29 Haziran 2019 Cumartesi

3D yazıcılar ile drone tasarımı nasıl yapılır?

Her Yönüyle SolidWorks ile Drone Tasarımı isimli bu kitap, yakın dönemde adı sıkça duyulan 3 boyutlu yazıcılar ile okurun kendi başına bir dronu tasarlayarak onu gerçek hayatta faaliyete geçirebileceği şekilde yorumlamış.
Kitap ile okur, Bilgisayar Destekli Tasarım becerilerini geliştirebilecek. Kazanılan tasarım becerisi mühendislik alanında, endüstriyel tasarım alanında ve günlük hayatta düşünülen projeleri gerçekleştirmek için kullanılabilir. Ayrıca, 3 Boyutlu yazıcıdan alınabilecek plastik parçalar ile gerekli elektronik bileşenler birleştirilerek ürün prototipleme konusunda da tecrübe edinilebilecek.

Kitaptaki 12 örnek ile birlikte uygulama sırasında anlatılan komutlar ve fonksiyonları okuru sıkmadan, kolay bir öğrenimi hedefliyor.

Kitapta Bulunan Konu Başlıkları

Drone Gövde Tasarımı
Kauçuk Ayak Tasarımı
Pervane Tasarımı
Elektronik Parça Tasarımı (Görselleştirme İçin)
Drone Montaj Modelleme

Türkiye'de oyun ihracatı 10 milyar dolara çıkacak

Monster Notebook Üst Yöneticisi (CEO) İlhan Yılmaz, Türkiye'nin oyun yazılımındaki ihracatının geçen yıl 500 milyon dolardan 1,1 milyar dolara çıktığını kaydederek, "Önümüzdeki 5 yıl içinde ihracatın 10 milyar dolarlar seviyesinde olacağı söyleniyor." dedi.
Yılmaz, Monster bilgisayar olarak marka tescili yaptıkları 2001 yılından bu yana en büyük ideallerinin Türkiye'den bir dünya markası çıkarmak olduğunu söyledi. Yılmaz, "Biz bilgisayar üreticisi bir marka değiliz. Biz oyun bilgisayarı, performans bilgisayarı üreticisiyiz. Oyun bilgisayarı bizim çok güçlü bir şekilde sahiplendiğimiz bir alan. Çok küçük yaşlardaki çocuklardan, 70 yaşındaki insanlara kadar herkesin, oyun bilgisayarı dediğiniz de bizim markamızı bilsin istiyoruz" ifadelerini kullandı.

Bulut tabanlı oyun sistemlerinin geleceğine yönelik değerlendirmelerde de bulunan Yılmaz, bulut teknolojisi ile oyun oynamanın çok önemli bir değişimin ilk adımı olduğunu vurguladı. Yılmaz, şöyle konuştu:

"Aslında sadece oyun sektöründe değil, önümüzdeki dönemde pek çok alanda önemli değişimler olacak. Sürücüsüz araçlar ve drone ile seyahat edebilme gibi yenilikler hayatımız ciddi bir şekilde değiştirecek. Özellikle 5G hayatımıza girdiğinde büyük bir değişim olacak. Ancak önümüzdeki 5 yıl için bu sistemlerin istenilen düzeye gelmesinin Türkiye ve benzeri coğrafyalarda çok hızlı olamayacağını ve bir anda bu değişimin gerçekleşemeyebileceğini düşünüyoruz. 5 yıllık süreç içerisinde biz de iş birliği yaptığımız markalarla birlikte oyuncuların markası olmaya devam edeceğiz. Bilgisayarlar zaman içerisinde form değiştirebilir. Bir gün bir kıyafet şeklinde form alan bir bilgisayar satıcısı olabiliriz ya da oyun platformunda bir bileşen olarak kullanılıyor olabiliriz ya da bir simülatörün içerisinde de kullanılıyor olabiliriz. Form değiştirse de güçlü bilgisayarlara olan ihtiyaç önümüzdeki yıllarda da devam edecektir."

Türkiye'de 32 milyon civarında oyuncu olduğunu belirten Yılmaz, bu oyuncuların büyük kısmının mobil oyuncu olduğunu söyledi.

Ülkemizde oyun yazılımı üreten şirketlerin çok büyük bir hızla büyüdüğüne dikkati çeken Yılmaz, "Bundan iki sene önce Türkiye'nin oyun yazılımındaki ihracat 500 milyon dolar seviyesindeyken geçen sene 1,1 milyar dolar seviyesine çıktı. Önümüzdeki 5 yıl içinde ihracatın 10 milyar dolarlar seviyesinde olacağı söyleniyor. Dolayısıyla bu çok hızlı büyüyen bir pazar. 32 milyonluk oyuncunun yaklaşık 4 buçuk milyonu bütün platformlarda oyun oynayan 'hardcore' diyebileceğimiz, oyunu hayatının bir parçası olarak gören kişiler. Biz bu profili hedefliyoruz." değerlendirmelerinde bulundu.

Türkiye, siber güvenlikte kırılmanın eşiğinde

VMware’in yeni araştırması, Türk şirketlerinin, dijital çağda geleneksel ve eski araçlarla gelişmiş siber tehditlerle nasıl mücadele etmeye çalıştığını ortaya koyuyor. Buna göre, Avrupa Birliği verilerinin 2013’ten bu yana siber suçların ekonomik etkisinin beş kat arttığını göstermesine rağmen, EMEA bölgesindeki iş liderlerinin yalnızca yüzde 25’i şirketlerindeki siber güvenlik uygulamalarına güveniyor. Öte yandan, araştırmaya Türkiye’den katılan iş liderleri ve BT güvenlik uzmanlarının yüzde 73’ü kurumlarındaki güvenlik çözümlerinin eskidiğini belirtirken, katılımcıların yalnızca yüzde 17’si siber güvenlik sorunlarının çözümü için insan kaynağına güveniyor.
VMware’in Forbes Insight iş birliğiyle düzenlediği yeni araştırmaya göre, Avrupa, Ortadoğu ve Afrika’daki iş liderlerinin yalnızca yüzde 25’i şirketlerindeki mevcut siber güvenlik uygulamalarına güveniyor. EMEA bölgesinde faaliyet gösteren 650 kurumun katıldığı araştırma, Avrupa Birliği verilerinin 2013’ten bu yana siber suçların ekonomik etkisinin beş kat arttığını göstermesine rağmen, kurumlarda en yeni siber tehditlerle mücadelede gecikmeli ve yetersiz uygulamaların geçerliliğine yönelik endişe verici eğilime ışık tutuyor.

Araştırma kapsamında, Türkiye’deki iş liderlerinin ve BT güvenlik uzmanlarının yaklaşık yüzde 73’ü, kurumlarındaki güvenlik çözümlerinin eski olduğunu düşünürken, yüzde 70’i potansiyel güvenlik sorunları için geçtiğimiz yıl içerisinde yeni güvenlik araçları satın aldıklarını söylüyor. Katılımcıların yüzde 67’si ise saldırıların tespit edilmesi ve tanımlanması için daha fazla harcama yapmayı planladıklarını, yüzde 17’si kurumları genelinde 26 ve üzeri güvenlik ürününün kurulu olduğunu ifade ediyor.

İşletmelerin güvenlik yatırımlarını artırmaya devam etmesine rağmen, Türkiye’den araştırmaya katılan BT güvenliği uzmanlarının yüzde 43’ü, bir siber güvenlik sorununun çözümünün neredeyse bir hafta sürebileceğini söylüyor. Gerçek zamanlı bilgi işlem çağında, her gün bir milyondan fazla yeni kullanıcının internete girmesi ve uygulamalar aracılığıyla saniye başına düşen iş hacmi göz önünde bulundurulduğunda, bu gecikmeli cevap süresi büyük bir sorun yaratıyor.
Öte yandan işletmelerin siber güvenlik krizlerini atlatmak için harcama yapma rutinine sıkışıp kalmış olması endişe verici bir gelişme olarak değerlendiriliyor. Araştırmaya Türkiye’den katılan işletmelerin yüzde 77’si önümüzdeki üç yıl içinde yeni siber güvenlik ürünlerinin satın alımını ya da kurulumunu artırmayı planladıklarını beyan ediyor.

Bu mevcut güvenlik yaklaşımı, siber hijyen söz konusu olduğunda şirketlerin güven kaybı yaşamalarına neden oldu. Türkiye’den katılımcı olan şirketlerin yalnızca yüzde 30’u bulut kurulumlarının güvenlik düzeyine güvendiklerini, yüzde 17’si de güvenlik endişelerini gidermek için insan kaynağının hazır olduğu konusunda kendilerine güvendiklerini belirtiyor.

Araştırma bulguları, iş liderleri ve güvenlik ekiplerinin siber güvenlikte ilerleme ve iş birliği yaklaşımı arasında bir uçurum olduğunu gösteriyor. BT ekiplerinin yalnızca yüzde 27’si iş liderlerinin (üst düzey yöneticiler) siber güvenlik konusunda iş birliğine açık olduğunu düşünüyor. Öte yandan, BT güvenlik uzmanlarının yüzde 16’sına karşılık üst düzey yöneticilerin yüzde 27’lik kısmı siber güvenlik sorunlarının çözümünde iş birliği anlamında önemli bir katkıda bulunduğunu söylüyor.

Araştırmanın sonuçlarını değerlendiren VMware Türkiye Ülke Direktörü Murat Mediçeler şunları söyledi: “Einstein’ın da dediği gibi, delilik sürekli aynı şeyi yapıp farklı sonuçlar beklemektir. Geleneksel güvenlik çözümlerine yapılan yatırımların siber ihlallerin ekonomik sonuçları nedeniyle giderek azaltıldığı BT güvenliği konusunda da benzer bir durumla karşı karşıyayız. Eskisinden çok daha karmaşık etkileşimlerin, çok daha fazla bağlantılı cihaz ve sensörlerin, birbirinden çok farklı yerlerde bulunan çalışanların ve bulutun hâkim olduğu çok daha karmaşık bir dünyada yaşıyoruz. Tüm bu karmaşık yapılar katlanarak büyüyen bir saldırı yüzeyini de beraberinde getiriyor. Dolayısıyla oyunun kuralları da tamamen değişti. Günümüz dünyasında güvenlik her ne pahasına olursa olsun siber ihlalleri önlemeye çalışan yatırımlar yerini, verileri birbirine bağlayan ve taşıyan her şeyi, uygulamaları ve ağı içine alan yapısal bir güvenlik inşasına bırakmalıdır. Siber ihlaller kaçınılmaz olabilir, ancak önemli olan bu tehdidi ne kadar hızlı ve etkili bir şekilde ortadan kaldırdığınızla ilgilidir.

Mediçeler sözlerine şöyle devam etti: “Tüm departmanlar ve ekiplerde siber güvenlik farkındalığı ve iş birliğine dayalı bir kültürü teşvik etmek artık bir zorunluluk. Üst düzey yöneticiler ile güvenlik ve BT operasyon ekipleri aynı dili konuşmak ve kapıda bekleyen tehlikelerin farkında olmak zorunda. En iyi siber güvenlik uygulamalarını hayata geçirmek için doğru insan kaynağına yatırım yapılmasıyla EMEA’daki işletmeler, giderek sofistike bir hal alan siber suçlar dünyasının bir adım önünde olabilecektir.”

Kodlama eğitimiyle gençlere istihdam müjdesi

YÖK Başkanı Prof. Dr. Yekta Saraç, "Cumhurbaşkanımızın himayelerinde, YÖK'ün koordinatörlüğünde ve İŞKUR'un desteğiyle üniversitelerimizin ilgili bölümlerindeki öğretim üyelerimiz tarafından gençlerimize farklı düzeylerde ücretsiz kodlama eğitimleri verilecek. Hedef kitlemiz, üniversitelerin matematik, mühendislik, iktisat, işletme, istatistik gibi algoritmik düşünce yeteneğinin kazandırıldığı ancak kodlamanın yeterince öğretilmediği programlarda okuyan ya da bu programlardan mezun olan gençlerimiz. Böylece gençlerimiz, kolay ve kısa sürede yeni bir beceri ve yetkinlik kazanarak farklı sektörlerde iş imkânına kavuşacak" dedi.

Yükseköğretim Kurulu (YÖK) Başkanı Prof. Dr. Yekta Saraç, "Cumhurbaşkanımızın himayelerinde, YÖK'ün koordinatörlüğünde ve İŞKUR'un desteğiyle üniversitelerimizin ilgili bölümlerindeki öğretim üyelerimiz tarafından üniversite öğrencisi ya da mezunu olan gençlerimize farklı düzeylerde ücretsiz kodlama eğitimleri verilecek" diye konuştu.

Saraç, teknolojide yaşanan hızlı değişimlerin kodlamanın önemini daha da artıracağını söyledi. Gündelik hayatta kullanılan birçok ürün, süreç ve sistemde kodlamanın izlerinin görüldüğüne ve bu sistemlerin yenilenerek daha akıllı hale geldiğine dikkati çeken Saraç, "Kullandığımız telefonlardan otomobillere, oturduğumuz evlerden fabrikalara birçok ürün veya sistemde kodlama giderek daha fazla karşımıza çıkıyor. En basit cihazlar bile bünyesinde binlerce satırdan oluşan yazılımları barındırıyor" dedi.

Üniversitelerde farklı seviyelerde programlama eğitimi verildiğini belirten Saraç, "Yazılım konusunda ileri seviyede eğitim veren bilgisayar mühendisliği ve benzeri bölümlerden mezun olan gençlerimiz, lisans eğitimleri sırasında kazandıkları bilgi, beceri ve yetkinliklerle programlama veya kodlama konusunda ülkemiz iş gücüne önemli katkı sağlıyor. Birçok mühendislik programında da farklı programlama dillerini öğreten bilgisayar programlama dersleri mevcut. Aynı şekilde bilgisayar programcılığı gibi iki yıllık meslek yüksekokulu programlarında okuyan gençlerimize de belirli seviyede kodlama eğitimi veriliyor" diye konuştu.

Yekta Saraç, giderek önem kazanan kodlama eğitiminin üniversitelerde birçok disiplinde müfredata dahil edilerek başka alanlara da yaygınlaştırıldığını anlattı.

KODLAMA EĞİTİMLERİNİ ÖĞRETİM ÜYELERİ VERECEK
Birçok sektörde ve günlük hayatta giderek önemi artan kodlama eğitimini yaygınlaştırabilme adına üniversiteler ve ilgili kurumlarla çalışmalar yaptıklarını belirten Saraç, şu bilgileri verdi:
"Cumhurbaşkanımızın himayelerinde, YÖK'ün koordinatörlüğünde ve İŞKUR'un desteğiyle üniversitelerimizin ilgili bölümlerindeki öğretim üyelerimiz tarafından üniversite öğrencisi ya da mezun olan gençlerimize farklı düzeylerde ücretsiz kodlama eğitimleri verilecek. Hedef kitlemiz, üniversitelerin matematik, mühendislik, iktisat, işletme, istatistik gibi algoritmik düşünce yeteneğinin kazandırıldığı ancak kodlamanın yeterince öğretilmediği programlarda okuyan ya da bu programlardan mezun olan gençlerimiz. Gençlerimize yeni bir yetenek ve istihdam alanı kazandırılacak.

Proje kapsamında, ilgili programlarda okuyan ya da bu programlardan mezun olanlar belirli düzeyde kodlama eğitimine alınacak. Eğitimleri üniversitelerdeki öğretim üyelerimiz verecek. Böylece gençlerimiz, kolay ve kısa sürede yeni bir beceri ve yetkinlik kazanarak farklı sektörlerde iş imkânına kavuşacak. Bu eğitimlerle, bu gençlerimize yeni bir yetenek kazandırmayı hem de yakın gelecekte ülkemizin bu alanlarda yaşayabileceği iş gücü açığını kapatmayı hedefliyoruz."

Yakın gelecekte birçok sektörde kodlamaya olan ihtiyacın daha da artacağını anlatan Saraç, birçok gelişmiş ülkede yürütülen benzeri projelerin artık Türkiye'de de hayata geçirildiğini söyledi.

KURSİYERLERE CEP HARÇLIĞI DA VERİLECEK
Saraç, projeyle ilgili, "Kodlama eğitimlerinin, işgücü projeksiyonu da dikkate alınarak Ankara, İstanbul, İzmir'in aralarında bulunduğu pilot illerde gerçekleştirilmesi planlanıyor. Projeye kabul edilen kursiyerlerin tüm eğitim masrafları İŞKUR tarafından karşılanacak ve kursiyerlere cep harçlığı ve kurs süresi boyunca sigorta imkanı sağlanacak. Kursu başarıyla tamamlayanlara sertifika verilecek" diye konuştu.

YÖK Başkanı Prof. Dr. Yekta Saraç, projenin yakında ayrıntılı bir şekilde kamuoyuyla paylaşılacağını belirterek, "Proje çalışmasında yer alan Cumhurbaşkanı Başdanışmanı Dr. Cemil Ertem ve İŞKUR'un değerli yetkililerine gençlerimiz adına teşekkür ederiz" dedi.


9 Haziran 2019 Pazar

Sosyal medya şirketlerinden bütçeye 500 milyon TL vergi

Facebook, reklam gelirlerinden yüzde 18 KDV ödemeyi kabul etti. Uzmanlar, yılda 500 milyon TL gelir olmasını bekliyor


Türkiye, sosyal medya şirketlerinin Vergi Kanunu'na dahil olması için bir süredir uluslararası arenada yürüttüğü diplomaside büyük bir başarı elde ederek Facebook'u sisteme dahil etti. Gelir İdaresi Başkanlığı ile Facebook yetkilileri, şirketin reklam gelirlerinden yüzde 18 KDV ödemesine yönelik düzenleme üzerinde anlaştı. Vergi uzmanları şirketten yıllık 500 milyon liralık gelir elde edilmeye başlanacağını ifade etti.

FACEBOOK DUYURDU

Facebook dün yaptığı açıklamada, Türkiye'de vergi kanunlarında yakın zamanda yapılan değişiklik nedeniyle, 1 Nisan 2019'dan itibaren artık Türkiye'de KDV'ye tabi olacaklarını duyurdu. Açıklamada, "İşletmesi Türkiye'de bulunan ve geçerli bir Türkiye KDV numarası sağlamamış tüm reklam verenlerden, Facebook Ireland Ltd.'dan satın alınan reklam hizmetleri için yüzde 18 KDV alınacaktır" ifadesi kullanıldı. Türkiye'deki reklam operasyonlarını İrlanda'daki şirketi üzerinden yöneten Facebook, Instagram şirketini de elinde bulundurduğu için artık sisteme Instagram'da dahil edilerek, Türkiye'den alınan her reklam için yüzde 18'lik vergi ödenecek.

2.5 MİLYAR TL GELİR

Facebook, 2018'de Türkiye'de 2.5 milyar liralık gelir elde etmiş ve bunun tamamı da reklam gelirlerinden oluşmuştu. Şirket geçen yıl vergilendirme sistemine dahil olsaydı yaklaşık 500 milyon liraya yakın vergi ödemekle yükümlü olacaktı. Facebook'ta 43 milyon, Instagram'da ise 38 milyon kullanıcısı bulunan Türkiye'den 2 milyona yakın küçük ve orta ölçekli işletme de kendi işletme sayfasını açmış bulunuyor.

REKLAM ÜCRETİ VE VERGİ VATANDAŞTAN

Ulaştırma ve Altyapı Bakanlığı yetkililerinden edinilen bilgiye göre vergilendirme sistemi şöyle işleyecek: "Vergiden hem Facebook hem de reklam veren sorumlu olacak. Ancak, Facebook reklam verene '100 liralık reklam ücretinin 18 liralık KDV'sini önce devlete öde sonra 100 lirayı bana gönder yoksa ben bu 100 liranın 82 lira olarak ödendiğini varsayarım; benim de yüzde 18'lik sorumluluğum var' şeklinde hareket edecek. Facebook böylece, gelirlerinde kayıp olmasını önleyip vergiyi kaynağından kesmeyi önceleyecek."

(BARIŞ ŞİMŞEK/SABAH)

Bakan Pakdemirli: Ortak veri merkezi kuruyoruz

Tarım ve Orman Bakanı Bekir Pakdemirli, "Dijital olgunluk seviyemizi artırdık. Ortak veri merkezi kuruyoruz, 9 kurumun 10 tane bilgi işlem merkezini tek merkezde topluyoruz. Amacımız da tüm hizmetlerimizi e-Devlet'e taşımak" dedi.


Tarım ve Orman Bakanı Pakdemirli, Bilgi Teknolojileri ve İletişim Kurumu'nun (BTK) konferans salonunda düzenlenen 'Smartcon 2019 Ankara Teknoloji Zirvesi'ne katıldı. Bakan Pakdemirli, buradaki konuşmasında, Türkiye'nin 941 ilçesinde bakanlığın, neyi üreteceğini bildiğini; ama optimize edemediklerini söyledi. Pakdemirli, "Planlama gerçekten çok kolay bir iş değil, Türkiye açısından da çok kolay değil. Bugün itibarıyla Türkiye, 941 ilçede neyi üreteceğini çok iyi biliyor. Bununla ilgili gerekli çalışmalar havza bazlı üretim süreçleri yapılmış durumda; ancak bizim havza bazlı yönetmenliğimizden dolayı buradaki veri büyüklüğümüz, optimize edebileceğimizin biraz daha üzerinde. Yani biz bu işi daha küçük parçalara bölebilirsek daha iyi bir optimizasyon yakalayabiliriz" diye konuştu.

'AMACIMIZ TÜM HİZMETLERİMİZİ E-DEVLET'E TAŞIMAK'

Dijital olgunluk seviyesini artırdıklarını, ortak veri merkezi kuracaklarını da kaydeden Pakdemirli, "9 kurumun 10 tane bilgi işlem merkezini tek merkezde topluyoruz. Amacımız da tüm hizmetlerimizi e-Devlet'e taşımak. Genel bir şikayet var. Vatandaş bizle ilgili işlemlerini yaparken odalara ve STK'lara başvuruyor ve başvururken de bazen almış olduğu faydanın önemli kısmına tekabül eden bir parayı ödemek durumunda kalıyor. Bunun için tüm işlemleri e-Devlet üzerinden ücretsiz hale getirelim. Çiftçimiz kendi yapamazsa oğlu, torunu yapıp, bu yükten kurtarmış oluruz. Bunun için tüm işlemlerimizi internet üzerinden yaptırmak amacını taşıyoruz" dedi.

'METEOROLOJİK VERİLERLE REKOLTE TAHMİNİ YAPIYORUZ'

Meteorolojik verilerin tarımda büyük önem taşıdığını vurgulayan Bakan Pakdemirli, geleceğe yönelik yağış ve don verilerinin bilinmesiyle daha iyi planlama ile fiyat tahmini yapılmasının mümkün olacağını kaydetti. Pakdemirli, "Meteorolojik verilerle rekolte tahminleri yapıyoruz. Bir tane ürünle başlamalarını söyledim, limonla başladık. Limonun önümüzdeki aylardaki fiyatlarını tahmin ediyoruz. İleriye yönelik bu tahminleri daha çok ürünle geliştirmeye çalışıyoruz. 'Tahminlerle çiftçiye nasıl daha iyi bilgi veririz, eksik üretim için nasıl tedbir alırız?' diye bunları daha iyi planlıyor olacağız" diye konuştu.

'REKABETÇİ AVANTAJ GETİRECEK'

Seri üretimine hazır olduğunu düşündükleri elektrikli traktör prototipi yaptıklarını belirten Tarım ve Orman Bakanı Pakdemirli, "Yakın zamanda lansmanını gerçekleştireceğiz. Bu prototiple ilgilenen en az 2 traktör üreticimiz var. Eğer bunu da yapabilirsek karbon ayak izimizi düşürmüş olacağız. Bunun yanında devlet olarak ciddi şekilde uyguladığımız mazot desteklerinden de vazgeçmiş olacağız. Diğer taraftan da köylü, çiftçi ve üretici açısından da ulaşılabilir bir enerji maliyetiyle ürününü üretme şansı elde edecek. Bu da kendisine daha farklı rekabetçi avantaj getirecek" dedi.


AP seçim sonuçları izleyiciye Türk teknolojisiyle ulaştı

Ege Serbest Bölgesi'nde faaliyet gösteren ve "artırılmış gerçekliği" canlı yayınlara taşıyan teknoloji geliştiren yazılım şirketi, Avrupa Parlamentosu seçim sonuçlarının kamuoyuna aktarılmasında görev aldı.


Avrupa Parlamentosu (AP) seçim sonuçlarının kamuoyuna aktarılmasında İzmir'de faaliyet gösteren Zero Density firmasının "artırılmış gerçeklik" yazılımı kullanıldı.

Avrupa Birliği'ne üye ülkeler Avrupa Parlementosu (AP) seçimleri için sandık başına gitti. Seçim sonuçları da parlamentonun resmi kanalı EuroParl TV'de 40'a yakın ülkede canlı yayınlandı.

Seçim günü boyunca yayında olan kanal, artırılmış gerçeklik kullanarak izleyicilerine üç boyutlu ve hareketli bir seçim programı sundu.

Sanal unsurların gerçekçi bir şekilde ekranlara taşınmasında ise Ege Serbest Bölgesi'nde kurulu Zero Density'nin yazılımı kullanıldı.

Brüksel'de AP binasının bulunduğu alanı üç boyutlu olarak modelleyen Türk ekibi, sonuçların aktarıldığı canlı yayının da bu model üzerinde kurgulanan stüdyo üzerinden izleyicilere aktarımını sağladı. Artırılmış gerçeklik ve canlı yayını bir araya getiren uygulama, bilgisayar oyunlarında kullanılan efektlerin uygulanmasına imkan verdi.

Türk firmasının yazılımıyla kamuoyuna aktarılan seçim sonuçlarını parlamentonun resmi kanalına ek olarak Belçika'da 5 kanal kullandı.

10 kilometrekarelik alan 3 boyutlu
Şirketin ortağı ve Genel Müdür Yardımcısı Mehmet Özkan, AA muhabirine yaptığı açıklamada, projenin çok önemli ve heyecan verici olduğunu söyledi.

Avrupalı vatandaşların kendi yazılımlarıyla üretilen grafiklerle sonuçları takip ettiğini belirten Özkan, "Biz burada teknolojiyi sağlayan firma olarak bulunduk. Bütün içerikleri, entegrasyon işlemlerini, oyların gelmesi ve grafiklerin hazırlanmasını bizim partnerimiz yaptı. Projenin en önemli özelliklerinden birisi parlamento binasının bulunduğu 10 kilometrekarelik çevredeki tüm alanın 3 boyutlu olarak modellenmesi. Bu modelleme Belçika'da günün saatine göre otomatik olarak ışıklandırıldı. Bulut yoğunluğu, güneşin duruşu gibi özellikler dikkate alındı." dedi.

"Farklı bir yerdeymiş gibi gösteriyor"
Kullandıkları teknolojiyle dünyada öncü olduklarını dile getiren Özkan, "Green box içinde duran bir insanın kamerayla çekildiği sırada gerçek zamanlı olarak başka bir mekandaymış gibi gösterilmesi" olarak özetlenen yazılımın dünya genelinde hızla yayıldığına işaret etti.

ABD, Kanada ve Avrupa ülkeleri başta olmak üzere 30'u aşkın ülkedeki TV kanalları ve internet üzerinden canlı yayınlanan programlarda bu teknolojinin kullanıldığını söyleyen Özkan, Çin'de bir stadyumdan yapılan canlı yayın sırasında sanal bir ejderhanın seyircilerin üzerinden uçurulması ve sahneye konması görüntüleriyle bilinir hale gelen yazılımın Rusya'da düzenlenen Dünya Kupası'na ilişkin canlı yayınlarla da seyirciye ulaştığını bildirdi.

Hedef 15 milyon dolar ihracat
Şirketin üst yöneticisi Tijen Armağan da 50'ye yakın müşteriyle 30 ülkede hizmet verdiklerini belirtti.

Avrupa Parlamentosu seçimlerinin yanında başka büyük işlere de imza attıklarını ifade eden Armağan, "Dünyaya teknoloji satmaya devam ediyoruz ve daha da yayılacağız. Önümüzdeki günlerde her ülkenin lider televizyon kanallarında yeni projelerle yer alacağız." dedi.

Geçen yıl şirketin yüzde 500 büyüdüğüne dikkati çeken Armağan, şunları kaydetti:

"2019'daki hedeflerimiz çok daha agresif. İlk 5 aylık deneyimimiz hedeflerimize emin adımlarla gittiğimizi gösteriyor. Yılın sonuna doğru 15 milyon dolarlık ihracata imza atabileceğiz. Yerli ve milli bir firma olarak dünyanın prestijli işlerinde olmaktan gurur duyuyoruz. Bu büyümeyi ekip büyümesiyle paralel götürüyoruz. Geçen yıl 20 kişi olan çalışan sayımız şu anda 40 kişi. Yıl sonuna kadar bunun 60'a ulaşmasını bekliyoruz. Ayrıca ODTÜ Teknokent'te de bir ofis açtık."

"Müşterilerimiz çok mutluydu"
Şirketin İş Geliştirme Müdürü Michel Loiseau da seçimlerin yerel, bölgesel ve uluslararası düzeyde yapıldığını belirterek, "Belçika'da 5 televizyon kanalıyla yayına çıktık. Her şey yolunda gitti. Müşterilerimiz çok mutluydu çünkü çok iyi bir seyirci sayısına ulaştılar." dedi.


Oyun bağımlısı olduğunuzu gösteren '3 işaret'

Yeşilay Bilim Kurulu Üyesi Arıcak, oyun bağımlılığına ilişkin, "Kontrol kaybı, hayatta öncelikli hale gelmesi ve olumsuz sonuçlarına rağmen oynamayı bırakamama. Bu 3'ünü son bir yıl içerisinde gözlemliyorsak, 'oyun bağımlısı' diyoruz." dedi.


Yeşilay Bilim Kurulu Üyesi ve Hasan Kalyoncu Üniversitesi Psikoloji Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Osman Tolga Arıcak, oyunun insanın bir ihtiyacı olduğunu fakat bazı durumlarda bunun hastalık ve bağımlılığa dönüştüğünü belirterek, "Burada, Dünya Sağlık Örgütü'nün (DSÖ) 3 tanı kriteri önem kazanıyor. Kontrol kaybı, hayatta öncelikli hale gelmesi ve olumsuz sonuçlarına rağmen oynamayı bırakamama. Bu 3'ünü son bir yıl içerisinde gözlemliyorsak, 'oyun bağımlısı' diyoruz." dedi.

Prof. Dr. Arıcak, DSÖ'nün "Oyun Oynama Bozukluğu" olarak tanımlandırdığı oyun bağımlılığının kişinin hayatına olumsuz etki eden aşırı davranışları hastalık olarak kabul etmesini, AA muhabirine değerlendirdi.

DSÖ'nün oyun bağımlılığı ve oyun oynama bozukluğuyla ilgili toplantılarına 2015 yılında bu yana katıldığını aktaran Arıcak, örgütün alışveriş, dizi, borsa ve egzersiz gibi bağımlılık türlerini dikkate almadığını fakat oyun bağımlılığı üzerinde oldukça titiz çalıştığını dile getirdi.

Örgütün, oyun oynama bozukluğunu bağımlılık türü olarak tanımlamasına değinen Arıcak, "Dünya Sağlık Örgütü özellikle veriye dayalı olarak çalışan ciddi bir kurum. Oyun oynama bozukluğu diye bir hastalık var mı? Tabii ki var. Çünkü bunlar veriye dayalı olarak konuşuyor. Oyun oynama bozukluğunun bağımlılık olarak tanınmasıyla ilgili de dünyadan çok sayıda veri var. Dünyanın çeşitli ülkelerinden Avrupa, Amerika ve Doğu Asya ülkeleri başta olmak üzere çok sayıda veri geliyor. Tabii Japonya, Çin, Güney Kore de bu doğu Asya ülkelerinin başını çekiyor. Çünkü onlarda daha fazla görülüyor." diye konuştu.

"Bağımlı olmadan da oyun oynanabilir"
Oyun bağımlılığını, kişinin oyun oynama üzerinde kontrolünü kaybetmesi, oyun oynamanın işi, eğitimi, aile yaşantısı gibi hayatında her şeyin önüne geçmesi ve bu olumsuz sonuçlarına rağmen oynamayı bırakamaması olarak tanımlayan Arıcak, şöyle devam etti:

"O yüzden 'Her oyun oynayan, bütün gününü oyun başında geçiren herkes oyun bağımlısıdır' demiyoruz. Genellikle sorulan şöyle bir soru var. Kaç saat oyun oynayan oyun bağımlısıdır? Böyle bir tanı kriteri yok. Yani bir kişi günde 15 saat oyun oynayabilir mi, bağımlı olmadan da oynayabilir. Oyun oynamak kötü bir şey değil. Sanki Yeşilay ve Dünya Sağlık Örgütü, oyun düşmanıymış gibi bir imaj çizilmeye çalışılıyor. Biz buna karşıyız. Çocuklar, gençler ve yetişkinler tabii ki oyun oynayacak. Oyun oynamak insanın bir ihtiyacı fakat bazı kişilerde bu hastalık ve bağımlılığa dönüşüyor. Burada, DSÖ'nün 3 tanı kriteri önem kazanıyor. Kontrol kaybı, hayatta öncelikli hale gelmesi ve olumsuz sonuçlarına rağmen oynamayı bırakamama. Bu 3'ünü son bir yıl içerisinde gözlemliyorsak, 'oyun bağımlısı' diyoruz."

Prof. Dr. Arıcak, oyun bağımlılığının aileler ve öğretmenler tarafından küçümsendiğine işaret ederek, "Biraz elinde tabletle gezen çocuk ya da günde 5-6 saatini oyun başında geçiren bir kişi hemen 'bağımlı' diye niteleniyor. Bağımlılık bir hastalıktır. Bu yüzden kolay kolay kullanılmaması gereken bir kelimedir. 'Eşim, çocuğum, kardeşim oyun bağımlısıdır' gibi kolay bir ifade kullanmamamız gerekiyor." dedi.

DSÖ'nün bu kararı uzun yıllar süren araştırmalar sonucunda verdiğini ifade eden Arıcak, oyun bağımlılığının tedavisi zor bir hastalık olduğunun altını çizdi.

"Yeşilay'ın oyun bağımlılığında tedavi edicilik rolü henüz yok"
Yeşilay'ın bütün bağımlılıklarla mücadele eden bir kurum olduğunu vurgulayan Arıcak, şunları söyledi:

"Bir şey bağımlılık olarak tanımlanmışsa o bizim mücadele etmemiz, üzerinde çalışmamız gereken bir alan. Burada tabii bir şeyi ayırmak gerekiyor. Biz oyunun kendisine karşı değiliz. Oyunla insanların eğlenmesiyle ilgili bir sorunumuz yok. Bizim burada sorunumuz oyun oynama bağımlılığına neden olacak faktörler konusunda aileleri, psikologları, sağlık üzerinde çalışan insanları bilinçlendirmek. Oyun oynama bağımlılığı konusunda Yeşilay'ın doğrudan bir tedavi edicilik rolü henüz söz konusu değil. O yüzden biz neler yapıyoruz? Milli Eğitim Bakanlığıyla protokol çerçevesinde, Türkiye Bağımlıkla Mücadele (TBM) programı kapsamında okullardaki rehber öğretmenleri, bu konuda moderatör olmak isteyen psikologları ve aileleri eğitiyoruz. Basın aracılığıyla bilinçlendirme kampanyaları yapıyoruz. YEDAM'lar bünyesinde de yine az sayıda da olsa bu amaçla başvuran kişilere nerede tedavi görebileceklerine ilişkin yol gösteriyoruz. Bu konu hakkında daha fazla araştırma yapmak için projeler üretiyoruz. Oyun bağımlılığıyla ilgili genel çerçevemiz bu."

"Yüzde 1 ila 3 oranında bağımlı olduğunu tahmin ediyoruz"
Oyun bağımlığının daha çok 12-20 yaş arası çocuk ve gençlerde yaygın olduğuna dikkati çeken Prof. Dr. Arıcak, günde 8-10 saat oynayan bir kişiye DSÖ'nün kriterleri gözlemlenmiyorsa "bağımlı" diye nitelemenin doğru olmadığını, bu kişilerin "problemli kullanım" denilen bir davranış sergilediklerini dile getirdi.

Problemli kullanımın bağımlılığın önceki aşaması olduğuna işaret eden Arıcak, bunu "normal kullanım", "problemli kullanım", "riskli kullanım" ve "bağımlılık" olarak sınıflandırdıklarını belirtti.

Prof. Dr. Arıcak, aşırı ve problemli kullanımdan dolayı bireylerin yaşadığı sorunları şöyle anlattı:

"Duruş bozuklukları gelişiyor. Gözleri bozuluyor. Sürekli oturdukları için tuvalet düzenleri aksıyor. Uyku düzenleri bozuluyor. Yemeklerini bilgisayar başında yemeye başladıkları için obezite gelişebiliyor. Omurgaları bozuluyor. Ellerini sürekli mouse üzerinde tuttukları için bir süre sonra sinir sıkışmaları meydana gelebiliyor. Dikkat eksikliği varsa daha büyük bir sorun haline geliyor. Oyunun içeriğine bağlı olarak şiddet içerikli oyunlar oynuyorlarsa, bu onların günlük yaşamdaki ilişkilerini bozabiliyor. Cinsel içerikli şeylerle ilgileniyorlarsa yine bu onların toplumdan geri çekilmelerine, insanlarla ilişkide problem yaşamalarına neden olabiliyor. 'Yan etkiler' diyebileceğimiz problemli kullanımdan kaynaklı sorunlar gözlemliyoruz bazı danışanlarımızda ama tabi bunların yüzde 99'una yakın bir oranında bağımlılık olmadığını görüyoruz. Yeşilay'ın İstanbul genelinde yaptığı bir çalışma vardı. O çalışmalarda oyun bağımlılığıyla ilgili değişen oranlar var. Türkiye'de problemli kullanımın yüzde 8 civarında, oyun bağımlılığının ise yüzde 1 ila 3 arasında değiştiğini tahmin ediyoruz fakat Türkiye genelinde yapılmış temsil edici çalışma henüz yok."

"Oyun bağımlılığıyla mücadelede bazı Avrupa ülkelerinden daha iyiyiz"
Türkiye'de internet ve oyun bağımlılığı konusunda çalışan uzman sayısının çok az olduğunu ifade eden Arıcak, Bakırköy Ruh ve Sinir Hastalıkları Hastanesi ve 2 özel hastanede bununla ilgili merkezlerin olduğunu söyledi.

Türkiye'nin oyun bağımlılığı tedavisinde dünya ülkeleriyle aynı yerde olduğunu dile getiren Arıcak, "İngiltere'de bir iki yer dışında tedavi merkezi yok. Amerika'da yine eyalet bazında baktığımız zaman diğer kliniklere oranla çok az sayıda. Dünyada en fazla bu işi ciddiye alıp tedavi merkezi oluşturan ülkeler Japonya, Güney Kore ve Çin. Orada bu iş daha ciddi yürütülüyor. Avrupa, Amerika ve Kanada ile Türkiye arasında oranlılık açısından baktığımızda büyük bir fark olmadığını görüyoruz. Hatta Yeşilay, bu konuda gerçekten büyük bir efor sarf ediyor. Oyun bağımlılığıyla mücadelede bazı Avrupa ülkelerinden daha iyi olduğumuzu düşünüyorum." dedi.

Okullarda "dijital vatandaşlık eğitimi" verilmeli
Oyun bağımlısı olan kişilerin tedavi olmaktan başka çaresinin olmadığını aktaran Arıcak, çocukları oyun bağımlısı olan aileleri, çocuklarını cezalandırmamaları konusunda uyararak onlara tedavi için destek olmaları tavsiyesinde bulundu.

Yeşilay Bilim Kurulu Üyesi Prof. Dr. Osman Tolga Arıcak,, "dijital vatandaşlık eğitimi" dersinin 4. sınıftan itibaren okullarda okutulması gerektiğini vurgulayarak, şunları kaydetti:

"Dijital vatandaşlık, yani bir kere artık insanlar dünyada dijital birer vatandaş. Herkesin elinde akıllı telefon var, herkes artık online. Bir anlamda biz hem bu ülkenin hem de online bir ülkenin vatandaşıyız. Yani internet diyelim biz buna, sanal dünyanın vatandaşıyız. Bunu doğru, sağlıklı ve verimli kullanmamız gerekiyor. Hem kendi menfaatimiz, hem ülkemizin menfaati hem de dünya insanlarının menfaati için kullanmamız gerekiyor. O yüzden de çocukluktan itibaren teknolojiyi nasıl doğru kullanabiliriz, nasıl üretken hale getirebiliriz, başkasına zarar vermemek ve bağımlıktan korunmak için nelere dikkat etmemiz gerekir, bunları öğrenmeliyiz. Bu yüzden dijital vatandaşlık eğitiminin ilkokuldan itibaren her yıl ayrı bir ders olarak okullarda okutulması gerektiğini düşünüyorum. Çünkü interneti doğru ve verimli kullanma konusunda çok geç kalıyoruz. Çok erken yaşta çocuklarımızın eline tablet ve telefonları veriyoruz. Ama bunların nasıl kullanılacağı konusunda hiçbir eğitim vermiyoruz. Bu da ister istemez bağımlılığa yatkın, ailesiyle sorun yaşayan, yalnız kalan çocuklarda ve gençlerde problemli kullanım, riskli kullanım ve bazılarının da bağımlılık dediğimiz sorun yaşamasına yol açıyor."

Yeni iPod touch Türkiye'de satışa çıktı

Apple, 7'nci jenerasyon iPod touch modelini Türkiye'de sessiz sedasız satışa sundu. İşte yeni iPod touch'ın tüm özellikleri ve fiyatı...


Apple iPod touch artık hiç olmadığı kadar güçlü. 2015 yılında yayınlanan altıncı nesil iPod touch ile birlikte Apple uzun süren sessizliğini bozarken, yeni cihazını Türkiye'de satışa sunmuş durumda. Apple'ın A10 Fusion işlemcisinden güç alan cihazın 4 inç'lik retina ekranı bulunuyor. 6.1 mm inceliğinde olan ve ağırlığı 88 gramı geçmeyen cihaz, 1136x640 piksel ekran çözünürlüğü sunuyor.

Yeni iPod touch modelinde 8 MP arka kamera bulunurken, ön yüzde ise 1.2 MP ön kamera kullanılıyor. Arka kamera ile saniyede 30 kare 1080p HD video çekimi mümkün hale gelirken, ön kamera ile de 720p HD video kaydı alabilmek mümkün.

Apple Music ile, aboneler 50 milyondan fazla şarkı içeren bir kataloğa, binlerce çalma listesine, Beats 1 radyo istasyonuna ve dünyanın en iyi müzik uzmanlarının günlük editoryal seçimlerine erişebiliyor. Aboneler kendi çalma listelerini oluşturabilir, müzik videoları izleyebilir, istek üzerine favori sanatçılarının özel Beats 1 programlarını dinleyebilir ve arkadaşlarıyla müzik paylaşabilirler. Şimdi 100’den fazla ülkede kullanılabilen Apple Music, şimdiye kadarki en kapsamlı müzik deneyimini sunuyor.

Yeni iPod touch; oyunlar, eğitim ve internette gezinme için eğlenceli ve üretken AR deneyimleri de sağlıyor. AR, yeni iPod touch’ın uyuncak veya heykel gibi 3 boyutlu nesneleri sihirli bir şekilde canlandırmasını mümkün kılan, belirli bir yere ve görüntü algılamaya bağlı paylaşılan AR, kalıcı AR gibi yeni özelliklerle de dikkat çekiyor.

Apple'ın oyun platformu Arcade'i de destekleyen iPod touch ile 100'ün üzerinde oyuna da erişebilmek mümkün. 32 GB, 128 GB ve 256 GB depolama hafızası seçenekleri sunan yeni iPod touch'un fiyatları da belli oldu. Buna göre cihazın 32 GB'lık sürümünü alacakların 1599 TL ödemesi gerekirken, 128 GB'lık modelin fiyatı 2499 TL, 256 GB'lık modelin ise 3399 TL fiyat etiketi bulunuyor.


KoçSistem Apple’ın Türkiye’deki ilk ‘Yetkili Kurumsal Satış Ortağı’ oldu

Türkiye’nin lider markalarına dijital dönüşüm hizmetleri sunan KoçSistem, Apple ile iş birliği kapsamında dünya üzerinde sayılı kurumun sahip olduğu Apple Authorised Enterprise Reseller (AAER - Apple Yetkili Kurumsal Satıcı) unvanı ile hizmet vermeye başladı.

Bu sayede KoçSistem, Türkiye’nin ilk AAER’i oldu. Apple ile işbirliğine 2014 yılında başlayan KoçSistem, 2017 yılından bu yana Apple Yetkili Sistem Entegratörü olarak hizmet veriyordu.

KoçSistem’in teknik servis, yönetim ve danışmanlık ile uygulama geliştirme yetkinlikleri, AAER seviyesine yükselmesini belirleyen en önemli kriterler olarak öne çıkıyor.

KoçSistem ve Apple’ın birlikte gerçekleştirdikleri bir lansmanla AAER iş ortaklığını kamuoyuna duyuran KoçSistem Genel Müdürü Mehmet Ali Akarca şunları söyledi: “KoçSistem olarak müşterilerimizin dijital dönüşüm projelerine uzun bir süredir Apple mobil çözüm ve hizmetleri ile uçtan uca destek veriyoruz. Mobil dijital çözüm ve hizmetlerimizi artık AAER kimliğimiz ile müşterilerimize çok daha avantajlı koşullarda sunabileceğiz.

Apple Yetkili Sistem Entegratörü olarak Apple ile iş ortaklığımız başladığından bu yana her sene Apple ürün satış ciromuzu ciddi bir şekilde arttırdık. Apple Yetkili Servis Merkezi’mizin yanı sıra Apple Business Excellence Program dâhilinde gerçekleştirdiğimiz sürekli eğitimlerle satış, pazarlama ve teknik ekiplerin dijital dönüşüme hazır olmalarını sağladık.

2000’li yılların başından bu yana kurumsal mobil uygulamalar geliştiren KoçSistem, mobil cihaz yönetiminden (MDM), kurumsal sosyal ağ platformu Businessline Workplace’e, şirketlerin ve çalışanların mobil yaşam tarzlarını destekleyen birçok yenilikçi çözüme imza atıyoruz. Bunun yanı sıra Apple kullanıcısı müşterilerimize, Apple Tamamlayıcı Hizmet Paketlerimiz ile kurulumdan, danışmanlığa, cihaz yönetiminden konsinye cihaz sağlama hizmetlerine kadar destek vererek iş sürekliliklerini pekiştiriyoruz.

Dünyadaki sayılı şirket arasından Türkiye’nin ilk AAER’i olarak KoçSistem’in mobil çözüm ve hizmetlerdeki başarı öykülerinin sayısı Apple’ın yenilikçi teknolojileri ile daha da çeşitlenecektir.” Şu anda 50’ye yakın küresel teknoloji markasının bölgedeki iş ortağı olan KoçSistem, günümüzün mobil yaşam tarzını destekleyen yenilikçi çözümlerle şirketlerin dijital dönüşümüne katkıda bulunuyor.

KoçSistem Businessline Workplace ile şirket çalışanları mobil cihazlarıyla birbirleriyle iletişim kurarak, şirket içi tüm haberlere, duyuru ve etkinliklere tek bir noktadan erişebiliyor. KoçSistem farklı sektörlerde Mobil Cihaz Yönetimi (MDM) hizmetiyle mobil cihaz döngüsü yüksek olan kurumlarda güvenli ve yönetilebilir bir çözüm ortamı sağlıyor. Ek olarak, Apple kullanıcılarına özel oluşturmuş olduğu Apple Tamamlayıcı Hizmet Paketleri ile kurulum, danışmanlık, yönetim, yardım masası, teknik servis ve konsinye ürün hizmetlerini tek bir çatı altında müşterilerine sunuyor.

120 milyar dolarlık dev mağaza

Günümüzde yazılım geliştiricilerin en büyük hayali milyonlarca Apple cihazının kullanıldığı sanal mağazalara girmek. 120 milyar dolar büyüklüğe ulaşan uygulama mağazasına giriş yapmak için yüz tanıma yeterli olacak


Yazılım geliştiricilerin 1 dolara yazılımı satma hayallerini, 11 yıl önce piyasaya çıkmadan iPhone, gerçeğe dönüştürdü. Apple aradan geçen süre içinde yazılım ve donanım ayarları, servis firmasına evrildi. Her yıl uygulama geliştiricilere milyarlarca dolarlık ödeme yapan şirket, bu meslek grubuna ise 120 milyar dolar kazandırdı.

Sabah Gazetesi'nden Timur Sırt'ın haberine göre; Apple, sunduğu ücretli ve ücretsiz uygulamaların yanı sıra reklam ve hizmetlerle milyarlarca dolarlık dijital ekonomi yaratılmasına katkı sağlıyor. Girişimci ve yazılım geliştiricileri heyecanlandıran bir dizi yeniliği ise her yıl Silikon Vadisi'nde düzenlediği etkinlikte açıklıyor.

GÜNCELLEME YÜZDE 85
Her yıl binlerce yazılım geliştirici ve iş ortağını Silikon Vadisi'nde ağırlayan Apple, bu yıl Küresel Geliştiriciler Etkinliği WW DC 2019'da yazılım, donanım ve servis konusundaki güncellemeleri duyurdu. Pek çok girişim bu yeniliklere göre kendi uygulamalarını, servis politikalarında yeniliğe gidiyor. Bunun en önemli sebebi ise Apple platformu kullanıcılarının cihazlarını güncel yazılımla kullanmaya devam ediyor olması. Apple CEO'su Tim Cook etkinlikte yaptığı konuşmada Apple iOS işletim sistemi ile Google Android platformundaki karşılaştırmaya dikkat çekti. Apple iOS güncelleme oranının yüzde 85 olduğunu, Google Android güncelleme oranının ise sadece yüzde 10'da kaldığını iddia etti. Platform müşterilerinin güncellemelerini çok etkin bir şekilde gerçekleştiğinin altını çizdi.

YAPAY ÖĞRENME KULLANIMI
Apple, yapay öğrenmeyi uygulamalarına entegre etmek isteyen geliştiricilerin de işini kolaylaştırıyor. Core ML'nin desteklediği 100'den fazla model katmanıyla, uygulamalarda görmeyi, doğal dili ve konuşmayı her zamankinden daha iyi anlayan deneyimler sunmak için son teknoloji ürünü modeller kullanılabiliyor.
Öte yandan ilk kez, geliştiriciler model kişiselleştirmeyi kullanarak yapay öğrenme modellerini güncelleyebilecekler. Bu durum en yeni teknik geliştiricilere, kullanıcı gizliliğini tehlikeye atmadan kişiselleştirilmiş özellikler sağlama fırsatı verecek. Özel olarak yapay öğrenme için geliştirilen bir uygulama olan Create ML ile geliştiriciler kod yazmaksızın yapay öğrenme modelleri geliştirebilecek. Farklı veri kümeleri içeren çok modelli eğitim; nesne algılama, aktivite ve ses sınıflaması gibi yeni model türleri ile kullanılabilecek.

AZ KODLA DAHA ÇOK İŞ
Apple yazılım geliştiricilerin platformunda az kodla daha çok iş yapmasını sağlayacak çözümleri açıkladı. Apple, uygulamalarının hazırlandığı Swift platformunun daha az kod yazarak kullanılmasını sağlayan Swift UI çözümüyle sadece yazılım geliştiricilerin değil, pazarlama odaklı çalışanların bile çözüm geliştirmelerini sağladı. Swift UI, sofistike uygulama kullanıcı arayüzleri oluşturmak için olağanüstü güçlü ve kullanışlı bir kullanıcı arayüzü çerçevesi sağlıyor. Geliştiriciler basit ve kolay anlaşılır bildirim kodları kullanarak, akıcı animasyonlarla tamamlanmış büyüleyici ve eksiksiz kullanıcı arayüzleri oluşturabiliyor. Arayüz tasarımı, çok sayıda otomatik işlev sunarak geliştiricilere zaman kazandırıyor. Uygulamalar yerleşik olarak ve çok hızlı çalışıyor.



2020'DE 500 MİLYON ABONE
2008'den bu yana mobil uygulamalar defalarca güncellendi. Apple iOS 13 ile gelen yenilikler Apple kullanıcıları ve uygulama geliştiricilerini çok heyecanlandırdı. Sadece mobil iOS işletim sistemi değil, MacOS, Watch OS 6 ve tv OS gibi akıllı saat ve televizyon uygulamalarında güncellemeler de dikkat çekiciydi. iTunes, App Store, Mac App Store, Apple Music, Apple Pay ve AppleCare hizmetlerinin toplam geliri 2019'un ikinci çeyreğinde rekor kırarak 11.5 milyar dolara ulaştı. Apple'ın hizmet segmenti, 2018'in ikinci çeyreğinde 9.9 milyar dolar kazanmıştı. Apple şu anda tüm hizmetlerinde 30 milyonluk artışla 390 milyon ücretli aboneliğe sahip. Apple 2020'ye kadar yarım milyon ücretli aboneliği geçmeyi hedefliyor. Şirket 2020 yılına kadar çeyreklik bazda hizmet gelirlerinde 14 milyar dolara ulaşmayı hedeflediğini açıkladı.

APPLE HESABIYLA GİRİŞ YAP
Güvenlik ve kişisel bilgilerinizin yapılması gereken adım atması bekleniyor Apple artık sadece Google veya Facebook değil, Apple hesabı şu anda uygulamalara kayıt veya giriş yapılmasını sağladı. Apple Oturum Açma tercihi artık çok çok yönlü Face ID ile girişi kolaylaştıracak. Ayrıca kişisel koleksiyon paylaşımını minimumda tutmak için otamatik olarak e-posta hesabı üretecek. Apple otomobil endüstrisinde de platform başardı.


Google Stadia'nın çıkış tarihi ve fiyatı belli oldu

Google, Mart ayında tanıtımını yaptığı yeni bilgisayar oyunu platformu Stadia'nın Kasım ayından itibaren 14 ülkede hizmete gireceğini duyurdu


Oyunseverlere herhangi bir bilgisayar ya da oyun konsolu donanımına ihtiyaç duymadan oyun oynamayı vadeden Google Stadia, Netflix gibi internet üzerinden dizi ve film izleme platformları gibi çalışacak.

Bulut teknolojisiyle çalışacak olan sistem Kasım 2019'dan itibaren Kuzey merika ve Avrupa pazarlarında satışa çıkacak.

STADİA NASIL ÇALIŞACAK?

Teknoloji devi Google, Project Stream adıyla indirmeden oyun oynamayı sağlayan bir proje üzerinde çalışıyordu.

2018'de tarayıcısı Chrome üzerinden Project Stream'i test etmeye başlayan şirket, nihayetinde Stadia'yı geliştirdi.

Stadia'nın sloganı, "Nerede ve ne zaman istersen oyun oyna". Yani oyuncular internet sağlayıcılarından, istedikleri cihazı kullanarak oyun keyfini deneyimleyebiliyor.

BBC Türkçe'nin haberine göre yüksek performanslı oyun bilgisayarları ya da oyun konsolları gibi donanımlara para vermelerine de gerek kalmıyor. Çünkü oyunları çalıştıran aslında Google'ın yüksek performanslı sunucuları oluyor.

Stadia'nın oyun kumandası ilk bakışta klasik bir konsol kumandasını andırsa da, bir tuşla oyunu YouTube video platformunda paylaşmayı sağlıyor.

FİYATI NE KADAR OLACAK?

Kasım ayında Stadia servisine erişmenin tek yolu 'Başlangıç paketi'ni satın almak. Bu paketin bedeli 129 dolar olarak belirlendi.

Paket kapsamında bir Stadia kumandası ve Chromecast Ultra TV adaptörü de var. Ayrıca Stadia Pro platformuna üç aylık abonelik de yine paket dahilinde.

Aylık abonelik alan kullanıcılar, Stadia Pro'daki oyunlara erişim sağlayabilecek.

Ancak tüm oyunlar aylık 9,99 dolarlık aboneliğe dahil değil. Yeni çıkan oyunlara erişim için ayrıca ödeme yapılması gerekecek.


Yeni İOS 13 tanıtıldı! Onlar desteklenmeyecek

Apple merakla beklenen iOS 13'ü tanıttı. Peki iOS 13 ile hangi yeni özellikler geldi? İOS 13 hangi iPhone modellinde çalışacak?

İşte iOS 13 hakkında bilmeniz gereken her şey...


http://www.teknolojigundem.com/foto-galeri/yeni-ios-13-tanitildi-onlar-desteklenmeyecek-galeri/1412751

AB 8 süper bilgisayar merkezi kuracak

Avrupa Birliği, araştırma, sanayi ve işletmeleri desteklemek için 2020 yılı sonuna kadar 8 farklı ülkede süper bilgisayar merkezleri kurulacağını bildirdi.
AB Komisyonu, 8 üye ülkede süper bilgisayar merkezlerinin kurulacağını açıkladı.

Buna göre, 2020 yılı sonuna kadar Bulgaristan'ın Sofya, Çekya'nın Ostrava, Finlandiya'nın Kajaani, İtalya'nın Bolonya, Portekiz'in Mihno, Slovenya'nın Maribor, İspanya'nın Barselona şehirleri ile Lüksemburg'un Bissen kasabasına süper bilgisayar merkezleri kurulacak.

AB fonlarıyla birlikte toplam 840 milyon avro mali kaynak sağlanacak süper bilgisayar merkezlerinde ilaç, tasarım, biyomühendislik, hava durumu tahmini ve iklim değişikliği gibi alanlarda çalışmalar yapılacak.

Mevcut durumda AB üyesi ülkelerde dünyanın en gelişmiş yüksek hızlı bilgisayarları olmazken, bu alanda öncülük Çin ve ABD'de bulunuyor. AB üyesi ülkelerin bilim insanları süper bilgisayar işlemleri için dış ülkelere yöneliyor.

Süper bilgisayar, özellikle bilimsel araştırmalar, deneyler ve karmaşık hesaplamalarda kullanılıyor.

5 Haziran 2019 Çarşamba

Silikon Vadisi'ndeki Türkler anlattı: Neden oradalar, nasıl gittiler, Türkiye'de bulamadıkları neydi?

Cengizhan Çelik, Independent Türkçe için Silikon Vadisi'nde çalışan Türklerle konuştu

05.09.20219

Türkiye sadece son çeyrek asırda değil, Cumhuriyet tarihi boyunca beyin göçü veren ve yetenekli zihinlerini Batı'nın imkanlarıyla buluşturan bir ülke olmuştur.

Bu beyin göçlerinin kozmopolit ülkelerde ortaya koydukları ürünler insanlık için önemli birer dönüm noktası oldular. 

Yakın tarihimize bakarsak, bu parlak zihinlerin, çok kültürlülükle harmanlandığı ülkelerde, çağdaşlarıyla birlikte ele ele verip harika işler ortaya koyduğunu görebiliriz.

Harvard Üniversitesi’nden mezun olan Doktor Mehmet Öz başta olmak üzere, zamanında Coca Cola’nın başına geçen iş insanı Muhtar Kent, Kimya alanında Nobel ödülünü alan Aziz Sancar ve nice isimsiz düşünce ve iş insanı zekalarını, yeteneklerini ve çabalarını bir grup benzer düşüncedeki insanla beraber insanlığa sunuyorlar.  

Ancak bu güzel örnekler, kimi zaman kaotik cümlelerin de öznesi haline gelebiliyor ne yazık ki…

Nasıl ki bir ekonomik daralma söz konusu olduğunda, ilk göze batanlar o ülkenin göçmenleri, ötekileri oluyorsa, tıpkı buna benzer bir fotoğraf karesi de kendisini geliştirmek adına kozmopolit bir imkan bularak ülke dışına giden zihinler üzerinden çekiliyor.

Ekonomik daralma yaşayan ülkelerdeki insanlar, hedef tahtasına ilk olarak gidenler oluyor.. 

Ve hatta aşırıya kaçılıp daha iyi imkanlarla, kimliği ne olursa olsun sadece insanlığa hizmet etmek için mücadele eden insanlar adeta vatan hainliğinin sınırlarında dolaşıyor. 

Beyin göçünün kutsal toprakları: Bay Area bölgesi ya da bilinen adıyla Silikon Vadisi 

Farklı ülkelerden gelen insanların bir amaç uğruna, bir hedef doğrultusunda baskın bir kültür olmaksızın mücadele ettiği toprakların başında Silikon Vadisi olarak bilinen Kaliforniya eyaletinin San Francisco şehri geliyor.


San Francisco adeta dünya vatandaşlarının ismi konulmamış bir mabedi. Çinli bir yazılımcının Pakistanlı bir Müslüman tasarımcı ile aynı evde kaldığı, Koreli bir bilgisayar mühendisinin İranlı bir matematikçiyle sabahlara kadar uyumadan problemler çözdüğü bir lokasyon hayal edin.

Kimse kimsenin ne yediğine, ne giydiğine ne de içtiğine bakıyor. Siyasi düşünceler kimsenin umurunda bile değil.

Dünyanın en büyük ekonomilerini yöneten devletlerin liderlerinin sürekli söylediği bir şey var:

Biz de Silikon Vadisi yaratmalıyız"

Bu söylem Çin’de ve Avrupa Birliği içinde hem Almanya hem de Fransa’da teşebbüslere neden oldu. 

Berlin, Paris, Shenzhen gibi, devlet destekli lokasyonlarda bilişim teknolojilerine ağırlık verildi. 

Peki, Dünyanın bir başka noktasında Silikon Vadisi kurulur mu?

Bunun cevabını verebilmek için öncesinde Silikon Vadisi’ni Silikon Vadisi yapan değerleri bakmak lazım; San Francisco’nun güneşli ikliminden, sosyolojik olarak bir arada yaşama kültürüne dek… 

Sahi neydi Silikon Vadisi? 

Silikon Vadisi emekti,
Silikon Vadisi çok kültürlülüktü.
Silikon Vadisi empati yeteneğinin şehre nüfuz etmesiydi.
Silikon Vadisi imece usulünün ismini "kolektif çalışma ruhuna" evirmesiydi. 
Kısacası Silikon Vadisi birden çok olumlu duygu ve düşünceyi bir lokasyonda toplama başarısıydı. 

Bu başarıdan dolayıdır ki, Suriye göçmeni bir babanın biyolojik oğlu Apple diye bir şirketi burada kurabildi 

İçine kapanık, sosyal ilişkiler bakımından epeyce sorunlu bir genç çıkıp Facebook gibi bir şirket kurabildi. 

Başa dönersek Silikon Vadisi neydi? 

Silikon Vadisi, bir şehre nüfuz etmiş duygular bütünüydü.

Çin, Fransa ve Almanya'nın bu çabalarının havada kalmasının en büyük nedeni şehre sirayet etmeyen duygulardı. 

Bunda en önemli pay şüphesiz bölgeye adeta kalp görevi gören ve üstün zekalı insan pompalayan iki üniversite Stanford ve Berkeley’i de anmak gerekiyor. 

Dünyanın en seçkin iki okulunun hem kendi içinde rekabeti hem de global anlamdaki vizyonu bu bölgenin ayakta durmasına, her geçen gün yenilenerek güçlenmesine imkan tanıyor. 

Türkiye’de üniversite okuyan ve eğitiminin son döneminde "Ben şimdi ne yapacağım" gerginliği yaşayanların üzülerek okuyacağı bir örnek bile, bu işlevin nasıl kusursuz çalıştığını gözler önüne seriyor. 

Stanford’da okuyan, ortalamanın üstü bir 2. sınıf öğrencisinin önüne yetenek avcıları tarafından kontratlar geliyor. 

Kimliğin, ait olduğun topluluğun, dinin, rengin, siyasi görüşünün hiçbir önemi yok bu süreçlerde. 
 
Bunu başaramamış olsalardı, nasıl olurdu da Twitter’ın üst düzey yöneticilerinden biri Omid Kordestani isimli Kürt asıllı bir iş insanı olabilirdi. Ya da Google’ın kurucuları şirket yapılanması sonrasında CEO olarak Hindistan doğumlu Sundar Pichai’yi görevlendirebilirdi. 

Tüm bu anlattıklarımızı aslında Intel'in kurucularından Gordon Moore’un şu sözleri özetliyor:

Gerçek devrimciler kendilerine devrimci diyenler değil, Silikon Vadisi’nin girişimcileridir."

Bu bölge Cumhuriyetin ilk yıllarından itibaren beyin göçü almaya başladı.

Türkiye’den Avrupa’ya 1960’larda ekonomik nedenlerle başlayan göç hareketinde son yıllarda dikkat çekici bir değişim gözleniyor. Türkiye’nin beyin göçü, hem sosyolojik anlamda hem de sayısal anlamda benzeri görülmemiş bir fenomene dönüştü.

Zamanın ruhuyla dünya, Kafka’nın da dile getirdiği gibi "Dünya küçük bir köye dönüşünce" Türkler, ulaşım engelini de dil bariyerini de aşarak bu bölgede çağdaşlarıyla bir arada üretmeye koştular. 

Biz de Independent Türkçe olarak onları evlerinde, Silikon Vadisi’nde ziyaret etmek istedik. 

Benzer özlemleri olan, annelerinin yaptığı güzel bir yemeğin ismini andığımızda tatlı bir hüznün suratlarına yerleştiğini gördüğümüz, farklı kültürlerden gelen hem rakibi hem çağdaşı hem de dava arkadaşı olan insanlarla birlikte mücadele eden insanlarla konuştuk.

Gelin onları biraz yakından tanıyalım;

Egemen Taş kimdir? 

TransientX adli cybersecurity firmasının CEO’suyum. Dünya yazılım güvenliği sektörüne sağladığım katkılardan dolayı "Turk of America 40 under 40 most influential Turkish Americans" olarak gösterildim.

Bize San Francisco’ya geliş hikayeni anlatabilir misin? 

1999 yılında Türkiye'de Korugan adlı siber güvenlik şirketini kurduktan 1 sene sonra, bu şirkette yarattığım ürünler Comodo tarafından satın alındı ve ben de bu sebeple COMODO’nun New Jersey’deki deki merkezine geldim. 

15 kişilik bir şirket olan Comodo’nun mühendislik departmanını 12 senede 1000+ kişiye çıkarıp, onlarca ödül kazandıktan sonra, COMODO’nun satılmasının ardından San Francisco ya gelerek TransientX'i kurdum.

Bir beyin göçü hikayesinin öznesi olduğunu düşünüyor musun?

Elbette, tipik bir beyin göçü hikayesiyim ben. Türkiye’deki ilk paralı sızma testini yapan, ilk yerli milli güvenlik duvarı, ilk yerli milli antivirüsü yaratan birisi olarak oradaki pazarda yeteri kadar başarılı olamayacağımı anlayıp, ürünlerimi bir Amerikan şirketine satarak Amerika’ya yerleştim.

Tabii bu olumsuz gibi görünse de aslında Türkiye'ye daha hayırlı oldu. COMODO CTO’su olarak Türkiye’de AR-GE ofisi açılmasına ve 400+ kişi gibi bir mühendislik kadrosunun istihdam edilmesine ön ayak oldum. 

Yerli milli siber güvenlik teknolojileri geliştirilmesi için gerekli olan teknolojilerin Türkiye’ye transfer edilmesinde ciddi bir rolüm var. Türk girişimcilerine ve hatta savunma sanayii şirketlerine bu alanlarda ciddi yardımlarım oluyor.

Tersine beyin göçü gibi kavramların konuşulduğu, Türkiye hükümetinin yasal zeminlerle bir çabası olduğu görülüyor. Seni Türkiye’ye hangi motivasyon geri getirebilir?

Ben Türkiye’den hiçbir zaman kopmadım. Benim Türkiye’ye dönmem değil, burada TransientX ile 1 milyar dolara ulaşmam Türkiye’ye daha hayırlı olur. Türkiye’de en az 500 kişilik bir AR-GE istihdamı sağlama planım var. Türkiye’ye dönersem bunları başaramam.

Kendini geliştirmende en önemli 3 nedeni sıralamanı istesek?

Benim ana motivasyonum, her zaman üretip dünya üzerinde kalıcı bir etki yaratmak ve dünyayı daha iyi bir yer haline getirmek oldu. Bunun için de gereken her şeyi yaptım. Amerika’ya gelip etki çemberimi genişletmek de buna dahil.

Şirketinde tam olarak neler yapıyorsun? Bir haftalık mesaini bir kaç cümle ile tasvirlemeni istesek. 

Müşterilerle, yatırımcılarla ve AR-GE ekiplerimle çalışmakla geçiyor zamanım.

Çalıştığın kurumun kimliğine, yaratıcılık süreçlerine, gelişimine kattığı şeylerden bahsedebilir misin? Burada her kültürün bir araya geldiği hibrit bir kültür var. Sen bu hibrit kültüre Türk kimliğinle neleri katmaktasın?

Evet, çok farklı kültürler bir arada. İş hayatında da böyle, dolayısıyla Comfort Zone’dan çıkıp çok kültürlü çevrelere adapte olmanız gerekiyor bir Türk olarak. Türklerin de bu yapıda öne çıkan özellikleri var tabii. Sıkı ve disiplinli çalışma ve yüksek görev bilinci gibi.

Silikon Vadisi ile Türkiye’deki bakış arasındaki en derin uçurum hangi alanlarda?

Çok ciddi farklar var. Tabii Silikon Vadisi ve Amerika’nın geri kalanı arasında da ciddi farklar var ama Türkiye ile elbette çok daha derin. Öncelikle biz buraya dünyada pozitif etki yaratmak ve tabiri yerindeyse dünyanın şirketlerimiz ve inovasyonlarımızla fethetmek için geldik. Bugün bir kahve içerken duyacağınız sohbetlerin çoğunluğunun çerçevesi budur. Türkiye, konumu itibariyle, böyle bir ortama müsade edebilecek bir ülke değil.

Silikon Vadisi’nin devlerinin biraz da kapalı kutu olmasına ne diyorsun? Yani dışarıdan her şey güzel görünüyor. Güzel bir pazarlama harikası gibi. Söyleyebildiğin kadarıyla; bize madalyonun görünmeyen yüzünden bir iki ipucu verebilir misin? Türkiye’den farklı olan neydi ki sen bugün Amerika’dasın?..

Çok şey sayabilirim, ama bence Türkiye’de devlet, özel sektör ve üniversite ekosistemi entegre çalışmıyor. Çalışmadığı için de yeni teşebbüsler çıkamıyor. Devletin pazar yaratması, üniversitenin bu pazara inovasyon vermesi, özel sektörün de bu inovasyonları ticarileştirip pazarı büyütmesi lazım. Bu sağlanırsa ve sağlıklı bir yatırımcı ortamı yaratılabilirse, Türkiye ciddi bir sıçrama yapar. Bugün İsrail, siber güvenlikte dünyanın en ileri ülkesidir; çünkü o kadar çok inovasyon, o kadar çok Start-Up çıkarıyor ki, hepimiz seyredip hayran kalıyoruz. Ben bunu her platformda söyledim ve burada da tekrar etmek istiyorum. 

Dünya üzerinde 9 ülkede mühendislik ofisleri açıp binden fazla kişi istihdam etmiş birisi olarak söylüyorum, Türkiye, AR-GE için aslında çok uygun bir ülke. Kaliteli insan kaynağına, Hindistan’dan da daha ucuza ulaşma imkanı var. Bu iyi anlatılırsa büyük küçük her şirket off- shore ofislerini burada da açabilir. AR-GE personelinin maaşlarının %60'ını devletin ödediğiniz biliyor musunuz?..

Burç Şahinoğlu kimdir? 

Kendimi A global (techno) nomad yani küresel tekno göçmen olarak tanımlayabilirim.

Bize San Francisco’ya geliş hikayeni anlatabilir misin? 

Adil olmak gerekirse, baştan başlamak zorundayım: Türkiye’de doğdum ama Belçika'da büyüdüm (babam NATO için çalışıyordu), orada elektrik mühendisliği okudum, sonra New York'a NYU'da Bilgisayar Bilimi alanında yüksek lisans yapmak için taşındım. New York'ta 14 yıl yaşadım, sonra 11 Eylül olayları sonrasında Türkiye'ye taşınmaya karar verdim. Cep telefonu endüstrisi ile ilgileniyordum ve Türkiye'nin o zamanlar ABD ile karşılaştırıldığında çok şey yaşadığını gördüm. 

90'lı yılların sonlarında kardeşimle birlikte Türkiye'de bir şirket kurmuştum. 8 yıl Türkiye'de yaşadım ve çalıştım, ancak bunun benim için uygun olmadığına karar verdim. Türkiye’yi Amerikalı eşimle terk etmeye karar verdiğimde, San Francisco’ya gelmek kararı bize doğru yerdeymiş gibi hissettirdi; temel olarak teknolojinin büyütülüyor olmasından dolayı. Buraya spesifik olarak bir iş için gelmedim, ama başaracağımı düşündüm. 

Bir beyin göçü hikayesinin öznesi olduğunu düşünüyor musun? 

Sanmıyorum, çünkü zaten birkaç yerde yaşadım ve orada sonsuza kadar yaşayacağımı düşünerek hiçbir yere taşınmamıştım, ama aynı zamanda Türkiye'de yaşayabileceğimi de düşünmemiştim.  Bir noktada bana, benim için uygun olmadığını gösteren birtakım işaretler vardı. Bununla birlikte, Türkiye'de yaşamanın beni daha iyi hale getirdiğine de inanıyorum. Ama daha önce ayrılmayı dilerdim.

Tersine beyin göçü gibi kavramların konuşulduğu, Türkiye hükümetinin yasal zeminlerle bir çabası olduğu görülüyor. Seni Türkiye’ye hangi motivasyon geri getirebilir? 

Zor. Türkiye'de yaşadığım sorunlardan birinin çevremdeki insanlarla profesyonel bir kopukluk olduğunu düşünüyorum. İş hayatımı, Türkiye'ye kıyasla iş ve iş ahlakına çok farklı bir yaklaşım olan New York'ta geçirdim. Kamusal alandaki dinin artan yerini de beğenmedim. 

Kendini geliştirmende en önemli 3 nedeni sıralamanı istesek?

Bilgiye açlık,
Yaratıcı düşünce,
Zor iş.

Şirketinde tam olarak neler yapıyorsun? Bir haftalık mesaini bir kaç cümle ile tasvirlemeni istesek.

Yazılım Başkan Yardımcısı olarak, birçok farklı kişiyle çok sayıda toplantı var. Yazılım ekibi dahil olmak üzere birden fazla ekibin koordinasyonu ve yönetimini sağlıyorum. Ekibimle konuşarak, doğrudan raporlarıma danışmanlık yaparak, teknik yönlendirme ve proje liderliği yaparak çok zaman geçiriyorum. Doğrudan raporumla ve ayrıca fonksiyonel toplantılarla takımla birlikte bir dizi toplantı gerçekleştiriyorum. 

Şirket 18 ay önce satın alındığından beri, entegrasyonla ilgili faaliyetler gittikçe artıyor ve entegrasyon ile hem teknik entegrasyonlar hem de proses entegrasyonları kastediyorum. Çok daha fazla teknik makale okudum, süreçlerimizi iyileştirebilecek araçlar araştırdım, ürünlerimizin kalitesi, şirketi daha verimli hale getirdim. 

Ayrıca, tedarikçilerle pazarlık yaparak, fiyatlar, sözleşmeler, hizmetler vb. İle oldukça zaman geçiriyorum. Aynı zamanda icra ekibinin de bir parçasıyım ve bu nedenle sadece teknik olmayan, örneğin şirket değerleri, şirket kültürü, vb. hakkındaki tartışmaları şirkete teknik olarak verilen kararı tartışmak için zaman harcıyorum. Genellikle hem stratejik kararlar hem de gerektiğinde taktik kararlar alacağız. 

Burada her kültürün bir araya geldiği hibrit bir kültür var. Sen bu hibrit kültüre Türk kimliğinle neleri katmaktasın?

Kendimi zaten çok karışık bir kültürün parçası olarak görmüştüm, kişisel ilişkilerimizde nasıl davranacağımı evde Türk yetiştiriciliğim tarzına göre tasarladım, profesyonel kültürüm çok New York tarzı ve genel kültürüm çok Fransız. Zaten çok karışık kültürümün hangi kısmının çevremdeki insanları etkilediğini söylemek benim için çok zor.

Silikon Vadisi ile Türkiye’deki bakış arasındaki en derin uçurum hangi alanlarda?

Yeni fikirlere açık fikirlilik,
İş ve iş ahlakı,
Mal paylaşımı (bir noktaya kadar),
Risk almak.

Silikon Vadisi’nin devlerinin biraz da kapalı kutu olmasına ne diyorsun?  Yani dışarıdan her şey güzel görünüyor. Güzel bir pazarlama harikası gibi. Söyleyebildiğin kadarıyla, bize madalyonun görünmeyen yüzünden bir iki ipucu verebilir misin?

Onların kara bir kutu olduğunu sanmıyorum ve başarısızlıklarının, olumsuz yanlarının çok halka açık olduğunu düşünüyorum. Çarpık olan dış dünya algısıdır. İnsanların anlamak zorunda olduğu şey, çok büyük bir fedakarlık olmadan, ondan önce çok fazla başarısızlık olmadan çok az başarı öyküsü var. İnsanlar sadece başarı öyküsünü duyuyorlar, geri kalanı filtreliyorlar çünkü bu haber değeri değil.

Silikon Vadisi'nin karanlık tarafının ne olduğunu bildiğimden emin değilim, bence insanların yapması gereken bazı gerçeklik kontrolleri var. Ancak düşünce:

Burada, son başarın kadar iyisin.
Çok çalışmazsanız büyük olasılıkla tanınmazsınız.
Herkes düşündüğü kadar iyi değil ama bazı insanlar olağanüstü.

Türkiye’den farklı olan neydi ki sen bugün Amerika’dasın?

Yeni fikirlere açıklık!  
Etik! 

Ozan Kabak kimdir? 

1985 yılında Ankara'da doğdum, üniversiteden mezun olana kadar da Ankara'da değişik okullarda (Ankara Atatürk Anadolu Lisesi, Ankara Fen Lisesi, ODTÜ) eğitim aldım. Yaklaşık 10 senedir ABD'nin Silikon Vadisi bölgesinde yaşıyor; yazılım mühendisliği, yapay zeka, IoT ve Endüstri 4.0 gibi konular üzerine çalışıyorum.

Bize San Francisco’ya geliş hikayeni anlatabilir misin? 

Silikon Vadisi'ne 2008 yılının Ağustos ayında ODTÜ'den mezun olduktan hemen sonra geldim. Geliş sebebim Stanford Üniversitesi'nde yüksek lisans ve doktora çalışmaları yapmak idi.
 
Bir beyin göçü hikayesinin öznesi olduğunu düşünüyor musun? 

Sanırım bu soruya ancak "Hem evet, hem hayır" diye cevap verebilirim. 10 yıldır fiili olarak yurtdışında yaşıyor olmam, çalışma hayatına burada devam ediyor olmam gibi gerçeklikler cevabın ilk kısmını zorunlu kılıyor. Ancak, teknoloji sektöründe girişimcilik ile uğraşan birisi olarak kafamda bir yerlerde her zaman mühendislik merkezi Türkiye'de olan bir teknoloji girişimi kurma fikri var. Bu fikrin beni bir noktada kaçınılmaz olarak tekrar Türkiye'ye bağlayacağına eminim, bu da cevaba ikinci kısmını eklememin sebebi.
 
Tersine beyin göçü gibi kavramların konuşulduğu, Türkiye hükümetinin yasal zeminlerle bir çabası olduğu görülüyor. Seni Türkiye’ye hangi motivasyon geri getirebilir? 

Aile ve arkadaşlarıma duyduğum özlem. Birçok insan için de bu tarz "doğal" sebeplerin teşvikler veya çağrılardan daha etkili olduğunu düşünüyorum.

Şirketinde tam olarak neler yapıyorsun? Bir haftalık mesaini bir kaç cümle ile tasvirlemeni istesek?..

İş hayatım boyunca hep yazılım mühendisliği ile uğraştım. Genelde yapay zeka ve makine öğrenimi alanlarında çalıştığım için haftanın önemli bir bölümü veri analizi, algoritma geliştirme/uygulama deneyleri vs. ile geçiyor. Eldeki sorunu çözmek için uygulanması gereken teknikleri bir kere belirledikten sonra işin geri kalanı ise daha alışılagelmiş yazılım geliştiriciliği.

Çalıştığın kurumun kimliğine, yaratıcılık süreçlerine, gelişimine kattığı şeylerden bahsedebilir misin... 

Bu soruya kısa bir örnek ile cevap vermek istiyorum: Yaklaşık 3 yıl boyunca OptumSoft şirketinde Prof. David Cheriton ile çalışma fırsatım oldu. Kendisi yakın zamanda Stanford Üniversitesi Bilgisayar Bilimi Bölümü'nden emekli oldu. Parlak akademik kariyerinin yanı sıra kendisi Silikon Vadisi'nin önemli yatırımcı ve girişimcilerindendir. Sanırım ki Silikon Vadisi dışında pek az yerde Prof. Cheriton gibi bir isim ile mühendislik yapma fırsatı bulunabilir.

Burada her kültürün bir araya geldiği hibrit bir kültür var. Sen bu hibrit  kültüre Türk kimliğinle neleri katmaktasın?

Sanırım bu soruya verebilecek güzel bir cevabım yok. Umarım günlük hayatta etkileşim halinde bulunduğum insanlarda iyi izlenimler bırakıyorumdur. Bu bölgede yaşayan, sanatsal ve kültürel işler ile daha çok ilgilenen Türk arkadaşlar da var. Sanırım onlar bu tarz sorulara daha iyi cevap verebilir.

Silikon Vadisi’ndeki mantalite ile Türkiye’deki bakış arasındaki en derin uçurum hangi alanlarda?

Bu soruya bir benzetme ile cevap vermek istiyorum: Sanırım burada insanlar çok büyük bir pastanın bir dilimine sahip olmanın çok küçük bir pastanın hepsine sahip olmaktan daha akıllıca olduğu fikrini bize göre daha çok benimsemişler.

Dönmeyi hiç düşündün mü?

Düşünüyorum, özellikle de yukarıda bahsettiğim girişimcilik düşüncesi çerçevesinde.

Silikon Vadisi’nin devlerinin biraz da kapalı kutu olmasına ne diyorsun? Yani dışarıdan her şey güzel görünüyor. Güzel bir pazarlama harikası gibi. Söyleyebildiğin kadarıyla; bize madalyonun görünmeyen yüzünden bir iki ipucu verebilir misin? 

Her şey çok pahalı. Küçücük eski evlere dünyanın kirasını veriyoruz. Burada kazanılan para, dünyanın başka yerlerinde yüksek satın alma gücüne sahip, ancak, burada rahat bir hayat sürdürmeye yetecek seviyede değil. 
 
Selçuk Atlı kimdir? Silikon Vadisi'nde neler yapar?

Selçuk Atlı bir teknoloji girişimcisi ve müzisyendir. Bunch isimli bir mobile oyun platformunun kurucusu ve CEO’su olarak görev almaktadır. Öncesinde, Boostable ve SocialWire şirketlerini kurmuş, ikisinden de exit etmiştir. (Exit etmek: Satmak ) Bunch öncesinde 500 Startups’da bir dönem yatırımcı olarak görev yapmıştır. Nomadic Minds isimli bir Mentor Network’ün de kuruculuğunu ve yönetim kurulu üyeliğini yapmıştır. 

Türkiye'de son dönemde beyin göçü tartışmasında gidenler, özellikle milliyetçi çevreler tarafından sıklıkla eleştiriliyor. Bu eleştiriler hakkında ne söylemek istersin?

Türkiye’de çok yetenekli mühendisler ve pratik zekalı girişimciler var.  Aynı zamanda ürün ve teknoloji geliştirmek Türkiye’de Silikon Vadisi’ne göre çok daha ucuz. Fakat - global pazara odaklı, çok büyük bir şirket kurulmak amaçlandığında, Silikon Vadisi ve New York gibi teknoloji merkezleri bir çok açıdan daha avantajlı. Son zamanlarda gözlemlediğim bir trend, şirketlerin merkezlerini ABD’de kurmaları fakat mühendislik ve ARGE ekiplerini Türkiye, Kanada, Almanya gibi ülkelerde barındırmaları.

Diğer taraftan, İsrail ve İsveç gibi ülkelere baktığınız zaman - girişimcilerinin ABD’de büyük şirketler kurmalarını onlar beyin göçü olarak görmüyorlar. Çünkü ABD’ye giden ve başarılı olan girişimciler, kendi ülkelerindeki girişimcilere yatırım yapıyorlar, orada ARGE geliştiriyorlar - veya farklı şekillerde kendi ekosistemlerine fayda getiriyorlar.

Sence ilerleyen yıllarda dünyanın her hangi başka bir lokasyonunda bir Silikon Vadisi başarısı görebilir miyiz?

Evet, özellikle son 5 sene içerisinde Silikon Vadisi’nde kaliteli ekip kurmanın masrafı inanılmaz arttı. Bu sebeple - başka şehirlerden çok büyük şirket çıkma şansı yüksek. Bunu çoktan New York, Stockholm ve Helsinki gibi yerlerde görüyoruz. Aynı zamanda, yine son zamanlarda, Türkiye’den özellikle oyun sektöründe çok başarılı exitler gerçekleşmekte. Gram Games ve Peak Games bunlara güzel örnek olarak gösterilebilir.

Türkiye'nin girişimci, yazılımcı ekosistemi hakkında ne düşünüyorsun?

Türkiye’de Koç, Boğaziçi, ITU ve Bilkent gibi çok iyi mühendislik eğitimi veren okullar, mühendislerin İngilizceleri de diğer çoğu ülkeye göre daha iyi.

Amerika'da kendi kimliğini yaşarken farkında olmadan farklı bir kimliğe doğru kaydığını hissettiğin oluyor mu?

Hayır, ABD’de Amerikalı sosyal çevrem olduğu gibi, çok Türk arkadaşım da var; hem girişimcilik camiasından, hem dışından. Aynı zamanda ailemle yakın iletişimde oluyorum ve senede bir Türkiye’ye gelmeye çalışıyorum. Bir de son 10 seneye aşkın yurtdışında yaşadığım için bir süre sonra alışılıyor.

Trump'ın yükselen aşırı sağ dalgası bir göçmen olarak seni etkiliyor mu?

Direkt olarak etkilemiyor; fakat göçmenlik politikalarını onaylamıyorum; birçok Silikon Vadisi’nin görüşü gibi. Ülkenizde etkili ve çok sayıda mühendis bulundurmak teknoloji alanında başarıyı sürdürmek için şart. Ve bu sadece iyi üniversiteler ve eğitimle olmuyor; Dünyanın her tarafındaki en iyi mühendisleri ve girişimcileri ülkenin kendisine çekmesi gerekiyor. Öteki turlu - ABD’nin teknoloji alanında diğer ülkelerin gerisinde kalma riski var. 

Bunun etkilerini Silikon Vadisinde görüyoruz; arz talep dengesi bozuk olduğu icin - mühendislik ekiplerini kurmak ve barındırmak çok pahalı. Bu da ayni zamana gayrimenkul fiyatlarını ve kiraları arttırdığı için San Francisco’yu özellikle erken asama girişimciler için yaşanmaz hale getirebiliyor.

Kaynak:
https://www.indyturk.com/node/37941/haber/silikon-vadisindeki-t%C3%BCrkler-anlatt%C4%B1-neden-oradalar-nas%C4%B1l-gittiler-t%C3%BCrkiyede