Yerli teknoloji firması Link Bilgisayar’ın çoğunluk hissesinin satışında son aşamaya gelindi
1984 yılında kurulan yerli teknoloji firması Link Bilgisayar’ın çoğunluk hissesinin satışı için düğmeye basıldı. 2000 yılından bu yana Borsa İstanbul’da işlem gören Link Bilgisayar’ın bir başka yerli yazılım şirketi DST Teknoloji tarafından satın alınacağı öğrenildi.
Merger Market’ın konuya yakın üç farklı kaynağa dayandırdığı habere göre DST Teknoloji ile Link Bilgisayar arasında yapılan satın alma görüşmeleri son aşamaya geldi.
Kaynaklar, Link Bilgisayar’ın yüzde 70'lik hissesi satın almayı amaçlayan DST’nin, anlaşmanın sona ermesinden sonra kalan yüzde 30 hisse için de zorunlu çağrı seçeneğini düzenlemeyi de planladığını ifade etti. Mikro Yazılım’ın Nisan 2017 tarihinde yüzde 100 hissesini satın alan DST Teknoloji, yine aynı sektörde faaliyet gösteren Zirve Yazılım’ı da Aralık 2017’de bünyesine katmıştı.
19 YILDIR BORSADA
1984 yılında, Türk mühendisler grubu tarafından, yüzde 100 yerli sermayeli olarak kurulan Link Bilgisayar Sistemleri Yazılımı ve Donanımı Sanayi ve Ticaret A.Ş., işletmelerin satış, pazarlama, satın alma, stok yönetimi, depo-mağaza yönetimi, cari hesap, finans, üretim, bütçe planlama, insan kaynakları, sabit kıymetler ve muhasebe gibi Kurumsal Kaynak Planlaması (ERP) işlemlerinin entegre olarak gerçekleştirilmesini sağlayan yazılımlar geliştiriyor.
2000 yılından bu yana Borsa İstanbul’da işlem gören ve 500’ü aşkın bayi ve yetkili satıcısı bulunan Link Bilgisayar’ın piyasa değeri 12.3 milyon dolar seviyesinde bulunuyor.
KAP'A DUYURULDU
Link Bilgisayar’dan bugün Kamuyu Aydınlatma Platformu’na ( KAP) yapılan özel durum açıklamasında ise konuyla ilgili olarak şu ifadelere yer verildi:
“Şirketimizin 19.10.2017 tarihli özel durum açıklamasında; tarafımıza Şirket hissedarlarından verilen bilgiye istinaden, Şirketimiz faaliyetlerinin veya varlıklarının bir bölümünün veya tamamının satışı, ya da bir şirketle birleşmesi veya bir yatırımcı ile birlikte yeni bir şirket kurulması da dahil olmak üzere, stratejik işbirliği olanaklarının araştırılması konularında, Şirketimizin hakim ortakları ile Pragma Finansal Danışmanlık Hizmetleri Ticaret A.Ş. arasında 19.10.2017 tarihinde bir finansal danışmanlık ve aracılık sözleşmesi imzalandığı duyurulmuştur.
Bugün itibariyle söz konusu süreçte, Şirketimizin hakim hissedarlarıyla bir potansiyel alıcı arasında yukarıda belirtilen kapsamda görüşmelere başlanmış ve devam etmektedir. Süreçle ilgili yeni bir gelişme olması halinde ilgili mevzuat hükümlerine uygun olarak kamuoyu bilgilendirilmeye devam edilecektir”
Şirketten yapılan bu açıklama sonrası Borsa İstanbul, Link Bilgisayar hisselerinde devre kesici uygulamasını devreye aldı.
Yazılım, Bilişim ve Teknoloji Sektörü
Software Development Team
Computer Science / Computer Engineering
Coding is like plugging puzzle pieces together
Anyone Can Build Apps That Impact the World
Düşün, tasarla, kodla...
STEM+A - Science(Fen), Technology(Teknoloji), Engineering(Mühendislik), Mathematics(Matematik), Art(Sanat)
27 Mart 2019 Çarşamba
Boeing yazılım güncellemesini duyurdu
ABD'li firma, 737 MAX tipi uçakları için ek güvenlik katmanları sağlayacak bir güncellemeyi tamamladığını açıkladı
ABD'li uçak üreticisi Boeing firması, 737 MAX tipi uçakların Manevra Karakteristikleri Takviye Sistemi (MCAS) yazılımı için bir güncelleme duyurdu.
Boeing Ticari Uçaklar Ürün Geliştirme Başkan Yardımcısı Mike Sinnett, basın mensuplarıyla gerçekleştirdiği telekonferansta, 737 MAX tipi uçakların Hücum Açısı (AOA) sensörlerinin, uçakların yunuslama istikrarını desteklemek amacıyla tasarlanan MCAS yazılımına yanlış veri sağlaması durumunda ek güvenlik katmanları sağlayacak bir güncellemenin tamamlandığını açıkladı.
Sinnett, manuel uçuş sırasında uçağın flapları açıkken ve yüksek hücum açısında devreye girmek üzere tasarlanan MCAS yazılımının analiz, laboratuvar testi ve simülatör doğrulamasından geçtiğini belirtirken, güncellemenin ayrıca uçuş sırasında sertifikalandırma testi için Federal Havacılık İdaresi (FAA) temsilcileriyle birlikte iki test uçuşunun gerçekleştirildiğini bildirdi.
Güncelleme ile birlikte ek güvenlik katmanlarını da açıklayan Sinnett, "Uçuş kontrol sistemi, bundan böyle iki hücum açısı sensörünün girdilerini karşılaştıracaktır. Flaplar kapalı olduğu halde sensörler arasındaki uyuşmazlık 5,5 derece veya daha fazlaysa, MCAS devreye girmeyecektir. Uçuş güvertesindeki bir gösterge pilotları duruma dair bilgilendirecektir." ifadelerini kullandı.
MCAS'ın normal olmayan koşullarda devreye girmesi halinde her yüksek hücum açısı durumunda yalnızca bir girdi sağlanacağını kaydeden Sinnett, "MCAS’ın birden fazla girdi sağlayacağı bilinen veya öngörülen başarısızlık koşulları mevcut değildir." diye konuştu.
Güncellemelerin anormal uçuş koşullarında mürettebatın iş yükünü azaltacağını öne süren Sinnett, "MCAS, hiçbir zaman pilotun kolu geri çekmesiyle tersine çevirebileceğinden fazla dengeleme girdisi sağlamayacaktır. Pilotların her zaman MCAS’ın etkisini geçersiz kılarak uçağı manuel olarak kontrol etme yetisi bulunacaktır." dedi.
Sinnett, firmanın 21 gün süren pilot eğitimine de ilgili güncellemenin yansıtıldığını söylerken, onaylanmasının ardından güncellemeye tüm 737 MAX pilotlarınca erişilebileceğini ifade etti.
Tazminatlar yolda
Boeing 737 MAX-8 tipi uçakların 5 ay içerisinde Endonezya ve Etiyopya'da iki kazaya karışması üzerine aralarında Türkiye, ABD, Rusya ve İran'ın da bulunduğu pek çok ülke hava sahalarını 737 MAX-8 ve 737 MAX-9 tipi uçaklara kapatmıştı.
ABD'de hakkında soruşturma da başlatılan Boeing konuya ilişkin çeşitli açıklamalar yapmış, uçuşların durdurulmasının yerinde bir karar olduğunu ve güvenliği artırmak için bir güncelleme yapacağını duyurmuştu.
Norwegian Air havayolu firması Boeing'e hava sahalarının kapatılması sonrası uçuş iptalleri gerçekleştirmek zorunda kaldığı için tazminat davası açacağını duyururken diğer hava yolu firmalarının da benzer bir yol izlemesi bekleniyor.
ABD'li uçak üreticisi Boeing firması, 737 MAX tipi uçakların Manevra Karakteristikleri Takviye Sistemi (MCAS) yazılımı için bir güncelleme duyurdu.
Boeing Ticari Uçaklar Ürün Geliştirme Başkan Yardımcısı Mike Sinnett, basın mensuplarıyla gerçekleştirdiği telekonferansta, 737 MAX tipi uçakların Hücum Açısı (AOA) sensörlerinin, uçakların yunuslama istikrarını desteklemek amacıyla tasarlanan MCAS yazılımına yanlış veri sağlaması durumunda ek güvenlik katmanları sağlayacak bir güncellemenin tamamlandığını açıkladı.
Sinnett, manuel uçuş sırasında uçağın flapları açıkken ve yüksek hücum açısında devreye girmek üzere tasarlanan MCAS yazılımının analiz, laboratuvar testi ve simülatör doğrulamasından geçtiğini belirtirken, güncellemenin ayrıca uçuş sırasında sertifikalandırma testi için Federal Havacılık İdaresi (FAA) temsilcileriyle birlikte iki test uçuşunun gerçekleştirildiğini bildirdi.
Güncelleme ile birlikte ek güvenlik katmanlarını da açıklayan Sinnett, "Uçuş kontrol sistemi, bundan böyle iki hücum açısı sensörünün girdilerini karşılaştıracaktır. Flaplar kapalı olduğu halde sensörler arasındaki uyuşmazlık 5,5 derece veya daha fazlaysa, MCAS devreye girmeyecektir. Uçuş güvertesindeki bir gösterge pilotları duruma dair bilgilendirecektir." ifadelerini kullandı.
MCAS'ın normal olmayan koşullarda devreye girmesi halinde her yüksek hücum açısı durumunda yalnızca bir girdi sağlanacağını kaydeden Sinnett, "MCAS’ın birden fazla girdi sağlayacağı bilinen veya öngörülen başarısızlık koşulları mevcut değildir." diye konuştu.
Güncellemelerin anormal uçuş koşullarında mürettebatın iş yükünü azaltacağını öne süren Sinnett, "MCAS, hiçbir zaman pilotun kolu geri çekmesiyle tersine çevirebileceğinden fazla dengeleme girdisi sağlamayacaktır. Pilotların her zaman MCAS’ın etkisini geçersiz kılarak uçağı manuel olarak kontrol etme yetisi bulunacaktır." dedi.
Sinnett, firmanın 21 gün süren pilot eğitimine de ilgili güncellemenin yansıtıldığını söylerken, onaylanmasının ardından güncellemeye tüm 737 MAX pilotlarınca erişilebileceğini ifade etti.
Tazminatlar yolda
Boeing 737 MAX-8 tipi uçakların 5 ay içerisinde Endonezya ve Etiyopya'da iki kazaya karışması üzerine aralarında Türkiye, ABD, Rusya ve İran'ın da bulunduğu pek çok ülke hava sahalarını 737 MAX-8 ve 737 MAX-9 tipi uçaklara kapatmıştı.
ABD'de hakkında soruşturma da başlatılan Boeing konuya ilişkin çeşitli açıklamalar yapmış, uçuşların durdurulmasının yerinde bir karar olduğunu ve güvenliği artırmak için bir güncelleme yapacağını duyurmuştu.
Norwegian Air havayolu firması Boeing'e hava sahalarının kapatılması sonrası uçuş iptalleri gerçekleştirmek zorunda kaldığı için tazminat davası açacağını duyururken diğer hava yolu firmalarının da benzer bir yol izlemesi bekleniyor.
23 Mart 2019 Cumartesi
ING gelecek için teknoloji akademisi başlıyor
ING Bank, gelecek için Teknoloji Akademisi’nin kapılarını Kahramanmaraş’ta öğrencilere açıyor.
ING Bank, yeni nesil yetkinlikler ve teknoloji ile üretme kültürü kazandırmayı hedefleyen ING Gelecek için Teknoloji Akademisi’ni, Kahramanmaraş İl Milli Eğitim Müdürlüğü işbirliğiyle devreye alıyor. Tasarım-üretim, elektronik, robotik ve kodlamadan oluşan Maker eğitimi programının uygulanacağı ING Gelecek için Teknoloji Akademisi ile Kahramanmaraş’ta 10-14 yaş grubundaki 500 öğrenci maker kültürü ile tanışacak.
Üç aşamalı olacak programın ilk fazında, 20-22 Mart tarihlerinde düzenlenecek etkinlikle yaklaşık 500 öğrenci, temel maker eğitimi alacak. İkinci fazda, ilgi ve becerisi yüksek 50 öğrenci, 8 haftalık devam eğitimi olan Maker Eğitim Programı’na katılarak, üretim kültürü bilincinin yanı sıra tasarım ve üretim, elektrik-elektronik, robotik ile yazılım ve kodlama gibi alanlarda daha detaylı yeteneklere kavuşacak. 8 haftanın ardından proje çıkaracak olan çocuklar ise, Bilim Şenliği’ne katılarak projelerini sergileme fırsatı yakalayacak.
Pınar Abay: “Çocukları üreten bireyler olmaları için teşvik ediyoruz”
ING olarak iş yapma biçimlerini, sürdürülebilir ve sorumlu bankacılık anlayışı doğrultusunda belirlediklerini ve odaklarına ekonomik, çevresel ve toplumsal sürdürülebilirliği aldıklarını belirten ING Bank Genel Müdürü Pınar Abay, “Çocukları sürdürülebilirlik anlayışımızın vazgeçilmez birer parçası olarak görüyor, kurumsal sosyal sorumluluk çalışmalarımızın her zaman odağına alıyoruz. ‘Bankacılık üssümüz’ olarak nitelendirdiğimiz Operasyon ve Çağrı Merkezi’mizin yer aldığı Kahramanmaraş’ı ise bu yaklaşımımızı yansıtabilmek açısından çok önemsiyoruz” dedi. Geçen yıl İstanbul ve Kahramanmaraş’ta çalışanların çocuklarına yönelik olarak başlatılan Maker eğitiminin bu yıl da devam ettiğini hatırlatan Abay, ING Gelecek için Teknoloji Akademisi ile bu katkıyı banka dışına da taşıyabildikleri için duydukları memnuniyeti dile getirdi. Abay, çocukları yaratıcılıklarını artıracak alternatif bir eğitim modeli ile tanıştırmayı, üreten bireyler olmaları için teşvik etmeyi hedeflediklerini söyledi. Abay, “Merak duygusundan yola çıkan ve çocuklara matematik, fen, mühendislik bilgilerini uygulayarak çok yönlü düşünme becerisi kazandıran bu eğitimimizi Kahramanmaraşlı çocuklarımızla buluşturmaktan gurur duyuyoruz” dedi.
ING Bank, yeni nesil yetkinlikler ve teknoloji ile üretme kültürü kazandırmayı hedefleyen ING Gelecek için Teknoloji Akademisi’ni, Kahramanmaraş İl Milli Eğitim Müdürlüğü işbirliğiyle devreye alıyor. Tasarım-üretim, elektronik, robotik ve kodlamadan oluşan Maker eğitimi programının uygulanacağı ING Gelecek için Teknoloji Akademisi ile Kahramanmaraş’ta 10-14 yaş grubundaki 500 öğrenci maker kültürü ile tanışacak.
Üç aşamalı olacak programın ilk fazında, 20-22 Mart tarihlerinde düzenlenecek etkinlikle yaklaşık 500 öğrenci, temel maker eğitimi alacak. İkinci fazda, ilgi ve becerisi yüksek 50 öğrenci, 8 haftalık devam eğitimi olan Maker Eğitim Programı’na katılarak, üretim kültürü bilincinin yanı sıra tasarım ve üretim, elektrik-elektronik, robotik ile yazılım ve kodlama gibi alanlarda daha detaylı yeteneklere kavuşacak. 8 haftanın ardından proje çıkaracak olan çocuklar ise, Bilim Şenliği’ne katılarak projelerini sergileme fırsatı yakalayacak.
Pınar Abay: “Çocukları üreten bireyler olmaları için teşvik ediyoruz”
ING olarak iş yapma biçimlerini, sürdürülebilir ve sorumlu bankacılık anlayışı doğrultusunda belirlediklerini ve odaklarına ekonomik, çevresel ve toplumsal sürdürülebilirliği aldıklarını belirten ING Bank Genel Müdürü Pınar Abay, “Çocukları sürdürülebilirlik anlayışımızın vazgeçilmez birer parçası olarak görüyor, kurumsal sosyal sorumluluk çalışmalarımızın her zaman odağına alıyoruz. ‘Bankacılık üssümüz’ olarak nitelendirdiğimiz Operasyon ve Çağrı Merkezi’mizin yer aldığı Kahramanmaraş’ı ise bu yaklaşımımızı yansıtabilmek açısından çok önemsiyoruz” dedi. Geçen yıl İstanbul ve Kahramanmaraş’ta çalışanların çocuklarına yönelik olarak başlatılan Maker eğitiminin bu yıl da devam ettiğini hatırlatan Abay, ING Gelecek için Teknoloji Akademisi ile bu katkıyı banka dışına da taşıyabildikleri için duydukları memnuniyeti dile getirdi. Abay, çocukları yaratıcılıklarını artıracak alternatif bir eğitim modeli ile tanıştırmayı, üreten bireyler olmaları için teşvik etmeyi hedeflediklerini söyledi. Abay, “Merak duygusundan yola çıkan ve çocuklara matematik, fen, mühendislik bilgilerini uygulayarak çok yönlü düşünme becerisi kazandıran bu eğitimimizi Kahramanmaraşlı çocuklarımızla buluşturmaktan gurur duyuyoruz” dedi.
Ekşi: Boeing 737 Max tipi uçaklarda yazılım hatası görülüyor
'YAZILIM HATASI OLDUĞU GÖRÜLÜYOR'
Boeing 737 Max tipi uçakları seferden kaldırmalarıyla ilgili olarak da Ekşi, şunları söyledi:
"Bildiğiniz üzere Airbus ve Boeing tipi uçaklar üretildikleri ülkelerde uçuşun elverişliliğine yetkilendiriliyor. Tüm dünyadaki uygulama böyle. Bizdeki Sivil Havacılık Genel Müdürlüğümüz o yetkilendirmeden sonra uçuş izni veriyor. Boeing 737 Max'da maalesef meydana gelen kazalar trajik kazalar. Üst üste iki defa meydana geldi. Burada Boeing’in bir yazılım hatası olduğu görülüyor. Bu yazılım hatasını kısa sürede düzeltmelerini bekliyoruz. Şu anda biz uçuş emniyeti ve yolcularımızın güvenliğinin temini için 12 uçağımızı, Sivil Havacılık Genel Müdürlüğümüz ile koordineli bir şekilde yere indirdik. Şuanda bunlar uçmuyor. Elbette dünyadaki gelişmeleri takip edip yüzde 100 emniyetli olduğuna inandıktan sonra uçaklarımızı tekrar sefere vereceğiz. Ne zaman vereceğiz? Boeing bu konuda bir çalışma yapıyor. Bu çalışmasını bitirecek ve Amerikan Sivil Havacılık Genel Müdürlüğü uçuşa hazır olduğunu, emniyetli olduğunu deklare edecek, bizim sivil havacılığımız da bunu onaylayacak. Biz yüzde yüz emin olduktan sonra tekrar uçakları sefere vereceğiz. Bu süreç tamamen emniyeti gözönünde bulundurarak devam edecek."
Boeing 737 Max tipi uçakları seferden kaldırmalarıyla ilgili olarak da Ekşi, şunları söyledi:
"Bildiğiniz üzere Airbus ve Boeing tipi uçaklar üretildikleri ülkelerde uçuşun elverişliliğine yetkilendiriliyor. Tüm dünyadaki uygulama böyle. Bizdeki Sivil Havacılık Genel Müdürlüğümüz o yetkilendirmeden sonra uçuş izni veriyor. Boeing 737 Max'da maalesef meydana gelen kazalar trajik kazalar. Üst üste iki defa meydana geldi. Burada Boeing’in bir yazılım hatası olduğu görülüyor. Bu yazılım hatasını kısa sürede düzeltmelerini bekliyoruz. Şu anda biz uçuş emniyeti ve yolcularımızın güvenliğinin temini için 12 uçağımızı, Sivil Havacılık Genel Müdürlüğümüz ile koordineli bir şekilde yere indirdik. Şuanda bunlar uçmuyor. Elbette dünyadaki gelişmeleri takip edip yüzde 100 emniyetli olduğuna inandıktan sonra uçaklarımızı tekrar sefere vereceğiz. Ne zaman vereceğiz? Boeing bu konuda bir çalışma yapıyor. Bu çalışmasını bitirecek ve Amerikan Sivil Havacılık Genel Müdürlüğü uçuşa hazır olduğunu, emniyetli olduğunu deklare edecek, bizim sivil havacılığımız da bunu onaylayacak. Biz yüzde yüz emin olduktan sonra tekrar uçakları sefere vereceğiz. Bu süreç tamamen emniyeti gözönünde bulundurarak devam edecek."
E-Devlet üzerinden 5 yeni hizmet daha
E-Devlet Kapısı üzerinden, "risk merkezi raporu" başvurusu, "adıma tescilli araç", kalfalık, ustalık, usta öğrencilik ve iş yeri açma belgesi sorgulamaları ile elektrik ve doğal gaz işlemleri yapılabilecek.
Devlet Kapısı üzerinden 5 yeni hizmet daha kullanıma açıldı. www.turkiye.gov.tr sitesinde yer alan bilgiye göre, e-Devlet Kapısı üzerinde yeni hizmetler kullanıma sunuldu.
Buna göre, Türkiye Bankalar Birliğince "risk merkezi raporu" başvurusu, Emniyet Genel Müdürlüğünce "adıma tescilli araç" (tüzel kişiler için), Milli Eğitim Bakanlığınca kalfalık, ustalık, usta öğrencilik ve iş yeri açma belgesi sorgulamaları ile elektrik ve doğal gaz işlemleri e-Devlet üzerinden yapılabilecek.
Devlet Kapısı üzerinden 5 yeni hizmet daha kullanıma açıldı. www.turkiye.gov.tr sitesinde yer alan bilgiye göre, e-Devlet Kapısı üzerinde yeni hizmetler kullanıma sunuldu.
Buna göre, Türkiye Bankalar Birliğince "risk merkezi raporu" başvurusu, Emniyet Genel Müdürlüğünce "adıma tescilli araç" (tüzel kişiler için), Milli Eğitim Bakanlığınca kalfalık, ustalık, usta öğrencilik ve iş yeri açma belgesi sorgulamaları ile elektrik ve doğal gaz işlemleri e-Devlet üzerinden yapılabilecek.
PTT AŞ ile SASAD e-dönüşümde iş birliği yapacak
PTT AŞ ile SASAD arasında e-dönüşüm hizmetlerine yönelik iş birliği protokolü imzalandı
Posta ve Telgraf Teşkilatı (PTT) AŞ ile Savunma ve Havacılık Sanayi İmalatçılar Derneği (SASAD) arasında, PTT'nin e-PTT markası altında başlattığı e-dönüşüm hizmetlerine ilişkin iş birliği protokolü imzalandı.
PTT Pul Müzesi'ndeki imza töreninde konuşan PTT AŞ Yönetim Kurulu Başkanı ve Genel Müdürü Kenan Bozgeyik, savunma sanayisi üreticilerinin ülkenin bekasıyla ilgili konularda önemli katkılarda bulunduğunu belirterek, bağımsız bir ülke olmanın şartının teknolojiyi tasarlamak, geliştirmek, üretmek ve ihraç etmek olduğunu söyledi.
Posta çalışanlarının Türkiye'nin istiklal mücadelesindeki hizmetlerine değinen Bozgeyik, PTT'nin bugün de orduyu sınır ötesi operasyonlarda desteklediğini ifade etti.
Bozgeyik, SASAD ile aralarındaki iş birliğinin Türkiye'nin savunma sanayisinin ilerlemesinde önemli katkılar sağlayacağını belirterek, "Son 15 yıl içinde savunma sanayisi alanında çok önemli adımlar atılmış, ülkemiz artık kendi silahını, uçağını, helikopterini üretecek noktaya gelmiştir. Atacağımız imza sonrasında savunma sanayisindeki e-dönüşümün çok daha iyi noktaya geleceğini, hem ülkemize hem PTT'ye yüksek katma değer üretileceğini şimdiden görüyorum." dedi.
"Siber güvenliğe dair önemli bir açık kapatılacak"
SASAD Başkanı Öner Tekin de Derneğin 7 milyar dolar cirosu, 2 milyar dolar ihracatı ve 1,5 milyar Dolar civarında Ar-Ge faaliyeti yürüten bir topluluğu temsil ettiğini anlattı.
Taraflar arasında sadece ekonomik değil, stratejik bir iş birliği de yapıldığını dile getiren Tekin, "Savunma sanayisi gibi bir alanda bilgilerimizin gizli kalması gereken bir ortamda e-arşiv, e-fatura gibi konulardaki verilerimizi yerli sunucularda bir kamu kuruluşunun himayesinde saklama fırsatını elde ederek siber güvenliğe dair önemli açıklarımızdan birini de kapatmış olacağız." diye konuştu.
Konuşmaların ardından, SASAD'a bağlı 180'in üzerinde üyenin temsil ettiği işletmelerin, özel indirim ve ticaret avantajlarıyla e-dönüşüme geçişini hedefleyen protokol imzalanırken, Bozgeyik, Tekin'e özel pul hediye etti.
Posta ve Telgraf Teşkilatı (PTT) AŞ ile Savunma ve Havacılık Sanayi İmalatçılar Derneği (SASAD) arasında, PTT'nin e-PTT markası altında başlattığı e-dönüşüm hizmetlerine ilişkin iş birliği protokolü imzalandı.
PTT Pul Müzesi'ndeki imza töreninde konuşan PTT AŞ Yönetim Kurulu Başkanı ve Genel Müdürü Kenan Bozgeyik, savunma sanayisi üreticilerinin ülkenin bekasıyla ilgili konularda önemli katkılarda bulunduğunu belirterek, bağımsız bir ülke olmanın şartının teknolojiyi tasarlamak, geliştirmek, üretmek ve ihraç etmek olduğunu söyledi.
Posta çalışanlarının Türkiye'nin istiklal mücadelesindeki hizmetlerine değinen Bozgeyik, PTT'nin bugün de orduyu sınır ötesi operasyonlarda desteklediğini ifade etti.
Bozgeyik, SASAD ile aralarındaki iş birliğinin Türkiye'nin savunma sanayisinin ilerlemesinde önemli katkılar sağlayacağını belirterek, "Son 15 yıl içinde savunma sanayisi alanında çok önemli adımlar atılmış, ülkemiz artık kendi silahını, uçağını, helikopterini üretecek noktaya gelmiştir. Atacağımız imza sonrasında savunma sanayisindeki e-dönüşümün çok daha iyi noktaya geleceğini, hem ülkemize hem PTT'ye yüksek katma değer üretileceğini şimdiden görüyorum." dedi.
"Siber güvenliğe dair önemli bir açık kapatılacak"
SASAD Başkanı Öner Tekin de Derneğin 7 milyar dolar cirosu, 2 milyar dolar ihracatı ve 1,5 milyar Dolar civarında Ar-Ge faaliyeti yürüten bir topluluğu temsil ettiğini anlattı.
Taraflar arasında sadece ekonomik değil, stratejik bir iş birliği de yapıldığını dile getiren Tekin, "Savunma sanayisi gibi bir alanda bilgilerimizin gizli kalması gereken bir ortamda e-arşiv, e-fatura gibi konulardaki verilerimizi yerli sunucularda bir kamu kuruluşunun himayesinde saklama fırsatını elde ederek siber güvenliğe dair önemli açıklarımızdan birini de kapatmış olacağız." diye konuştu.
Konuşmaların ardından, SASAD'a bağlı 180'in üzerinde üyenin temsil ettiği işletmelerin, özel indirim ve ticaret avantajlarıyla e-dönüşüme geçişini hedefleyen protokol imzalanırken, Bozgeyik, Tekin'e özel pul hediye etti.
5G ile iş modelleri de müşteriler de dijitalleşiyor
DenizBank Genel Müdürü Hakan Ateş: 5G dediğimiz muazzam bir teknoloji var ve her şeyi, topu taca attı. İş modelleri komple dijitalleşiyor.
DenizBank Genel Müdürü Hakan Ateş, "5G dediğimiz muazzam bir teknoloji var ve her şeyi, topu taca attı. İş modelleri komple dijitalleşiyor, müşteriler de dijitalleşiyor." dedi.
Ateş, Uludağ Ekonomi Zirvesi'nde moderatörlüğünü Borusan Holding Yönetim Kurulu Üyesi Agah Uğur'un yaptığı "Dijital Dönemde Liderlik" başlıkla oturumda konuştu.
DenizBank'ta yüzde 90'ın üzerindeki işlemlerin dijital ve yapay zekayla yapıldığını dile getiren Ateş, şöyle devam etti:
"Bundan 10-15 yıl önce marka değeri olarak baktığınızda en tepelerde Coca Cola, Walmart, McDonald's gibi markaları görüyordunuz. 15 sene sonra bir anda Microsoft, Google, Amazon, Apple ve Facebook... Bunları görüyoruz. Artık, 5G dediğimiz muazzam bir teknoloji var ve her şeyi, topu taca attı. İş modelleri komple dijitalleşiyor, müşteriler de dijitalleşiyor. Müşterilerin dijitalleşmesine bir örnek, yüzde 42 nüfusun 5 yıl öncesine kadar banka hesabı yoktu, şu anda bu rakam yüzde 31'e inmiş. Artık herkesin iş birliğine gitmesi lazım, rekabet içinde olsa dahi. Biz buna 'rekaberlik' diyoruz. Rekabet ile beraberliğin karışımı. Yeni nesil finansal çözümler... Bir el ele verip de 'Hadi arkadaşlar, şu işleri beraber yapalım, birbirimize açılalım."
Ateş, bambaşka bir dünyaya doğru gidildiğini ifade ederek, "Artık yapay zeka, insanın önüne geçiyor. Bunlarla mücadele etmenin tek yolu, yapay zekayı kendi beynimize nakletmek. Öğrenen, demokratik, rekabete izin veren ve kendi ekibinden öğrenen liderlik tipiyle ancak bunu yakalayabiliriz. Ben de bu işi yakalayabilmek için tırmalıyorum ama tırmalamadan bu işler olmuyor." diye konuştu.
"Işınlanma gerçek oldu"
Teknolojinin gelişmesiyle "Bu kadar insan ne yapacak, robotlar bütün işi yaparsa?" sorusunun gündeme geldiğini belirten Ateş, şunları kaydetti:
"Böyle bir şey yok. Bizim teknoloji alabilmemiz için önemli bir şeyimiz var, bu da insan kaynağımız. Türkiye'nin insan kaynağı her ne kadar patentlerde çok gerideysek de bunlara yeterince imkan tanındığı kanaatinde değilim. Biz tersine mentörlükten öyle şeyler öğreniyoruz ki ama arkadaşların imkanı yok, parası yok. Teknoparkları çoğaltıyorsunuz, ileriye doğru atılım yapıyorsunuz ama bunlar devlet kademesinde, devlet organizasyonuyla... Nasıl ki Amerikan Devlet Başkanı, chief digital officer'ını atıyor, bizim de benzer işleri süratle yapıp entegre olmamız lazım. Artık bu hız çağında 5G geldiğinde Game Of Thrones'i bir saniyeden az sürede indireceksiniz hatta 'indirme' diye bir şey kalmayacak. Her şey on-line real time, herkes her yerde... Uzay Yolu'nda Mr. Spock, Kaptan Kirk, bizim kuşak bilir. Bir tek ışınlanma dışında her şey gerçek oldu ama ışınlanma da gerçek oldu. Nasıl oldu? İşte bir hologramla bu mekana sayın bakanımız gelip, konuşmasını yapıp alkışı alır ve ayrılabilir. Hiç mekanını değiştirmeden..."
DenizBank Genel Müdürü Hakan Ateş, "5G dediğimiz muazzam bir teknoloji var ve her şeyi, topu taca attı. İş modelleri komple dijitalleşiyor, müşteriler de dijitalleşiyor." dedi.
Ateş, Uludağ Ekonomi Zirvesi'nde moderatörlüğünü Borusan Holding Yönetim Kurulu Üyesi Agah Uğur'un yaptığı "Dijital Dönemde Liderlik" başlıkla oturumda konuştu.
DenizBank'ta yüzde 90'ın üzerindeki işlemlerin dijital ve yapay zekayla yapıldığını dile getiren Ateş, şöyle devam etti:
"Bundan 10-15 yıl önce marka değeri olarak baktığınızda en tepelerde Coca Cola, Walmart, McDonald's gibi markaları görüyordunuz. 15 sene sonra bir anda Microsoft, Google, Amazon, Apple ve Facebook... Bunları görüyoruz. Artık, 5G dediğimiz muazzam bir teknoloji var ve her şeyi, topu taca attı. İş modelleri komple dijitalleşiyor, müşteriler de dijitalleşiyor. Müşterilerin dijitalleşmesine bir örnek, yüzde 42 nüfusun 5 yıl öncesine kadar banka hesabı yoktu, şu anda bu rakam yüzde 31'e inmiş. Artık herkesin iş birliğine gitmesi lazım, rekabet içinde olsa dahi. Biz buna 'rekaberlik' diyoruz. Rekabet ile beraberliğin karışımı. Yeni nesil finansal çözümler... Bir el ele verip de 'Hadi arkadaşlar, şu işleri beraber yapalım, birbirimize açılalım."
Ateş, bambaşka bir dünyaya doğru gidildiğini ifade ederek, "Artık yapay zeka, insanın önüne geçiyor. Bunlarla mücadele etmenin tek yolu, yapay zekayı kendi beynimize nakletmek. Öğrenen, demokratik, rekabete izin veren ve kendi ekibinden öğrenen liderlik tipiyle ancak bunu yakalayabiliriz. Ben de bu işi yakalayabilmek için tırmalıyorum ama tırmalamadan bu işler olmuyor." diye konuştu.
"Işınlanma gerçek oldu"
Teknolojinin gelişmesiyle "Bu kadar insan ne yapacak, robotlar bütün işi yaparsa?" sorusunun gündeme geldiğini belirten Ateş, şunları kaydetti:
"Böyle bir şey yok. Bizim teknoloji alabilmemiz için önemli bir şeyimiz var, bu da insan kaynağımız. Türkiye'nin insan kaynağı her ne kadar patentlerde çok gerideysek de bunlara yeterince imkan tanındığı kanaatinde değilim. Biz tersine mentörlükten öyle şeyler öğreniyoruz ki ama arkadaşların imkanı yok, parası yok. Teknoparkları çoğaltıyorsunuz, ileriye doğru atılım yapıyorsunuz ama bunlar devlet kademesinde, devlet organizasyonuyla... Nasıl ki Amerikan Devlet Başkanı, chief digital officer'ını atıyor, bizim de benzer işleri süratle yapıp entegre olmamız lazım. Artık bu hız çağında 5G geldiğinde Game Of Thrones'i bir saniyeden az sürede indireceksiniz hatta 'indirme' diye bir şey kalmayacak. Her şey on-line real time, herkes her yerde... Uzay Yolu'nda Mr. Spock, Kaptan Kirk, bizim kuşak bilir. Bir tek ışınlanma dışında her şey gerçek oldu ama ışınlanma da gerçek oldu. Nasıl oldu? İşte bir hologramla bu mekana sayın bakanımız gelip, konuşmasını yapıp alkışı alır ve ayrılabilir. Hiç mekanını değiştirmeden..."
17 Mart 2019 Pazar
24 milyar dolarlık Apple önergesi
iPhone telefonlarının eski modellerinin bilerek yavaşlatıldığını söyleyen CHP’li Bayram Yılmazkaya, 10 yılda kasasına 24 milyar dolar koyan Apple hakkında Meclis’e araştırma önergesi verdi.
ABD'nin dünya devi şirketi Apple'ın, iPhone 5, 6, 6S, 6SE ve 7 dahil eski model telefonları kasıtlı olarak yavaşlattığını savunan CHP, Meclis'e araştırma önergesi verdi. 58 milyon akıllı telefon kullanıcısı olan Türkiye, son 10 yılda toplam 143 milyon adet cep telefonu ithal etti. Apple'ın kasasına ise 24 milyar dolar gitti.
Önerge sahibi CHP Gaziantep Milletvekili Bayram Yılmazkaya, “Fransa, İtalya, İsrail ve ABD'nin birçok eyaletinde Apple'a bu konuda davalar açıldı. Eski model telefonların yavaşlatılıp, kullanıcıların yeni telefon almaya yönlendirildiği ortaya çıkarsa, bu konu büyük bir dolandırıcılık davasına dönüşebilir” dedi.
9.5 MİLYON KULLANICI VAR
Yılmazkaya, TBMM'ye sunduğu önergesinde şunları kaydetti:
“Fransa'da ihlal yaptığı belirlenen şirketler, yıllık gelirinin yüzde 5'i kadar para cezasına çarptırılabilir. Bu, Apple'ın ödemeyi zorunlu kılacağı 11.5 milyar dolar ceza anlamına geliyor. Türkiye'de yaklaşık 9.5 milyon aktif iPhone kullanıcısının, bu yolla yeni telefon almaya yönlendirilmesi de Apple'a büyük davalar açılmasına neden olabilir. Samsung'un aynı nedenle 5 milyon Euro cezaya çarptırıldığı İtalya'da adaletsiz ticari aktiviteler gerçekleştirdiği belirtilmekte, cezanın sebebi olarak da ‘telefonda
ciddi aksamalar ve bariz yavaşlamalar yaşanması sonucu kullanıcıların, yeni cihaz almaya yönlendirmesi' gösterilmiştir. Apple'ın, pil ömrü azalan eski telefonları yavaşlattığı yönündeki beyanları bile, Türkiye'deki 82 milyon vatandaşın menfaatleri adına bu konuyla ilgili araştırma yapılmasını zaruri hale getirmiştir.”
FRANSA’DA DAVA SÜRÜYOR
Fransa'da da Apple'a yönelik benzer bir dava açıldığı ancak henüz karara bağlanmadığını anlatan Yılmazkaya, şu ifadeleri kullandı:
“Eski iPhone'ları yavaşlattığını kabul eden Apple, ABD ve İsrail'in ardından Fransa'da mahkumiyet riskiyle karşı karşıya. Apple'ın, kullanıcıları uyarmadan telefonları yavaşlatıcı yazılım güncellemesi yaptığı savıyla, ABD'nin mahkemelerinde 8 ayrı davası da bulunmaktadır. Milyarlarca doların ödendiği, ekonomik olarak büyük kayıpların yaşandığı bu döviz çıktısına dur demek adına, kullanıcı mağduriyetlerinin giderilmesi için konunun detaylı incelenmesi gerekmektedir. Akıllı telefonlarla ilgili bu gerekçelerin göz önünde bulundurulup teknik çalışmalar yapılması, gerekli adımların atılması ve yasal zeminin oluşturularak düzenlemeler yapılması şart.” (Başak Kaya - Sözcü)
ABD'nin dünya devi şirketi Apple'ın, iPhone 5, 6, 6S, 6SE ve 7 dahil eski model telefonları kasıtlı olarak yavaşlattığını savunan CHP, Meclis'e araştırma önergesi verdi. 58 milyon akıllı telefon kullanıcısı olan Türkiye, son 10 yılda toplam 143 milyon adet cep telefonu ithal etti. Apple'ın kasasına ise 24 milyar dolar gitti.
Önerge sahibi CHP Gaziantep Milletvekili Bayram Yılmazkaya, “Fransa, İtalya, İsrail ve ABD'nin birçok eyaletinde Apple'a bu konuda davalar açıldı. Eski model telefonların yavaşlatılıp, kullanıcıların yeni telefon almaya yönlendirildiği ortaya çıkarsa, bu konu büyük bir dolandırıcılık davasına dönüşebilir” dedi.
9.5 MİLYON KULLANICI VAR
Yılmazkaya, TBMM'ye sunduğu önergesinde şunları kaydetti:
“Fransa'da ihlal yaptığı belirlenen şirketler, yıllık gelirinin yüzde 5'i kadar para cezasına çarptırılabilir. Bu, Apple'ın ödemeyi zorunlu kılacağı 11.5 milyar dolar ceza anlamına geliyor. Türkiye'de yaklaşık 9.5 milyon aktif iPhone kullanıcısının, bu yolla yeni telefon almaya yönlendirilmesi de Apple'a büyük davalar açılmasına neden olabilir. Samsung'un aynı nedenle 5 milyon Euro cezaya çarptırıldığı İtalya'da adaletsiz ticari aktiviteler gerçekleştirdiği belirtilmekte, cezanın sebebi olarak da ‘telefonda
ciddi aksamalar ve bariz yavaşlamalar yaşanması sonucu kullanıcıların, yeni cihaz almaya yönlendirmesi' gösterilmiştir. Apple'ın, pil ömrü azalan eski telefonları yavaşlattığı yönündeki beyanları bile, Türkiye'deki 82 milyon vatandaşın menfaatleri adına bu konuyla ilgili araştırma yapılmasını zaruri hale getirmiştir.”
FRANSA’DA DAVA SÜRÜYOR
Fransa'da da Apple'a yönelik benzer bir dava açıldığı ancak henüz karara bağlanmadığını anlatan Yılmazkaya, şu ifadeleri kullandı:
“Eski iPhone'ları yavaşlattığını kabul eden Apple, ABD ve İsrail'in ardından Fransa'da mahkumiyet riskiyle karşı karşıya. Apple'ın, kullanıcıları uyarmadan telefonları yavaşlatıcı yazılım güncellemesi yaptığı savıyla, ABD'nin mahkemelerinde 8 ayrı davası da bulunmaktadır. Milyarlarca doların ödendiği, ekonomik olarak büyük kayıpların yaşandığı bu döviz çıktısına dur demek adına, kullanıcı mağduriyetlerinin giderilmesi için konunun detaylı incelenmesi gerekmektedir. Akıllı telefonlarla ilgili bu gerekçelerin göz önünde bulundurulup teknik çalışmalar yapılması, gerekli adımların atılması ve yasal zeminin oluşturularak düzenlemeler yapılması şart.” (Başak Kaya - Sözcü)
Almanya’nın 5G ihalesi 19 Mart’ta başlayacak
Almanya Federal Ağ İdaresi, ülkede 5G lisans ihalesinin planlandığı gibi 19 Mart’ta başlayacağını bildirdi.
Almanya Federal Ağ İdaresi (BNetzA) Almanya’nın 5G lisans ihalesinin planlandığı gibi 19 Mart’ta başlayacağını duyurdu.
Almanya'da telekomünikasyon sektöründe düzenleyici kurum olarak faaliyet gösteren BNetzA’nın kararı, Deutsche Telekom, Vodafone and Telefonica Deutschland’nın 5G ihale şartlarından dolayı ihalenin askıya alınması isteğinin Köln İdare Mahkemesi'nce bugün reddedilmesinden sonra geldi.
Mahkeme, BNetzA'nın ağ operatörlerinin "2022’ye kadar ülkedeki hane halkının yüzde 98'ini kapsayacak şekilde hizmet sağlamayı taahhüt etmesini" 5G ihalesine katılma şartları içinde göstermesinin idarenin yetki sınırları içinde olduğuna hükmetti.
Mahkemenin bu kararından sonra BNetzA 5G lisans ihalesinin 19 Mart’ta planlandığı gibi başlayacağını duyurdu. 5G ihalesinin yaklaşık 6 milyar dolarla sonuçlanması bekleniyor.
5G teknoloji ile Avrupa’nın en büyük ekonomisi olan Almanya’da veri aktarımında hızın artırılması, bununla birlikte yüksek kapasiteli, gecikme süresi kısa hatta sıfıra yakın, düşük maliyetli bir iletişim altyapısı oluşturulması hedefleniyor.
ABD, Almanya'ya Çin merkezli Huawei'nin ekipmanlarını kullanmaktan kaçınmaları için uzun süredir baskı uygulaması dikkat çekiyor.
ABD'nin Berlin Büyükelçisi Richard Grenell’in, Almanya Ekonomi ve Enerji Bakanı Peter Altmaier'e bir mektup yazarak, Çinli Huawei şirketi ile yapılacak bir işbirliği halinde Washington ve Berlin arasında istihbarat işbirliğinin sona ereceğiyle tehdit ettiği iddia edilmişti. Mektup, ülkede büyük tepkiye neden olurken, Başbakan Angela Merkel, ülkesinin 5G mobil ağını kurarken, kendi standartlarını tanımlayacağını ve güvenlik konusunun ne kadar önemli olduğunu bildiklerini açıklamıştı.
Uzmanlar, Almanya’nın, süper hızlı 5G mobil internet ağını daha uygun fiyatla kurabilmek için Çinli teknoloji devi Huawei'yle çalışması gerektiğini belirtirken, Başbakan Merkel Çin’e veri aktarmayacağının garantisini vermesi durumunda Huawei’nin de 5G ihalelerine katılabileceğini bildirmişti.
Almanya Federal Ağ İdaresi (BNetzA) Almanya’nın 5G lisans ihalesinin planlandığı gibi 19 Mart’ta başlayacağını duyurdu.
Almanya'da telekomünikasyon sektöründe düzenleyici kurum olarak faaliyet gösteren BNetzA’nın kararı, Deutsche Telekom, Vodafone and Telefonica Deutschland’nın 5G ihale şartlarından dolayı ihalenin askıya alınması isteğinin Köln İdare Mahkemesi'nce bugün reddedilmesinden sonra geldi.
Mahkeme, BNetzA'nın ağ operatörlerinin "2022’ye kadar ülkedeki hane halkının yüzde 98'ini kapsayacak şekilde hizmet sağlamayı taahhüt etmesini" 5G ihalesine katılma şartları içinde göstermesinin idarenin yetki sınırları içinde olduğuna hükmetti.
Mahkemenin bu kararından sonra BNetzA 5G lisans ihalesinin 19 Mart’ta planlandığı gibi başlayacağını duyurdu. 5G ihalesinin yaklaşık 6 milyar dolarla sonuçlanması bekleniyor.
5G teknoloji ile Avrupa’nın en büyük ekonomisi olan Almanya’da veri aktarımında hızın artırılması, bununla birlikte yüksek kapasiteli, gecikme süresi kısa hatta sıfıra yakın, düşük maliyetli bir iletişim altyapısı oluşturulması hedefleniyor.
ABD, Almanya'ya Çin merkezli Huawei'nin ekipmanlarını kullanmaktan kaçınmaları için uzun süredir baskı uygulaması dikkat çekiyor.
ABD'nin Berlin Büyükelçisi Richard Grenell’in, Almanya Ekonomi ve Enerji Bakanı Peter Altmaier'e bir mektup yazarak, Çinli Huawei şirketi ile yapılacak bir işbirliği halinde Washington ve Berlin arasında istihbarat işbirliğinin sona ereceğiyle tehdit ettiği iddia edilmişti. Mektup, ülkede büyük tepkiye neden olurken, Başbakan Angela Merkel, ülkesinin 5G mobil ağını kurarken, kendi standartlarını tanımlayacağını ve güvenlik konusunun ne kadar önemli olduğunu bildiklerini açıklamıştı.
Uzmanlar, Almanya’nın, süper hızlı 5G mobil internet ağını daha uygun fiyatla kurabilmek için Çinli teknoloji devi Huawei'yle çalışması gerektiğini belirtirken, Başbakan Merkel Çin’e veri aktarmayacağının garantisini vermesi durumunda Huawei’nin de 5G ihalelerine katılabileceğini bildirmişti.
Dünya 6 trilyon dolarlık siber saldırı riskine karşı hazırlanıyor
Küresel ekonomiye 2021 yılında toplam maliyetinin 6 trilyon dolara ulaşması beklenen siber saldırılarla mücadele edebilmek için uluslararası şirketler, finans kuruluşları ve hükümetler adeta seferberlik ilan etmiş durumda.
Dünyada yaklaşık 4 milyar internet kullanıcısı hemen her gün tüm bilgilerini internet üzerinden paylaşıyor. Bu bilgiler kullanıcının belirlediği şifrelerle güvenlik altında gibi görünse de aslında hiçbir bilgi sonsuza dek güvende değil.
Merkezi ABD’de bulunan Cybersecurity Ventures’ın araştırmasına göre siber güvenlik suçlarının dünya ekonomisine sadece 2015 yılındaki maliyeti 3 trilyon ABD doları seviyesinde. 2021 yılında ise siber güvenlik suçlarının dünya ekonomisine toplam maliyetinin 6 trilyon dolara çıkması bekleniyor.
Uluslararası şirketler, verilerinin güvenliğini sağlayabilmek için siber güvenlik önlemlerini artırmak amacıyla daha fazla yatırım yapmak zorunda kalıyor. Merkezi Dublin’de bulunan yönetim danışmanlık şirketi Accentura’nın raporuna göre şirketlerin siber güvenlik harcamaları 2018 yılında bir önceki yıla göre ortalama yüzde 23 artış kaydetti.
Yine Cybersecurity Ventures’ın araştırmasına göre siber güvenlik alanında 2017-2021 yılları arasında yapılan küresel harcama tutarı 1 trilyon dolara ulaşmış olacak.
Siber güvenlik harcamalarının 2021 yılına kadar her yıl ortalama yüzde 12-15 seviyesinde artış kaydetmesi bekleniyor.
Her 40 saniyede bir şirketin veri bankası fidye yazılımla kilitleniyor
Son yıllarda şirketlerin korkulu rüyası ise fidye yazılım (Ransomware) saldırıları. Veri bankasına ulaşarak bilgilerin kullanımını engelleyen, fidyenin ödenmemesi halinde bütün bilgileri yok etmekle tehdit eden yazılımlar “fidye yazılım” olarak adlandırılıyor. Cybersecurity Ventures’ın araştırmasına göre dünyada her 40 saniyede bir şirketin veri bankası fidye yazılımlar tarafından kilitleniyor. Bu yılın sonunda ise her 14 saniyede bir dünyada bir şirketin fidye yazılım riski ile karşılaşacağı tahmin ediliyor.
FBI’ın tahminlerine göre fidye yazılımlara yılda ödenen fidyenin toplam hacmi yaklaşık 1 milyar dolar seviyesinde.
Accentura’nın raporuna göre fidye yazılım saldırısının ortalama bir şirkete maliyeti yaklaşık 2,4 milyon dolar seviyesinde. Fidye yazılımın şirketin bilgilerini kilitleme süresi ise yaklaşık ortalama 50 gün sürüyor.
Dünyanın en büyük şirketleri bile sistemlerindeki açıklar nedeniyle hackerların saldırıları karşısında çaresiz kalabiliyor. 2016 yılında 57 milyon Uber sürücüsünün kimlik, telefon ve adres bilgileri hacklendi. Yine 2016 yılında Yahoo’ya ait Tumblr, Fantasy ve Flickr platformlarındaki 3 milyar hesabın hacklendiği duyuruldu.
Siber güvenlik şirketi Symantec’in verilerine göre 2017 yılında “WannaCry” adlı fidye yazılım tarafından yapılan 5,4 milyar adet saldırı güvenlik sistemleri tarafından engellendi.
Fidye yazılım türlerinde ise 2017 yılında bir önceki yıla göre yüzde 46 seviyesinde artış gözlemlendi. Internet bağlı cihazlara yapılan siber saldırılar 2017 yılında bir önceki yıla göre yüzde 600 artış kaydetti. Bu saldırıların yüzde 21’i Çin’den, yüzde 11’İ ABD’den, yüzde 7’si Brezilya’dan, yüzde 6’sı Rusya’dan, yüzde 5’i Hindistan’dan gerçekleştirildi.
Koordineli bir siber saldırının olası maliyeti 85-193 milyar dolar
İngiliz sigorta platformu Lloyds of London ve risk yönetim şirketi Aon tarafından yapılan araştırmada ise küresel ölçekte, koordineli olası bir siber saldırının 85 milyar dolar ile 193 milyar dolar arasında zarara neden olabileceği belirtiliyor.
Araştırmada baz alınan senaryoda, küresel ve koordineli bir siber saldırı durumunda virüs içeren e-mailerin açılmasıyla tüm iletişim bilgilerinin 24 saat içerisinde karşı tarafa iletilmesi, yaklaşık 30 milyon cihazdaki tüm verilerin kripto ile şifrelenmesi esas alınıyor.
Bu senaryoda dünyanın dört bir yanındaki şirketlerin kendi verilerine ulaşabilmesi için hackerlara ödeme yapmak zorunda kalacağı varsayılıyor.
Bu boyutta bir siber saldırının gerçekleşmesi durumunda en büyük zararı perakende (25 milyar dolar) ve sağlık sektörlerinin (25 milyar dolar) görmesi bekleniyor. İmalat sektörünün ise toplam zararının 24 milyar dolar seviyesinde olması öngörülüyor.
Küresel ölçekte bir siber saldırıdan ABD’nin 89 milyar dolar, Avrupa’nın 76 milyar dolar, Asya’nın 19 milyar dolar ile zarara uğraması bekleniyor.
Araştırmanın sonuç bölümünde işletmelerin bu büyüklükte bir siber saldırıya karşı hazırlıklı olmadığı, oluşabilecek zararın yüzde 86’sının yani yaklaşık 166 milyar dolarlık kısmının sigortasız durumda olduğu belirtildi.
“Veri güvenliğinde zayıf halka insan”
Merkezi Londra’da bulunan siber güvenlik ve bilgi teknoloji şirketi Matta Consulting’in Üst Yöneticisi James Tusini, siber güvenlik tehditlerine ilişkin AA muhabirinin sorularını yanıtladı. Teknolojinin gelişmesiyle verilerin internet ortamında oluşturulmaya ve paylaşılmaya başlandığını belirten Tusini, “Bu verileri bir şekilde kötü adamlardan korumamız gerekiyor. Siber saldırıları gerçekleştirenler bu işten büyük para kazanıyor. Dünyanın hemen her yerinde para karşılığında bu saldırıları gerçekleştirecek insanlar var.” şeklinde konuştu.
Tusini, “Bu hackerlara X şirketinin erişimine sahip olup olmadıklarını sorabilirsiniz. Size o şirket ya da organizasyonda ele geçirilmiş bir sistemin olup olmadığını söylerler. Neyi gerçekleştirmek istiyorsanız sizin için yaparlar, gerektiğinde telefonlarına erişim sağlarlar.” dedi.
Siber güvenlik saldırılarının insan unsuruna odaklandıklarını vurgulayan Tusini, "Örneğin bir binaya girmek istiyorsunuz. En zayıf halkayı hedeflersiniz. O binaya girmek için evin en güvenli yeri olan ön kapısına yönelmezsiniz. Arkadaki banyo penceresini açık bırakmış olabilirsiniz. Siber saldırıları yapanlar en zayıf halkayı hedeflerler. Bugün en zayıf halka insan. Çünkü bir insanı, CEO’yu, patronu kandırmak daha kolay.” değerlendirmesinde bulundu.
James Tusini, ülkelerin siber güvenlik alanında yeteneklere ve kaynaklara büyük paralar ayırdığını ifade ederek, sözlerine şöyle sürdürdü:
"Örneğin "sıfır gün açığı" (Zero Day), bir yazılım üzerinde, kimsenin daha önce fark etmediği bir açığın bulunması demek. 20 yıl önce araştırmacılar bu açıkları bulur ve eğlence olsun ya da açıklar kapatılsın diye ücretsiz yayımlardı. Bugün artık bu çok karlı bir piyasa. Bugün Iphone’un "sıfır gün açığı"nı bulan birisi 1 milyon dolara varan boyutta kazançlar elde edebilir.”
Ülkeler hangi tedbirleri alıyor?
İngiltere
İngiltere'de dijitale dayalı ekonominin değerinin yılda 118 milyar sterlin hacminde olduğu tahmin ediliyor. Londra’da dünyanın en büyük finans merkezine ev sahipliği yapan İngiltere siber saldırıların ülkenin önde gelen uluslararası şirketleri için yaratabileceği risklere karşı kapsamlı önlemler geliştirmeye çalışıyor.
İngiliz hükümeti tarafından hazırlanan “Siber Suçların Maliyeti” başlıklı raporda, siber suçların İngiltere’ye yıllık maliyetinin toplam 27 milyar sterlin seviyesinde olduğu tahmin ediliyor.
Bu amaçla, 2017 yılında İngiliz hükümetine bağlı iletişim ve istihbarat kurumu GCHQ'nu altında Ulusal Siber Güvenlik Merkezi kuruldu. Özel ekipler, özellikle ulusal boyutta veri güvenliğini tehdit edebilecek siber saldırıları belirlemek ve engellemek için çalışıyor.
İngiltere hükümeti, 2016 yılında beş yıllık Ulusal Siber Güvenlik Stratejisini açıklamış, bu alanda 1,9 milyar sterlin tutarında yatırım yaptıklarını duyurmuştu.
İngiliz Siber Güvenlik Merkezi’nin Üst Yöneticisi Ciaran Martin, geçen yılın nisan ayında siber güvenlik önlemlerinin önemini vurguladığı konuşmasında, “Parlamento, İngiltere’nin kritik önemdeki altyapısında siber güvenlik önlemlerini artırmaya yardımcı olmak için geçen hafta yeni önlemler getirdi. Siber saldırılarla elektriklerin kesilmesi Hollywood filmlerinde gösterildiğinde dahi zor bir durum. Tüm dünyada yeteri kadar zararlı e-mail saldırıları ile karşılaştık. Bunlara, Kuzey Koreli bir grup tarafından İngiliz sağlık sistemine yapılan saldırı da dahil.” ifadelerini kullandı.
2017 yılında İngiliz Ulusal Sağlık Sistemi’ni hedef alan siber saldırılar sonucunda başkent Londra’nın da arasında birçok şehirde veri tabanına erişim uzun süre sağlanamamıştı.
ABD
Ülkede, geçen yılın nisan ayında ABD Stratejik Kuvvetler Komutanlığına bağlı bir alt komutanlık olan “Siber Güvenlik Komutanlığı”, "muharip komutanlık" olarak, bağımsız bir komutanlığa yükseltildi. ABD Başkanı Donald Trump'ın ağustos ayında verdiği talimatla Siber Güvenlik Komutanlığındaki söz konusu dönüşüm süreci resmi devir teslim töreniyle tamamlandı.
Böylece, ABD Savunma Bakanlığının (Pentagon) 2018 Ulusal Savunma Strateji Belgesinde "savaş alanı" olarak tanımladığı siber güvenlikle ilgili fiili adım atıldı. Buna göre, komutanlığın yaklaşık 800 olan personel sayısı da 6 bin 200'e çıkarılacak.
Siber Güvenlik Komutanlığı, aynı çatı altında bulunduğu Ulusal Güvenlik Ajansından da (NSA) ayrılırken, bu adımla ABD'nin küresel siber operasyonlarında önemli bir artış olması bekleniyor.
Geçen yılın eylül ayında ise Beyaz Saray Ulusal Güvenlik Danışmanı John Bolton, ABD Başkanı Trump'ın siber saldırılara karşı daha saldırgan adımların atılmasını öngören bir Ulusal Siber Güvenlik Strateji Belgesi'ni imzaladığını duyurdu. Beyaz Saray tarafından yayınlanan belgede, ABD'nin kritik alt yapı ve kurumlarının veri tabanlarının siber saldırılara karşı güvenliğinin tahkim edilmesi gerektiğine vurgu yapılırken ülkede siber suç işleyenlere yönelik ihbar ve yasal işlem yapma konusunda daha etkili sistemlerin kurulması ve buna yönelik düzenlemelerin yapılacağı bildiriliyor.
"Siber Caydırıcılık İnisiyatifi" adı altından bir birimin oluşturulacağı aktarılan belgede, ABD'nin siber güvenlikte küresel üstünlüğünün tesis edilmesinin planlandığına vurgu yapılıyor.
Rusya
Rusya, 8 milyon devlet yetkilisi ve çalışanının yerli yapım mobil işletim sistemine kademeli geçişi için 160 milyar rublelik bütçe ayırdı. Uzmanlar, sürecin 2021 yılının sonuna kadar tamamlanacağını belirtiyor.
Rusya Başbakanı Dimitriy Medvedev, geçen ay yapılan hükümet toplantısında, Rus yazılımlarının devlet kurumlarındaki payının 2024’e kadar yüzde 90 ve devlete ait şirketlerde ise en az yüzde 70'i geçmesi gerektiğini söylemişti.
Öte yandan, Rus resmi makamlarının ülkeye yönelik internet üzerinden olası küresel tehditlere karşı bir dizi önlem alacağı duyuruldu. Söz konusu önlemlerin belirlenmesi için Rusya'nın küresel internetle bağlantısının bir süreliğine kesilmesi planlanıyor. Deneme kapsamında Rus vatandaşları ve kurumları arasında paylaşılan verilerin, uluslararası internette dolaşıma girmeden ülke içerisinde tutulması hedefleniyor.
Kremlin böylelikle, ülkede interneti küresel internet sağlayıcılardan bağımsız bir şekilde çalışacak hale getirerek olası siber saldırılardan korunmayı planlıyor.
Ancak bazı uzmanlar, söz konusu girişimin başarıya ulaşması halinde, ülkedeki internet sansürünün Çin'de olduğu gibi "katı" bir hale geleceği konusunda uyarıda bulunuyor.
Rusya, internetin "yerelleştirilmesi" için yaklaşık 20 milyar rublelik bir bütçe ayırırken, internet kesilerek yapılacak deneylerin 1 Nisan'dan önce gerçekleştirilmesi planlanıyor.
Kremlin, 1981 tarihli Avrupa Konseyi Kişisel Verilerin Otomatik İşleme Tabi Tutulması Karşısında Bireylerin Korunması Sözleşmesi’ni 2005’te onayladı.
Ülke, veri koruma alanında ana mevzuat kaynağı olan ve çoğu bakımdan Avrupa Birliği veri gizliliği mevzuatıyla benzerlikler gösteren Federal Kişisel Veriler Yasasını ise 2006’da kabul etti.
Kişisel verilerin korunmasına ilişkin süreç, Rusya’da uzun yıllar boyunca düzenleyici ve ticari kurumların ilgisine uzak kaldı.
Ancak bu durum, Rus vatandaşlarının kişisel verilerini toplayan ve işleyen tüm operatörlerin Rusya'da bulunan veri tabanlarını kullanmalarını gerektiren “Kişisel Veri Yerelleştirme” yasasının 2014'te yürürlüğe girmesiyle önemli oranda değişti. Yeni yasayla birlikte, vatandaşlara, verilerini yerel veri tabanlarında tutmayan web sitelerini engelleme seçeneği de sunuldu.
Avrupa Birliği
AB Komisyonu, 2018 eylül ayında siber savunma alanında "lider rol" üstlenmek için siber savunma merkezi kurulmasını teklif etti. Yeni merkezin üye ülkeler arasında bir ağ kurulmasına ve iş birliği yapılmasına katkı sağlaması öngörülüyor. Özel sektörle de iş birliği yapacak merkezin, araştırma ve inovasyon çalışmaları yürütmesi, ayrıca üye ülkelerdeki altyapı çalışmaları için finansman sağlaması planlanıyor.
AB Konseyi, Avrupa Parlamentosu ve AB Komisyonu arasında yapılan müzakereler sonucunda 2018 yılı aralık ayında yeni “Siber Güvenlik Yasası” üzerinde uzlaşı sağlandı. Yeni yasanın resmi onay sürecinin tamamlanmasıyla önümüzdeki aylarda yürürlüğe girmesi bekleniyor.
Yasayla birlikte, Yunanistan’da yer alan ve görev süresi 2020 yılında dolacak Avrupa Ağ ve Bilgi Güvenliği Ajansı'na, (ENISA) üye ülkelere siber güvenlik tehditleri ve saldırılarına karşı daha iyi destek sağlamak için kalıcı biçimde AB Siber Güvenlik Ajansı görevi verilmesi öngörülüyor. Yasa, dijital hizmetlerin ve cihazlarının siber güvenliğini artırarak güvenlik sertifikaları için AB çerçevesi oluşturmayı da amaçlıyor.
AB Komisyonu, Birliğin 2021-2027 bütçesinde dijital programlar için ayrılan payın 9,2 milyar avro olmasına yönelik planını da açıkladı. AB’nin gelecekteki bütçesinde, siber savunma imkanlarının yeni ekipman ve altyapı yatırımlarıyla güçlendirilmesi için 2 milyar avro kaynak ayrılması planlanıyor.
NATO
NATO, 2016'da yapılan Varşova Zirvesi'nde siber alanını, kara, hava ve denizin yanı sıra yeni harekat alanı olarak belirlemişti.
Son dönemde, NATO için siber savunmayı geliştirmek öncelikli bir konu haline geldi. NATO'nun siber savunma alanında en kapsamlı tatbikatı olarak bilinen "Siber Koalisyon Tatbikatı"nın 11'incisi de Kasım 2018'de Estonya'da gerçekleştirdi.
Tatbikatın temel amacı, NATO'nun kendi ağını ve üyelerin ulusal ağlarını olası tehditlere karşı koruma kabiliyetini geliştirmek olarak belirlendi. Yeni yasa bazı yabancı işletmeleri, özellikle de çevrimiçi hizmetleri ciddi şekilde etkilerken, Rusya'da faaliyet gösteren birçok büyük yabancı şirket bu yeni gereksinimlere uymak için veri akışlarını yeniden yapılandırdı.
Dünyada yaklaşık 4 milyar internet kullanıcısı hemen her gün tüm bilgilerini internet üzerinden paylaşıyor. Bu bilgiler kullanıcının belirlediği şifrelerle güvenlik altında gibi görünse de aslında hiçbir bilgi sonsuza dek güvende değil.
Merkezi ABD’de bulunan Cybersecurity Ventures’ın araştırmasına göre siber güvenlik suçlarının dünya ekonomisine sadece 2015 yılındaki maliyeti 3 trilyon ABD doları seviyesinde. 2021 yılında ise siber güvenlik suçlarının dünya ekonomisine toplam maliyetinin 6 trilyon dolara çıkması bekleniyor.
Uluslararası şirketler, verilerinin güvenliğini sağlayabilmek için siber güvenlik önlemlerini artırmak amacıyla daha fazla yatırım yapmak zorunda kalıyor. Merkezi Dublin’de bulunan yönetim danışmanlık şirketi Accentura’nın raporuna göre şirketlerin siber güvenlik harcamaları 2018 yılında bir önceki yıla göre ortalama yüzde 23 artış kaydetti.
Yine Cybersecurity Ventures’ın araştırmasına göre siber güvenlik alanında 2017-2021 yılları arasında yapılan küresel harcama tutarı 1 trilyon dolara ulaşmış olacak.
Siber güvenlik harcamalarının 2021 yılına kadar her yıl ortalama yüzde 12-15 seviyesinde artış kaydetmesi bekleniyor.
Her 40 saniyede bir şirketin veri bankası fidye yazılımla kilitleniyor
Son yıllarda şirketlerin korkulu rüyası ise fidye yazılım (Ransomware) saldırıları. Veri bankasına ulaşarak bilgilerin kullanımını engelleyen, fidyenin ödenmemesi halinde bütün bilgileri yok etmekle tehdit eden yazılımlar “fidye yazılım” olarak adlandırılıyor. Cybersecurity Ventures’ın araştırmasına göre dünyada her 40 saniyede bir şirketin veri bankası fidye yazılımlar tarafından kilitleniyor. Bu yılın sonunda ise her 14 saniyede bir dünyada bir şirketin fidye yazılım riski ile karşılaşacağı tahmin ediliyor.
FBI’ın tahminlerine göre fidye yazılımlara yılda ödenen fidyenin toplam hacmi yaklaşık 1 milyar dolar seviyesinde.
Accentura’nın raporuna göre fidye yazılım saldırısının ortalama bir şirkete maliyeti yaklaşık 2,4 milyon dolar seviyesinde. Fidye yazılımın şirketin bilgilerini kilitleme süresi ise yaklaşık ortalama 50 gün sürüyor.
Dünyanın en büyük şirketleri bile sistemlerindeki açıklar nedeniyle hackerların saldırıları karşısında çaresiz kalabiliyor. 2016 yılında 57 milyon Uber sürücüsünün kimlik, telefon ve adres bilgileri hacklendi. Yine 2016 yılında Yahoo’ya ait Tumblr, Fantasy ve Flickr platformlarındaki 3 milyar hesabın hacklendiği duyuruldu.
Siber güvenlik şirketi Symantec’in verilerine göre 2017 yılında “WannaCry” adlı fidye yazılım tarafından yapılan 5,4 milyar adet saldırı güvenlik sistemleri tarafından engellendi.
Fidye yazılım türlerinde ise 2017 yılında bir önceki yıla göre yüzde 46 seviyesinde artış gözlemlendi. Internet bağlı cihazlara yapılan siber saldırılar 2017 yılında bir önceki yıla göre yüzde 600 artış kaydetti. Bu saldırıların yüzde 21’i Çin’den, yüzde 11’İ ABD’den, yüzde 7’si Brezilya’dan, yüzde 6’sı Rusya’dan, yüzde 5’i Hindistan’dan gerçekleştirildi.
Koordineli bir siber saldırının olası maliyeti 85-193 milyar dolar
İngiliz sigorta platformu Lloyds of London ve risk yönetim şirketi Aon tarafından yapılan araştırmada ise küresel ölçekte, koordineli olası bir siber saldırının 85 milyar dolar ile 193 milyar dolar arasında zarara neden olabileceği belirtiliyor.
Araştırmada baz alınan senaryoda, küresel ve koordineli bir siber saldırı durumunda virüs içeren e-mailerin açılmasıyla tüm iletişim bilgilerinin 24 saat içerisinde karşı tarafa iletilmesi, yaklaşık 30 milyon cihazdaki tüm verilerin kripto ile şifrelenmesi esas alınıyor.
Bu senaryoda dünyanın dört bir yanındaki şirketlerin kendi verilerine ulaşabilmesi için hackerlara ödeme yapmak zorunda kalacağı varsayılıyor.
Bu boyutta bir siber saldırının gerçekleşmesi durumunda en büyük zararı perakende (25 milyar dolar) ve sağlık sektörlerinin (25 milyar dolar) görmesi bekleniyor. İmalat sektörünün ise toplam zararının 24 milyar dolar seviyesinde olması öngörülüyor.
Küresel ölçekte bir siber saldırıdan ABD’nin 89 milyar dolar, Avrupa’nın 76 milyar dolar, Asya’nın 19 milyar dolar ile zarara uğraması bekleniyor.
Araştırmanın sonuç bölümünde işletmelerin bu büyüklükte bir siber saldırıya karşı hazırlıklı olmadığı, oluşabilecek zararın yüzde 86’sının yani yaklaşık 166 milyar dolarlık kısmının sigortasız durumda olduğu belirtildi.
“Veri güvenliğinde zayıf halka insan”
Merkezi Londra’da bulunan siber güvenlik ve bilgi teknoloji şirketi Matta Consulting’in Üst Yöneticisi James Tusini, siber güvenlik tehditlerine ilişkin AA muhabirinin sorularını yanıtladı. Teknolojinin gelişmesiyle verilerin internet ortamında oluşturulmaya ve paylaşılmaya başlandığını belirten Tusini, “Bu verileri bir şekilde kötü adamlardan korumamız gerekiyor. Siber saldırıları gerçekleştirenler bu işten büyük para kazanıyor. Dünyanın hemen her yerinde para karşılığında bu saldırıları gerçekleştirecek insanlar var.” şeklinde konuştu.
Tusini, “Bu hackerlara X şirketinin erişimine sahip olup olmadıklarını sorabilirsiniz. Size o şirket ya da organizasyonda ele geçirilmiş bir sistemin olup olmadığını söylerler. Neyi gerçekleştirmek istiyorsanız sizin için yaparlar, gerektiğinde telefonlarına erişim sağlarlar.” dedi.
Siber güvenlik saldırılarının insan unsuruna odaklandıklarını vurgulayan Tusini, "Örneğin bir binaya girmek istiyorsunuz. En zayıf halkayı hedeflersiniz. O binaya girmek için evin en güvenli yeri olan ön kapısına yönelmezsiniz. Arkadaki banyo penceresini açık bırakmış olabilirsiniz. Siber saldırıları yapanlar en zayıf halkayı hedeflerler. Bugün en zayıf halka insan. Çünkü bir insanı, CEO’yu, patronu kandırmak daha kolay.” değerlendirmesinde bulundu.
James Tusini, ülkelerin siber güvenlik alanında yeteneklere ve kaynaklara büyük paralar ayırdığını ifade ederek, sözlerine şöyle sürdürdü:
"Örneğin "sıfır gün açığı" (Zero Day), bir yazılım üzerinde, kimsenin daha önce fark etmediği bir açığın bulunması demek. 20 yıl önce araştırmacılar bu açıkları bulur ve eğlence olsun ya da açıklar kapatılsın diye ücretsiz yayımlardı. Bugün artık bu çok karlı bir piyasa. Bugün Iphone’un "sıfır gün açığı"nı bulan birisi 1 milyon dolara varan boyutta kazançlar elde edebilir.”
Ülkeler hangi tedbirleri alıyor?
İngiltere
İngiltere'de dijitale dayalı ekonominin değerinin yılda 118 milyar sterlin hacminde olduğu tahmin ediliyor. Londra’da dünyanın en büyük finans merkezine ev sahipliği yapan İngiltere siber saldırıların ülkenin önde gelen uluslararası şirketleri için yaratabileceği risklere karşı kapsamlı önlemler geliştirmeye çalışıyor.
İngiliz hükümeti tarafından hazırlanan “Siber Suçların Maliyeti” başlıklı raporda, siber suçların İngiltere’ye yıllık maliyetinin toplam 27 milyar sterlin seviyesinde olduğu tahmin ediliyor.
Bu amaçla, 2017 yılında İngiliz hükümetine bağlı iletişim ve istihbarat kurumu GCHQ'nu altında Ulusal Siber Güvenlik Merkezi kuruldu. Özel ekipler, özellikle ulusal boyutta veri güvenliğini tehdit edebilecek siber saldırıları belirlemek ve engellemek için çalışıyor.
İngiltere hükümeti, 2016 yılında beş yıllık Ulusal Siber Güvenlik Stratejisini açıklamış, bu alanda 1,9 milyar sterlin tutarında yatırım yaptıklarını duyurmuştu.
İngiliz Siber Güvenlik Merkezi’nin Üst Yöneticisi Ciaran Martin, geçen yılın nisan ayında siber güvenlik önlemlerinin önemini vurguladığı konuşmasında, “Parlamento, İngiltere’nin kritik önemdeki altyapısında siber güvenlik önlemlerini artırmaya yardımcı olmak için geçen hafta yeni önlemler getirdi. Siber saldırılarla elektriklerin kesilmesi Hollywood filmlerinde gösterildiğinde dahi zor bir durum. Tüm dünyada yeteri kadar zararlı e-mail saldırıları ile karşılaştık. Bunlara, Kuzey Koreli bir grup tarafından İngiliz sağlık sistemine yapılan saldırı da dahil.” ifadelerini kullandı.
2017 yılında İngiliz Ulusal Sağlık Sistemi’ni hedef alan siber saldırılar sonucunda başkent Londra’nın da arasında birçok şehirde veri tabanına erişim uzun süre sağlanamamıştı.
ABD
Ülkede, geçen yılın nisan ayında ABD Stratejik Kuvvetler Komutanlığına bağlı bir alt komutanlık olan “Siber Güvenlik Komutanlığı”, "muharip komutanlık" olarak, bağımsız bir komutanlığa yükseltildi. ABD Başkanı Donald Trump'ın ağustos ayında verdiği talimatla Siber Güvenlik Komutanlığındaki söz konusu dönüşüm süreci resmi devir teslim töreniyle tamamlandı.
Böylece, ABD Savunma Bakanlığının (Pentagon) 2018 Ulusal Savunma Strateji Belgesinde "savaş alanı" olarak tanımladığı siber güvenlikle ilgili fiili adım atıldı. Buna göre, komutanlığın yaklaşık 800 olan personel sayısı da 6 bin 200'e çıkarılacak.
Siber Güvenlik Komutanlığı, aynı çatı altında bulunduğu Ulusal Güvenlik Ajansından da (NSA) ayrılırken, bu adımla ABD'nin küresel siber operasyonlarında önemli bir artış olması bekleniyor.
Geçen yılın eylül ayında ise Beyaz Saray Ulusal Güvenlik Danışmanı John Bolton, ABD Başkanı Trump'ın siber saldırılara karşı daha saldırgan adımların atılmasını öngören bir Ulusal Siber Güvenlik Strateji Belgesi'ni imzaladığını duyurdu. Beyaz Saray tarafından yayınlanan belgede, ABD'nin kritik alt yapı ve kurumlarının veri tabanlarının siber saldırılara karşı güvenliğinin tahkim edilmesi gerektiğine vurgu yapılırken ülkede siber suç işleyenlere yönelik ihbar ve yasal işlem yapma konusunda daha etkili sistemlerin kurulması ve buna yönelik düzenlemelerin yapılacağı bildiriliyor.
"Siber Caydırıcılık İnisiyatifi" adı altından bir birimin oluşturulacağı aktarılan belgede, ABD'nin siber güvenlikte küresel üstünlüğünün tesis edilmesinin planlandığına vurgu yapılıyor.
Rusya
Rusya, 8 milyon devlet yetkilisi ve çalışanının yerli yapım mobil işletim sistemine kademeli geçişi için 160 milyar rublelik bütçe ayırdı. Uzmanlar, sürecin 2021 yılının sonuna kadar tamamlanacağını belirtiyor.
Rusya Başbakanı Dimitriy Medvedev, geçen ay yapılan hükümet toplantısında, Rus yazılımlarının devlet kurumlarındaki payının 2024’e kadar yüzde 90 ve devlete ait şirketlerde ise en az yüzde 70'i geçmesi gerektiğini söylemişti.
Öte yandan, Rus resmi makamlarının ülkeye yönelik internet üzerinden olası küresel tehditlere karşı bir dizi önlem alacağı duyuruldu. Söz konusu önlemlerin belirlenmesi için Rusya'nın küresel internetle bağlantısının bir süreliğine kesilmesi planlanıyor. Deneme kapsamında Rus vatandaşları ve kurumları arasında paylaşılan verilerin, uluslararası internette dolaşıma girmeden ülke içerisinde tutulması hedefleniyor.
Kremlin böylelikle, ülkede interneti küresel internet sağlayıcılardan bağımsız bir şekilde çalışacak hale getirerek olası siber saldırılardan korunmayı planlıyor.
Ancak bazı uzmanlar, söz konusu girişimin başarıya ulaşması halinde, ülkedeki internet sansürünün Çin'de olduğu gibi "katı" bir hale geleceği konusunda uyarıda bulunuyor.
Rusya, internetin "yerelleştirilmesi" için yaklaşık 20 milyar rublelik bir bütçe ayırırken, internet kesilerek yapılacak deneylerin 1 Nisan'dan önce gerçekleştirilmesi planlanıyor.
Kremlin, 1981 tarihli Avrupa Konseyi Kişisel Verilerin Otomatik İşleme Tabi Tutulması Karşısında Bireylerin Korunması Sözleşmesi’ni 2005’te onayladı.
Ülke, veri koruma alanında ana mevzuat kaynağı olan ve çoğu bakımdan Avrupa Birliği veri gizliliği mevzuatıyla benzerlikler gösteren Federal Kişisel Veriler Yasasını ise 2006’da kabul etti.
Kişisel verilerin korunmasına ilişkin süreç, Rusya’da uzun yıllar boyunca düzenleyici ve ticari kurumların ilgisine uzak kaldı.
Ancak bu durum, Rus vatandaşlarının kişisel verilerini toplayan ve işleyen tüm operatörlerin Rusya'da bulunan veri tabanlarını kullanmalarını gerektiren “Kişisel Veri Yerelleştirme” yasasının 2014'te yürürlüğe girmesiyle önemli oranda değişti. Yeni yasayla birlikte, vatandaşlara, verilerini yerel veri tabanlarında tutmayan web sitelerini engelleme seçeneği de sunuldu.
Avrupa Birliği
AB Komisyonu, 2018 eylül ayında siber savunma alanında "lider rol" üstlenmek için siber savunma merkezi kurulmasını teklif etti. Yeni merkezin üye ülkeler arasında bir ağ kurulmasına ve iş birliği yapılmasına katkı sağlaması öngörülüyor. Özel sektörle de iş birliği yapacak merkezin, araştırma ve inovasyon çalışmaları yürütmesi, ayrıca üye ülkelerdeki altyapı çalışmaları için finansman sağlaması planlanıyor.
AB Konseyi, Avrupa Parlamentosu ve AB Komisyonu arasında yapılan müzakereler sonucunda 2018 yılı aralık ayında yeni “Siber Güvenlik Yasası” üzerinde uzlaşı sağlandı. Yeni yasanın resmi onay sürecinin tamamlanmasıyla önümüzdeki aylarda yürürlüğe girmesi bekleniyor.
Yasayla birlikte, Yunanistan’da yer alan ve görev süresi 2020 yılında dolacak Avrupa Ağ ve Bilgi Güvenliği Ajansı'na, (ENISA) üye ülkelere siber güvenlik tehditleri ve saldırılarına karşı daha iyi destek sağlamak için kalıcı biçimde AB Siber Güvenlik Ajansı görevi verilmesi öngörülüyor. Yasa, dijital hizmetlerin ve cihazlarının siber güvenliğini artırarak güvenlik sertifikaları için AB çerçevesi oluşturmayı da amaçlıyor.
AB Komisyonu, Birliğin 2021-2027 bütçesinde dijital programlar için ayrılan payın 9,2 milyar avro olmasına yönelik planını da açıkladı. AB’nin gelecekteki bütçesinde, siber savunma imkanlarının yeni ekipman ve altyapı yatırımlarıyla güçlendirilmesi için 2 milyar avro kaynak ayrılması planlanıyor.
NATO
NATO, 2016'da yapılan Varşova Zirvesi'nde siber alanını, kara, hava ve denizin yanı sıra yeni harekat alanı olarak belirlemişti.
Son dönemde, NATO için siber savunmayı geliştirmek öncelikli bir konu haline geldi. NATO'nun siber savunma alanında en kapsamlı tatbikatı olarak bilinen "Siber Koalisyon Tatbikatı"nın 11'incisi de Kasım 2018'de Estonya'da gerçekleştirdi.
Tatbikatın temel amacı, NATO'nun kendi ağını ve üyelerin ulusal ağlarını olası tehditlere karşı koruma kabiliyetini geliştirmek olarak belirlendi. Yeni yasa bazı yabancı işletmeleri, özellikle de çevrimiçi hizmetleri ciddi şekilde etkilerken, Rusya'da faaliyet gösteren birçok büyük yabancı şirket bu yeni gereksinimlere uymak için veri akışlarını yeniden yapılandırdı.
Türkçe sohbet robotu ‘TOBi’ geldi
Microsoft Türkiye ve Vodafone Türkiye, Türkçe doğal dil işleme (NLP) teknolojisine dayalı bir sohbet robotu geliştirdi.
Vodafone’un müşteri hizmetlerine yönelik yapay zekâ tabanlı bir dijital asistan olarak konumlandıracağı TOBi, abonelerin fatura, tarife, cihaz fiyatları gibi konulara ilişkin sorularını kesintisiz, hızlı, net ve tutarlı bir şekilde ve insan müdahalesi olmadan yanıtlamayı amaçlıyor.
Ana dili Türkçe olan TOBi’nin geliştirilmesi, yapay zekâ alanında Türkçenin önceliklendirilmesi bakımından büyük taşıyor. Microsoft Türkiye Genel Müdürü Murat Kansu, Türkiye’nin dijital geleceğine olan yatırımlarının devam ettiğini belirterek, “Vodafone ile hayata geçirdiğimiz chatbot projesi, sıradan bir iş birliği değil. İki global güç olarak el ele verdik ve Türkçemizi yapay zekâ çalışmalarında üst sıralara taşıyıp bizi gururlandıran bir projeye imza attık. Dünyada en çok konuşulan İngilizce, İspanyolca gibi dillerle birlikte bu uygulamayı Türkçe hayata geçirerek Türkçenin de önceliklendirilen diller arasında yer almasını sağlayarak büyük bir başarıya imza attık” dedi.
Yeni dijital asistan
Vodafone Türkiye CEO’su Colman Deegan da, Vodafone’luların yeni dijital asistanı TOBi’nin ‘Vodafone Yanımda’ uygulaması içinden erişilebilen yeni bir müşteri iletişim kanalı olacağını söyledi. Deegan, “Temelde amacı, müşterilerimizin Vodafone’dan aldığı veya almak istediği hizmetler konusunda onlara yardımcı olmak ve hayatlarını kolaylaştırmak. Müşterilerimiz, TOBi ile yazışarak, faturalarından, data kullanımlarına kadar birçok konuda bilgi alabilecekler” diye konuştu.
Vodafone’un müşteri hizmetlerine yönelik yapay zekâ tabanlı bir dijital asistan olarak konumlandıracağı TOBi, abonelerin fatura, tarife, cihaz fiyatları gibi konulara ilişkin sorularını kesintisiz, hızlı, net ve tutarlı bir şekilde ve insan müdahalesi olmadan yanıtlamayı amaçlıyor.
Ana dili Türkçe olan TOBi’nin geliştirilmesi, yapay zekâ alanında Türkçenin önceliklendirilmesi bakımından büyük taşıyor. Microsoft Türkiye Genel Müdürü Murat Kansu, Türkiye’nin dijital geleceğine olan yatırımlarının devam ettiğini belirterek, “Vodafone ile hayata geçirdiğimiz chatbot projesi, sıradan bir iş birliği değil. İki global güç olarak el ele verdik ve Türkçemizi yapay zekâ çalışmalarında üst sıralara taşıyıp bizi gururlandıran bir projeye imza attık. Dünyada en çok konuşulan İngilizce, İspanyolca gibi dillerle birlikte bu uygulamayı Türkçe hayata geçirerek Türkçenin de önceliklendirilen diller arasında yer almasını sağlayarak büyük bir başarıya imza attık” dedi.
Yeni dijital asistan
Vodafone Türkiye CEO’su Colman Deegan da, Vodafone’luların yeni dijital asistanı TOBi’nin ‘Vodafone Yanımda’ uygulaması içinden erişilebilen yeni bir müşteri iletişim kanalı olacağını söyledi. Deegan, “Temelde amacı, müşterilerimizin Vodafone’dan aldığı veya almak istediği hizmetler konusunda onlara yardımcı olmak ve hayatlarını kolaylaştırmak. Müşterilerimiz, TOBi ile yazışarak, faturalarından, data kullanımlarına kadar birçok konuda bilgi alabilecekler” diye konuştu.
Sanayinin ve teknolojinin başkenti: Kocaeli
Sanayi ve liman kenti Kocaeli, devletin son dönemde yaptığı yatırımlar ve özel sektöre verdiği destekle teknoloji ve yenilikçiliğin de merkezi haline geldi.
Nüfus ve yüz ölçümü bakımından 81 il arasında alt sıralarda yer almasına rağmen sergilediği istihdam, üretim, ticaret ve yenilikçilik performansıyla Türkiye'yi dünyanın en büyük 10 ekonomisinden biri haline getirme vizyonuna en güçlü katkı veren kentlerin başında geliyor.
Avrupa ve Asya arasında önemli bir geçiş koridoru olan Kocaeli, Türk imalat sanayi üretimine yaptığı katkı ile önde gelen iller arasında bulunuyor. Türkiye imalat sanayinde yüzde 13 pay sahibi olan kent, 250'si yabancı sermayeli olmak üzere yaklaşık 2 bin 300 önemli sanayi yatırımına da ev sahipliği yapıyor.
Türkiye'nin en büyük, Avrupa'nın da sekizinci limanı konumunda bulunan Kocaeli, depolama, otoyol, demir, deniz ve hava yolu erişimi konusunda önemli lojistik avantajlar barındırıyor.
2002'de ülke toplam ihracatındaki payı yüzde 3,5 olan kent, 2018'de 14 milyar dolara ulaşan ihracat hacmiyle bu payı yüzde 9'un üzerine çıkardı.
Hemen hemen her sektörde üretip, ihracat yapabilen bir sanayi altyapısına sahip olan kentte, 2002 yılında sadece 90 firma yatırım teşvik belgesine sahipken, aradan geçen 16 yıllık sürede 2 bin firmaya yatırım teşviki verildi ve bu sayede 54 milyar liralık sabit sermaye yatırımının gerçekleşmesi sağlandı.
Kocaeli, teşviklerle sabit sermaye yatırımlarında ilk üçe girerken, 89 bin kişilik ilave istihdam yarattı. Ayrıca, sağlanan teşviklerle otomotiv ve demir-çelik alanlarında güçlü üretim altyapılarına kavuştu.
KOBİ'lerin ekonomide daha aktif rol almasına yönelik adımlar Kocaeli'de de meyvesini verdi. 2002'ye kadar sadece 49 KOBİ'nin KOSGEB desteklerinden faydalandığı Kocaeli'de, bu sayı 16 yılda 9 bin 100'e ulaştı.
Söz konusu dönemde, kentte 5 yeni organize sanayi bölgesi kurulurken, buralarda 17 bin kişi istihdam edildi.
Ar-Ge ekosistemi kuruldu
Kocaeli, devletin sunduğu desteklerle teknolojinin de başkenti olma yolunda emin adımlarla ilerliyor.
İşletmelerin ne kadar yenilikçi olduğuna ilişkin önemli bir gösterge olan patent verilerine bakıldığında, Kocaeli'nin 2018'de en fazla patent başvurusunun yapıldığı ilk 5 il arasında olduğu görülüyor.
Kentin 2002'de 14 olan yıllık patent başvurusu sayısı, aradan geçen sürede 21 kat artarak 294'e yükselirken, bu dönemdeki toplam başvuru sayısı ise 2 bin 385 olarak gerçekleşti. Türkiye'de 2018'deki 7 bin 349 patent başvurusunun yüzde 4'ü Kocaeli'den yapıldı.
Son 17 yıllık dönemde üretime yönelik desteklerin yanı sıra, rekabet gücünün arttırılması noktasında büyük önem taşıyan Ar-Ge'ye de önemli destekler verildi. Ar-Ge ekosistemi anlamında 2002 öncesinde oldukça zayıf bir altyapıya sahip olan Kocaeli'de adeta sıfırdan bir ekosistem kuruldu.
Üniversite, reel sektör ve kamunun en verimli şekilde bir araya getirilmesiyle Kocaeli, teknolojinin de merkez üssü olma yolunda emin adımlarla ilerleyen bir kent haline geldi.
Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı kuruluşları TÜBİTAK ve TSE'nin en büyük kampüsleri ile Bilişim Vadisi'ne ev sahipliği yapan kent, bugün itibarıyla yerli ve yabancı olmak üzere toplam 143 firmanın Ar-Ge ve tasarım merkezini barındırıyor.
En fazla teknoparkı olan şehir
Yine 5 teknoparkla Türkiye'nin en fazla teknoparka sahip şehirlerden biri konumunda olan Kocaeli'deki bu teknoparklarda 446 firma Ar-Ge yoğun faaliyetlere odaklanmış durumda.
Teknoparklardaki toplam satış tutarı 7 milyar liraya ulaşırken, ihracat hacmi 400 milyon dolar olarak gerçekleşti.
Sanayi ve Teknoloji Bakanlığının önemli projelerinden biri olan Bilişim Vadisi de bu dönem içerisinde Kocaeli'de hayata geçirildi.
Ulusal ve uluslararası ölçekte inovasyon merkezi olması planlanan Bilişim Vadisi'nde birinci etap birinci kısmı tamamlanırken, ikinci kısmının da çok kısa bir süre içinde faaliyete geçmesi planlanıyor.
Firmaların yenilikçi ürün geliştirme kapasitesini artırmak amacıyla İMES Makina İhtisas OSB'de kurulum çalışmaları devam eden Uygulamalı İleri Mühendislik Mükemmeliyet Merkezinde yılda 2 bin 500 kişiye eğitim verilmesi hedefleniyor.
"Teknolojik ürün üretmede lider bir ilimiz"
Doğu Marmara Kalma Ajansı (MARKA) Genel Sekreteri Mustafa Çöpoğlu, AA muhabirine yaptığı açıklamada, Kocaeli'nin Türkiye imalat sanayisinin kalbi olduğunu, 17-18 yıl öncesiyle kıyaslandığında kentin inanılmaz bir gelişim yaşadığını gördüklerini söyledi.
İstanbul'dan sonra en fazla ihracat yapan il olan Kocaeli'nin bu dönemde istihdam sayısını 300 binden 550 bin seviyesine taşıdığını belirten Çöpoğlu, bu istihdamın büyük kısmının da imalat sanayisinde çalıştığını kaydetti.
Çöpoğlu, kentin söz konusu dönemde yenilikçilik ve teknoloji kanalında da ciddi bir gelişim yaşadığına dikkati çekerek, yeni dönemde marka, patent ve faydalı model başvurularında büyük artış yaşandığını, 2002'de 14 olan patent başvuru sayısının 2018'de 294'e çıktığını ifade etti.
"Kocaeli teknolojik ürün üretme, katma değeri yüksek ürün üretmede de lider bir ilimiz." diyen Çöpoğlu, şöyle devam etti:
"Yeni dönemde Kocaeli'de başka yerlerde tasarlanan, başka yerlerde Ar-Ge'si yapılan ürünler değil, gerçekten yerli sanayicimizin Ar-Ge merkezlerinde geliştirilen ürünleri imal eder hale geldik. Şu anda Ar-Ge ve Tasarım Merkezi sayısı bakımından da İstanbul'dan sonra ikinciyiz. 2012 yılında 16 olan Ar-Ge ve Tasarım Merkezi sayısı şu anda 132'ye çıkmış, ciddi bir gelişme var. Yine Bilişim Vadisi'nin tüm etapları tamamlandığında 100 bin bilişim personeli burada istihdam edilmiş olacak. Kocaeli gerçekten Türk ekonomisinin lokomotifi durumunda."
Çöpoğlu, Türkiye'nin 2023 ve 2071 hedeflerine ulaşmasında en güçlü desteğin Kocaeli'den geleceğini sözlerine ekledi.
Nüfus ve yüz ölçümü bakımından 81 il arasında alt sıralarda yer almasına rağmen sergilediği istihdam, üretim, ticaret ve yenilikçilik performansıyla Türkiye'yi dünyanın en büyük 10 ekonomisinden biri haline getirme vizyonuna en güçlü katkı veren kentlerin başında geliyor.
Avrupa ve Asya arasında önemli bir geçiş koridoru olan Kocaeli, Türk imalat sanayi üretimine yaptığı katkı ile önde gelen iller arasında bulunuyor. Türkiye imalat sanayinde yüzde 13 pay sahibi olan kent, 250'si yabancı sermayeli olmak üzere yaklaşık 2 bin 300 önemli sanayi yatırımına da ev sahipliği yapıyor.
Türkiye'nin en büyük, Avrupa'nın da sekizinci limanı konumunda bulunan Kocaeli, depolama, otoyol, demir, deniz ve hava yolu erişimi konusunda önemli lojistik avantajlar barındırıyor.
2002'de ülke toplam ihracatındaki payı yüzde 3,5 olan kent, 2018'de 14 milyar dolara ulaşan ihracat hacmiyle bu payı yüzde 9'un üzerine çıkardı.
Hemen hemen her sektörde üretip, ihracat yapabilen bir sanayi altyapısına sahip olan kentte, 2002 yılında sadece 90 firma yatırım teşvik belgesine sahipken, aradan geçen 16 yıllık sürede 2 bin firmaya yatırım teşviki verildi ve bu sayede 54 milyar liralık sabit sermaye yatırımının gerçekleşmesi sağlandı.
Kocaeli, teşviklerle sabit sermaye yatırımlarında ilk üçe girerken, 89 bin kişilik ilave istihdam yarattı. Ayrıca, sağlanan teşviklerle otomotiv ve demir-çelik alanlarında güçlü üretim altyapılarına kavuştu.
KOBİ'lerin ekonomide daha aktif rol almasına yönelik adımlar Kocaeli'de de meyvesini verdi. 2002'ye kadar sadece 49 KOBİ'nin KOSGEB desteklerinden faydalandığı Kocaeli'de, bu sayı 16 yılda 9 bin 100'e ulaştı.
Söz konusu dönemde, kentte 5 yeni organize sanayi bölgesi kurulurken, buralarda 17 bin kişi istihdam edildi.
Ar-Ge ekosistemi kuruldu
Kocaeli, devletin sunduğu desteklerle teknolojinin de başkenti olma yolunda emin adımlarla ilerliyor.
İşletmelerin ne kadar yenilikçi olduğuna ilişkin önemli bir gösterge olan patent verilerine bakıldığında, Kocaeli'nin 2018'de en fazla patent başvurusunun yapıldığı ilk 5 il arasında olduğu görülüyor.
Kentin 2002'de 14 olan yıllık patent başvurusu sayısı, aradan geçen sürede 21 kat artarak 294'e yükselirken, bu dönemdeki toplam başvuru sayısı ise 2 bin 385 olarak gerçekleşti. Türkiye'de 2018'deki 7 bin 349 patent başvurusunun yüzde 4'ü Kocaeli'den yapıldı.
Son 17 yıllık dönemde üretime yönelik desteklerin yanı sıra, rekabet gücünün arttırılması noktasında büyük önem taşıyan Ar-Ge'ye de önemli destekler verildi. Ar-Ge ekosistemi anlamında 2002 öncesinde oldukça zayıf bir altyapıya sahip olan Kocaeli'de adeta sıfırdan bir ekosistem kuruldu.
Üniversite, reel sektör ve kamunun en verimli şekilde bir araya getirilmesiyle Kocaeli, teknolojinin de merkez üssü olma yolunda emin adımlarla ilerleyen bir kent haline geldi.
Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı kuruluşları TÜBİTAK ve TSE'nin en büyük kampüsleri ile Bilişim Vadisi'ne ev sahipliği yapan kent, bugün itibarıyla yerli ve yabancı olmak üzere toplam 143 firmanın Ar-Ge ve tasarım merkezini barındırıyor.
En fazla teknoparkı olan şehir
Yine 5 teknoparkla Türkiye'nin en fazla teknoparka sahip şehirlerden biri konumunda olan Kocaeli'deki bu teknoparklarda 446 firma Ar-Ge yoğun faaliyetlere odaklanmış durumda.
Teknoparklardaki toplam satış tutarı 7 milyar liraya ulaşırken, ihracat hacmi 400 milyon dolar olarak gerçekleşti.
Sanayi ve Teknoloji Bakanlığının önemli projelerinden biri olan Bilişim Vadisi de bu dönem içerisinde Kocaeli'de hayata geçirildi.
Ulusal ve uluslararası ölçekte inovasyon merkezi olması planlanan Bilişim Vadisi'nde birinci etap birinci kısmı tamamlanırken, ikinci kısmının da çok kısa bir süre içinde faaliyete geçmesi planlanıyor.
Firmaların yenilikçi ürün geliştirme kapasitesini artırmak amacıyla İMES Makina İhtisas OSB'de kurulum çalışmaları devam eden Uygulamalı İleri Mühendislik Mükemmeliyet Merkezinde yılda 2 bin 500 kişiye eğitim verilmesi hedefleniyor.
"Teknolojik ürün üretmede lider bir ilimiz"
Doğu Marmara Kalma Ajansı (MARKA) Genel Sekreteri Mustafa Çöpoğlu, AA muhabirine yaptığı açıklamada, Kocaeli'nin Türkiye imalat sanayisinin kalbi olduğunu, 17-18 yıl öncesiyle kıyaslandığında kentin inanılmaz bir gelişim yaşadığını gördüklerini söyledi.
İstanbul'dan sonra en fazla ihracat yapan il olan Kocaeli'nin bu dönemde istihdam sayısını 300 binden 550 bin seviyesine taşıdığını belirten Çöpoğlu, bu istihdamın büyük kısmının da imalat sanayisinde çalıştığını kaydetti.
Çöpoğlu, kentin söz konusu dönemde yenilikçilik ve teknoloji kanalında da ciddi bir gelişim yaşadığına dikkati çekerek, yeni dönemde marka, patent ve faydalı model başvurularında büyük artış yaşandığını, 2002'de 14 olan patent başvuru sayısının 2018'de 294'e çıktığını ifade etti.
"Kocaeli teknolojik ürün üretme, katma değeri yüksek ürün üretmede de lider bir ilimiz." diyen Çöpoğlu, şöyle devam etti:
"Yeni dönemde Kocaeli'de başka yerlerde tasarlanan, başka yerlerde Ar-Ge'si yapılan ürünler değil, gerçekten yerli sanayicimizin Ar-Ge merkezlerinde geliştirilen ürünleri imal eder hale geldik. Şu anda Ar-Ge ve Tasarım Merkezi sayısı bakımından da İstanbul'dan sonra ikinciyiz. 2012 yılında 16 olan Ar-Ge ve Tasarım Merkezi sayısı şu anda 132'ye çıkmış, ciddi bir gelişme var. Yine Bilişim Vadisi'nin tüm etapları tamamlandığında 100 bin bilişim personeli burada istihdam edilmiş olacak. Kocaeli gerçekten Türk ekonomisinin lokomotifi durumunda."
Çöpoğlu, Türkiye'nin 2023 ve 2071 hedeflerine ulaşmasında en güçlü desteğin Kocaeli'den geleceğini sözlerine ekledi.
Kayıtlı İHA pilotu sayısı 35 bini geçti
İHA’ların hobi ve eğlence amaçlı kullanımı da hızla artıyor. 2017 yılı sonunda 17 binler civarında olan kayıtlı İHA sayısı 2018’de 27 bin 439’a yükseldi.
Ulaştırma ve Altyapı Bakanlığı verilerine göre, İHA pilot sayısı ise 35 bin 400’ü buldu. 2016’da 500 gramdan 25 kiloya kadar olan İHA’lar için Sivil Havacılık Genel Müdürlüğü bünyesinde bir kayıt sistemi oluşturulmuştu.
İZİNSİZ UÇUŞLARA CEZA
İHA’larla ilgili 7 adet hizmet e-Devlet’te sunuluyor. Şehir dışı ve yasak bölgeler hariç hem ticari hem de hobi amaçlı uçuşlar serbest olurken şehir içi, meskûn mahal, kalabalık yerler, askeri bölge, havalimanı gibi yerlerde drone kullanılması için izin alınması gerekiyor. İzinsiz uçurulan araçların yakalanması halinde ciddi para cezalarıyla karşı karşıya kalınabiliyor.
Miray Çimen / Akşam
Ulaştırma ve Altyapı Bakanlığı verilerine göre, İHA pilot sayısı ise 35 bin 400’ü buldu. 2016’da 500 gramdan 25 kiloya kadar olan İHA’lar için Sivil Havacılık Genel Müdürlüğü bünyesinde bir kayıt sistemi oluşturulmuştu.
İZİNSİZ UÇUŞLARA CEZA
İHA’larla ilgili 7 adet hizmet e-Devlet’te sunuluyor. Şehir dışı ve yasak bölgeler hariç hem ticari hem de hobi amaçlı uçuşlar serbest olurken şehir içi, meskûn mahal, kalabalık yerler, askeri bölge, havalimanı gibi yerlerde drone kullanılması için izin alınması gerekiyor. İzinsiz uçurulan araçların yakalanması halinde ciddi para cezalarıyla karşı karşıya kalınabiliyor.
Miray Çimen / Akşam
12 Mart 2019 Salı
Türkiye, oyunda en hızlı büyüyen üçüncü pazar
Eryürek, "Türkiye, oyun sektöründe bölgedeki en hızlı büyüyen üçüncü pazar konumunda. Pazar büyüklüğü yaklaşık 1 milyar dolar ve geçtiğimiz yıl pazar büyümesi yüzde 24,7 olarak ölçüldü." dedi
Bahçeşehir Üniversitesi İletişim Fakültesi Dijital Oyun Tasarımı Bölümü Öğretim Görevlisi Meriç Eryürek, Türkiye'nin, oyun sektöründe bölgedeki en hızlı büyüyen üçüncü pazar konumunda olduğunu belirterek, "Pazar büyüklüğü yaklaşık 1 milyar dolar ve geçtiğimiz yıl pazar büyümesi yüzde 24,7 olarak ölçüldü. Yerli oyun firmaları dünya pazarında büyük başarılar elde ediyor." dedi.
Aynı zamanda Gaming İstanbul Marka ve Pazarlama Yöneticisi olan Eryürek, AA muhabirine yaptığı açıklamada, Türkiye'deki Z kuşağının gözlerini internet ve oyun dünyasında açtığını ifade ederek, oyun yazmak, tasarlamak ve geliştirmek gibi konuların onlar için çekici meslekler olduğunu belirtti.
Türkiye'nin oyun sektöründeki gelişimine değinen Eryürek, "Türkiye, oyun sektöründe bölgedeki en hızlı büyüyen üçüncü pazar konumunda. Pazar büyüklüğü yaklaşık 1 milyar dolar ve geçtiğimiz yıl pazar büyümesi yüzde 24,7 olarak ölçüldü. Yerli oyun firmaları dünya pazarında büyük başarılar elde ediyor. Ticaret Bakanlığımızın yaptığı açıklamaya göre, ihracatımız 2018 yılında 1 milyar 50 milyon dolar oldu. Bu çok ciddi bir gelişme." değerlendirmesini yaptı.
Eryürek, ithal oyunlardaki kontrolün sağlanmasında dikkat edilen hususlara ilişkin ise Türkiye'de temsilciliği bulunan dünya markalarının global politikalarını burada devam ettirdiğini, oyunların evrensel kurallara ve yaş sınırlamalarına uygun şekilde üretildiğini söyledi.
"Kaçak yazılımın engellenmesiyle ilgili güçlü düzenlemeler var"
İnternet aracılığıyla satılan oyunlardaki satış politikalarının platform tarafından belirlendiğini, her platformu takip etmenin ise imkansız olduğunu dile getiren Eryürek, "Ülkedeki temsilcilikleri aracılığıyla orijinal oyunlarını Türk pazarına sunan ve tüketicinin alım gücüne uygun pazarlama ve satış kampanyaları yapan firmaların oyunlarındaki kaçak kullanım oranı azaldı. Kopya ve kaçak yazılımın engellenmesiyle ilgili güçlü düzenlemeler var." diye konuştu.
Eryürek, internet ortamındaki her hareketin takip edilmesinin mümkün olmadığının altını çizerek, firmaların legal faaliyetlerini ve kampanyalarını artırması sonucunda tüketicinin illegal oyunlara yönelmesinin engellenebileceğini kaydetti.
"Mücadeleci yetişmemiz oyun seçimlerimize yansıyor"
Türkiye'de rekabetçi oyunların sevildiğini aktaran Eryürek, sözlerini şöyle sürdürdü:
"Sosyal bir milletiz. Zekamızın ve yeteneklerimizin yapay zeka tarafından değil gerçek insanlar tarafından test edilmesini seviyoruz. Bunun genetik olduğunu düşünüyorum. Doğuştan mücadeleci yetişiyoruz ve bu oyun seçimlerimize de yansıyor. Türkiye'de şu anda 14-25 yaş grubu, çok büyük yüzdeyle Battle Royale, MOBA türü oyunlar oynuyor. Fortnite ve PUBG, League of Legends, Zula, Wolfteam ve Counter Strike bu türlerin ülkemizdeki en başarılı örnekleri. Elbette FIFA, PES gibi futbol oyunlarının da ülkemizde en çok sevilen oyunlar arasında yer aldığını unutmamak lazım."
Eryürek, oyun sektörünün dünyada 200 milyar dolar gelire yaklaştığına dikkati çekerek, gençlerin kariyer ve gelecek fırsatlarıyla dolu bu alana yönlendirilmesi ve oyun tasarlama, geliştirme ve pazarlama alanında eğitim almalarının sağlanması gerektiğini vurguladı.
"Türkiye'deki talep mobil oyunlara doğru evriliyor"
Fortnite'nin, 31 Ocak - 3 Şubat tarihlerinde Türkiye ve Avrupa'daki en büyük etkinliklerinden birinin Gaming İstanbul Fuarı'nda gerçekleştireceğini belirten Eryürek, "Firmalar tüketicinin ilgisini gördükçe bu etkinlikler de artacaktır ve bu da Türkiye'nin kazancı olacaktır. Tabii burada Fortnite'nin Türkiye ve Orta Doğu sorumlusunun bölgeyi çok iyi tanıyan bir Türk olmasının büyük payı var. Pek çok firma 'Acaba Türkiye'de ne yaparız?' diye düşünürken, yöneticileri Türk olan Riot Games, Epic Games, Netmarble, Ingame Group gibi firmalar doğru adımları hızla atabiliyor." ifadelerini kullandı.
Eryürek, "Türkiye'deki talep mobil oyunlara doğru evriliyor. Gelecekte ise sanal gerçeklik konusundaki beklentinin artırılmış gerçeklikte görüleceğini ve artırılmış gerçekliğin büyük bir pazar payı edineceğini düşünüyorum." diye konuştu.
"Mavi Balina, oyun görünümlü sohbet uygulamasıdır"
Türkiye'nin oyun ve oyun etkinliği pazarlama ağı Gaming İstanbul olarak global markalara hizmet verdiklerini aktaran Eryürek, özellikle çocuklara yönelik geliştirilen oyunların öğretici nitelikte olması için hizmet verecekleri markaları ve oyunları dikkatle seçtiklerini, bazı oyunların ise bölgede tanıtımını yapmayı reddettiklerini anlattı.
Eryürek, dijital mecralarda ticari amaçla piyasaya sürülen, çocuklarda ruhsal ve fiziksel zararlara yol açtığı iddia edilen "Mavi Balina" gibi uygulamalara ilişkin ise şu değerlendirmede bulundu:
"İki yanlış anlamaya açıklık getirmek istiyorum. Mavi Balina oyun değil, oyun görünümlü bir sohbet uygulamasıdır. Her sohbet uygulaması gibi, kullanan insanların niyeti doğrultusunda iyi veya kötü olabilir. Diğer yanlış anlama, Mavi Balina'nın çok yaygın olduğu, gençleri büyük tehlikeye sürüklediği konusunda gittikçe büyüyen dedikodular. Bu yaygın bir uygulama değil, Türkiye'de de hemen hemen hiç bilinmiyor. Geçmişteki üzücü sonuçlara bakarak 'oyunlar gençleri öldürüyor' demek, müziğin, sinemanın ve okumanın gençleri öldürdüğünü iddia etmekle eş değer. Çocukları ve gençleri hedef alan, o uygulamada kendisine 'av' arayan sorunlu insanlar. Bu insanlar her platformda bunu yapmaya devam edecekler. Her platformu devletin olanaklarıyla dahi takip etmek imkansız."
Bu noktada asıl görevin yetişkinlere düştüğünü belirten Eryürek, çocukları ve gençleri uygunsuz içerikler konusunda uyarmak ve gerektiğinde hukuki yollara başvurmak gerektiğini vurguladı.
Bahçeşehir Üniversitesi İletişim Fakültesi Dijital Oyun Tasarımı Bölümü Öğretim Görevlisi Meriç Eryürek, Türkiye'nin, oyun sektöründe bölgedeki en hızlı büyüyen üçüncü pazar konumunda olduğunu belirterek, "Pazar büyüklüğü yaklaşık 1 milyar dolar ve geçtiğimiz yıl pazar büyümesi yüzde 24,7 olarak ölçüldü. Yerli oyun firmaları dünya pazarında büyük başarılar elde ediyor." dedi.
Aynı zamanda Gaming İstanbul Marka ve Pazarlama Yöneticisi olan Eryürek, AA muhabirine yaptığı açıklamada, Türkiye'deki Z kuşağının gözlerini internet ve oyun dünyasında açtığını ifade ederek, oyun yazmak, tasarlamak ve geliştirmek gibi konuların onlar için çekici meslekler olduğunu belirtti.
Türkiye'nin oyun sektöründeki gelişimine değinen Eryürek, "Türkiye, oyun sektöründe bölgedeki en hızlı büyüyen üçüncü pazar konumunda. Pazar büyüklüğü yaklaşık 1 milyar dolar ve geçtiğimiz yıl pazar büyümesi yüzde 24,7 olarak ölçüldü. Yerli oyun firmaları dünya pazarında büyük başarılar elde ediyor. Ticaret Bakanlığımızın yaptığı açıklamaya göre, ihracatımız 2018 yılında 1 milyar 50 milyon dolar oldu. Bu çok ciddi bir gelişme." değerlendirmesini yaptı.
Eryürek, ithal oyunlardaki kontrolün sağlanmasında dikkat edilen hususlara ilişkin ise Türkiye'de temsilciliği bulunan dünya markalarının global politikalarını burada devam ettirdiğini, oyunların evrensel kurallara ve yaş sınırlamalarına uygun şekilde üretildiğini söyledi.
"Kaçak yazılımın engellenmesiyle ilgili güçlü düzenlemeler var"
İnternet aracılığıyla satılan oyunlardaki satış politikalarının platform tarafından belirlendiğini, her platformu takip etmenin ise imkansız olduğunu dile getiren Eryürek, "Ülkedeki temsilcilikleri aracılığıyla orijinal oyunlarını Türk pazarına sunan ve tüketicinin alım gücüne uygun pazarlama ve satış kampanyaları yapan firmaların oyunlarındaki kaçak kullanım oranı azaldı. Kopya ve kaçak yazılımın engellenmesiyle ilgili güçlü düzenlemeler var." diye konuştu.
Eryürek, internet ortamındaki her hareketin takip edilmesinin mümkün olmadığının altını çizerek, firmaların legal faaliyetlerini ve kampanyalarını artırması sonucunda tüketicinin illegal oyunlara yönelmesinin engellenebileceğini kaydetti.
"Mücadeleci yetişmemiz oyun seçimlerimize yansıyor"
Türkiye'de rekabetçi oyunların sevildiğini aktaran Eryürek, sözlerini şöyle sürdürdü:
"Sosyal bir milletiz. Zekamızın ve yeteneklerimizin yapay zeka tarafından değil gerçek insanlar tarafından test edilmesini seviyoruz. Bunun genetik olduğunu düşünüyorum. Doğuştan mücadeleci yetişiyoruz ve bu oyun seçimlerimize de yansıyor. Türkiye'de şu anda 14-25 yaş grubu, çok büyük yüzdeyle Battle Royale, MOBA türü oyunlar oynuyor. Fortnite ve PUBG, League of Legends, Zula, Wolfteam ve Counter Strike bu türlerin ülkemizdeki en başarılı örnekleri. Elbette FIFA, PES gibi futbol oyunlarının da ülkemizde en çok sevilen oyunlar arasında yer aldığını unutmamak lazım."
Eryürek, oyun sektörünün dünyada 200 milyar dolar gelire yaklaştığına dikkati çekerek, gençlerin kariyer ve gelecek fırsatlarıyla dolu bu alana yönlendirilmesi ve oyun tasarlama, geliştirme ve pazarlama alanında eğitim almalarının sağlanması gerektiğini vurguladı.
"Türkiye'deki talep mobil oyunlara doğru evriliyor"
Fortnite'nin, 31 Ocak - 3 Şubat tarihlerinde Türkiye ve Avrupa'daki en büyük etkinliklerinden birinin Gaming İstanbul Fuarı'nda gerçekleştireceğini belirten Eryürek, "Firmalar tüketicinin ilgisini gördükçe bu etkinlikler de artacaktır ve bu da Türkiye'nin kazancı olacaktır. Tabii burada Fortnite'nin Türkiye ve Orta Doğu sorumlusunun bölgeyi çok iyi tanıyan bir Türk olmasının büyük payı var. Pek çok firma 'Acaba Türkiye'de ne yaparız?' diye düşünürken, yöneticileri Türk olan Riot Games, Epic Games, Netmarble, Ingame Group gibi firmalar doğru adımları hızla atabiliyor." ifadelerini kullandı.
Eryürek, "Türkiye'deki talep mobil oyunlara doğru evriliyor. Gelecekte ise sanal gerçeklik konusundaki beklentinin artırılmış gerçeklikte görüleceğini ve artırılmış gerçekliğin büyük bir pazar payı edineceğini düşünüyorum." diye konuştu.
"Mavi Balina, oyun görünümlü sohbet uygulamasıdır"
Türkiye'nin oyun ve oyun etkinliği pazarlama ağı Gaming İstanbul olarak global markalara hizmet verdiklerini aktaran Eryürek, özellikle çocuklara yönelik geliştirilen oyunların öğretici nitelikte olması için hizmet verecekleri markaları ve oyunları dikkatle seçtiklerini, bazı oyunların ise bölgede tanıtımını yapmayı reddettiklerini anlattı.
Eryürek, dijital mecralarda ticari amaçla piyasaya sürülen, çocuklarda ruhsal ve fiziksel zararlara yol açtığı iddia edilen "Mavi Balina" gibi uygulamalara ilişkin ise şu değerlendirmede bulundu:
"İki yanlış anlamaya açıklık getirmek istiyorum. Mavi Balina oyun değil, oyun görünümlü bir sohbet uygulamasıdır. Her sohbet uygulaması gibi, kullanan insanların niyeti doğrultusunda iyi veya kötü olabilir. Diğer yanlış anlama, Mavi Balina'nın çok yaygın olduğu, gençleri büyük tehlikeye sürüklediği konusunda gittikçe büyüyen dedikodular. Bu yaygın bir uygulama değil, Türkiye'de de hemen hemen hiç bilinmiyor. Geçmişteki üzücü sonuçlara bakarak 'oyunlar gençleri öldürüyor' demek, müziğin, sinemanın ve okumanın gençleri öldürdüğünü iddia etmekle eş değer. Çocukları ve gençleri hedef alan, o uygulamada kendisine 'av' arayan sorunlu insanlar. Bu insanlar her platformda bunu yapmaya devam edecekler. Her platformu devletin olanaklarıyla dahi takip etmek imkansız."
Bu noktada asıl görevin yetişkinlere düştüğünü belirten Eryürek, çocukları ve gençleri uygunsuz içerikler konusunda uyarmak ve gerektiğinde hukuki yollara başvurmak gerektiğini vurguladı.
Cepten ilk 'alo'nun üzerinden 25 yıl geçti
Türkiye'de, 1991'de araç telefonları aracılığıyla 1G teknolojisiyle tanışılırken, internet 1993'te, cep telefonuyla görüşme, veri aktarımı ve SMS gönderimine olanak sağlayan 2G ise 1994'te kullanılmaya başlandı
Türkiye'de, 23 Şubat 1994'te dönemin Başbakanı Tansu Çiller'in dönemin Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel'i aramasıyla gerçekleşen ilk cep telefonu görüşmesinin üzerinden 25 yıl geçti.
AA muhabirinin derlediği bilgilere göre, Türkiye'de 1991'de araç telefonları aracılığıyla 1G teknolojisiyle tanışıldı.
Ülkede internet kullanımı 1993'te, cep telefonuyla görüşme, veri aktarımı ve SMS gönderimine olanak sağlayan 2G teknolojisi ise 1994'te kullanılmaya başlandı.
Dönemin Başbakanı Tansu Çiller'in, 23 Şubat 1994'te dönemin Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel'i aramasıyla gerçekleşen ilk cep telefonu görüşmesinin üzerinden 25 yıl geride kaldı.
Sesin yanında datanın da önem kazanmasıyla 2009 itibarıyla 3G'ye geçen Türkiye, 1 Nisan 2016'da mobil cihazlarda internet hızını 10 kat artıran 4,5G teknolojisine geçti.
Türkiye ile birlikte dünyanın bu dönemde kullanmaya başladığı "mobil internet erişim teknolojisi" olarak adlandırılan ve her yere kesintisiz iletişim sağlamak için geliştirilen 4G'de "hız" ön plana çıkarken, 4,5G ile hız ve kalitenin yanı sıra farklı hizmetler de önem kazandı.
Türkiye'de internet kullanımının başlangıç tarihi olarak kabul edilen 1993'ten bugüne genişbant internet kullanımı hızla arttı.
2008'de 6 milyon olan genişbant internet abone sayısı, geçen yılın üçüncü çeyreğinde yaklaşık 74 milyona, toplam mobil abone sayısı ise 65 milyon seviyelerinden 80 milyonun üstüne çıktı.
4,5G hizmetlerinin sağlıklı verilebilmesi için gerekli fiber yatırımlar yapılmaya devam edilirken, işletmecilerin toplam fiber uzunluğu 345 bin 275 kilometreye ulaştı. Böylece Türkiye'nin fiber uzunluğu, 40 bin 75 kilometre olan dünyanın çevresini yaklaşık 9 kez dolaşacak noktaya gelmiş oldu.
Kurulu baz istasyonu sayısı 3 operatör ve teknoloji için 170 bini geçti.
Yeni teknolojiyle mobil şebeke işletmecilerine tahsisli mevcut frekans miktarı 183 MHz'den 549 MHz'e çıktı.
Veri indirme hızı arttı
4,5G'de hız, kullanılan cihazlara göre değişmekle birlikte veri indirmede 100-150 Mbps'den başlayıp 375 Mpbs seviyelerine kadar çıktı. 2 gigabayt büyüklüğündeki bir video 3G'de 780 saniyede yüklenirken, 4,5G'de 54 saniyede indirilebilir hale geldi.
Yeni teknolojiyle internet üzerinden artık kesintisiz ve daha hızlı oyun oynanabiliyor. İnternet hızı, frekans, kapsama alanı, baz istasyonu, coğrafi koşullar, şebeke yoğunluğu, cihaz ve internet sitesinin durumuna göre değişiklik gösteriyor.
İnternete bağlanılan cihazlardaki iletişim hızında büyük artış sağlayacak 5G teknolojisinin ise iş dünyasında 2020'de kullanılmaya başlanması amaçlanırken, teknolojinin çalışan ilk örneği çeşitli etkinliklerde sergilendi.
Türkiye'de, 23 Şubat 1994'te dönemin Başbakanı Tansu Çiller'in dönemin Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel'i aramasıyla gerçekleşen ilk cep telefonu görüşmesinin üzerinden 25 yıl geçti.
AA muhabirinin derlediği bilgilere göre, Türkiye'de 1991'de araç telefonları aracılığıyla 1G teknolojisiyle tanışıldı.
Ülkede internet kullanımı 1993'te, cep telefonuyla görüşme, veri aktarımı ve SMS gönderimine olanak sağlayan 2G teknolojisi ise 1994'te kullanılmaya başlandı.
Dönemin Başbakanı Tansu Çiller'in, 23 Şubat 1994'te dönemin Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel'i aramasıyla gerçekleşen ilk cep telefonu görüşmesinin üzerinden 25 yıl geride kaldı.
Sesin yanında datanın da önem kazanmasıyla 2009 itibarıyla 3G'ye geçen Türkiye, 1 Nisan 2016'da mobil cihazlarda internet hızını 10 kat artıran 4,5G teknolojisine geçti.
Türkiye ile birlikte dünyanın bu dönemde kullanmaya başladığı "mobil internet erişim teknolojisi" olarak adlandırılan ve her yere kesintisiz iletişim sağlamak için geliştirilen 4G'de "hız" ön plana çıkarken, 4,5G ile hız ve kalitenin yanı sıra farklı hizmetler de önem kazandı.
Türkiye'de internet kullanımının başlangıç tarihi olarak kabul edilen 1993'ten bugüne genişbant internet kullanımı hızla arttı.
2008'de 6 milyon olan genişbant internet abone sayısı, geçen yılın üçüncü çeyreğinde yaklaşık 74 milyona, toplam mobil abone sayısı ise 65 milyon seviyelerinden 80 milyonun üstüne çıktı.
4,5G hizmetlerinin sağlıklı verilebilmesi için gerekli fiber yatırımlar yapılmaya devam edilirken, işletmecilerin toplam fiber uzunluğu 345 bin 275 kilometreye ulaştı. Böylece Türkiye'nin fiber uzunluğu, 40 bin 75 kilometre olan dünyanın çevresini yaklaşık 9 kez dolaşacak noktaya gelmiş oldu.
Kurulu baz istasyonu sayısı 3 operatör ve teknoloji için 170 bini geçti.
Yeni teknolojiyle mobil şebeke işletmecilerine tahsisli mevcut frekans miktarı 183 MHz'den 549 MHz'e çıktı.
Veri indirme hızı arttı
4,5G'de hız, kullanılan cihazlara göre değişmekle birlikte veri indirmede 100-150 Mbps'den başlayıp 375 Mpbs seviyelerine kadar çıktı. 2 gigabayt büyüklüğündeki bir video 3G'de 780 saniyede yüklenirken, 4,5G'de 54 saniyede indirilebilir hale geldi.
Yeni teknolojiyle internet üzerinden artık kesintisiz ve daha hızlı oyun oynanabiliyor. İnternet hızı, frekans, kapsama alanı, baz istasyonu, coğrafi koşullar, şebeke yoğunluğu, cihaz ve internet sitesinin durumuna göre değişiklik gösteriyor.
İnternete bağlanılan cihazlardaki iletişim hızında büyük artış sağlayacak 5G teknolojisinin ise iş dünyasında 2020'de kullanılmaya başlanması amaçlanırken, teknolojinin çalışan ilk örneği çeşitli etkinliklerde sergilendi.
Detaysoft, 20. yılında
Kurulduğu günden bu yana gerçekleştirdiği yüzlerce projeyle Türkiye ve dünyada şirketlerin dijital dönüşüm yolculuğuna eşlik eden Detaysoft, 20. yılında vites yükselterek Türkiye’nin yazılım ihracatına katkı sağlamak istiyor
Bu sene 20. yaşını kutlayan %100 Türk sermayeli en büyük SAP çözüm ortağı Detaysoft, bugüne kadar yurt içi ve yurt dışında 30’u aşkın sektörden binlerce dijital dönüşüm projesinde yer aldı. Detaysoft Genel Müdürü Alkin Aksoy, Detaysoft’un kuruluşunun 20. yılında yaptığı açıklamada şunları aktardı: “Geride bıraktığımız 20 yılda, iç pazarda yıllık toplam geliri 550 milyar TL’yi aşan, bir çoğu ilk 500 listelerinde yer alan 300’den fazla şirketin iş süreçlerini teknolojiyle buluşturduk ve dijital dönüşümlerinde yol arkadaşı olmaya devam ediyoruz. Yurt dışında ise 20’den fazla ülkede projeler gerçekleştirdik.
Önümüzdeki yıllarda, ülkemizin katma değerli teknoloji ihracatına doğrudan katkı sağlamak. SAP’nin Global | Platin Partner’i olarak, Sanayi Bakanlığı onaylı ArGe merkezimiz ve yerli teknoloji çözümlerimizle, 2023 hedeflerine ulaşmak için yazılım ihracatına odaklanacağız.”
2 milyar dolarlık yazılım ihracatı ekosisteminde yer alan tek Türk markası
SAP çözümlerine ek olarak yerli mühendis ekibiyle geliştirdiği e-dönüşüm çözümleriyle Detaysoft, Türkiye’de kazandığı bilgi birikimini yurt dışına da taşıyor.
Detaysoft; hizmet kalitesi, ürün portföyü, global hizmet verebilme kapasitesi, teknolojik gelişmelerde öncülük gibi kriterlerle üye kabul eden, 90 ülkede 50 üyesi bulunan SAP çözüm ortakları topluluğu United VARs’ın Türkiye’deki tek üyesi olarak, dünyada çapında da başarılı iş birliklerine imza atıyor. Detaysoft’un büyük bir ekosisteme dahil olduğuna değinen Alkin Aksoy, “United VARs üyesi olmanın verdiği gücü de aktif bir şekilde kullanarak, pek çok başarılı projeyi hayata geçirdik, yerli sermayenin ve yerli teknolojinin uluslararası pazarlara ihraç edilmesinde öncü olduk. 2 milyar dolarlık satış hacmine sahip United VARs’ın yönetiminde ilk ve tek Türk markası olarak yer almak bizler için gurur verici.
Topluluğun Yönlendirme Komitesi’nde de ülkemizi temsil ediyoruz” dedi. SAP Uygulama Danışmanlığı hizmetini uluslararası seviyede sunarak roll out (lokalizasyon, yaygınlaştırma) projelerinde aktif bir rol üstlenen Detaysoft, Türkiye’nin en hızlı büyüyen teknoloji şirketlerinden biri olarak Deloitte 50 Fast listesinde de yer alıyor.
20. yıla yakışır proje: İstanbul Havalimanı
20 yıllık serüvenlerinde finanstan otomotive, perakendeden enerjiye birçok sektörde projeler gerçekleştirdiklerine değinen Detaysoft Genel Müdürü Alkin Aksoy, “Müşterilerimizin iş süreçlerini uluslararası standartlara taşımak için, ülkemizin öncü kurumlarıyla birçok dijital dönüşüm projesi gerçekleştirdik.
Özellikle Cumhuriyet tarihimizin en büyük projelerinden biri olan İstanbul Havalimanı bizi çok heyecanlandırdı. Dünyanın tek çatı altındaki en büyük havalimanının S/4HANA projesi, Detaysoft danışmanlığında gerçekleştirildi. Havalimanındaki iş süreçlerinin tamamı birbiriyle entegre biçimde tek bir platformdan yönetilebiliyor.
20 yıllık deneyimimizi taçlandırdığımız bu projede, havalimanının yalnızca dünyanın en büyüğü değil, aynı zamanda en akıllısı olması için var gücümüzle çalıştık. Detaysoft olarak, 20. Yılımızı gururla kutluyor, müşterilerimizin geleceğe yolculuğunda fark yaratmak üzere, sürdürülebilirlik bilinci ile çalışmaya devam ediyoruz.
Bu sene 20. yaşını kutlayan %100 Türk sermayeli en büyük SAP çözüm ortağı Detaysoft, bugüne kadar yurt içi ve yurt dışında 30’u aşkın sektörden binlerce dijital dönüşüm projesinde yer aldı. Detaysoft Genel Müdürü Alkin Aksoy, Detaysoft’un kuruluşunun 20. yılında yaptığı açıklamada şunları aktardı: “Geride bıraktığımız 20 yılda, iç pazarda yıllık toplam geliri 550 milyar TL’yi aşan, bir çoğu ilk 500 listelerinde yer alan 300’den fazla şirketin iş süreçlerini teknolojiyle buluşturduk ve dijital dönüşümlerinde yol arkadaşı olmaya devam ediyoruz. Yurt dışında ise 20’den fazla ülkede projeler gerçekleştirdik.
Önümüzdeki yıllarda, ülkemizin katma değerli teknoloji ihracatına doğrudan katkı sağlamak. SAP’nin Global | Platin Partner’i olarak, Sanayi Bakanlığı onaylı ArGe merkezimiz ve yerli teknoloji çözümlerimizle, 2023 hedeflerine ulaşmak için yazılım ihracatına odaklanacağız.”
2 milyar dolarlık yazılım ihracatı ekosisteminde yer alan tek Türk markası
SAP çözümlerine ek olarak yerli mühendis ekibiyle geliştirdiği e-dönüşüm çözümleriyle Detaysoft, Türkiye’de kazandığı bilgi birikimini yurt dışına da taşıyor.
Detaysoft; hizmet kalitesi, ürün portföyü, global hizmet verebilme kapasitesi, teknolojik gelişmelerde öncülük gibi kriterlerle üye kabul eden, 90 ülkede 50 üyesi bulunan SAP çözüm ortakları topluluğu United VARs’ın Türkiye’deki tek üyesi olarak, dünyada çapında da başarılı iş birliklerine imza atıyor. Detaysoft’un büyük bir ekosisteme dahil olduğuna değinen Alkin Aksoy, “United VARs üyesi olmanın verdiği gücü de aktif bir şekilde kullanarak, pek çok başarılı projeyi hayata geçirdik, yerli sermayenin ve yerli teknolojinin uluslararası pazarlara ihraç edilmesinde öncü olduk. 2 milyar dolarlık satış hacmine sahip United VARs’ın yönetiminde ilk ve tek Türk markası olarak yer almak bizler için gurur verici.
Topluluğun Yönlendirme Komitesi’nde de ülkemizi temsil ediyoruz” dedi. SAP Uygulama Danışmanlığı hizmetini uluslararası seviyede sunarak roll out (lokalizasyon, yaygınlaştırma) projelerinde aktif bir rol üstlenen Detaysoft, Türkiye’nin en hızlı büyüyen teknoloji şirketlerinden biri olarak Deloitte 50 Fast listesinde de yer alıyor.
20. yıla yakışır proje: İstanbul Havalimanı
20 yıllık serüvenlerinde finanstan otomotive, perakendeden enerjiye birçok sektörde projeler gerçekleştirdiklerine değinen Detaysoft Genel Müdürü Alkin Aksoy, “Müşterilerimizin iş süreçlerini uluslararası standartlara taşımak için, ülkemizin öncü kurumlarıyla birçok dijital dönüşüm projesi gerçekleştirdik.
Özellikle Cumhuriyet tarihimizin en büyük projelerinden biri olan İstanbul Havalimanı bizi çok heyecanlandırdı. Dünyanın tek çatı altındaki en büyük havalimanının S/4HANA projesi, Detaysoft danışmanlığında gerçekleştirildi. Havalimanındaki iş süreçlerinin tamamı birbiriyle entegre biçimde tek bir platformdan yönetilebiliyor.
20 yıllık deneyimimizi taçlandırdığımız bu projede, havalimanının yalnızca dünyanın en büyüğü değil, aynı zamanda en akıllısı olması için var gücümüzle çalıştık. Detaysoft olarak, 20. Yılımızı gururla kutluyor, müşterilerimizin geleceğe yolculuğunda fark yaratmak üzere, sürdürülebilirlik bilinci ile çalışmaya devam ediyoruz.
‘Momo’ kâbusunda bakanlık devrede
Çocukları telkin ve talimatla kendilerine zarar vermeye yönlendiren “Momo Challenge” adlı internet oyunuyla ilgili Aile Bakanlığı harekete geçti.
Mavi Balina adlı oyunun ardından çocukları hedef alan “Momo Challange” adlı internet oyunuyla ilgili Aile, Çalışma ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı harekete geçti. YouTube veya WhatsApp uygulaması ile başlayan oyunu inceleyen bakanlık, kişilerin oyun isteğini kabul etmesiyle oyunun rahatsızlık verici mesajlar, şiddet içerikli görseller ve tehditler içeridiğini tespit etti. Bakanlığın tespitleri arasında çocuklara yönelik video içeriklerinin belli zaman dilimlerine Momo karakterinin çocuklara yönelik telkin ve talimatlarının yer aldığı, bu talimatlarda çocukların kendilerine nasıl zarar verebileceklerinin anlatıldığı, şiddet içerikli kısa konuşmaların bulunduğu görüntülerin yerleştirildiği de yer aldı.
Oyunun linki yok
Aykut Yılmaz'ın Milliyet'teki haberine göre bakanlığa bağlı Çocuk Hizmetleri Genel Müdürlüğü, Emniyet Genel Müdürlüğü Siber Suçlarla Mücadele Daire Başkanlığı ve Bilgi Teknolojileri ve İletişim Kurumu (BTK) ile iletişime geçti. Yapılan görüşmelerin ardından bakanlık, Momo oyunu adıyla bilinen uygulamanın İngilizce olduğu, herhangi bir linkinin olmadığı, oyunun genellikle Uzakdoğu ülkelerinde yaygın olduğu, Türkçe versiyonun olmaması nedeniyle ülkemizde yaygın olmadığı yönünde de bilgi aldı. Bakanlık daha sonra söz konusu oyununa erişimin engellenmesi yönünde resmî yazı ile talepte bulundu.
Ailelere öneriler
Bakanlık, dijital oyunların içeriklerinden çocukların olumsuz yönde etkilenmelerini önlemek için ailelere yönelik öneriler de bulundu. Bakanlığın ailelere verdiği öneriler şöyle:
- Çocukların kullandığı bütün elektronik aletlerde (tablet, telefon, bilgisayar, vb.) güvenli internet çocuk profili kullanılmalı.
- Ebeveynler çocukların kullandıkları cihazlarda güvenlik ve gizlilik ayarlarını aktive etmeli.
- Çocukların dijital ortamlarda geçirdikleri zaman ve yaptığı faaliyetlerin ebeveynler tarafından takibi sağlanmalı.
- Ebeveynler çocukların karşılaşabilecekleri olumsuz içeriklerle ilgili çocuklarını bilgilendirmeli ve bir olumsuzluk durumunda konuyla ilgili kendilerine haber vermeleri konusunda anlaşma yapmalı.
- Ebeveynler çocuklarını çok iyi gözlemlemeli, onlardaki değişimi fark edecek yakınlığı kurmalı, içine kapanma, aile ortamından uzaklaşma gibi davranışlar sergiliyorsa internette takip ettiği içerikleri kontrol etmeli ve anında müdahale edebilmeli.
- Zaman zaman farklı akımların ortaya çıkabileceği ihtimaliyle ebeveynler konuyla ilgili gerekli takibi yapmalı, önlemi almalı.
- Zararlı içeriklere rastlanması halinde durumunda bakanlığın Alo 183 hattına, ihbarweb.org.tr adresine ya da Emniyet Genel Müdürlüğü Siber Suçlarla Mücadele Daire Başkanlığı’na önlem alınması için bildirimde bulunulmalı.
Mavi Balina adlı oyunun ardından çocukları hedef alan “Momo Challange” adlı internet oyunuyla ilgili Aile, Çalışma ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı harekete geçti. YouTube veya WhatsApp uygulaması ile başlayan oyunu inceleyen bakanlık, kişilerin oyun isteğini kabul etmesiyle oyunun rahatsızlık verici mesajlar, şiddet içerikli görseller ve tehditler içeridiğini tespit etti. Bakanlığın tespitleri arasında çocuklara yönelik video içeriklerinin belli zaman dilimlerine Momo karakterinin çocuklara yönelik telkin ve talimatlarının yer aldığı, bu talimatlarda çocukların kendilerine nasıl zarar verebileceklerinin anlatıldığı, şiddet içerikli kısa konuşmaların bulunduğu görüntülerin yerleştirildiği de yer aldı.
Oyunun linki yok
Aykut Yılmaz'ın Milliyet'teki haberine göre bakanlığa bağlı Çocuk Hizmetleri Genel Müdürlüğü, Emniyet Genel Müdürlüğü Siber Suçlarla Mücadele Daire Başkanlığı ve Bilgi Teknolojileri ve İletişim Kurumu (BTK) ile iletişime geçti. Yapılan görüşmelerin ardından bakanlık, Momo oyunu adıyla bilinen uygulamanın İngilizce olduğu, herhangi bir linkinin olmadığı, oyunun genellikle Uzakdoğu ülkelerinde yaygın olduğu, Türkçe versiyonun olmaması nedeniyle ülkemizde yaygın olmadığı yönünde de bilgi aldı. Bakanlık daha sonra söz konusu oyununa erişimin engellenmesi yönünde resmî yazı ile talepte bulundu.
Ailelere öneriler
Bakanlık, dijital oyunların içeriklerinden çocukların olumsuz yönde etkilenmelerini önlemek için ailelere yönelik öneriler de bulundu. Bakanlığın ailelere verdiği öneriler şöyle:
- Çocukların kullandığı bütün elektronik aletlerde (tablet, telefon, bilgisayar, vb.) güvenli internet çocuk profili kullanılmalı.
- Ebeveynler çocukların kullandıkları cihazlarda güvenlik ve gizlilik ayarlarını aktive etmeli.
- Çocukların dijital ortamlarda geçirdikleri zaman ve yaptığı faaliyetlerin ebeveynler tarafından takibi sağlanmalı.
- Ebeveynler çocukların karşılaşabilecekleri olumsuz içeriklerle ilgili çocuklarını bilgilendirmeli ve bir olumsuzluk durumunda konuyla ilgili kendilerine haber vermeleri konusunda anlaşma yapmalı.
- Ebeveynler çocuklarını çok iyi gözlemlemeli, onlardaki değişimi fark edecek yakınlığı kurmalı, içine kapanma, aile ortamından uzaklaşma gibi davranışlar sergiliyorsa internette takip ettiği içerikleri kontrol etmeli ve anında müdahale edebilmeli.
- Zaman zaman farklı akımların ortaya çıkabileceği ihtimaliyle ebeveynler konuyla ilgili gerekli takibi yapmalı, önlemi almalı.
- Zararlı içeriklere rastlanması halinde durumunda bakanlığın Alo 183 hattına, ihbarweb.org.tr adresine ya da Emniyet Genel Müdürlüğü Siber Suçlarla Mücadele Daire Başkanlığı’na önlem alınması için bildirimde bulunulmalı.
Peak dünyanın bir numarası olmaya koşuyor
Mobil oyunda dünyanın en büyüğü olma hedefini koruyan Peak, geliştirdiği yeni ürünlerle dünya genelinde ulaştığı kullanıcı sayısını yüz milyonlardan milyarlara yükseltmeyi amaçlıyor.
2010 yılında İstanbul’da kurulan ve mobil uygulama alanındaki büyük şirketlerden biri olan Peak, ekibini genişletiyor. Şirket, ABD pazarında ilk beşte yer aldığı mobil oyun alanında büyümeye hızla devam ederken, yapay zeka ve yapay öğrenme alanlarında da dünya çapında yeni ürünler geliştiriyor.
Dünyayı değiştirmek isteyenlere ulaşmak için insan kaynakları arayışını hızlandırıyor
Yeni takım arkadaşları arayan Peak, mobil oyun ve yeni alanlarda teknolojiler geliştirerek dünyayı değiştirmek isteyenlere seslendiği bir insan kaynakları çalışması başlattı. Peak, bu çalışmanın ilk duyurusunu 18 Şubat Pazartesi gecesi 41 ulusal televizyon kanalında üç dakikadan uzun bir süre boyunca aynı anda gösterilen ve “Bize katıl, birlikte dünyayı değiştirelim” mesajını verdiği özel bir tanıtım filmiyle gerçekleştirdi. Tüm çalışmalarını İstanbul'da yürütmekte olan Peak'in ekibini ne kadar genişleteceği konusunda ise bir sınır yok.
Peak Strateji Direktörü Ömer İnönü, “Bizimle aynı hedefe koşacak, gerçek anlamıyla etki yaratacak işler yapmayı önemseyen herkesi arıyoruz. Ekibimize 100 kişi de katabiliriz 500 kişi de” diyerek şunları söyledi:
“Bugüne dek özellikle başta ABD olmak üzere, yurtdışı pazarları hedefledik. Rekabetin üst seviyede olduğu ABD’de, en çok gelir elde eden ve en çok oynanan oyunları geliştirerek mobil oyun alanında en büyük beş şirketten biri olduk. Dünyanın 193 ülkesinde 300 milyon insana dokunan küresel bir teknoloji şirketiyiz. Gurur duyduğumuz ekibimizle elde ettiğimiz başarılara yenilerini eklemek üzere, çok daha hızlı koşmaya hazırlanıyoruz.”
“Mobil oyunda dünya birincisi olacağız”
Sidar Şahin’in Peak’i kurarken büyük bir hayalle yola çıktığını belirten Ömer İnönü, “İnsanların hayatına dokunan küresel bir teknoloji şirketi olma yolunda ilk büyük adımı mobil oyun alanında attık. Mobil oyunla ilgili çalışmalarımız artarak sürecek ve dünyanın en büyüğü olma doğrultusunda var gücümüzle koşmaya devam edeceğiz. Bu alandaki hedefimiz dünyanın bir numaralı şirketi olmak. Aynı zamanda teknolojinin farklı alanlarında da ürünler geliştirmeye odaklandık. Sekiz yıl içinde mobil oyunda kat ettiğimiz mesafenin ve gelişimin bir benzerini, adım attığımız yeni alanlarda da göstereceğimize inanıyoruz. Bugüne dek geliştirdiğimiz uygulamalarla dünya genelinde yüz milyonlarca kişinin hayatına dokunduk. Hayallerimiz bunun çok daha ötesinde. Milyarlarca insanın hayatına dokunmak istiyoruz” dedi.
“İnsanla büyüyen bir şirketiz”
Peak İnsan Kaynakları Direktörü Eda Azaroğlu ise, “Ekibimizin büyümesinin devam edeceği yeni dönemde, bizimle birlikte sürekli ilerleyecek ve aynı hedefe koşacak yeni takım arkadaşlarına daha hızlı ulaşmak için bir çalışma başlattık. Biz insanla büyüyen bir şirketiz. Türkiye’de çok iyi yetişmiş, çok iyi değerlere sahip milyonlarca insan var ve etki yaratan işler yapmak istiyorlar. Peak’in kuruluş amacında da bu yatıyor: Güzel insanlara, bir takım olarak hayallerine koşmalarına yardımcı olacak bir şirket ortamı sağlamak. Bu yapıldığında, en imkansız görünen işlerin bile gerçekleşeceğine inanıyoruz. Bu inancın meyvelerini bugüne kadar topladık, toplamaya da devam edeceğiz” dedi.
2010 yılında İstanbul’da kurulan ve mobil uygulama alanındaki büyük şirketlerden biri olan Peak, ekibini genişletiyor. Şirket, ABD pazarında ilk beşte yer aldığı mobil oyun alanında büyümeye hızla devam ederken, yapay zeka ve yapay öğrenme alanlarında da dünya çapında yeni ürünler geliştiriyor.
Dünyayı değiştirmek isteyenlere ulaşmak için insan kaynakları arayışını hızlandırıyor
Yeni takım arkadaşları arayan Peak, mobil oyun ve yeni alanlarda teknolojiler geliştirerek dünyayı değiştirmek isteyenlere seslendiği bir insan kaynakları çalışması başlattı. Peak, bu çalışmanın ilk duyurusunu 18 Şubat Pazartesi gecesi 41 ulusal televizyon kanalında üç dakikadan uzun bir süre boyunca aynı anda gösterilen ve “Bize katıl, birlikte dünyayı değiştirelim” mesajını verdiği özel bir tanıtım filmiyle gerçekleştirdi. Tüm çalışmalarını İstanbul'da yürütmekte olan Peak'in ekibini ne kadar genişleteceği konusunda ise bir sınır yok.
Peak Strateji Direktörü Ömer İnönü, “Bizimle aynı hedefe koşacak, gerçek anlamıyla etki yaratacak işler yapmayı önemseyen herkesi arıyoruz. Ekibimize 100 kişi de katabiliriz 500 kişi de” diyerek şunları söyledi:
“Bugüne dek özellikle başta ABD olmak üzere, yurtdışı pazarları hedefledik. Rekabetin üst seviyede olduğu ABD’de, en çok gelir elde eden ve en çok oynanan oyunları geliştirerek mobil oyun alanında en büyük beş şirketten biri olduk. Dünyanın 193 ülkesinde 300 milyon insana dokunan küresel bir teknoloji şirketiyiz. Gurur duyduğumuz ekibimizle elde ettiğimiz başarılara yenilerini eklemek üzere, çok daha hızlı koşmaya hazırlanıyoruz.”
“Mobil oyunda dünya birincisi olacağız”
Sidar Şahin’in Peak’i kurarken büyük bir hayalle yola çıktığını belirten Ömer İnönü, “İnsanların hayatına dokunan küresel bir teknoloji şirketi olma yolunda ilk büyük adımı mobil oyun alanında attık. Mobil oyunla ilgili çalışmalarımız artarak sürecek ve dünyanın en büyüğü olma doğrultusunda var gücümüzle koşmaya devam edeceğiz. Bu alandaki hedefimiz dünyanın bir numaralı şirketi olmak. Aynı zamanda teknolojinin farklı alanlarında da ürünler geliştirmeye odaklandık. Sekiz yıl içinde mobil oyunda kat ettiğimiz mesafenin ve gelişimin bir benzerini, adım attığımız yeni alanlarda da göstereceğimize inanıyoruz. Bugüne dek geliştirdiğimiz uygulamalarla dünya genelinde yüz milyonlarca kişinin hayatına dokunduk. Hayallerimiz bunun çok daha ötesinde. Milyarlarca insanın hayatına dokunmak istiyoruz” dedi.
“İnsanla büyüyen bir şirketiz”
Peak İnsan Kaynakları Direktörü Eda Azaroğlu ise, “Ekibimizin büyümesinin devam edeceği yeni dönemde, bizimle birlikte sürekli ilerleyecek ve aynı hedefe koşacak yeni takım arkadaşlarına daha hızlı ulaşmak için bir çalışma başlattık. Biz insanla büyüyen bir şirketiz. Türkiye’de çok iyi yetişmiş, çok iyi değerlere sahip milyonlarca insan var ve etki yaratan işler yapmak istiyorlar. Peak’in kuruluş amacında da bu yatıyor: Güzel insanlara, bir takım olarak hayallerine koşmalarına yardımcı olacak bir şirket ortamı sağlamak. Bu yapıldığında, en imkansız görünen işlerin bile gerçekleşeceğine inanıyoruz. Bu inancın meyvelerini bugüne kadar topladık, toplamaya da devam edeceğiz” dedi.
Türklerin çıkardığı mobil oyun MOOF 11 ülkede oynanıyor
Üniversite öğrencisi Umut Candan ve Hüseyin Karaca, mobil oyun pazarına etkileyici bir oyun sürdü. Dünyanın en zor mobil oyunu “MOOF” 11 ülkede oyun severler tarafından indirildi
Dünya mobil oyun pazarında Türk yazılımcılar her geçen gün sağlam adımlarla ilerliyor. Teknoloji dünyasının hızla büyümesiyle üniversite öğrencileri de rekabet etmeye çalışıyorlar. Piyasaya sürdükleri oyunlarla dikkat çeken gençler, kendi imkanlarıyla geliştirdikleri yerli ve milli oyun MOOF’a ilgi artıyor.
Üniversite öğrencisi Umut Candan ve Hüseyin Karaca, mobil oyun pazarına etkileyici bir oyun sürdüler. AppsMood markası ile çıkardıkları ilk oyun olan MOOF, basit kurallarla ilerliyor ve 7’den 70’e her yaş grubuna hitap ediyor.
Mobil oyun MOOF’a 11 ülkeden ilgi
MOOF adlı mobil oyun yoğun ilgiyle karşılandı. Yayınlanır yayınlanmaz oyun 11 farklı ülkede oynanmaya başladı. Hızlı bir çıkış yapan MOOF için hedef, 100 farklı ülkede 10 milyon oyuncu sayısına ulaşmak.
Ücretsiz indirilen oyun ara yüzü basit olması ve rahatlatıcı dizaynı ile rağbet görüyor. Oyun severlerin bulundukları her ortamda, sehayat sırasında ya da mola zamanları da oynayabilecekleri stres giderici özelliği de olan MOOF, hızla bağımlılık yapıyor. Oyun şimdiden mobil oyun kategorisinde üst sırlara yerleşti.
Dünyanın en zor oyunu olarak gösteriliyor
MOOF, oyun sektöründe dünyanın en zor oyunları arasında gösteriliyor. Dünyaca ünlü “Flappy Bird” adlı oyunla karşılaştırılıyor. Oyun basit oynanmasına karşın yüksek skorlar yapmak çok zor. MOOF’da bir sonraki seviyeye geçerken zorlanan oyuncu hırslanarak oyuna tekrardan başlıyor.
Umut Candan, Türkiye’nin 2018 yılında oyun yazılımı ihracatının 1 milyar 50 milyon dolar olduğunu hatırlatarak “Hedefimiz yeni oyunlar üreterek, yurt dışı pazarına satmak ve ülke ekonomimize katkıda bulunmak” dedi.
Dünya mobil oyun pazarında Türk yazılımcılar her geçen gün sağlam adımlarla ilerliyor. Teknoloji dünyasının hızla büyümesiyle üniversite öğrencileri de rekabet etmeye çalışıyorlar. Piyasaya sürdükleri oyunlarla dikkat çeken gençler, kendi imkanlarıyla geliştirdikleri yerli ve milli oyun MOOF’a ilgi artıyor.
Üniversite öğrencisi Umut Candan ve Hüseyin Karaca, mobil oyun pazarına etkileyici bir oyun sürdüler. AppsMood markası ile çıkardıkları ilk oyun olan MOOF, basit kurallarla ilerliyor ve 7’den 70’e her yaş grubuna hitap ediyor.
Mobil oyun MOOF’a 11 ülkeden ilgi
MOOF adlı mobil oyun yoğun ilgiyle karşılandı. Yayınlanır yayınlanmaz oyun 11 farklı ülkede oynanmaya başladı. Hızlı bir çıkış yapan MOOF için hedef, 100 farklı ülkede 10 milyon oyuncu sayısına ulaşmak.
Ücretsiz indirilen oyun ara yüzü basit olması ve rahatlatıcı dizaynı ile rağbet görüyor. Oyun severlerin bulundukları her ortamda, sehayat sırasında ya da mola zamanları da oynayabilecekleri stres giderici özelliği de olan MOOF, hızla bağımlılık yapıyor. Oyun şimdiden mobil oyun kategorisinde üst sırlara yerleşti.
Dünyanın en zor oyunu olarak gösteriliyor
MOOF, oyun sektöründe dünyanın en zor oyunları arasında gösteriliyor. Dünyaca ünlü “Flappy Bird” adlı oyunla karşılaştırılıyor. Oyun basit oynanmasına karşın yüksek skorlar yapmak çok zor. MOOF’da bir sonraki seviyeye geçerken zorlanan oyuncu hırslanarak oyuna tekrardan başlıyor.
Umut Candan, Türkiye’nin 2018 yılında oyun yazılımı ihracatının 1 milyar 50 milyon dolar olduğunu hatırlatarak “Hedefimiz yeni oyunlar üreterek, yurt dışı pazarına satmak ve ülke ekonomimize katkıda bulunmak” dedi.
Küresel düzenin yeni oyun kurucusu 'siber savaşlar'
Küresel siyaset ve ekonomide "oyun kurucu" unsurlar arasına giren siber savaşlar Batı ülkeleri ile Rusya, Çin, İran ve Kuzey Kore arasında ciddi tartışmalara yol açıyor.
Dünyada egemen ülkeler arasındaki çekişmelerin önemli kısmı internet ağı ve dijital ortama taşınıyor. Küresel güç mücadelesinde yeni cephe haline gelen siber savaşlar, uluslararası siyaset ve ekonomide "oyun kurucu" unsurlar arasındaki yerini alıyor.
İnternet ortamında yapılan saldırıların kaynağı ve hükümet destekli olup olmadığının kesin olarak bilinememesi nedeniyle siber saldırılar, devletler arasında karşılıklı tartışmalara neden oluyor.
Siber saldırılar konusunda ABD ve Batılı ülkeler, Rusya, Çin, İran ve Kuzey Kore gibi ülkeleri suçlarken, eleştirilerin hedefindeki ülkeler ise kendilerinin söz konusu siber korsanlık faaliyetlerinin asıl mağduru olduğunu savunuyor.
Ülkeler, dış kaynaklı hackleme faaliyetlerini önlemek için dijital ortamdaki güvenlik altyapısını güçlendirme ve internet ağları konusunda ilgili kadrolarını eğitme yoluna gidiyor.
Siber savaş, "bir ülkenin veya örgütün internet veya bilgisayar ağları üzerinden başka bir ülkeye ait bilgisayar ağlarına sızması" olarak tarif edilirken, bu amaca yönelik faaliyetler ise "siber saldırı" olarak tanımlanıyor.
Ülkeler arasındaki siber saldırılar, espiyonaj, sabotaj ve manipülasyon olmak üzere başlıca üç amaçla düzenleniyor.
Rusya'nın ABD başkanlık seçimini manipüle ettiği iddiası
Siber korsanlığın dünya gündemini meşgul eden en büyük tartışmalarından biri, Rusya'nın 2016'daki ABD başkanlık seçimlerini manipüle ettiği iddiasıyla başlamıştı.
Sosyal medya kullanımının dünyada hızla yaygınlaşması, bu yolla diğer ülke vatandaşlarının siyasi görüş ve eğilimlerini yönlendirmek isteyen güçlerin bu alana yönelik girişimlerinin yoğunlaşmasına yol açıyor.
Bu sebeple Avrupa ülkeleri ve Washington ile Moskova yönetimleri arasında gerginlik ve karşılıklı tartışmalar yaşanıyor.
Batılı ülkeler, son dönemde Rusya'yı seçim ve referandum gibi kritik süreçlerde kamuoyunu belirli bir yönde biçimlendirmek üzere siber casusluk imkanlarını kullanmak ve kara propaganda faaliyeti yürütmekle suçluyor.
Moskova yönetiminin Avrupa Birliği'nden (AB) ayrılma (Brexit) referandumu sırasında İngiltere'de ve seçimlerde Fransa ve Almanya'da benzer girişimlerde bulunduğu ileri sürülüyor.
Yükselen Çin tehdidi
Siber saldırıların espiyonaj kısmını, istihbarat toplama ve casusluk amaçlı siber korsanlık faaliyetleri oluşturuyor.
Bu alanda dünyada ciddi çekişmeler yaşanıyor ancak ülkeler arasındaki istihbarat ve karşı istihbarat çalışmaları henüz savaş kapsamında değerlendirilmiyor.
Siber saldırılar, buna rağmen egemen güçler arasında ciddi gerginlikler doğurabiliyor.
ABD Ulusal İstihbarat Direktörlüğü (DNI), ocakta yayımladığı yıllık raporunda Çin'in siber espiyonaj faaliyetlerinin son dönemde arttığına işaret etti.
Pekin yönetiminin, ABD vatandaşlarının görüşlerini manipüle etmek dahil siber saldırı yeteneklerini "geliştirdiğini" öne sürdü.
Amerikan senatörlerden Huawei ve ZTE uyarısı
ABD Senatosu İstihbarat Komitesi Başkan Yardımcısı Senatör Mark Warner ve Komite Üyesi Senatör Marco Rubio, yaptıkları ortak açıklamada, Çinli telekom şirketleri ZTE ve Huawei'nin kendileri için tehdit oluşturduğunu dile getirdi.
Warner ve Rubio, Çin Komünist Partisi tarafından yönetilen ülkenin söz konusu teknoloji şirketleriyle küresel şirketlerin tedarik zincirini tehlikeye attığını savunarak, Washington'ın kilit teknolojilerini yabancı ülkelerin siber espiyonaj faaliyetlerine karşı dikkatle koruması gerektiğini belirtti.
DNI'nin raporuna göre Rusya ise seçimlere müdahale gibi girişimlerin yanı sıra "bir kriz anında ABD'nin sivil ve askeri altyapısına zarar vermek veya çökertebilecek seviyeye gelmek için" çalışmalar yapıyor.
İran'ın da diğer ülkelerin kamuoyunu manipüle etmek ve yönlendirmek için girişimlerini hızlandırdığı aktarılan raporda, Kuzey Kore'nin siber saldırılar yoluyla dünya genelindeki finans organlarından 1,1 milyar ABD doları çaldığı savunuluyor.
Pekin ve Moskova yönetimleri ise ABD ve Batılı devletlerin yaptığı suçlamaları kabul etmezken, kendilerinin de siber saldırı mağduru olduğunu iddia ediyor.
Bu ülkelerden Çin, yayımladığı raporla geçen yıl günde ortalama 240 bin yurt dışı kaynaklı siber saldırıya maruz kaldığını belirtti.
Knownsec Bilişim Teknolojileri adlı devlet şirketi tarafından yayımlanan raporda, ABD, Japonya ve Güney Kore'nin ağırlıkta olduğu noktalardan genellikle Çin'in hükümet ve finans kurumlarını hedef alan siber saldırıların arttığı iddia edildi.
Snowden vakası
ABD'nin siber istihbarat kurumu Ulusal Güvenlik Ajansının (NSA) eski çalışanı Edward Snowden tarafından ifşa edilen faaliyetleri, siber casusluk ve espiyonaj faaliyetleri alanındaki en ayrıntılı bilgileri içeriyor.
Snowden'ın uluslararası kamuoyuna ifşa ettiği bilgiler, NSA'nın Amerikan internet şirketlerinin topladığı tüm özel iletişim verilerine erişebildiğini ve yabancı ülke vatandaşlarına ait tüm internet yazışmalarının mahkeme izni olmaksızın bilgi toplamak için kullanılabildiğini ortaya çıkarmıştı.
NSA'nın ayrıca ABD'nin yurt dışı misyonlarda organize ettiği gizli birimler yoluyla yabancı ülkelerin hükümet binalarını gizlice dinlediği ve kayıtlar tuttuğunu göstermişti.
Snowden'ın yayımladığı örgüt içi belgeler, Amerikan istihbaratının Almanya Başbakanı Angela Merkel'in telefonunu dinlediğini açığa çıkarmış, bu olay iki müttefik ülke arasında krize sebep olmuştu.
İran'ın nükleer programına sabotaj iddiası
Sanayi makinelerinin, uyduların, savunma sistemlerinin ve ulaştırma, haberleşme, enerji gibi milyonlarca insanın hayatını etkileyen altyapı donanımlarının dijital ortamda işletiliyor olması, gerçek dünyayı siber saldırıların hedefi haline getiriyor.
Siber güvenlik uzmanları 2010'da "Stuxnet" adlı kötü amaçlı bir yazılımın dünya üzerinde binlerce fabrika bilgisayarlarına bulaştığını keşfetti. Microsoft işletim sistemlerini ve Siemens yazılımlarını kullanan fabrikalardaki makine kontrol sistemlerine bulaşan kötü amaçlı yazılım, makinelerin çalışmasını durdurarak üretimi sekteye uğratmak amacıyla tasarlanmıştı.
Her ne kadar taraflardan hiçbiri resmen kabul etmese de kötü amaçlı yazılımın ABD ve İsrail tarafından, İran'ın nükleer programını hedef almak için üretildiği ortaya çıkmıştı.
Dünyada egemen ülkeler arasındaki çekişmelerin önemli kısmı internet ağı ve dijital ortama taşınıyor. Küresel güç mücadelesinde yeni cephe haline gelen siber savaşlar, uluslararası siyaset ve ekonomide "oyun kurucu" unsurlar arasındaki yerini alıyor.
İnternet ortamında yapılan saldırıların kaynağı ve hükümet destekli olup olmadığının kesin olarak bilinememesi nedeniyle siber saldırılar, devletler arasında karşılıklı tartışmalara neden oluyor.
Siber saldırılar konusunda ABD ve Batılı ülkeler, Rusya, Çin, İran ve Kuzey Kore gibi ülkeleri suçlarken, eleştirilerin hedefindeki ülkeler ise kendilerinin söz konusu siber korsanlık faaliyetlerinin asıl mağduru olduğunu savunuyor.
Ülkeler, dış kaynaklı hackleme faaliyetlerini önlemek için dijital ortamdaki güvenlik altyapısını güçlendirme ve internet ağları konusunda ilgili kadrolarını eğitme yoluna gidiyor.
Siber savaş, "bir ülkenin veya örgütün internet veya bilgisayar ağları üzerinden başka bir ülkeye ait bilgisayar ağlarına sızması" olarak tarif edilirken, bu amaca yönelik faaliyetler ise "siber saldırı" olarak tanımlanıyor.
Ülkeler arasındaki siber saldırılar, espiyonaj, sabotaj ve manipülasyon olmak üzere başlıca üç amaçla düzenleniyor.
Rusya'nın ABD başkanlık seçimini manipüle ettiği iddiası
Siber korsanlığın dünya gündemini meşgul eden en büyük tartışmalarından biri, Rusya'nın 2016'daki ABD başkanlık seçimlerini manipüle ettiği iddiasıyla başlamıştı.
Sosyal medya kullanımının dünyada hızla yaygınlaşması, bu yolla diğer ülke vatandaşlarının siyasi görüş ve eğilimlerini yönlendirmek isteyen güçlerin bu alana yönelik girişimlerinin yoğunlaşmasına yol açıyor.
Bu sebeple Avrupa ülkeleri ve Washington ile Moskova yönetimleri arasında gerginlik ve karşılıklı tartışmalar yaşanıyor.
Batılı ülkeler, son dönemde Rusya'yı seçim ve referandum gibi kritik süreçlerde kamuoyunu belirli bir yönde biçimlendirmek üzere siber casusluk imkanlarını kullanmak ve kara propaganda faaliyeti yürütmekle suçluyor.
Moskova yönetiminin Avrupa Birliği'nden (AB) ayrılma (Brexit) referandumu sırasında İngiltere'de ve seçimlerde Fransa ve Almanya'da benzer girişimlerde bulunduğu ileri sürülüyor.
Yükselen Çin tehdidi
Siber saldırıların espiyonaj kısmını, istihbarat toplama ve casusluk amaçlı siber korsanlık faaliyetleri oluşturuyor.
Bu alanda dünyada ciddi çekişmeler yaşanıyor ancak ülkeler arasındaki istihbarat ve karşı istihbarat çalışmaları henüz savaş kapsamında değerlendirilmiyor.
Siber saldırılar, buna rağmen egemen güçler arasında ciddi gerginlikler doğurabiliyor.
ABD Ulusal İstihbarat Direktörlüğü (DNI), ocakta yayımladığı yıllık raporunda Çin'in siber espiyonaj faaliyetlerinin son dönemde arttığına işaret etti.
Pekin yönetiminin, ABD vatandaşlarının görüşlerini manipüle etmek dahil siber saldırı yeteneklerini "geliştirdiğini" öne sürdü.
Amerikan senatörlerden Huawei ve ZTE uyarısı
ABD Senatosu İstihbarat Komitesi Başkan Yardımcısı Senatör Mark Warner ve Komite Üyesi Senatör Marco Rubio, yaptıkları ortak açıklamada, Çinli telekom şirketleri ZTE ve Huawei'nin kendileri için tehdit oluşturduğunu dile getirdi.
Warner ve Rubio, Çin Komünist Partisi tarafından yönetilen ülkenin söz konusu teknoloji şirketleriyle küresel şirketlerin tedarik zincirini tehlikeye attığını savunarak, Washington'ın kilit teknolojilerini yabancı ülkelerin siber espiyonaj faaliyetlerine karşı dikkatle koruması gerektiğini belirtti.
DNI'nin raporuna göre Rusya ise seçimlere müdahale gibi girişimlerin yanı sıra "bir kriz anında ABD'nin sivil ve askeri altyapısına zarar vermek veya çökertebilecek seviyeye gelmek için" çalışmalar yapıyor.
İran'ın da diğer ülkelerin kamuoyunu manipüle etmek ve yönlendirmek için girişimlerini hızlandırdığı aktarılan raporda, Kuzey Kore'nin siber saldırılar yoluyla dünya genelindeki finans organlarından 1,1 milyar ABD doları çaldığı savunuluyor.
Pekin ve Moskova yönetimleri ise ABD ve Batılı devletlerin yaptığı suçlamaları kabul etmezken, kendilerinin de siber saldırı mağduru olduğunu iddia ediyor.
Bu ülkelerden Çin, yayımladığı raporla geçen yıl günde ortalama 240 bin yurt dışı kaynaklı siber saldırıya maruz kaldığını belirtti.
Knownsec Bilişim Teknolojileri adlı devlet şirketi tarafından yayımlanan raporda, ABD, Japonya ve Güney Kore'nin ağırlıkta olduğu noktalardan genellikle Çin'in hükümet ve finans kurumlarını hedef alan siber saldırıların arttığı iddia edildi.
Snowden vakası
ABD'nin siber istihbarat kurumu Ulusal Güvenlik Ajansının (NSA) eski çalışanı Edward Snowden tarafından ifşa edilen faaliyetleri, siber casusluk ve espiyonaj faaliyetleri alanındaki en ayrıntılı bilgileri içeriyor.
Snowden'ın uluslararası kamuoyuna ifşa ettiği bilgiler, NSA'nın Amerikan internet şirketlerinin topladığı tüm özel iletişim verilerine erişebildiğini ve yabancı ülke vatandaşlarına ait tüm internet yazışmalarının mahkeme izni olmaksızın bilgi toplamak için kullanılabildiğini ortaya çıkarmıştı.
NSA'nın ayrıca ABD'nin yurt dışı misyonlarda organize ettiği gizli birimler yoluyla yabancı ülkelerin hükümet binalarını gizlice dinlediği ve kayıtlar tuttuğunu göstermişti.
Snowden'ın yayımladığı örgüt içi belgeler, Amerikan istihbaratının Almanya Başbakanı Angela Merkel'in telefonunu dinlediğini açığa çıkarmış, bu olay iki müttefik ülke arasında krize sebep olmuştu.
İran'ın nükleer programına sabotaj iddiası
Sanayi makinelerinin, uyduların, savunma sistemlerinin ve ulaştırma, haberleşme, enerji gibi milyonlarca insanın hayatını etkileyen altyapı donanımlarının dijital ortamda işletiliyor olması, gerçek dünyayı siber saldırıların hedefi haline getiriyor.
Siber güvenlik uzmanları 2010'da "Stuxnet" adlı kötü amaçlı bir yazılımın dünya üzerinde binlerce fabrika bilgisayarlarına bulaştığını keşfetti. Microsoft işletim sistemlerini ve Siemens yazılımlarını kullanan fabrikalardaki makine kontrol sistemlerine bulaşan kötü amaçlı yazılım, makinelerin çalışmasını durdurarak üretimi sekteye uğratmak amacıyla tasarlanmıştı.
Her ne kadar taraflardan hiçbiri resmen kabul etmese de kötü amaçlı yazılımın ABD ve İsrail tarafından, İran'ın nükleer programını hedef almak için üretildiği ortaya çıkmıştı.
1 Mart 2019 Cuma
Yüzünüz artık şifreniz! İşte Face ID...
Apple'ın iPhone X ile birlikte hayatımıza dahil ettiği yüz tanıma teknolojisi Face ID, kullanıcıların şifrelerini girmelerine veya parmak izi bırakmalarına gerek olmadan sadece telefonların ön kamerasına bakarak yüzünü şifre olarak kullanabilecek
TrueDepth kamera sistemindeki inovatif teknolojiler, birlikte gerçek zamanlı çalışarak sizi anında tanıyabiliyor.
Face ID hangi cihazlarda var?
iPhone X ile ilk defa sunulan Face ID artık yeni iPad Pro ve tüm yeni iPhone XS, XS Max ve XR’larda da bulunuyor.
Face ID Nasıl çalışır?
Apple’ın Face ID teknolojisi hem 2 boyutlu bilgiyi hem de hassas bir derinlik bilgisi kullanır. Derinlik haritasını oluştururken piksellerin sayısını, derinliğini ve çözünürlüğünü dikkate alır. Yüzünüzün doğru bir derinlik haritasını çıkarmak için her 2 bilgi kaynağı da çok kritiktir. Bu sayede Face ID bir akıllı telefondaki en güvenli yüz tanıma ile kimlik doğrulama sistemidir.
Face ID kullanırken neler oluyor?
Yüzünüzü Face ID’ye tanıtırken iPhone’unuzun ön çentiğinde bulunan TrueDepth kamera sistemi önce ışık projektöründen yansıtılan ve gözle görülmeyen bir ışıkla yüzünüzü aydınlatıp kızılötesi kamera ile yüzün 2 boyutlu bir görüntüsünü kaydediyor. Sonra nokta projektörü ile 30.000’den fazla görülmeyen nokta yansıtıp bunu kızılötesi kamera ile okuyup yüzünüzün derinlik haritasını çıkarıyor. Hem iki boyutlu kızılötesi görüntüyü hem de derinlik haritasını kullanarak gelişmiş neural ağların yardımıyla yüzünüzün matematiksel bir modelini oluşturur. Telefonunuzun veya iPad Pro’unuzun kilidini her açtığınızda tüm bu süreç tekrarlanıyor. Bu sürecin anlık yapılabilmesini sağlayan ise A12 Bionic çipin içinde bulunan güçlü Neural Engine’dir. 8 çekirdekli tasarımı ile daha hızlı, daha güçlü ve daha verimli olan Neural Engine saniyede tam 5 trilyon işlem yapabiliyor.
Face ID, gelişmiş yapay öğrenme teknolojisini kullanarak görünümünüzdeki değişiklikleri algılıyor. Çeşitli modellerde güneş gözlükleriyle de uyumlu çalışıyor.
Bir anda kilidini açın
Gelişmiş Secure Enclave ve yeni algoritmalarla birlikte Face ID çok daha hızlı hale geldi. Türk Hava Yolları, Twitter, DropBox, Amazon, n11 ve WhatsApp gibi uygulamalara ve hesaplarınıza güvenli giriş yapabiliyorsunuz. Face ID ile iPhone’unuzu açabildiğiniz gibi App Store’da alışveriş yapma ve uygulamalar içinde kimlik doğrulama işlemleriniz, sağlık uygulamalarından kilitli notlara ve gizli belgelere kadar tüm işlemlerinizi yüzünüzü kullanarak kolaylıkla yapabilirsiniz. Ayrıca Safari’de kullanıcı adı ve şifre ile giriş yapmanız gereken web sitelerinde Face ID’yi kullanabilirsiniz.
Güvenlik ve gizlilik çok kritik
Face ID, TrueDepth kamera sistemi ve gelişmiş yapay öğrenme teknolojilerini kullanarak güvenli bir kimlik doğrulama sağlar.
Yüzünüzün matematiksel bir modelini de içeren Face ID verisi şifrelenir ve çipin Secure Enclave adını verilen kısmında şifreli olarak saklanır. Apple'ın açıklamalarına göre bu veri cihazınızdan dışarı çıkmaz, iCloud ya da başka bir yerde yedeklenmesi de söz konusu değil.
Deneyiminizi iyileştirmek için, başarıyla kimlik doğruladığınız durumlar da dahil olmak üzere siz Face ID'yi kullandıkça bu veriler geliştirilir ve güncellenir. Face ID, yakın bir eşleşme algılanmasına rağmen aygıt kilidinin parolayla açıldığı durumlarda da bu verileri günceller.
Sizin dışınızda birinin iPhone’unuza bakıp Face ID kullanarak kilidini açma olasılığı 1.000.000’da 1’dir. (Touch ID’de bu oran 50.000’de 1)
Face ID sadece 5 kez başarısız denemeye izin verir ve sonrasında şifre girişini zorunlu kılar. Bu istatistikler ikiz ya da birbirine çok benzeyen kardeşlerde farklı olabilir. Bu durum 13 yaşından küçük çocuklar için de geçerlidir, çünkü yüz hatları tam gelişmemiştir.
Yanılmaya karşı önlemler
Face ID derinlik bilgisini kullanarak güvenlik sağlar. 2 boyutlu basılı ya da dijital fotoğraflarda derinlik bilgisi olmadığı için Face ID bu şekilde yanıltılamaz. Bununla birlikte maske ve benzeri tekniklerle yanılmaması için Neural Engine’le eğitilmiştir.
Dikkat algılama özelliği sayesinde Face ID, telefonunuza bakıp bakmadığınızı da algılar. Gözlerinizin açık olup olmadığını ve telefona bakıp bakmadığınızı tespit eder. Bu da bir başkasının, aygıtınızın kilidini bilginiz dışında (örneğin, siz uyurken) açmasını daha da zorlaştırır.
TrueDepth kamera sistemi, ayrıca bir bakışınızla bazı kolaylıklar sağlar. Eğer telefonunuzdaki Dikkat Gerektiren Özellikler etkinleştirildiyse iPhone’unuza bakmıyorsanız ekranı soluklaştırmak veya aygıta bakıyorsanız uyarıların sesini kısmak gibi dikkat gerektiren özellikleri desteklemek için akıllı bir şekilde etkinleşir. Örneğin siz Safari’yi kullanırken aygıtınıza bakıp bakmadığınızı denetler ve bakmıyorsanız ekranı kapatır.
Bu akıllı özellikleri kullanmak istiyorsanız Ayarlar > Face ID ve Parola bölümünü açıp Dikkat Gerektiren Özellikler'i seçmeniz yeterli.
Face ID’yi kullanmak için öncelikle yüzünüzü Face ID’ye tanıtmanız gerekir. Bunu iPhone’unuzun ilk kurumulu sırasında yapabilir ya da sonradan Ayarlar > Face ID ve Parola kısmına giderek yapabilirsiniz.
iPhone X, XS, XS Max XR yada yeni iPad Pro’unuzla Face ID kullanarak açmak için sadece ona bakmanız yeterli.
True Depth Kamera sistemi tamamen doğal bir deneyim olması için tasarlanmıştır. Telefonunuzu normal bir pozisyonda tutarken hafifçe kaldırdığınızda, ekrana dokunduğunuzda ya da bir bildirim geldiğinde akıllıca aktive edilir.
TrueDepth kamera sistemindeki inovatif teknolojiler, birlikte gerçek zamanlı çalışarak sizi anında tanıyabiliyor.
Face ID hangi cihazlarda var?
iPhone X ile ilk defa sunulan Face ID artık yeni iPad Pro ve tüm yeni iPhone XS, XS Max ve XR’larda da bulunuyor.
Face ID Nasıl çalışır?
Apple’ın Face ID teknolojisi hem 2 boyutlu bilgiyi hem de hassas bir derinlik bilgisi kullanır. Derinlik haritasını oluştururken piksellerin sayısını, derinliğini ve çözünürlüğünü dikkate alır. Yüzünüzün doğru bir derinlik haritasını çıkarmak için her 2 bilgi kaynağı da çok kritiktir. Bu sayede Face ID bir akıllı telefondaki en güvenli yüz tanıma ile kimlik doğrulama sistemidir.
Face ID kullanırken neler oluyor?
Yüzünüzü Face ID’ye tanıtırken iPhone’unuzun ön çentiğinde bulunan TrueDepth kamera sistemi önce ışık projektöründen yansıtılan ve gözle görülmeyen bir ışıkla yüzünüzü aydınlatıp kızılötesi kamera ile yüzün 2 boyutlu bir görüntüsünü kaydediyor. Sonra nokta projektörü ile 30.000’den fazla görülmeyen nokta yansıtıp bunu kızılötesi kamera ile okuyup yüzünüzün derinlik haritasını çıkarıyor. Hem iki boyutlu kızılötesi görüntüyü hem de derinlik haritasını kullanarak gelişmiş neural ağların yardımıyla yüzünüzün matematiksel bir modelini oluşturur. Telefonunuzun veya iPad Pro’unuzun kilidini her açtığınızda tüm bu süreç tekrarlanıyor. Bu sürecin anlık yapılabilmesini sağlayan ise A12 Bionic çipin içinde bulunan güçlü Neural Engine’dir. 8 çekirdekli tasarımı ile daha hızlı, daha güçlü ve daha verimli olan Neural Engine saniyede tam 5 trilyon işlem yapabiliyor.
Face ID, gelişmiş yapay öğrenme teknolojisini kullanarak görünümünüzdeki değişiklikleri algılıyor. Çeşitli modellerde güneş gözlükleriyle de uyumlu çalışıyor.
Bir anda kilidini açın
Gelişmiş Secure Enclave ve yeni algoritmalarla birlikte Face ID çok daha hızlı hale geldi. Türk Hava Yolları, Twitter, DropBox, Amazon, n11 ve WhatsApp gibi uygulamalara ve hesaplarınıza güvenli giriş yapabiliyorsunuz. Face ID ile iPhone’unuzu açabildiğiniz gibi App Store’da alışveriş yapma ve uygulamalar içinde kimlik doğrulama işlemleriniz, sağlık uygulamalarından kilitli notlara ve gizli belgelere kadar tüm işlemlerinizi yüzünüzü kullanarak kolaylıkla yapabilirsiniz. Ayrıca Safari’de kullanıcı adı ve şifre ile giriş yapmanız gereken web sitelerinde Face ID’yi kullanabilirsiniz.
Güvenlik ve gizlilik çok kritik
Face ID, TrueDepth kamera sistemi ve gelişmiş yapay öğrenme teknolojilerini kullanarak güvenli bir kimlik doğrulama sağlar.
Yüzünüzün matematiksel bir modelini de içeren Face ID verisi şifrelenir ve çipin Secure Enclave adını verilen kısmında şifreli olarak saklanır. Apple'ın açıklamalarına göre bu veri cihazınızdan dışarı çıkmaz, iCloud ya da başka bir yerde yedeklenmesi de söz konusu değil.
Deneyiminizi iyileştirmek için, başarıyla kimlik doğruladığınız durumlar da dahil olmak üzere siz Face ID'yi kullandıkça bu veriler geliştirilir ve güncellenir. Face ID, yakın bir eşleşme algılanmasına rağmen aygıt kilidinin parolayla açıldığı durumlarda da bu verileri günceller.
Sizin dışınızda birinin iPhone’unuza bakıp Face ID kullanarak kilidini açma olasılığı 1.000.000’da 1’dir. (Touch ID’de bu oran 50.000’de 1)
Face ID sadece 5 kez başarısız denemeye izin verir ve sonrasında şifre girişini zorunlu kılar. Bu istatistikler ikiz ya da birbirine çok benzeyen kardeşlerde farklı olabilir. Bu durum 13 yaşından küçük çocuklar için de geçerlidir, çünkü yüz hatları tam gelişmemiştir.
Yanılmaya karşı önlemler
Face ID derinlik bilgisini kullanarak güvenlik sağlar. 2 boyutlu basılı ya da dijital fotoğraflarda derinlik bilgisi olmadığı için Face ID bu şekilde yanıltılamaz. Bununla birlikte maske ve benzeri tekniklerle yanılmaması için Neural Engine’le eğitilmiştir.
Dikkat algılama özelliği sayesinde Face ID, telefonunuza bakıp bakmadığınızı da algılar. Gözlerinizin açık olup olmadığını ve telefona bakıp bakmadığınızı tespit eder. Bu da bir başkasının, aygıtınızın kilidini bilginiz dışında (örneğin, siz uyurken) açmasını daha da zorlaştırır.
TrueDepth kamera sistemi, ayrıca bir bakışınızla bazı kolaylıklar sağlar. Eğer telefonunuzdaki Dikkat Gerektiren Özellikler etkinleştirildiyse iPhone’unuza bakmıyorsanız ekranı soluklaştırmak veya aygıta bakıyorsanız uyarıların sesini kısmak gibi dikkat gerektiren özellikleri desteklemek için akıllı bir şekilde etkinleşir. Örneğin siz Safari’yi kullanırken aygıtınıza bakıp bakmadığınızı denetler ve bakmıyorsanız ekranı kapatır.
Bu akıllı özellikleri kullanmak istiyorsanız Ayarlar > Face ID ve Parola bölümünü açıp Dikkat Gerektiren Özellikler'i seçmeniz yeterli.
Face ID’yi kullanmak için öncelikle yüzünüzü Face ID’ye tanıtmanız gerekir. Bunu iPhone’unuzun ilk kurumulu sırasında yapabilir ya da sonradan Ayarlar > Face ID ve Parola kısmına giderek yapabilirsiniz.
iPhone X, XS, XS Max XR yada yeni iPad Pro’unuzla Face ID kullanarak açmak için sadece ona bakmanız yeterli.
True Depth Kamera sistemi tamamen doğal bir deneyim olması için tasarlanmıştır. Telefonunuzu normal bir pozisyonda tutarken hafifçe kaldırdığınızda, ekrana dokunduğunuzda ya da bir bildirim geldiğinde akıllıca aktive edilir.
Kaydol:
Yorumlar (Atom)



