindeydi.


80 ülkede operasyon var, 5 ülkeye ‘kalıcı’ gitme planı yapıyor


KOÇSİSTEM Genel Müdürü Mehmet Ali Akarca, önümüzdeki dönem hedefini paylaştı:


- KoçSistem ve KoçDigital'i yurtdışında daha aktif hale getirmeyi planlıyoruz. Önümüzdeki 5 yılda 5 ülkede daha KoçSistem ve KoçDigital'in yerleşik operasyonlara başlamasını öngörüyoruz.


Şu anda Azerbaycan’da yerleşik olduklarını belirtti:


- 2021 planlarımız içinde İngiltere var. Aslında İngiltere'de bugüne kadar yol almış olurduk.


Pandemi, adımlarımız biraz yavaşlattı.


Ardından şu noktanın altını çizdi:


- Aslında hizmet verdiğimiz şirketler için 80'in üzerinde ülkede operasyon yapıyoruz. Bu operasyonlar için yurt dışındaki partnerlerimizden destek alıyoruz.


Yabancı hükümetler nezdinde de bazı çalışmalar yaptıklarını kaydetti:


- Bugün gelirlerimizin yüzde 10'unu yurtdışından sağlıyoruz. Hedefimiz önümüzdeki 5 yılda bu oranı yüzde 15-20'ye çıkarmak.


650 yazılım mühendisi var ama 150’si Ar-Ge personeli görünüyor


KOÇSİSTEM Genel Müdürü Mehmet Ali Akarca, şirkette 1500 personelin çalıştığını, bunların 650’sinin yazılım mühendisi olduğunu vurguladı:


- Ancak, Ar-Ge merkezi statüsünde çalışan sayımız 100-150 arasında. Bu konuda çok hassasız. Yazılım kadrosunun tamamını Ar-Ge'de göstermiyoruz.


Ar-Ge personelinin fizikin merkezde çalışması zorunluluğuna işaret etti:


- Bu durum pandemi döneminde sıkıntı yaratıyor. Aslında bakanlık oradaki oranı esnetti, merkezde çalışması gereken Ar-Ge personeli sayısını yüzde 50'ye indirdi.


Bakanlığın iki nedenle bu tutumunda ısrar ettiğine dikkat çekti:


• Birincisi suiistimallerin önüne geçmek. Daha önce bazı şirketlerde suiistimaller oldu.


• İkincisi, özellikle teknokentlerdeki küçük ölçekli firmalar oradaki ekosistemden besleniyor. Yani, fiziki olarak Ar-Ge personelinin orada bulunması gerekiyor.


Bu konuda hibrit bir modele geçilmesi gerektiğini savundu:


- Ayrıca belki de Ar-Ge'leri ayırmak lazım. Bilişim Ar-Ge'siyle üretim Ar-Ge'si farklı. Üretim Ar-Ge'si yapanların fabrikada olması gerekiyor. Ancak, yazılım Ar-Ge'si yapanların ofiste olmasına gerek yok. Üstelik evde çalışan yazılımcıların verimlilikleri arttı.


Vahap Munyar

https://www.dunya.com/kose-yazisi/sirketlerde-yapisal-reform-yolu-veri-biliminden-geciyor/601801


26 Kasım 2020 Perşembe

Erdoğan: Siber güvenlik sınır güvenliği kadar önemli

 Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, "Türkiye son dönemde siber saldırılara en çok hedef olan ülkelerin başında geliyor" dedi.

'Dijital faşizme karşı hep birlikte mücadele etmeliyiz'

Etnik ve dini faşizmin acılarını asırlarca çektik. Her alanda giderek yaygınlaşan dijitalleşmenin en büyük zaafı veri kontrolünün giderek tekelleşmesi. Bireyi isim ve numaradan gören dijialleşmenin sonu faşizme çıkar. Dijital faşizme karşı hep birlikte mücadele etmeli, çözüm yolları aramalıyız. Geçtiğimiz asırda savaşların açtığı yıkımları unutmamalıyız, dijitalleşmeyle de yeni haksızlıkların ortaya çıkmasını engellemeliyiz. 

'e-Devletten 50 milyon vatandaşımız yararlanıyor'

Bilgi ve teknoloji sektörünün ülkemizdeki yatırımlar 100 milyarı aştı. Hedefimiz, ülkemizde haberleşme altyapısının kapsama alanına girmeyen tek karış bırakmamaktır. Teknolojiyi geliştirenin de üretenin de kullanıcı olan insana karşı sorumluluğunu sadece kazanç parantezine hapsetmenin önüne geçilmelidir. Elektronik devlet sistemimizden 50 milyon vatandaşımız yararlanıyor.

'Verilerin güvenliği, sınırların güvenliği kadar önemli'

Türkiye son dönemde siber saldırılara en çok hedef olan ülkelerin başında geliyor. Sınırlarımızın güvenliği ne kadar önemliyse bu verilerin saklanması da o kadar önemlidir. 

25 Kasım 2020 Çarşamba

Kocaeli’de inovasyon yapan gençler yetişiyor

 Kocaeli, her alanda olduğu gibi eğitimde de gerçekleştirilen önemli projeler ve atılan adımlarla büyük takdir topluyor. Kocaeli’nin devlet erkânının da şehre olan ilgisi ve desteğiyle birçok sektörde elde ettiği başarılarının, diğer illerimize örnek olduğunu düşünüyorum. Kent, iki üniversitesi, ara eleman sorununa çözüm olacak meslek liseleri, Türkiye’nin en donanımlı bilim merkezi olan Kocaeli Bilim Merkezi, Robotik Kodlama Atölyeleri, meslek edindirme kursları, sanat okulları ve üniversite sanayi işbirliğine örnek çalışmalarıyla geleceği parlak, donanımlı ve inovatif gençler yetiştirme yolunda emin adımlarla ilerliyor.


Geçtiğimiz günlerde, Milli Eğitim Bakanı Ziya Selçuk, Kocaeli Büyükşehir Belediyesi tarafından hayata geçirilen Kocaeli Robotik Kodlama Atölyeleri Projesi’nin (KODELİ) tanıtım törenine katıldı. Kentin 97 eğitim kurumunda robotik kodlama atölyesi kurulacağı müjdesinin verildiği programda, Bakan Selçuk, “Kocaeli Türkiye’ye örnek oluyor, bu çalışmayı takdir ediyoruz” sözleriyle Kocaeli’ye övgüler yağdırdı. Ayrıca, Kocaeli’nin bugüne kadar eğitime 300 milyon lira katkı sağladığını da açıkladı. 10 yıl önce temelleri atılan KODELİ projesinin gençlerin kodlama, inovatif akıl ve continental zekâyla yetişmeleri için son derece önemli bir eğitim hamlesi olduğuna inanıyorum.


GEBKİM Mesleki ve Teknik Anadolu Lisesi’ni de ziyaret eden Bakan Selçuk, GEBKİM MTAL’nin okul-sanayi işbirliğine örnek olduğunu, “Mesleki eğitimde sanayicilere de büyük görev düşüyor ve GEBKİM Vakfı yöneticileri GEBKİM MTAL’de bu görevi yerine getiriyor. Burada bir başarı hikayesi yazılmış” sözleriyle dile getiriyor. Bakan Selçuk’un belirttiği gibi, GEBKİM MTAL’nin, Uygulama ve Pilot Üretim Tesisi, kimya ve endüstriyel otomasyon laboratuvarları, anaokulu binası, İngilizce Sokağı ve birçok sosyal kültürel donatılarıyla Türkiye’ye örnek model oluşturan bir okul olduğu kanısındayım. GEBKİM MTAL’nin, okul-sanayi işbirliğine verdiği önem ve Avrupa’ya açılma hedefiyle yürüttüğü çalışmalar da takdire şayan.


Kocaeli’de nitelikli eğitime destek olan projelere, kentte faaliyet gösteren odaların da katkılarını göz ardı etmemek gerekiyor. Kocaeli Ticaret Odası’nın (KOTO), iş dünyasına nitelikli eleman yetiştirmek amacıyla eğitime kazandırdığı, makine, otomasyon ve mobilya alanlarında tam burslu hizmet veren Özel KOTO AOSB Mesleki ve Teknik Anadolu Lisesi de, mezun olan öğrencilerinin iyi okullara yerleşmesini sağlarken, bir kısmını da çeşitli meslek dallarında istihdam ediyor.


Gebze Ticaret Odası’nın kurduğu İnovasyon Akademisi de, Endüstri 4.0 devriminin teknolojiyle birleştiği günümüzde, gençlerimizin ve çocuklarımızın üretken ve inovatif düşünceye sahip olmalarını sağlamak amacıyla Robotik Kodlama ve Maker eğitimleri veriyor. Öğrencilerin burada algoritmayı ve kodlamayı öğrenirken, bilgilerini de girişimci ve yenilikçi işgücüne dönüştüreceklerini, bu sayede işgücü potansiyelinin sanayinin ihtiyaç duyduğu niteliğe kavuşacağını düşünüyorum.


Hepimiz biliyoruz ki geleceğimiz teknolojiyle şekilleniyor, bu dönüşümün ilk basamağı da çocuklarımız ve gençlerimiz. Onlara, yeni fikirler üretmelerini, geliştirmelerini ve icat etmelerini sağlayacak donanımlı ortamları oluşturmak da bizlerin görevi. Kocaeli’nin, çocuklarımıza sağladığı bu altyapıyı güçlendirmek için eğitimde çığır açacak birçok projeye daha imza atacağına inancım sonsuz.


Alıntı:

https://www.dunya.com/kose-yazisi/kocaelide-inovasyon-yapan-gencler-yetisiyor/601315



24 Kasım 2020 Salı

Kaslowski: Dijital çözümleri hızla iş hayatımıza entegre etmeliyiz

 COVID-19 Döneminde Dijital Altyapı Yatırımları ve Uzaktan Çalışma Tecrübeleri” başlıklı webinarın açılış konuşmasını yapan TÜSİAD Başkanı Simone Kaslowski,"Dijital  teknolojileri üretim ve iş  yapış modellerimize hızla entegre etmemiz hem de bu teknolojileri  ülkemizde üretecek altyapıyı hızla  kurgulamamız gerekiyor" ifadesini  kullandı. 


Kaslowski konuşmasında şunları söyledi:


"Covid-19 salgını ile dijitalleşme eğilimi büyük bir ivme kazandı. İş modellerimizin köklü bir değişime uğradığı bu dönemde  dijital  altyapı ve yetkinliklerin ne kadar stratejik öneme sahip olduğunu bir  kere daha fark ettik. Sektörleri ve ölçekleri farklı olsa da dijital  dönüşümü benimseyen  teknolojik altyapısını ve donanımını güçlendirmiş  şirketler değişime daha hızla uyum sağlayabildi. Bu tecrübe bizlere  iki önemli ihtiyacı bir kez daha açıklıkla gösterdi: hem dijital  teknolojileri üretim ve iş yapış modellerimize hızla entegre etmemiz  hem de bu teknolojileri ülkemizde üretecek altyapıyı hızla  kurgulamamız gerekiyor.


Yatırım ortamının sürdürülebilirliği açısından çok kritik olan bu  dönüşümün yüksek katma değer yaratmada ve ihracat potansiyelimizi  artırmada da önemli bir kaldıraç olacağına inanıyoruz.


Şirketlerin bir strateji temelinde belirleyecekleri dijital  dönüşüm yol haritaları, sağlıklı bir uygulama sürecinin yanı sıra  yatırımların geri dönüş hızı açısından da önemlidir. Vergi  düzenlemeleri, teşvik mekanizmaları ve risk sermayesi fonları  kurulması şeklinde dijital dönüşüm yatırımlarını cazip hale getirecek  düzenlemeler de bu süreci etkili bir şekilde ivmelendirecektir.


TÜSİAD bünyesinde farklı alanlardaki çalışmalarımızı bu dönüşümün  etkili bir şekilde hayata geçmesine katkı sağlama hedefi ile  gerçekleştiriyoruz. Bu amaçla gerek yurt dışı temsilciliklerimiz  gerekse üyesi olduğumuz Avrupa iş dünyasının temsil kuruluşu Business Europe aracılığıyla küresel gelişmeleri de yakından takip ediyoruz.


Avrupa Birliği yeni büyüme stratejisini dijital ve karbon nötr  olma hedefleri üzerinden belirledi. Buna hizmet edecek dijital  altyapıyı inşa etmek üzere 2021-27 dönemi için 9.2 milyar Euro'luk  kapsamlı bir "Dijital yatırım programı"[2] nı yürürlüğe koydu. Bu  program yeni normalin dijital bileşenlerinin bir iz düşümü şeklinde: "super-computing", "yapay zeka", "siber güvenlik ve güven", "dijital  teknolojilerin yaygın kullanımının garanti edilmesi" ve "ileri dijital  becerilerin kazandırılması" artık küresel düzenin parçası olan tüm  ekonomiler için öncelikli planlama alanlarını oluşturuyor. Bu zorlu  rekabet ortamında küresel değer zincirinin güçlü bir parçası olarak  devam edebilmemiz için dijital dönüşümü odağa alan bütüncül  politikaları kararlılıkla hayata geçirmeliyiz. Bu yönde gerekli  yatırımların yapılmasını kamu ve iş dünyası arasında güçlü bir sinerji  ile mümkün kılmalıyız. Geniş bant iletişim ağ ve hizmet altyapısının  güçlendirilmesinden, özgürce bilgiye erişimin güvence altına  alınmasına  kişisel verilerin korunmasından, KOBİ'lerin teknoloji  kullanımının yaygınlaştırılmasına kadar geniş bir alanda etkin  uygulamayı sağlamalıyız. 


Bu süreçlerde ülkemizin önemli bir potansiyelini de titizlikle ele  almalıyız: dinamik genç neslimizi yazılım ve uygulama geliştirme  alanları için güçlü bir şekilde cesaretlendirmeliyiz. Genel olarak  dijital okuryazarlığın yaygınlaştırılmasının yanı sıra dijital dönüşüm  için bilgi teknolojileri alanında yetkinliği artıracak programlara hız  vermeliyiz. İnsan kaynağının niteliğine dijital çağa uygun şekilde  yapacağımız yatırımlar ülkemizin cazibesini de kuşkusuz artıracaktır."


21 Kasım 2020 Cumartesi

Buluta anten taktım, internete bağlandım

 “Tüh! Yine gitti internet! Size demiyor muyum Youtube’a, oraya buraya lüzumsuz girmeyin diye. Bundan sonra internetten dizi izlemek yok, sırayla gireceğiz, toplantılar da görüntüsüz oluversin.”


Okuldu, işti, sosyal ortamdı darken her yere sanal bağlanınca, bu serzenişler bizim evin rutini haline geldi. Eskiden televizyon çekmezdi, anteni oraya buraya taşırdık, hatta evin küçüğü gerekirse anten görevi üstlenip, program boyunca elinde taşınır anten televizyonun yanında dikilirdi. Çatıya çıkmalara, pencereden “çekiyor mu” diye bağrışmalara girmiyorum bile. Onlar çoktan mazi oldu, yeni devir “bulut bilişimi- cloud computing” devri.


Millet, Ay’da su bulmuşsa, biz de gerekirse bulutu - cloud’u bulup oradan hat çekeriz.


Evet, sıvayın kolları, “Bulut Bilişim Anlaşması - Cloud Computing Arrangement - CCA“’na girişiyoruz. Niye mi yapacağız? Valla cevabı çok basit: Bu devirde evde, iş yerlerinde onca data-veriyi kim tutacak, internet tabanlı bilişim hizmetini kim verecek?


Hangi bulut bilişim hizmetini alsam acaba?


Bulut bilişiminde günün hizmet menüsüne kısaca bir göz attım: Altyapı Hizmeti (Infrastructure as a Service- IaaS), Platform Hizmeti (Platform as a Service- PaaS), Yazılım Hizmeti (Software as a Service- SaaS) veya diğer (Hosting Arrangements) var. Ben son kullanıcıyım da (end user) gelelim size, bir de bu işin maliyetinin ne olacağına…


Uluslararası Finansal Raporlama Standartları’nda (UFRS) Bulut Bilişim Sözleşmeleri’nin nasıl muhasebeleştirileceği ve katlanılan maliyetlerin ne olacağı açık bir şekilde yazmıyor. Ama Uluslararası Muhasebe Standartları Yorum Komitesi’ne (IFRIC) de haksızlık etmeyelim, çalışıyor gençler. Konuyla ilgili Eylül 2018’den beri toplanıyorlar, Mart 2019 tarihinde de konuyla ilgili önemli kararlar aldılar.


Hizmeti alan taraf açısından, Bulut Bilişim Anlaşması’nın finansal tablolara yansıması üç şekilde olabilir: Kiralama işlemi, maddi olmayan duran varlık alımı veya hizmet sözleşmesi.


Kiralama mı desem, hizmet mi, yoksa…


Yapılan anlaşma kiralama sözleşmesi özellikleri taşıyorsa TFRS 16, Kiralamalar Standardına göre muhasebeleşecek ve “kullanım hakkı varlığı” ve “kiralama yükümlülüğü” kaydedilecektir. Kiralama tanımına girmesi için, paragraf 9’da da belirttiği üzere, sözleşmede tanımlanan varlığın kullanımını kontrol etme hakkının, bir bedel karşılığında, kira süresi boyunca bize devredilmiş olması gerekir.


Maddi olmayan duran varlık diyebilmemiz için, TMS 38 Maddi Olmayan Duran Varlıklar Standardı gereği işletmenin ilgili varlıktan ortaya çıkan gelecekteki ekonomik yararları kullanabilme ve başkalarının bu yararlara erişimini kısıtlama gücü olması gerekir. Ne bencillik! Yani kaçak hat çekmeye izin yok.


Anlaşılan, maddi olmayan duran varlık ile kiralama arasında “kontrol” ile ilgili nüans var, aman dikkat! 


Bu ara yapılan sözleşmelerin büyük çoğunluğu kuvvetle muhtemel “hizmet sözleşmesi” kapsamına girecektir ama biz yine de değerlendirmelerimizi yapalım ki, finansal tabloları yanıltmayalım.


Hizmet sözleşmesi demek, tabii ki hizmeti aldıkça kâr-zarar tablosuna gider yazmak demek; ama ya parayı önceden verip, indirimi kaparsan ne olacak? Merak etmeyin, hizmeti almak için önceden ödemiş olduğunuz tutarlar (upfront payments) ya da peşin ödenen giderler (prepaid expenses) olarak bilançoda varlık olarak (prepaid asset) kaydedilecek ve hizmet dönemi boyunca giderleştirilecektir.


Bulut (Cloud) masrafları ne olacak? “Hadi sözleşmeye girdik girmesine de bu işin masrafları ne olacak?” diye sorarsanız, üşenmedim sizin için onlara da bir göz attım. Araştırmasıydı, donanımıydı, konfigüre edilmesi, sistem değişikliğiydi, test aşaması derken, üç-beş masraf var tabii, yok diyemem. Esas soru, bunların hangilerini finansal tablolarda aktifleştirebilirim (capitalised), hangilerine peşin ödenen giderler, derim. Yoksa “Havada bulut, sen bunu unut” deyip, tüm bu masrafları gider mi yazacağım? 


Yapmış olduğumuz masrafların muhasebeleştirmesi, yapılan anlaşmanın maddi olmayan varlık olarak ya da hizmet sözleşmesi olarak değerlendirmesine bağlı olarak değişiklik gösterecektir.


Hizmet sözleşmesi yaptığımızı varsayarsak, bu iş için ne kadar araştırdık, ne kadar kafa patlattık deseniz de, araştırma maliyetlerini (research costs) gider yazmak durumundasınız. Keza bu durum konfigürasyon harcamaları (configuration costs) için de geçerlidir. Çünkü konfigürasyon aktiviteleri hizmet sağlayıcının kontrolündedir. Maalesef hizmet sözleşmesi gereği ortada bir varlık olmadığı için, test masrafları da gider olur. Sistem değişikliği ise, duruma göre gider, duruma göre aktifleştirilebilecek masrafl ardandır. Var olan sisteme ilave fonksiyon getirilmesi durumunda, aktifleştirmeye sıcak bakılır; yoksa masrafın gideceği yer bellidir. Tüm masraflar gider olacak değil ya, yapın bir donanım yatırımı (hardware costs), nur topu gibi sabit kıymetiniz olsun.


Ünlü şair Nazım Hizmet’in dediği gibi:


“…Bulut mu olsam, gemi mi yoksa?”


Kaynak:

https://www.dunya.com/kose-yazisi/buluta-anten-taktim-internete-baglandim/487117



Oyun ve e-spor yeni zenginlik alanlarımız

 Ingame Group CEO’su Burak Gözalan ile sektörü konuşuyoruz. Sektör diyorum zira yazılım alanında en büyük küresel başarımız oyundan geldi. E-spor derken sporun yeni formunu kastediyoruz: Bilgisayar, konsol, mobil platformlar üzerinden online veya offline, takım veya bireysel oynananlar…


Gözalan, InGame’i 2012 yılında kurmuş. İletişim, dijital eğlence ve finans sektöründe deneyimli Türk yatırımcılar, milyonlarca oyuncuya içerik üreterek dünya çapında oyuncu şirketi olmak istemişler. Ingame, bu enerjiyi şimdi ekonomik zenginliğe çeviriyor.


Bir cümle “dünya çapında” diye başladığında daima ölçeğini araştırırım. Ingame Group’u da inceledim. Gördüğüm şudur; yeni unicornlar, yörüngeye çıkmak için platformda yerlerini almaya başlamış.


Unicorn, 1 milyar $ değeri aşmış start-up’lara deniyor ve yine bir Türk oyun şirketimiz Peak Games, 1,8 milyar $’lık satış gerçekleştirmişti. Demek ki bu alanda yetkinliğimiz var ve başardıysak yine başarabilir hatta daha iyisini de yapabiliriz.


Burak Gözalan’ın ürettiği Zula gibi oyunlar, espor alanındaki gelecek planlarını dinledikçe aklıma gelen şudur; bizler dolara hücum, liradan kaçışla uğraşa duralım, gençlerimiz kendi imkânlarıyla ülkenin bahtını değiştirecek adımlar atabiliyor.


Bizlere düşen, kaynaklarımızı betona gömmek yerine, yeni zenginlik alanları üreten sektörlere ve onların başarılı gençlerine yönlendirmek.


ÜLKENİN BAHTINI DEĞİŞTİRECEK ADIMLAR


Türkiye’de start çok ama up yok… Olanları da ya bilmiyor veya umursamıyoruz. Ama değerleri; 1 milyar $’ı aşan unicorn çıkarabildik. Ben yörüngeye çıkabilen startup’lara BURAK diyorum.


Peak Games, ilk burakımız oldu. Şimdi Ingame Group, daha yüksek irtifayı gözüne dikmiş durumda… Bizim melek yatırımcılar betondan kafasını kaldırıp dünya yörüngesine baksa ne güzel olur…


Şeref Oğuz

https://www.dunya.com/kose-yazisi/oyun-ve-e-spor-yeni-zenginlik-alanlarimiz/600060



13 Kasım 2020 Cuma

Turkcell, 142 patent ile Ar-Ge 250 lideri

 Ekonomi ve iş dünyası portalı Turkishtime tarafından uzun süren çalışmalar sonucunda ortaya çıkan Ar-Ge 250 araştırması bu yıl da Ar-Ge ve yenilikçiliğin her geçen gün daha da derinleştiği

Türkiye’de firmaların bu alana yaptığı yatırımların katlanarak arttığını gözler önüne serdi. Firmaların 2019 yılına dair Ar-Ge rakamlarını tüm detaylarını ile ortaya koyan araştırmada bu yıl Ar-Ge merkezinde alınan patent sayısına göre yapılan “İlk 50 Şirket” sıralamasında birinciliğe yerleşen isim Turkcell oldu.


İlk 10’daki patent sayısında telekomünikasyon sektörü ağır bastı


Turkcell 462 milyon 477 bin liralık Ar-Ge harcaması ile sektörel sıralamada telekomünikasyon firmaları arasında birinci sırada yer alırken, 2019 yılında aldığı 142 patent ile sektörel sıralamadaki birinciliği ile aynı performansı göstererek patent sıralamasında da listenin başında yer aldı.


2019 yılında yaptığı Ar-Ge harcaması ile (175 milyon 252 bin lira) sektörel sıralamada Turkcell’den sonra ikinci sırada yer alan Netaş Telekomünikasyon A.Ş., konu patente gelince bu kategoride de benzer bir performans gösterdi. Firma 2019 yılında aldığı 36 patent ile Turkcell’in ardından ikinciliğe yerleşti. Netaş geçtiğimiz yıl patent sıralamasında listenin 12’nci sırasında yer alıyordu.


Geçtiğimiz yıl listenin beşinci sırasında bulunan Eczacıbaşı Yapı Gereçleri Sanayi ve Ticaret A.Ş. bu yıl aldığı 33 patent ile sıralamada üçüncü oldu. Bu yıl elektronik sektöründe en fazla Ar-Ge harcaması yapan Vestel Elektronik Sanayi ve Tic. A.Ş., aldığı 32 patent ile patent sıralamasında dördüncü sırada kendine yer buldu.


Patent sıralamasında geçtiğimiz yılla kıyasladığında sıçrama yaşayan isim BSH (Bosch/Siemens) Ev Aletleri San. ve Tic. A.Ş. oldu. Geçtiğimiz yıl bu kategoride 24’üncü sırada yer alan firma, bu yıl yapılan değerlendirmede ise aldığı 25 patent ile beşinciliğe yerleşti. BSH’ı sırasıyla Anadolu Isuzu Otomotiv San. ve Tic. A.Ş. (25), Tofaş Türk Otomobil Fabrikası A.Ş. (23), Tırsan Treyler Sanayi ve Ticaret A.Ş (23), MAN Türkiye A.Ş. (16) ve Türk Traktör ve Ziraat Makineleri A.Ş. (15) takip etti.


Birinci sırada yer alan Turkcell ve ikinci sırada bulunan Netaş’ın aldığı patent sayısından da anlaşıldığı üzere Ar-Ge 250 araştırmasının 2019 yılında alınan patent sayısına göre yapılan sıralamasında, ilk 10’da telekomünikasyon sektörünün ağırlığı hissedildi.


2019 yılında Ar-Ge merkezinde alınan patent sayısına göre ilk 10 şirket


Sıra                             Firmanın Unvanı                         Alınan patent sayısı


1                                  Turkcell                                        142

2                                  Netaş                                            36

3                                  Eczacıbaşı                                    33

4                                  Vestel                                            32

5                                  BSH (Bosch/Siemens)               25

6                                  Anadolu Isuzu                              25

7                                  Tofaş                                             23

8                                  Tırsan                                            23

9                                  MAN Türkiye                                 16

10                                Türk Traktör                                  15


Tasarım tescilinde Bursalı tekstil damga vurdu


Ar-Ge merkezinde tescil edilen tasarım sayısına göre firmaların performansını da ortaya koyan araştırmada bu kategorinin lider ismi Bursalı Tekstil Sanayi ve Tic. A.Ş. oldu. Geçtiğimiz yıl bu kategoride beşinci sırada olan firma, bu yıl dört basamak yukarı çıkarak, Ar-Ge merkezinde tescil ettirdiği 259 tasarım ile listenin zirvesine yerleşmeyi başardı.


Bursalı Tekstil’in ardından listenin ikinci sırasında bulunan isim Türkiye Şişe ve Cam Fabrikaları A.Ş. 2018 yılında Ar-Ge merkezinde tescil ettirdiği 23 tasarım ile söz konusu listenin 27’nci sırasında olan firma, 2019 yılına gelindiğinde bu alandaki performansını yaklaşık sekiz kat artırarak 161 tasarım tescili ile listede ikincilik koltuğuna oturan isim oldu. 2019 yılında yaptığı Ar-Ge harcaması ile listenin sonlarında (490.) kendine yer bulan Merkez Çelik San. ve Tic. A.Ş., konu Ar-Ge merkezinde tescil edilen tasarım sayısına geldiğinde çok daha başarılı bir performans ortaya koydu. Geçtiğimiz yıl 11 tasarım tescili ile listenin 45’inci sırasında adını geçiren firma, bu yıl 81 tasarım tescili ile üçüncü olarak bu alanda ciddi bir sıçrama yaşadığını rakamlarla ortaya koymuş oldu.


2019 Yılında Ar-Ge merkezinde tescil edilen tasarım sayısına göre ilk 10 şirket


Sıra                                 Firmanın Unvanı                                          Tescil edilen tasarım sayısı


1                                      Bursalı Tekstil                                              259

2                                      Türkiye Şişe ve Cam Fabrikaları               161

3                                      Merkez Çelik San                                        81

4                                      Çilek Mobilya                                               60

5                                      Silverline                                                       58

6                                      Seranit Granit Seramik                               47

7                                      Kale Oto Radyatör                                       45

8                                      AGT Ağaç Sanayi ve Ticaret                      40

9                                      Eczacıbaşı                                                    38

10                                    Kütahya Porselen                                        35


Tescil edilen faydalı modelde ASELSAN farkı


Ar-Ge 250 araştırması kapsamında bu yıl firmaların Ar-Ge merkezleri aracılığıyla tescil ettirdikleri faydalı modellerin sayıları da ortaya konuldu. Yapılan araştırmaya göre Ar-Ge merkezinde en çok faydalı model çıkaran şirketlerin başında savunma sanayinin devi Aselsan Elektronik Sanayi ve Ticaret A.Ş. geliyor. Bu yıl yaptığı Ar-Ge harcaması ile listenin ikinci sırasında bulunan firma, Ar-Ge merkezinden çıkardığı 14 faydalı model ile bu listenin zirvesinde yer aldı. Aselsan’ı 10 faydalı model ile Estaş Eksantrik Sanayi ve Ticaret A.Ş. takip ederken, listenin üçüncü sırasında yer alan isim ise 9 faydalı model ile Korkmaz Mutfak Eşyaları San. ve Tic. A.Ş. oldu. Tescil ettirdiği 5 faydalı model ile Vestel Elektronik Sanayi ve Tic. A.Ş. ise listenin dördüncü sırasına ismini yazdırdı.


2019 yılında Ar-Ge merkezinde tescil edilen faydalı model sayısına göre ilk 10 şirket


Sıra                          Firmanın Unvanı                              Tescil edilen faydalı model sayısı


1                               Aselsan                                             14

2                               Estaş                                                 10

3                               Korkmaz                                            9

4                               Vestel                                                 5

5                               De-Ka Elektroteknik                         5

6                               Kayhan Ertuğrul                                4

7                               Alarko Carrier                                    4

8                               Heksagon                                           3

9                               Tırsan Kardan                                    3

10                             Kale Kilit                                             3



5 Kasım 2020 Perşembe

Netflix ve Amazon Prime lisans aldı

 Radyo ve Televizyon Üst Kurulu (RTÜK) Başkanı Ebubekir Şahin, uluslararası platformlar Netflix ve Amazon Prime Video'nun, yerli örnekleri gibi yükümlülüklerini yerine getirerek lisans aldığını bildirdi.


Üst Kurul Başkanı Ebubekir Şahin başkanlığında toplanan Üst Kurul, internet üzerinden isteğe bağlı yayıncılık lisans başvurularını değerlendirdi.


Başkan Şahin, toplantı sonrasında Twitter hesabından internet üzerinden isteğe bağlı yayıncılık yapan uluslararası platformlara ilişkin açıklamada bulundu.


Şahin, "Netflix ve Amazon Prime Video, tıpkı yerli örnekleri gibi yükümlülüklerini yerine getirerek RTÜK'ten lisans aldı. Hayırlı olsun." ifadesini kullandı.


Lisans hakkı aldılar


Edinilen bilgiye göre bir süredir geçici yayın izniyle faaliyetlerini devam ettiren ve RTÜK’ün uyarısı üzerine lisans başvurusu yapan ulusal ve uluslararası kuruluşlar gerekli yükümlülüklerini yerine getirdi.


Uluslararası yayın platformları, Türkiye’de yerleşik anonim şirketlerini kurarak yönetim kurullarını şekillendirdi, kuruluşlara genel müdür ve temsilci atamaları yapıldı. Üst Kurul, başvuru işlemlerini tamamlayan "Netflix", "Amazon Prime Video", “Fizy", "TV8", "Diyanet TV" ve "Powerapp Music " logolu kuruluşlara 10 yıl süreyle geçerli olmak üzere internet ortamından isteğe bağlı yayın hizmeti (İnternet - İBYH) lisansı verilmesine karar verdi.


Ayrıca "On Medya" logo/çağrı işaretli kuruluşa internet ortamından radyo (İnternet-RD) ve televizyon (İnternet-TV) lisansıyla "TV+" markalı kuruluşa da internet ortamından iletim yetkisi verildi.


Lisans alan kuruluşlar 6112 sayılı Kanun çerçevesinde internet üzerinden isteğe bağlı yayıncılık yapacak.


Startuplarda Yazılımcı Olmak

 Startuplar yapıları gereği hızlı hareket eden şirketlerdir. Büyük kurumlara göre üstün yanlarından biri de buradan gelir. Çalışan sayısının az oluşu, karar alırken düşünecekleri veya bağlı oldukları etkenlerin azlığı onlara hız ve esneklik kazandırır. Bu yüzden de büyük şirketlerde dönen bürokrasiye staruplarda çok rastlamazsınız. Kararlar hızlı alınıp hemen uygulanır. Bir vizyon ortaya konur ve bunu gerçekleştirmek için gerekli misyon takip edilerek ürün geliştirilir. Ürüne markette bir yer bulabilmek için ortaya birçok hipotez atılır. Daha çok deneme yanılma yöntemi ile gidilerek fikirler hayata geçirilir ve gelen geri bildirimlere göre bir sonraki aşamaya geçilir.

Denenecek çok fazla şeyin olması demek startup laboratuvarlarında birçok deneyin yapılacağı anlamına gelir. Deneyler de bir kişinin hızlı gelişmesi ve öğrenmesi için en iyi yöntemlerdendir. Bu yüzden bir yazılımcı olarak birçok deney yapma imkanına ve bu denemelerinizin sonuçlarını hızlıca görme imkanına kavuşursunuz. Denemelerin başarılı olup olmamasına bakmaksızın size neler katacağına odaklanırsınız. Başarılı olursa sizin ve küçük ekibinizin mutluluğunu derinden hissedersiniz. Fakat başarısızlık sonucu birçok insan demoralize olabilir. Fakat denemelerin doğasında bu vardır. Birçok şey dener başarısız olur ve sonunda tek bir doğru deneme ile başarıya ulaşırsınız. Bu bilinçle, başarısız olsanız bile öğrendiklerinizin yanınıza tecrübe olarak kaldığını görmekte fayda var.

Denemelerden ve başarısızlıktan bahsetmişken bir startupta çalışma konusunda kendinizi hazırlamanız ve beklentilerinizi buna göre ayarlamanız gereken bir etken var: Belirsizlik. Genelde belirsizliği startup kurucuları ve yöneticileri yönetir ve size aksettirmemeye çalışır. Fakat işin doğasında bu olduğu için kendinizi buna karşı hazırlarsınız. Başarıya giden yol inişler ve çıkışlarla dolu olduğu için hedeflere ne zaman ulaşılacağı konusunda tam bir netlik yoktur. Eğer bu tür durumlar size göre değilse belki de daha stabil ve olgun bir kurumda çalışmak sizin için daha iyi olabilir.

Hedefleri gerçekleştirmek için birçok yazılım geliştirir ve araçlar kullanırsınız. Öğrenip alet çantanıza attığınız her araç size birçok şey katar. Yeni araçlar öğrendikçe öğrenme yetenekleriniz de gelişir. Bu durum sadece araçlar için değil programlama dilleri ve kullanılan teknolojiler için de geçerlidir. Bazen ürünün MVP’sini geliştirmek için başlarda seçtiğiniz programlama dilinin veya teknolojinin ürünün olgunluk aşamasında pek uygun olmadığını görürsünüz. Bu da yaptığınız hatalı seçimden öğrenip ders çıkarma şansınının yanında, size farklı perspektifler katacak yeni programlama dilleri ve teknolojilerle yazılım geliştirme fırsatını verir. Kariyerinizin başlarında farklı teknolojilerle çalışmak ileride odaklanıp uzmanlaşmak istediğiniz alanların seçiminde ihtiyacınız olan altyapıyı sağlar.

Startuplarda çalışmak yeni teknolojiler denemenin yanında bizlere başka şapkalar takma fırsatı da tanır. Genelde kısıtlı imkanlardan dolayı küçük bir ekibe sahip olunduğu için siz de birçok cephede çarpışmak zorunda kalırsınız. Bir gün frontend tarafında görev alırken, bir gün backend tarafında görev alırsınız. Sizin yazmadığınız bir kod olsa da takım arkadaşınız hastalandığından dolayı onun kodundan ortaya çıkan hatayı fixlerken kendinizi bulabilirsiniz. Bu yüzdendir ki genelde startuplar full stack developerlarla çalışmayı tercih ederler. Aslında full stack kavramı startupların bu ihtiyacından dolayı ortaya çıkan bir kavram gibi de görülebilir. Startupların her iş için alanında en uzman yazılımcıyı bulup tatmin edici ücretler verebilecek imkanları yoktur. Bu yüzden de ellerindeki insan kaynağıyla en iyisini ortaya koymaya çalışırlar.

Startup’in ilk kurulduğu zamanlarda çalışmaya başlamak, ekibin küçük olmasından dolayı sizin yaptıklarınızın ve değerinizin daha kolay görülmesine yardımcı olur. Ürüne yaptığınız her iyileştirme, yazdığınız her kod, tekrar eden işleri otomasyona bağlayıp zaman tasarrufu sağlayan her sistem startupın gidişatına direkt katkı sağlar. Çorbada benim de tuzum var hissini daha güçlü bir şekilde yaşarsınız.

Startuplarda sadece yazılım alanında değil iş ve ürün geliştirme alanlarında da kendinizi geliştirme imkanınız vardır. Bir ürünü oluşturanlar sadece yazılımlar değildir. Ürünü daha çok müşteri ile buluşturmak adına design, marketing, analytics, SEO, growth hacking vb. gibi birçok konuyu yakından tanırsınız. Bu alanda geliştirme yapan arkadaşlarınız yazılımcılara ihtiyaç duyarlar. Onlar kendi alanlarında denemeler yaparken siz de onların taleplerini karşılayan teknik geliştirmeleri yaparsınız ve aslında onların yaptığı işi yakından tanıma fırsatı elde edersiniz. Ürünün her aşamasında yakından katkısı olan birisi olarak ürün geliştirmenin ne demek olduğunu kavrarsınız. Başlarda bir programcı olarak işe sadece teknik perspektiften bakarken artık bir ürün geliştirici perspektifine göre yazılım geliştirmeye başlarsınız. Ürününüz için neyin önemli olduğunu bilmek alacağınız yazılım kararlarınızda pozitif bir etki yaratır. Müşteri ve ürün odaklı düşünebilme yeteneğine kavuşur, teknik tarafta ürünün kaderini derinden etkileyecek hatalardan sakınarak müşterilere en yüksek değeri getirecek yazılımları geliştirirsiniz.

Madalyonun diğer yüzü…

Startupta çalışmanın bir çok artı yönü olduğu gibi işlerin ters gitme olasılığı da hayli yüksek. Genelde karşılaşılan problemler kötü yönetim, yetersiz nakit akışı ve beklenen başarının bir türlü gelmeyişi veya gecikmesi kaynaklı olabiliyor. Startuplar ilk kurulduklarında hayaller ve hedefler yüksektir. Çalışanlara ilerisi için birçok vaatler verilir. Silikon vadisi standartlarında maaşların verileceği, kendilerini geliştirmek için her türlü imkan ve fırsatın sunulacağı, çalışanların öncelikler sıralamasında ilk sırada olduğu, işler yolunda giderse şirketten hisse verileceği gibi vaatler. Bu vaatler işe alımlarda sıklıkla söylendiği gibi mevcut ekibi de canlı ve motive tutmak için belirli periyotlarda tekrarlanır. Bu şekilde çalışanlar motive edilmeye çalışılıp, geleceğin fırsatlarla ve umutla dolu olduğu söylenerek, diğer şirketlerden çalışanlara yapılacak tekliflerle akıllarının çelinmesi engellenmek istenir.

En çok söylenen yalanlardan biri de şudur: “Biz bir aileyiz.” Halbuki iş dünyasında aile olmak diye bir kavram yoktur. Aynı hedefi gerçekleştirmek için bir araya gelen, farklı farklı insanlardan oluşan takımlar vardır. Dolayısı ile startuplarda çalışırken “biz bir aileyiz” denildiğinde bunun içi boş bir kavram olduğunu hatırlayın.

Çalışanlar da başlarda herşey yolunda gittiği için yüksek motivasyonla işlerine dört elle sarılırlar. Öyle ki mesailere kalmak hatta hafta sonları işe gelip projeleri yetiştirmeye çalışmak bile onlar için normal görünür. Çalışanlar bunları kendi özel zamanlarından yaptıkları bir fedekarlıkmış gibi görmezler. Aksine şirketin onlara vaat ettiği gelecek planlarına yatırım olarak görürler. Şirketin büyümesi demek tırnak içinde kendilerinin de büyüyeceği anlamına gelir.

Fakat gerçeklik biraz daha farklıdır. Startupların başlangıçta nakit akış kaynaklarının sınırlı olmasından dolayı bir takım ekonomik sorunlar başgösterebilir. Hele ki startup hızlı büyümek adına karşılayabileceğinden daha fazla çalışana iş imkanı sağlamışsa ve yeteri kadar gelir elde edemiyorsa çalışanların maaşlarının ödenmesinde gecikmeler yaşanabilir. Başlarda belki bu durum maaşlara yansımaz fakat size yatırılan sigortaları kontrol etmek için sisteme girdiğinizde veya bir hastaneye gittiğinizde sigortanızın yatırılmadığı gerçeğiyle karşılaşma ihtimaliniz olabilir. Aylarca yatmayan sigortaları yönetime sorduğunuz zaman bunun geçici bir durum olduğu yakında herşeyin düzeleceği cevabını alırsınız ve tekrar özveri ile çalıştığınız bilgisarınızın başına geri dönersiniz.

İşler daha da kötüye giderse ödenmeyenler kervanına maaşlarda eklenebilir. Gecikmeli bir şekilde yatan maaşlar ilerleyen zamanlarda hiç yatmamaya başlar. Burada önemli olan yönetimin içinde bulunduğunuz durumu size açıkça anlatıp kafanızda oluşan soru işaretlerini ortadan kaldırmasıdır. Transparan bir kültüre sahip şirkette olup bitenler herkesle açık bir şekilde paylaşılır ve duruma göre herkes bir sonraki adımı bilir. Malesef bu tip durumlarda startup kurucularının çoğunluğu kötü gidişat gözle görünür olsa da transparan olmak yerine olayları gizlemeyi tercih ederler. Bu da işlerin daha da kötü bir hal almasına neden olur. Maaşların ödenmediği bir ortamda ufak problemler büyür ve sonunda içinden çıkılamayacak bir hal alır. Bu durumdan hoşnut olmayan çalışanlar zamanla gemiyi terketmeye başlarlar ve bu durum mevcut çalışanların motivasyonunun daha da kötü etkilenmesine sebep olur. Parayla saadet olmaz derler ama şu bir gerçektir ki para startuplarda yaşanan birçok problemin çözümüdür.

Yaşanan küçük problemlerin çoğu düzenli gelen bir nakit akışıyla çözülebilse de bazen sorunların kaynağı para ile çözülemeyecek kadar büyüktür. Tüm ödemeler zamanında yapılmasına rağmen vaat edilen başarıya istenilen zamanda ulaşılamaması, konulan hedeflerin tutturulamaması takımın motivasyonunun düşmesine neden olur. Böyle bir durumda sorunun kaynağında bir çok sebep olabilir. Markette geliştirilen ürüne bir talebin olmayışı, rekabetin çok sert oluşu gibi bir çok etken bu duruma sebep olabilir. Bazen de kurucuların ve ekibe liderlik edenlerin ortaya konulan vizyonu gerçekleştirecek niteliklere sahip olmayışları başarıya ulaşılamamasına neden olur. Böyle bir durumda takımın liderlere olan inancı sarsılır. Bu inancı geri getirmek için doğru adımlar atılmıyor veya ekibe karşı dürüst olunmayıp yapılan hatalar üstlenilmiyorsa kaybolan inancın yanına güven de eklenir. Bu noktadan sonra işleri tekrar eski haline getirmek çok güçleşir ve çoğu durumda da bu pek mümkün değildir.

Startuplarda en çok söylenenen ve herhangi bir dayanağı olmayan sözlerden biri de “hepimiz aynı gemideyiz.”’dir. Geminin dümeninde kendilerinin olduğunu unutan kurucular “hepimiz aynı gemideyiz” diyerek karşılaşılan durumlara beraberce katlanmaları gerektiğini, aynı sıkıntıları kendilerinin de yaşadıklarını anlatarak bir nebze olsa da çalışanların yüreklerine su serpmeye çalışırlar. Kazanırsak beraber kazanacağız, kaybedersek beraber kaybedeceğiz gibi laflar sıkça duyulur. Fakat çoğu durumda kültürün yanlış inşa edilmesinden dolayı kurucuların bencilliği gün yüzüne çıkar ve bu durumda da verilen sözlerle eylemlerin örtüşmediği çalışanlar tarafından hissedilir. Ortaya çıkan bu iki yüzlülük çalışanlar ve şirket sahipleri arasındaki samimiyetin tamamen yok olmasına neden olur.

Startup dünyası çetin bir dünyadır. Kültürünü doğru oturtmuş, transparan ve önce insan diyerek çalışanları ilk sıraya koyan, onların haklarını gözeten şirketler yarışa 1–0 önde başlarlar. Bu yüzden eğer şanlıysanız, doğru insanlarla önemli problemlerin çözümü üzerinde beraber çalışma fırsatı yakalayabileceğiniz startuplar, özellikle kariyerinizin başında size çok şey katabilir. Bu yüzden ekonomik katkıdan çok bilgi, tecrübe ve öğrenme imkanı sunan, ilerlemek istediğiniz alanda bir ürün geliştiren startuplarda calışmayı ciddi bir şekilde düşünmelisiniz.

Originally published at https://huseyinpolatyuruk.com on October 14, 2020.

https://huseyinpolatyuruk.com/tr/startuplarda-yazilimci-olmak/

https://medium.com/aykiri-yazilimcilar/startuplarda-yaz%C4%B1l%C4%B1mc%C4%B1-olmak-a1642c31e933


Yazılımcının Bahşişi

Garsona, kuryeye bahşiş var da yazılımcıya bahşiş yok mu? Var efendim, hem de en güzelinden!

Yazılım ekibimdeki bir kişinin motivasyonunu bir türlü artıramayınca acaba nerede yanlış yaptım diye düşünürken aklıma gelenleri kaleme almak istedim. Yazılım ekibinin motivasyonunu sağlamak, işini iyi yapan yazılımcıya hakkını verebilmek, şirket kültürünü dinamik hale getirebilmek için yazılımcının bahşişini ihmal etmeyin!

Yazılımcıya yeni teknolojileri deneyebilmesi için zaman ve imkân verilmesi en güzel bahşiştir. Gerek şirket içi yazılım ve araçlarda gerekse canlı ürünlerde yeni teknolojilerin denenmesi, yeni teknolojilerle ilgili sunumlar yapılması yazılımcıları canlı tutacaktır. Yeni şeyler denenirken hatalar yapılmasına izin verilmelidir. Yapılan hatalar nedeniyle yazılımcılar suçlanmamalı tam tersine hatalardan eğitici sunumlar yapılarak teknik ekip eğitilmelidir.

Yazılımcılara ara sıra zorlayıcı görevler verilmelidir. Sürekli veri tabanı işlemleri (CRUD) yapan yazılımcının motivasyonu düşecektir. Yazılımcılara performansı artıracak ya da bakımı kolaylaştıracak refactoring işleri, elle yapılan işlemleri otomatik hale getirecek araçları geliştirme görevleri, sunucuda çalışan bazı yazılım parçalarının bulut teknolojileriyle çalışabilir hale getirilmesi gibi görevler verilebilir. Kaşınan yazılımcıları bir haftalığına teknik (müşteri) destek ekibine yerleştirebilirsiniz.
Eğitim için kitap ve kurs imkânı küçük bir olanak gibi görünse de yazılım ekibini dinamik tutmanın en ekonomik yoludur. Birçok şirket böyle bir olanak sağlamıyor. Kitap ve kurs imkanı sağlayarak şirketin personeline önem verdiğini gösterebilirsiniz.

Teknoloji konferansları ve etkinliklerine personel göndermek şirketin iş ilanlarına başvuru sayısını ve kalitesini artıracaktır. Böyle ucuz bir reklam hiçbir yerde yok!

Yazılımcıların kullandığı donanımların (dizüstü bilgisayar, IoT cihazlar, mobil uygulama için akıllı telefonlar) güncel olması verimliliği artırıp motivasyonu yükseltecektir. Yazılımcılar için test amaçlı fiziksel ya da sanal sunucuların olması sunucular üzerinde denenebilecek docker, kubernetes gibi teknolojilerin öğrenilmesinde kolaylıklar sağlar.

Masa ve koltuğun ergonomik olması, uzaktan çalışan personele masa ve koltuk için maddi destek verilmesi özellikle orta yaş ve üstü yazılımcılardan hayır duası almanıza sebep olur.

İhtiyaç duyulan yazılımsal araçların satın alınması, loglama gibi alanlarda hazır çözümlerin kullanılması ürünlerinde katma değer sağlayan kısımlara daha fazla odaklanmanızı sağlayıp yazılımcıların oflayıp puflamasını azaltacaktır.

Yazılımcıları gereksiz toplantıların ve e-postaların dışında tutmak, onların akıl sağlığını koruduğu gibi sizin de bir doktora görünmenizde fayda olacaktır. Toplantılara hayır!

Evden çalışma imkânı sadece salgın hastalık koşullarında değil mümkün olan tüm koşullarda verilmelidir. Şirket kültürünü ofis dışında canlı tutabilmek adına geliştirmeler yapılmalı, yazılım projelerinin asenkron iletişim araçları ile yürütülebilmesi için şirket dinamikleri gözden geçirilmeli, bilginin ekip içerisinde akışı bir prensibe bağlanmalıdır.

Korku ve hiyerarşi yerine insan odaklı bir yönetim yapısı oluşturulmalı, yazılımcılar karar mekanizmasının parçası olmalı ve inisiyatif alma yetkisi verilmeli, adaletli performans değerlendirmesi için şeffaf bir şirket kültürü oluşturulmalı ve yazılımcılara kariyerlerinde ilerleme imkânı sağlanmalıdır.
Sektör ortalamasında veya daha yüksek maaş hiç de kötü olmaz. İnanın personel değişimi için harcanan emek, zaman ve para kaybı daha büyük bir kayba neden olmakta.

Şirkette fazla mesainin istisna olması, yazılımcıların mesai saatleri dışında rahatsız edilmemesi, yazılımcılara izinlerinin eksiksiz ve mümkünse istediği tarih aralıklarında verilmesi sağlanmalıdır.
Yazılımcılara açık ve net görevler verilmelidir. Yazılımcılar yazılım ürünündeki eksiklikler, konuşulmayan konular ve tutturulamayan tutturulamaz hedefler için suçlanmamalılar. Bir yerde bir yanlışlık varsa bu sistemsel olarak ele alınıp sorun beraber çözülmelidir.

Şirkette işe yeni başlayan yazılımcılara gerekli oryantasyon eğitimi verilmeli, şirket içi takım değişimi için süreçler belirlenmeli, şirketten ayrılmak isteyenler için ayrılış süreçleri belirli olmalı ve hoş anılarla hatırlanacak biçimde ayrılış yaşanmalıdır. Yazılım dünyası küçük!

Yöneticinin ana görevi kendisini gereksiz kılmaktır.
https://medium.com/aykiri-yazilimcilar/yaz%C4%B1l%C4%B1mc%C4%B1n%C4%B1n-bah%C5%9Fi%C5%9Fi-92bf797151ac