Yaklaşık üç yıl önce Android Marshmallow işletim sistemi ile kullanıma sunulan uyarlanabilir depolama özelliği, kullanıcıların uygulamalarını dahili depolama alanından microSD karta taşımasına izin veriyor
Özellikle 8 GB gibi düşük dahili depolama alanına sahip olan cihazlarda uygulamaların kapladığı alandan tasarruf ediliyor.
Samsung’dan Android Pie ile uyarlanabilir depolama müjdesi!
Tabi, bu işlem düşük okuma yazma hızlarına sahip bir hafıza kartı ile kullanılırsa uygulamaların açılış süreleri oldukça uzuyor. Bu nedenle başta Samsung olmak üzere birçok akıllı telefon üreticisi, giriş seviyesi telefonlarında yer verdiği bu özelliği, amiral gemisi seviyesindeki akıllı telefonlarında ön plana çıkarmıyor.
Zira, kullanıcıların taktığı hafıza kartları, cihazların yüksek okuma / yazma hızına sahip dahili depolama alanları yanında yavaş kalıyor. Ancak, Android Pie güncellemesi ile birlikte bu durumun değişeceği ve şirketin Galaxy S8 ve daha üstü amiral gemi modellerini uyarlanabilir depolama alanı özelliği ile buluşturacağı ortaya çıktı.
Test yazılımlarında ortaya çıkan uyarlanabilir depolama alanı özelliğine kullanıcıların ne kadar ihtiyaç duyacağı ise tartışmaya açık bir konu. Zira, Samsung’un amiral gemi modellerinde depolama alanı 64 GB’dan başlıyor. Tabi, bu özellik büyük boyutlu dosyaları depolayan kullanıcıların yüzünü güldürecek.
Yazılım, Bilişim ve Teknoloji Sektörü
Software Development Team
Computer Science / Computer Engineering
Coding is like plugging puzzle pieces together
Anyone Can Build Apps That Impact the World
Düşün, tasarla, kodla...
STEM+A - Science(Fen), Technology(Teknoloji), Engineering(Mühendislik), Mathematics(Matematik), Art(Sanat)
17 Kasım 2018 Cumartesi
Eczacıbaşı: Bilgi toplumuna geçiş trenini kaçırmayalım
Türkiye Bilişim Vakfı Başkanı Faruk Eczacıbaşı, tarım toplumundan endüstri toplumuna geçiş aşamasında Türkiye’nin zorlandığını ve treni yakalayamadığını belirterek, “Bilgi toplumunu ise zamanla yakalamamız gerekiyor. Biz hepimiz dijital göçmeniz. Sadece biz değil, çocuklarımız ve torunlarımız da dijital göçmen ve öyle olmaya devam edecekler, çünkü bu dünyanın yerlisi, sanki yok. Anlamak, sürekli çaba gerektiriyor” dedi.
Türkiye Sermaye Piyasaları Birliği’nin (TSPB) bu sene üçüncüsünü düzenlediği ve Borsa Gündem'in de sponsor olduğu Türkiye Sermaye Piyasaları Kongresi’nin ikinci gününde konuşan Eczacıbaşı Holding Yönetim Kurulu Başkan Yardımcısı ve Türkiye Bilişim Vakfı (TBV) Başkanı Faruk Eczacıbaşı, Türkiye’nin dijital ekonomiye geçiş alanında yaşadığı dönüşümleri ve dünyadaki son gelişmeleri ele alan bir sunum gerçekleştirdi.
“Hepimiz dijital göçmeniz”
Sunumunu, endüstri toplumundan, post endüstri toplumuna geçişte; esneklik, yakınsama, ağ yapısı ve güvenlik kavramları konusundaki dört ana başlık üzerine kuran Eczacıbaşı, şu görüşlere yer verdi:
“Analog dünyadan bilişim toplumuna geçişte Berlin Duvarı’nın yıkıldığı ve internetin hayatımıza girdiği tarih olan 1989 yılını milat olarak alıyoruz.
Tarım toplumundan endüstri toplumuna geçiş aşamasında Türkiye zorlandı ve treni yakalayamadı. Bilgi toplumunu ise zamanla yakalamamız gerekiyor.
Biz hepimiz dijital göçmeniz. Sadece biz değil, çocuklarımız ve torunlarımız da dijital göçmen ve öyle olmaya devam edecekler, çünkü bu dünyanın yerlisi, sanki yok. Anlamak, sürekli çaba gerektiriyor.
Bugün ilkokulda eğitim gören geçlerin yüzde 65’inin seçeceği meslekler, henüz var olmayanlar. Planlama ve öngörü dönemi geride kaldı. Yeni paradigmaya ayak uydurabilmenin tek yolu esnemeyi becerebilmek. Bu da yaşam boyu öğrenme ile mümkün.
Küreselleşme, son 25 yılda 1 milyarı aşkın insanı yoksulluktan kurtardı. Küresel ticarette bakıldığında dünya ticaretine yön veren gelişmiş 20 ülke içerisinde 1980 yılında ABD’nin payı yüzde 18.4, Çin’in payı ise yüzde 1.4 iken, 2015 yılında ABD’nin payı yüzde 15.9’a gerilerken, Çin’in payı ize yüzde 17.2’ye yükseldi.
Yaratıcı yıkıcılık veya yıkıcı yaratıcılık olarak Türkçe’ye tercüme edilen ‘disruption’ kavramı hayatımızda yer alıyor.
Bundan 10 yıl önce Bitcoin ortaya çıktı ve kısa bir süre sonra ne olduğunu duyduk. Blockchain ve Bitcoin’in ‘disruption’ kavramının en iyi örneği olduğunu düşünüyorum. Zaman içinde gördük ki Bitcoin ve kripto paralar finans dünyasının kurallarını tepetaklak edecek özelliklere sahip. Tabii ki henüz bu durum gerçekleşmedi fakat etme tehdidiyle karşımızda”
Türkiye Sermaye Piyasaları Birliği’nin (TSPB) bu sene üçüncüsünü düzenlediği ve Borsa Gündem'in de sponsor olduğu Türkiye Sermaye Piyasaları Kongresi’nin ikinci gününde konuşan Eczacıbaşı Holding Yönetim Kurulu Başkan Yardımcısı ve Türkiye Bilişim Vakfı (TBV) Başkanı Faruk Eczacıbaşı, Türkiye’nin dijital ekonomiye geçiş alanında yaşadığı dönüşümleri ve dünyadaki son gelişmeleri ele alan bir sunum gerçekleştirdi.
“Hepimiz dijital göçmeniz”
Sunumunu, endüstri toplumundan, post endüstri toplumuna geçişte; esneklik, yakınsama, ağ yapısı ve güvenlik kavramları konusundaki dört ana başlık üzerine kuran Eczacıbaşı, şu görüşlere yer verdi:
“Analog dünyadan bilişim toplumuna geçişte Berlin Duvarı’nın yıkıldığı ve internetin hayatımıza girdiği tarih olan 1989 yılını milat olarak alıyoruz.
Tarım toplumundan endüstri toplumuna geçiş aşamasında Türkiye zorlandı ve treni yakalayamadı. Bilgi toplumunu ise zamanla yakalamamız gerekiyor.
Biz hepimiz dijital göçmeniz. Sadece biz değil, çocuklarımız ve torunlarımız da dijital göçmen ve öyle olmaya devam edecekler, çünkü bu dünyanın yerlisi, sanki yok. Anlamak, sürekli çaba gerektiriyor.
Bugün ilkokulda eğitim gören geçlerin yüzde 65’inin seçeceği meslekler, henüz var olmayanlar. Planlama ve öngörü dönemi geride kaldı. Yeni paradigmaya ayak uydurabilmenin tek yolu esnemeyi becerebilmek. Bu da yaşam boyu öğrenme ile mümkün.
Küreselleşme, son 25 yılda 1 milyarı aşkın insanı yoksulluktan kurtardı. Küresel ticarette bakıldığında dünya ticaretine yön veren gelişmiş 20 ülke içerisinde 1980 yılında ABD’nin payı yüzde 18.4, Çin’in payı ise yüzde 1.4 iken, 2015 yılında ABD’nin payı yüzde 15.9’a gerilerken, Çin’in payı ize yüzde 17.2’ye yükseldi.
Yaratıcı yıkıcılık veya yıkıcı yaratıcılık olarak Türkçe’ye tercüme edilen ‘disruption’ kavramı hayatımızda yer alıyor.
Bundan 10 yıl önce Bitcoin ortaya çıktı ve kısa bir süre sonra ne olduğunu duyduk. Blockchain ve Bitcoin’in ‘disruption’ kavramının en iyi örneği olduğunu düşünüyorum. Zaman içinde gördük ki Bitcoin ve kripto paralar finans dünyasının kurallarını tepetaklak edecek özelliklere sahip. Tabii ki henüz bu durum gerçekleşmedi fakat etme tehdidiyle karşımızda”
16 Kasım 2018 Cuma
Siber güvenlik ilkokula geliyor
Devlet Denetleme Kurulu’nun, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın talimatıyla hazırladığı siber güvenlikle ilgili araştırma sona erdi. İlkokuldan itibaren siber güvenlik eğitimi verilmesi tavsiye edildi
Devlet Denetleme Kurulu (DDK), Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın talimatıyla başlattığı e-devlet uygulamaları ve siber güvenlikle ilgili araştırma ve incelemeyi tamamladı. Cumhurbaşkanı Erdoğan'a sunulan raporda, "Ulusal Siber Güvenlik Teknoloji Yol Haritası"nın oluşturulmasının gerektiğine dikkat çekildi. Raporda ilkokuldan itibaren siber güvenlik eğitimi verilmesi ve engellilere yönelik özel siber güvenlik programları önerileri de yer aldı. Erdoğan, FETÖ ile mücadele kapsamında önemli çalışmalara imza atan DDK'ya, 2016 yılı sonunda e-devlet uygulamaları ve siber güvenlikle ilgili çalışma yapmaları talimatını verdi.
859 SAYFALIK RAPOR
Yaklaşık 2 yıl süren çalışmanın ardından DDK, e-devlet uygulamaları ve siber güvenlikle ilgili araştırma ve inceleme raporunu tamamladı. Cumhurbaşkanı Erdoğan'a da sunulan 10 bölüm ve 859 sayfadan oluşan rapor, ilgili kurum ve kuruluşlara da gönderildi. Ayrıca, birbiriyle entegre, etkin, verimli, güvenilir bir yapının hayata geçirilmesine yönelik değerlendirmeler raporda yer aldı. E-devlet ve siber güvenlik alanında 15 farklı ülkenin çalışmaları incelenerek, Türkiye için örnek bir model hazırlandı. 68 ana öneri, 179 alt öneri sunulan raporda, e-devlet ve siber güvenlikle ilgili çalışmaların Cumhurbaşkanlığı Dijital Dönüşüm Ofisi koordinasyonunda icra edilmesi öngörüldü.
Rapordaki tespit, değerlendirme ve önerilerden bazıları şöyle:
YERLİ VE MİLLİ SİBER GÜVENLİK ÜRÜNLERİ
* Kamu, özel sektör ve üniversiteler arasındaki işbirliğinin artırılması suretiyle e-devlet ve siber güvenlik ekosistemlerinin oluşturulması ve hizmet entegrasyonlarının sağlanması.
* Siber güvenlikte "Ulusal Siber Güvenlik Teknoloji Yol Haritası"nın oluşturulması ve "Önceliklendirilmiş Sektör Alanları"nın belirlenmesi.
* Yüksek hız ve kapasitedeki geniş bant altyapılarının ülke genelinde yaygınlaştırılması ve yeni nesil şebeke yatırımlarının teşvik edilmesi.
* Kritik altyapılar başta olmak üzere her alanda yerli ve milli siber güvenlik ürünlerinin geliştirilmesi ve bu çözümlerin hem kamu kurum ve kuruluşlarında hem de özel sektörde kullanımının yaygınlaştırılması.
TÜRKİYE'DE OFİS KURULSUN
* Nitelikli bilişim personelinin istihdamının sağlanması.
* Sosyal medya platformlarının temsilcilik, ofis ve şube açmalarının sağlanması.
* İnternet kullanıcılarının biliçlendirilmesi.
* İnternet Değişim Noktası yatırımlarının en kısa sürede hayata geçirilmesi.
* Açık kaynak kod ekosisteminin kurulması.
ÜNİVERSİTELERDE EĞİTİM PROGRAMI AÇILMALI
* Patent başvuruları ve kabul alma süreçlerinin kısaltılması.
* E-devlet ve siber güvenlik farkındalık ve başlangıç eğitimlerine, güvenlik internet kullanımı, yazılım geliştirme, kodlama ve robotik başlıklarının da dahil edilerek ilk ve ortaöğretim müfredatlarında yer alması.
* Üniversitelerde siber güvenlik ve e-devlet alanında ön lisans, lisans ve lisans üstü eğitim programlarının açılması.
ENGELSİZ SİBER GÜVENLİK EĞİTİMİ
* Zihinsel melekeleri yüksek fiziksel engelli bireylerin bu alanda yetiştirilerek kamu kurum ve kuruluşlarında istihdam edilmesi.
* Engelli bireylerin istihdam edilmiş olanlarının da teknolojik bilgi seviyelerinin artırılarak işlerinde daha etkili olmaları amacıyla "Engelsiz Siber Güvenlik Eğitim Programları"nın düzenlenmesi.
(Sabah)
Devlet Denetleme Kurulu (DDK), Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın talimatıyla başlattığı e-devlet uygulamaları ve siber güvenlikle ilgili araştırma ve incelemeyi tamamladı. Cumhurbaşkanı Erdoğan'a sunulan raporda, "Ulusal Siber Güvenlik Teknoloji Yol Haritası"nın oluşturulmasının gerektiğine dikkat çekildi. Raporda ilkokuldan itibaren siber güvenlik eğitimi verilmesi ve engellilere yönelik özel siber güvenlik programları önerileri de yer aldı. Erdoğan, FETÖ ile mücadele kapsamında önemli çalışmalara imza atan DDK'ya, 2016 yılı sonunda e-devlet uygulamaları ve siber güvenlikle ilgili çalışma yapmaları talimatını verdi.
859 SAYFALIK RAPOR
Yaklaşık 2 yıl süren çalışmanın ardından DDK, e-devlet uygulamaları ve siber güvenlikle ilgili araştırma ve inceleme raporunu tamamladı. Cumhurbaşkanı Erdoğan'a da sunulan 10 bölüm ve 859 sayfadan oluşan rapor, ilgili kurum ve kuruluşlara da gönderildi. Ayrıca, birbiriyle entegre, etkin, verimli, güvenilir bir yapının hayata geçirilmesine yönelik değerlendirmeler raporda yer aldı. E-devlet ve siber güvenlik alanında 15 farklı ülkenin çalışmaları incelenerek, Türkiye için örnek bir model hazırlandı. 68 ana öneri, 179 alt öneri sunulan raporda, e-devlet ve siber güvenlikle ilgili çalışmaların Cumhurbaşkanlığı Dijital Dönüşüm Ofisi koordinasyonunda icra edilmesi öngörüldü.
Rapordaki tespit, değerlendirme ve önerilerden bazıları şöyle:
YERLİ VE MİLLİ SİBER GÜVENLİK ÜRÜNLERİ
* Kamu, özel sektör ve üniversiteler arasındaki işbirliğinin artırılması suretiyle e-devlet ve siber güvenlik ekosistemlerinin oluşturulması ve hizmet entegrasyonlarının sağlanması.
* Siber güvenlikte "Ulusal Siber Güvenlik Teknoloji Yol Haritası"nın oluşturulması ve "Önceliklendirilmiş Sektör Alanları"nın belirlenmesi.
* Yüksek hız ve kapasitedeki geniş bant altyapılarının ülke genelinde yaygınlaştırılması ve yeni nesil şebeke yatırımlarının teşvik edilmesi.
* Kritik altyapılar başta olmak üzere her alanda yerli ve milli siber güvenlik ürünlerinin geliştirilmesi ve bu çözümlerin hem kamu kurum ve kuruluşlarında hem de özel sektörde kullanımının yaygınlaştırılması.
TÜRKİYE'DE OFİS KURULSUN
* Nitelikli bilişim personelinin istihdamının sağlanması.
* Sosyal medya platformlarının temsilcilik, ofis ve şube açmalarının sağlanması.
* İnternet kullanıcılarının biliçlendirilmesi.
* İnternet Değişim Noktası yatırımlarının en kısa sürede hayata geçirilmesi.
* Açık kaynak kod ekosisteminin kurulması.
ÜNİVERSİTELERDE EĞİTİM PROGRAMI AÇILMALI
* Patent başvuruları ve kabul alma süreçlerinin kısaltılması.
* E-devlet ve siber güvenlik farkındalık ve başlangıç eğitimlerine, güvenlik internet kullanımı, yazılım geliştirme, kodlama ve robotik başlıklarının da dahil edilerek ilk ve ortaöğretim müfredatlarında yer alması.
* Üniversitelerde siber güvenlik ve e-devlet alanında ön lisans, lisans ve lisans üstü eğitim programlarının açılması.
ENGELSİZ SİBER GÜVENLİK EĞİTİMİ
* Zihinsel melekeleri yüksek fiziksel engelli bireylerin bu alanda yetiştirilerek kamu kurum ve kuruluşlarında istihdam edilmesi.
* Engelli bireylerin istihdam edilmiş olanlarının da teknolojik bilgi seviyelerinin artırılarak işlerinde daha etkili olmaları amacıyla "Engelsiz Siber Güvenlik Eğitim Programları"nın düzenlenmesi.
(Sabah)
Huawei'nin yeni asistanı Siri'ye rakip olacak
Yeni mobil cihazlarıyla popülerliğini her geçen gün artıran Huawei, bu sefer Amazon Alexa ve Google Asistan ile rekabete girmeye hazırlanıyor
Huawei sesli asistan ile Çin pazarından globale açılacak!
Yapay zekanın gelişimi ile birlikte birçok firma kendi sesli asistanını piyasaya sürüyor. Apple’ın Siri‘si, Google’ın Google Asistan‘ı, Amazon’un Alexa‘sı gibi birçok farklı seçeneği bulunan asistanlara şimdi de Huawei katılıyor.
Huawei yeni bir sesli asistan geliştirerek, bunu global pazara sunmayı planlıyor. Aslında şu an Huawei, AI Cube adını verdiği akıllı hoparlöründe sadece Çin sürümünde barındırılan Xiaoyi isimli bir sesli asistana sahip. Fakat yapay zeka tabanını Google Asistan tarafından alıyor.
Huawei tüketici departmanının CEO’su Richard Yu “Google ile ortak çalışmalara devam ettiğimiz için Google Asistan’ın yapay zeka tabanını kullanmaktayız. Kendi yapay zekamızı geliştirip bunu çin dışındaki ülkelere sunmak bu yılki planlarımız arasında. Fakat yapay zeka hizmetlerimizi inşa edebilmek için daha çok zamana ihtiyacımız var.” dedi.
(Shiftdelete)
Huawei sesli asistan ile Çin pazarından globale açılacak!
Yapay zekanın gelişimi ile birlikte birçok firma kendi sesli asistanını piyasaya sürüyor. Apple’ın Siri‘si, Google’ın Google Asistan‘ı, Amazon’un Alexa‘sı gibi birçok farklı seçeneği bulunan asistanlara şimdi de Huawei katılıyor.
Huawei yeni bir sesli asistan geliştirerek, bunu global pazara sunmayı planlıyor. Aslında şu an Huawei, AI Cube adını verdiği akıllı hoparlöründe sadece Çin sürümünde barındırılan Xiaoyi isimli bir sesli asistana sahip. Fakat yapay zeka tabanını Google Asistan tarafından alıyor.
Huawei tüketici departmanının CEO’su Richard Yu “Google ile ortak çalışmalara devam ettiğimiz için Google Asistan’ın yapay zeka tabanını kullanmaktayız. Kendi yapay zekamızı geliştirip bunu çin dışındaki ülkelere sunmak bu yılki planlarımız arasında. Fakat yapay zeka hizmetlerimizi inşa edebilmek için daha çok zamana ihtiyacımız var.” dedi.
(Shiftdelete)
Kanadalı dev Türk bilet satış sitesini satın aldı
Online bilet satış hizmeti veren Neredennereye.com, Kanadalı Busbud tarafından satın alındı
Dünyanın önde gelen seyahat bileti rezervasyon şirketlerinden Kanadalı Busbud Inc., online bilet satış platformu Neredennereye.com'u satın aldı.
Satın alma, Neredennereye.com hisselerinin tamamını kapsarken; satın alma bedeli ise açıklanmadı.
Konuya ilişkin düzenlenen toplantıda verilen bilgiye göre, Neredennereye.com bu yılın ilk 10 ayında toplam 25 milyon ziyaretçiye hizmet verirken; 2019'da bu sayının 35 milyona ulaşması, cironun da 100 milyon liranın üzerine çıkması hedefleniyor.
Neredennereye.com 2015'te de Clickbus Türkiye ile gerçekleştirdiği birleşmenin bir parçası olarak 1.25 milyon euro yatırım almıştı. Şirketin daha önceki yatırımcıları arasında Rocket Internet and Ooredoo'nun oluşturduğu Asia Pasific Internet Group ile beraber Almanya merkezli Holtzbrinck Ventures ve Tengelmann Ventures da bulunuyor.
Satın almanın Busbud'ın uluslararası pazarlara açılma stratejisinin bir parçası olduğunu söyleyen Busbud CEO'su Louis Philippe Maurice, satın alma kararında Türkiye'nin çok güçlü yerel bir pazar olmasının yanı sıra Neredennereye.com'un güçlü büyüme rakamlarının etkili olduğunu söyledi.
Maurice, Neredennereye.com'un talep tarafında 2014-2018 arasında yaklaşık yüzde 500 büyüme yakaladığına işaret ederek, "Türkiye'nin 80 milyon nüfuslu hızla büyüyen bir yerel pazarın yanında; İstanbul, Antalya, Ankara ve Kapadokya gibi önemli bölgelere hitap eden ve yıllık 35 milyon turist çeken güçlü bir turizm sektörü var. Bu nedenle Neredennereye.com ile daha güçlü bir pozisyonda olacağımıza inanıyoruz" dedi.
Neredennereye.com Genel Müdürü Erol Demirtaş da, Türkiye'nin 2017'de 225 milyonun üzerindeki bilet satışıyla dünyanın en büyük yedinci şehirlerarası otobüs bileti pazarı olduğunu ifade ederek, Neredennereye.com'un knowhow'unun Busbud'un faaliyet gösterdiği 80'e yakın ülkede kullanacaklarını söyledi.
Demirtaş, sağlanacak entegrasyon ile Neredennereye.com üzerinden 80 ülkeden 3 bin 900 firmadan TL ile otobüs bileti alınabileceğini söyledi.
Merkezi Montreal Kanada'da bulunan Busbud Inc. 80 ülke, 20 binin üzerinde şehir ve 2.3 milyon güzergahta online ve mobil platformlarda bilet satışını gerçekleştiriyor.
1999 yılında kurulan Neredennereye.com ise, 180'den fazla seyahat firmasına yönelik online bilet satış hizmeti verirken; THY, AtlasGlobal ve Anadolu Jet gibi havayolu şirketleri için de uçak bileti satışı gerçekleştiriyor.
Maurice, Busbud'ın şu anda sadece şehirlerarası otobüs bileti odaklı faaliyet gösterdiğini; ancak uçak bileti satışı tecrübesi de bulunan Neredennereye.com'un satın alınması sonrasında bu alandaki fırsatları da zaman içinde değerlendirmeye alabileceklerini söyledi.
Dünyanın önde gelen seyahat bileti rezervasyon şirketlerinden Kanadalı Busbud Inc., online bilet satış platformu Neredennereye.com'u satın aldı.
Satın alma, Neredennereye.com hisselerinin tamamını kapsarken; satın alma bedeli ise açıklanmadı.
Konuya ilişkin düzenlenen toplantıda verilen bilgiye göre, Neredennereye.com bu yılın ilk 10 ayında toplam 25 milyon ziyaretçiye hizmet verirken; 2019'da bu sayının 35 milyona ulaşması, cironun da 100 milyon liranın üzerine çıkması hedefleniyor.
Neredennereye.com 2015'te de Clickbus Türkiye ile gerçekleştirdiği birleşmenin bir parçası olarak 1.25 milyon euro yatırım almıştı. Şirketin daha önceki yatırımcıları arasında Rocket Internet and Ooredoo'nun oluşturduğu Asia Pasific Internet Group ile beraber Almanya merkezli Holtzbrinck Ventures ve Tengelmann Ventures da bulunuyor.
Satın almanın Busbud'ın uluslararası pazarlara açılma stratejisinin bir parçası olduğunu söyleyen Busbud CEO'su Louis Philippe Maurice, satın alma kararında Türkiye'nin çok güçlü yerel bir pazar olmasının yanı sıra Neredennereye.com'un güçlü büyüme rakamlarının etkili olduğunu söyledi.
Maurice, Neredennereye.com'un talep tarafında 2014-2018 arasında yaklaşık yüzde 500 büyüme yakaladığına işaret ederek, "Türkiye'nin 80 milyon nüfuslu hızla büyüyen bir yerel pazarın yanında; İstanbul, Antalya, Ankara ve Kapadokya gibi önemli bölgelere hitap eden ve yıllık 35 milyon turist çeken güçlü bir turizm sektörü var. Bu nedenle Neredennereye.com ile daha güçlü bir pozisyonda olacağımıza inanıyoruz" dedi.
Neredennereye.com Genel Müdürü Erol Demirtaş da, Türkiye'nin 2017'de 225 milyonun üzerindeki bilet satışıyla dünyanın en büyük yedinci şehirlerarası otobüs bileti pazarı olduğunu ifade ederek, Neredennereye.com'un knowhow'unun Busbud'un faaliyet gösterdiği 80'e yakın ülkede kullanacaklarını söyledi.
Demirtaş, sağlanacak entegrasyon ile Neredennereye.com üzerinden 80 ülkeden 3 bin 900 firmadan TL ile otobüs bileti alınabileceğini söyledi.
Merkezi Montreal Kanada'da bulunan Busbud Inc. 80 ülke, 20 binin üzerinde şehir ve 2.3 milyon güzergahta online ve mobil platformlarda bilet satışını gerçekleştiriyor.
1999 yılında kurulan Neredennereye.com ise, 180'den fazla seyahat firmasına yönelik online bilet satış hizmeti verirken; THY, AtlasGlobal ve Anadolu Jet gibi havayolu şirketleri için de uçak bileti satışı gerçekleştiriyor.
Maurice, Busbud'ın şu anda sadece şehirlerarası otobüs bileti odaklı faaliyet gösterdiğini; ancak uçak bileti satışı tecrübesi de bulunan Neredennereye.com'un satın alınması sonrasında bu alandaki fırsatları da zaman içinde değerlendirmeye alabileceklerini söyledi.
Siber güvenlikte 3 milyon istihdam açığı var!
Bilişim güvenliği alanındaki çözümleriyle Komtera Teknoloji’nin güvenlik uzmanları, dünya genelinde siber güvenlik alanında toplam 2,9 milyon çalışan eksikliği olduğunu gösteren raporu yayınladı
Dünya genelindeki toplam 1.500 siber güvenlik çalışanının katılımıyla hazırlanan bir rapora göre siber güvenlik sektöründe global düzeyde yaklaşık 3 milyonluk iş gücü açığı bulunurken çalışanların çoğu iş gücü boşluğunun şirketlerini risk altında bıraktığını düşünüyor. Siber güvenlikteki iş gücü boşluğunu kapatmanın oldukça önemli olduğunu dile getiren Komtera Teknoloji güvenlik uzmanları, rapor verilerini değerlendirerek işe alım, şirket içi eğitim ve çalışma yapısı gibi faktörlerden hareketle durumu iyileştirmenin yollarını paylaşıyor.
Çalışanların %63’ü Bu Durumdan Memnun Değil
(ISC)² şirketinin sürdürdüğü çalışmada, açık pozisyon bildiriminde bulunan şirket ve bu pozisyonlara olan başvuru sayısı, şirket içi eğitimler ve çalışanların problemleri gibi konulara özen gösterilerek elde edilen ölçümler sonrasında, uzmanlıkları fark etmeksizin çoğu siber güvenlik çalışanının daha geniş bir ekiple daha iyi performans göstereceğine inandığı tespit ediliyor.
Rapora göre, siber güvenlik çalışanlarının %63’ü şirketlerinin IT ekiplerinde eleman açığı bulunduğunu dile getirirken %59’u ise bu iş gücü açığının şirketlerini önemli ölçüde risk altında bıraktığına inanıyor. Aynı argümanın, şirketlerin güvenlik bütçeleri için de geçerli olduğu görülüyor. Katılımcıların %60’ı bütçelerinin daha fazla olması gerektiğini düşünüyor.
İşe Alım Prosedürünün Gözden Geçirilmesi Gerekiyor
Şirketlerin işe alım ve eğitim süreçlerindeki bakış açılarını değiştirmesini öneren Komtera Teknoloji güvenlik uzmanları, daha güçlü bir iş gücü elde etmek ve siber güvenliği daha çok kişi için bir geçim kaynağı haline getirmek için bir dizi stratejik karar alınması gerektiğini belirtiyor.
Çalışma verilerine dikkat çeken uzmanlar, şirketlerin %49’unun işe alımda ilk kriter olarak başvurulan pozisyon ile ilgili iş tecrübesi istediğini, %40’ının ise sektörde pozisyonla sınırlı kalmamış bir tecrübe seviyesi aradıklarını vurguluyor. Şirketlerin çok uzun zamandır sadece deneyimli personelleri bünyesine katmakta ısrar ettiğini ve yeni oluşan arzı gözden kaçırdığını belirten Komtera Teknoloji güvenlik uzmanları, bu durumun problemleri kaçınılmaz olarak tekrarladığını ifade ediyor. Uzmanlar, tecrübe yerine kabiliyet seviyesinin işe alımda birincil gereklilik olarak aranarak bu seviyenin çalışma süresince devam eden eğitimlerle güçlendirilmesini savunuyor.
Siber güvenlikteki insan kaynağı açığı konusunda şirketlerin sürekli olarak efor sağlaması gerektiğini savunan Komtera Teknoloji güvenlik uzmanları, boşluklara uygun yeni yeteneklerin ekiplere kazandırılarak şirketlerin güvenlik hedefleriyle daha uyumlu bir çizgiye kavuşulabileceğini vurguluyor. Uzmanlar, yeni yeteneklere ulaşırken halihazırda sahip olunan yeteneklerin bünyede tutulması için de çalışmalar yapılması gerektiğini hatırlatırken bu kişilere kendilerini geliştirebilecek fırsatlar verilmesini tavsiye ediyor.
Dünya genelindeki toplam 1.500 siber güvenlik çalışanının katılımıyla hazırlanan bir rapora göre siber güvenlik sektöründe global düzeyde yaklaşık 3 milyonluk iş gücü açığı bulunurken çalışanların çoğu iş gücü boşluğunun şirketlerini risk altında bıraktığını düşünüyor. Siber güvenlikteki iş gücü boşluğunu kapatmanın oldukça önemli olduğunu dile getiren Komtera Teknoloji güvenlik uzmanları, rapor verilerini değerlendirerek işe alım, şirket içi eğitim ve çalışma yapısı gibi faktörlerden hareketle durumu iyileştirmenin yollarını paylaşıyor.
Çalışanların %63’ü Bu Durumdan Memnun Değil
(ISC)² şirketinin sürdürdüğü çalışmada, açık pozisyon bildiriminde bulunan şirket ve bu pozisyonlara olan başvuru sayısı, şirket içi eğitimler ve çalışanların problemleri gibi konulara özen gösterilerek elde edilen ölçümler sonrasında, uzmanlıkları fark etmeksizin çoğu siber güvenlik çalışanının daha geniş bir ekiple daha iyi performans göstereceğine inandığı tespit ediliyor.
Rapora göre, siber güvenlik çalışanlarının %63’ü şirketlerinin IT ekiplerinde eleman açığı bulunduğunu dile getirirken %59’u ise bu iş gücü açığının şirketlerini önemli ölçüde risk altında bıraktığına inanıyor. Aynı argümanın, şirketlerin güvenlik bütçeleri için de geçerli olduğu görülüyor. Katılımcıların %60’ı bütçelerinin daha fazla olması gerektiğini düşünüyor.
İşe Alım Prosedürünün Gözden Geçirilmesi Gerekiyor
Şirketlerin işe alım ve eğitim süreçlerindeki bakış açılarını değiştirmesini öneren Komtera Teknoloji güvenlik uzmanları, daha güçlü bir iş gücü elde etmek ve siber güvenliği daha çok kişi için bir geçim kaynağı haline getirmek için bir dizi stratejik karar alınması gerektiğini belirtiyor.
Çalışma verilerine dikkat çeken uzmanlar, şirketlerin %49’unun işe alımda ilk kriter olarak başvurulan pozisyon ile ilgili iş tecrübesi istediğini, %40’ının ise sektörde pozisyonla sınırlı kalmamış bir tecrübe seviyesi aradıklarını vurguluyor. Şirketlerin çok uzun zamandır sadece deneyimli personelleri bünyesine katmakta ısrar ettiğini ve yeni oluşan arzı gözden kaçırdığını belirten Komtera Teknoloji güvenlik uzmanları, bu durumun problemleri kaçınılmaz olarak tekrarladığını ifade ediyor. Uzmanlar, tecrübe yerine kabiliyet seviyesinin işe alımda birincil gereklilik olarak aranarak bu seviyenin çalışma süresince devam eden eğitimlerle güçlendirilmesini savunuyor.
Siber güvenlikteki insan kaynağı açığı konusunda şirketlerin sürekli olarak efor sağlaması gerektiğini savunan Komtera Teknoloji güvenlik uzmanları, boşluklara uygun yeni yeteneklerin ekiplere kazandırılarak şirketlerin güvenlik hedefleriyle daha uyumlu bir çizgiye kavuşulabileceğini vurguluyor. Uzmanlar, yeni yeteneklere ulaşırken halihazırda sahip olunan yeteneklerin bünyede tutulması için de çalışmalar yapılması gerektiğini hatırlatırken bu kişilere kendilerini geliştirebilecek fırsatlar verilmesini tavsiye ediyor.
Microsoft, iki oyun stüdyosu daha satın aldı
Konsol pazarında Sony’nin PlayStation’ına karşı elini güçlendirmek isteyen Microsoft, Xbox One’a özel oyunlar geliştirmek için inXile Entertainment ve Obsidian Entertainment oyun stüdyolarını satın aldı
Microsoft, inXile Entertainment ve Obsidian Entertainment oyun stüdyolarını satın aldığını duyurdu. Bu yılın başında 5 oyun stüdyosunu bünyesine dahil eden Microsoft’un son hamlesiyle birlikte sadece 2018 yılında satın aldığı oyun stüdyolarının sayısı da son hamlesiyle birlikte 7’ye ulaşmış oldu.
Microsoft’un oyun stüdyolarına odaklanmasının nedeni ise konsol savaşlarında Sony’nin PlayStation’ına (PS) karşı elini güçlendirmek için sadece kendi oyun konsolu olan Xbox One’a özel oyunlar geliştirip, piyasaya sürmek.
Sony’nin karşısında daha güçlü bir konuma erişmek isteyen Microsoft’un satın aldığı inXile Entertainment ve Obsidian Entertainment için ne kadar bir ödeme yaptığı ise açıklanmadı.
Microsoft’un satın aldığı Kaliforniya merkezli bu şirketlerden inXile Entertainment, şu anda Wasteland 2 oyunu üzerinde çalışırken; Obsidian Entertainment ise Fallout: New Vegas, South Park: The Stick of Truth ve the Pillars of Eternity gibi oyunlarıyla biliniyor.
RPG AÇIĞINI KAPATACAK
Microsoft Studios’un başkan yardımcısı Matt Booty’nin satın almayla ilgili yaptığı açıklamaya göre bu iki oyun stüdyosunu, Xbox One’a odaklanmasının yanısıra RPG oyunlar geliştirmek için çalışacak. Obsidian ve inXile, Microsoft Studios çatısı altında bağımsız olarak çalışmaya devam edecek.
Bu yıl, The Initiative, Undead Labs, Playground Games, Ninja Theory ve Compulsion Games gibi oyun stüdyolarını satın alan Microsoft’un bu son satın almasıyla birlikte Microsoft Studios içindeki oyun stüdyolarının sayısı da 13’e ulaşmış oldu.
PAZARDA ÜÇÜNCÜ
Microsoft'u bu kadar çok oyun stüdyosunun bünyesine dahil etmesine yol açan ise pazardaki durumu. 2017 yılı sonu itibariyle küresel konsol satışlarına ilk sırada yüzde 19.6'lık pay ile PlaysStation 4 (PS4) yer alırken, Xbox One ise yüzde 8.2'lik pay ile Nintendo'nun Nintendo Switch konsolunun ardından, üçüncü sırada bulunuyor.
(Habertürk)
Microsoft, inXile Entertainment ve Obsidian Entertainment oyun stüdyolarını satın aldığını duyurdu. Bu yılın başında 5 oyun stüdyosunu bünyesine dahil eden Microsoft’un son hamlesiyle birlikte sadece 2018 yılında satın aldığı oyun stüdyolarının sayısı da son hamlesiyle birlikte 7’ye ulaşmış oldu.
Microsoft’un oyun stüdyolarına odaklanmasının nedeni ise konsol savaşlarında Sony’nin PlayStation’ına (PS) karşı elini güçlendirmek için sadece kendi oyun konsolu olan Xbox One’a özel oyunlar geliştirip, piyasaya sürmek.
Sony’nin karşısında daha güçlü bir konuma erişmek isteyen Microsoft’un satın aldığı inXile Entertainment ve Obsidian Entertainment için ne kadar bir ödeme yaptığı ise açıklanmadı.
Microsoft’un satın aldığı Kaliforniya merkezli bu şirketlerden inXile Entertainment, şu anda Wasteland 2 oyunu üzerinde çalışırken; Obsidian Entertainment ise Fallout: New Vegas, South Park: The Stick of Truth ve the Pillars of Eternity gibi oyunlarıyla biliniyor.
RPG AÇIĞINI KAPATACAK
Microsoft Studios’un başkan yardımcısı Matt Booty’nin satın almayla ilgili yaptığı açıklamaya göre bu iki oyun stüdyosunu, Xbox One’a odaklanmasının yanısıra RPG oyunlar geliştirmek için çalışacak. Obsidian ve inXile, Microsoft Studios çatısı altında bağımsız olarak çalışmaya devam edecek.
Bu yıl, The Initiative, Undead Labs, Playground Games, Ninja Theory ve Compulsion Games gibi oyun stüdyolarını satın alan Microsoft’un bu son satın almasıyla birlikte Microsoft Studios içindeki oyun stüdyolarının sayısı da 13’e ulaşmış oldu.
PAZARDA ÜÇÜNCÜ
Microsoft'u bu kadar çok oyun stüdyosunun bünyesine dahil etmesine yol açan ise pazardaki durumu. 2017 yılı sonu itibariyle küresel konsol satışlarına ilk sırada yüzde 19.6'lık pay ile PlaysStation 4 (PS4) yer alırken, Xbox One ise yüzde 8.2'lik pay ile Nintendo'nun Nintendo Switch konsolunun ardından, üçüncü sırada bulunuyor.
(Habertürk)
13 Kasım 2018 Salı
WhatsApp'tan yayılan yalan haber sonrası 2 kişi yakılarak öldürüldü
Meksika'da WhatsApp üzerinden çok sayıda kişiye paylaşılan 'çocuk hırsızları' haberi sonrası galeyana gelen halk iki kişiyi yakarak öldürdü
Meksika'nın bir kasabasında çocuk kaçıranlara ilişkin dedikodular WhatsApp üzerinden kısa bir sürede yayıldı. Yalan iddianın doğrulğunu araştırmayan kalabalık bir grup, polisin hafif suçlardan dolayı gözaltına aldığı iki kişiyi yakarak öldürdü.
Olay, 29 Ağustos'ta, Meksika'nın merkezindeki Puebla eyaletindeki Acatlan kasabasında meydana geldi.
BBC Türkçe'de yer alan habere göre tüyler ürperten olay özetle şöyle gelişti:
Ricardo Flores adlı 21 yaşındaki genç, hukuk öğrenimini tamamladıktan sonra Acatlan'ın hemen yakınındaki köyüne döndü. Olay günü amcası 43 yaşındaki Alberto Flores ile birlikte, su kuyusunu bitirmek üzere inşaat malzemesi satın alıyordu.
O sırada kasabada "Herkes dikkatli olsun, çocuk kaçıran başbelaları ülkeye girdi" şeklinde bir WhatsApp mesajı dolaşmaya başladı. Mesajda, "Bu kişilerin organ kaçakçılığıyla ilişkili oldukları anlaşılıyor. Son birkaç günde, 4, 8 ve 14 yaşındaki çocuklar kayboldu ve bu çocuklar organlarının çalındığına dair vücutlarındaki işaretlerle ölü bulundu. Karınları kesilmişti ve boştu" şeklinde uydurma haber yer alıyordu. Kalabalık grubun amca ve yeğinini kuşatması üzerine polis iki kişiyi korumak maksadıyla gözaltına alarak karakola götürdü.
Polisin tüm uyarılarına ve 'Bu kişiler suçlu değil' diye anons yapmalarına rağmen kalabalık grup kapıyı kırarak nezarethanedeki iki kişiyi dışarı çıkardı. Polisin öfkeli kalabalığın elinden alamadığı 2 masum üzerlerine benzin dökülüp yakılarak feci şekilde öldürüldü.
Savcıların başka bir kentten Acatlan'a gelmeleri beklenirken, kömürleşmiş cesetler 2 saat boyunca yerde kaldı. Havada ise hâlâ benzin kokusu vardı.
Yetkililere göre, 5 kişiye olayı kışkırtmaktan, onlara ilaveten 4 kişiye de cinayet işlemekten soruşturma başlattı.
WHATSAPP'TAN DOLAYLI MESAJLARA SINIRLAMA
Facebook ve WhatsApp'tan yayılan dedikodular ve yalan haberler, Hindistan, Myanmar ve Sri Lanka'da ölümle sonuçlanan şiddet olaylarına yol açtı.
WhatsApp insanların büyük gruplara mesaj göndermesini sağlayan şifreli bir uygulama.
Hindistan'da WhatsApp çocuk kaçıranlarla ilgili sahte haberler nedeniyle başlayan linç girişimleriyle ilişkilendirildi.
Haziran ayında Assam eyaletinde Abhijit Nath ve Nilotpal Das 200 kişilik bir çete tarafından ölümüne dövüldü.
Reuters Gazetecilik Çalışmaları Enstitüsü'nün raporuna göre, hem WhatsApp hem de Facebook Meksika'da yaygın bir şekilde kullanılıyor. Aynı rapora göre, Meksika'da internet kullanıcılarının yüzde 63'ü sahte haberlerin yayılmasından ya çok endişeli ya da aşırı derecede endişeli olduklarını söylüyor.
WhatsApp konuyla ilgili bazı önlemler alarak mesajların dolaylı olarak gönderildiğini gösteren bir işaret koydu ve bir mesajın iletilmesini dünya çapında 20 kişiyle, Hindistan'da ise 5 ile sınırladı.
Şirket, kullanıcılara dezenformasyon ile ilgili, polislere ise WhatsApp'ı bir kaynak olarak nasıl kullanabileceklerine ilişkin eğitim verdiklerini anlatıyor.
Meksika'nın bir kasabasında çocuk kaçıranlara ilişkin dedikodular WhatsApp üzerinden kısa bir sürede yayıldı. Yalan iddianın doğrulğunu araştırmayan kalabalık bir grup, polisin hafif suçlardan dolayı gözaltına aldığı iki kişiyi yakarak öldürdü.
Olay, 29 Ağustos'ta, Meksika'nın merkezindeki Puebla eyaletindeki Acatlan kasabasında meydana geldi.
BBC Türkçe'de yer alan habere göre tüyler ürperten olay özetle şöyle gelişti:
Ricardo Flores adlı 21 yaşındaki genç, hukuk öğrenimini tamamladıktan sonra Acatlan'ın hemen yakınındaki köyüne döndü. Olay günü amcası 43 yaşındaki Alberto Flores ile birlikte, su kuyusunu bitirmek üzere inşaat malzemesi satın alıyordu.
O sırada kasabada "Herkes dikkatli olsun, çocuk kaçıran başbelaları ülkeye girdi" şeklinde bir WhatsApp mesajı dolaşmaya başladı. Mesajda, "Bu kişilerin organ kaçakçılığıyla ilişkili oldukları anlaşılıyor. Son birkaç günde, 4, 8 ve 14 yaşındaki çocuklar kayboldu ve bu çocuklar organlarının çalındığına dair vücutlarındaki işaretlerle ölü bulundu. Karınları kesilmişti ve boştu" şeklinde uydurma haber yer alıyordu. Kalabalık grubun amca ve yeğinini kuşatması üzerine polis iki kişiyi korumak maksadıyla gözaltına alarak karakola götürdü.
Polisin tüm uyarılarına ve 'Bu kişiler suçlu değil' diye anons yapmalarına rağmen kalabalık grup kapıyı kırarak nezarethanedeki iki kişiyi dışarı çıkardı. Polisin öfkeli kalabalığın elinden alamadığı 2 masum üzerlerine benzin dökülüp yakılarak feci şekilde öldürüldü.
Savcıların başka bir kentten Acatlan'a gelmeleri beklenirken, kömürleşmiş cesetler 2 saat boyunca yerde kaldı. Havada ise hâlâ benzin kokusu vardı.
Yetkililere göre, 5 kişiye olayı kışkırtmaktan, onlara ilaveten 4 kişiye de cinayet işlemekten soruşturma başlattı.
WHATSAPP'TAN DOLAYLI MESAJLARA SINIRLAMA
Facebook ve WhatsApp'tan yayılan dedikodular ve yalan haberler, Hindistan, Myanmar ve Sri Lanka'da ölümle sonuçlanan şiddet olaylarına yol açtı.
WhatsApp insanların büyük gruplara mesaj göndermesini sağlayan şifreli bir uygulama.
Hindistan'da WhatsApp çocuk kaçıranlarla ilgili sahte haberler nedeniyle başlayan linç girişimleriyle ilişkilendirildi.
Haziran ayında Assam eyaletinde Abhijit Nath ve Nilotpal Das 200 kişilik bir çete tarafından ölümüne dövüldü.
Reuters Gazetecilik Çalışmaları Enstitüsü'nün raporuna göre, hem WhatsApp hem de Facebook Meksika'da yaygın bir şekilde kullanılıyor. Aynı rapora göre, Meksika'da internet kullanıcılarının yüzde 63'ü sahte haberlerin yayılmasından ya çok endişeli ya da aşırı derecede endişeli olduklarını söylüyor.
WhatsApp konuyla ilgili bazı önlemler alarak mesajların dolaylı olarak gönderildiğini gösteren bir işaret koydu ve bir mesajın iletilmesini dünya çapında 20 kişiyle, Hindistan'da ise 5 ile sınırladı.
Şirket, kullanıcılara dezenformasyon ile ilgili, polislere ise WhatsApp'ı bir kaynak olarak nasıl kullanabileceklerine ilişkin eğitim verdiklerini anlatıyor.
Booking.com'dan Türkiye açıklaması
Booking.com Başkanı ve Üst Yöneticisi Gillian Tans, "Türkiye’deki hizmetlerimizde yaşanan sıkıntılara çözüm bulabilmeye yönelik Türk hükümetiyle temas halindeyiz. Umarım yakın gelecekte vergi konusunda çözüm buluruz” dedi
Türkiye'deki faaliyetleri durdurulan online otel rezervasyon portalı Booking.com’un Başkanı ve Üst Yöneticisi (CEO) Gillian Tans, çok sayıda uluslararası turisti Türkiye’ye göndermeye devam ettiklerini belirterek, “Türkiye’deki hizmetlerimizde yaşanan sıkıntılara çözüm bulabilmeye yönelik Türk hükümetiyle temas halindeyiz. Umarım yakın gelecekte vergi konusunda bir çözüm buluruz” dedi.
Almanya’nın başkenti Berlin’de düzenlenen Süddeutsche Zeitung 12. Ekonomi Zirvesi'ne katılan Booking.com'un Başkanı ve CEO'su Tans, AA muhabirine Booking.com’un Türkiye’deki faaliyetlerine ilişkin değerlendirmelerde bulundu.
Türk hükümetinin Booking.com’un Türkiye’de vergi ödemesi konusunda talebi olduğunun hatırlatılması üzerine, Tans, “Booking.com Hollandalı bir şirkettir ve Türkiye dahil olmak üzere faaliyet gösterdiğimiz ülkelerde yerel yasalara ve tüm ulusal ve uluslararası vergi yasalarına uymaktadır.” ifadesini kullandı.
Tans, "Türkiye’de Booking.com tarafından yerel verginin ödenmesi konusunda, şirketin üst yöneticisi olarak ne düşünüyorsunuz?" sorusuna ise şöyle cevap verdi:
“Bu konuda konuşmak gerçekten zor. Booking.com Hollanda’da kurulduğu 1996’dan beri Avrupa'da geçerli tüm vergileri ödeyen bir Avrupa şirketidir. Kesinlikle amacımız, ürünümüzü Türk müşterilerine sunmak. Çok sayıda uluslararası turisti halen Türkiye’ye göndermeye devam ediyoruz. Türkiye’deki hizmetlerimizde yaşanan sıkıntılara çözüm bulabilmeye yönelik Türk hükümetiyle temas halindeyiz. Umarım yakın gelecekte vergi konusunda bir çözüm buluruz.”
"Amacımız, ürünümüzü Türk müşterilerine sunmak"
Dünyada, çok sayıda insanın hareketli şehirleri ve muhteşem kumsalları olan, eşsiz yemek ve kültüre sahip Türkiye'ye seyahat etmek istediğine işaret eden Tans, “Türkiye Booking.com için önemli bir pazar ve çok önemli bir ülke. Aynı zamanda, booking.com olarak yurt dışındaki harika seyahat yerleriyle bağlantı kurarak, Türkiye'den müşteriler için de büyük hizmetler veriyoruz. Türkiye’de bizimle çalışan her türden seyahat hizmeti sağlayan Türk işletmeler var. Bunların işlerinin artması için çok yakın çalışıyoruz. Eğer Türk müşterilerin yeniden yurt içi seyahatlerine yardımcı olarak bu işletmelere daha fazla iş getirirsek bu harika olacak.” değerlendirmesinde bulundu.
Türkiye'deki faaliyetleri durdurulan online otel rezervasyon portalı Booking.com’un Başkanı ve Üst Yöneticisi (CEO) Gillian Tans, çok sayıda uluslararası turisti Türkiye’ye göndermeye devam ettiklerini belirterek, “Türkiye’deki hizmetlerimizde yaşanan sıkıntılara çözüm bulabilmeye yönelik Türk hükümetiyle temas halindeyiz. Umarım yakın gelecekte vergi konusunda bir çözüm buluruz” dedi.
Almanya’nın başkenti Berlin’de düzenlenen Süddeutsche Zeitung 12. Ekonomi Zirvesi'ne katılan Booking.com'un Başkanı ve CEO'su Tans, AA muhabirine Booking.com’un Türkiye’deki faaliyetlerine ilişkin değerlendirmelerde bulundu.
Türk hükümetinin Booking.com’un Türkiye’de vergi ödemesi konusunda talebi olduğunun hatırlatılması üzerine, Tans, “Booking.com Hollandalı bir şirkettir ve Türkiye dahil olmak üzere faaliyet gösterdiğimiz ülkelerde yerel yasalara ve tüm ulusal ve uluslararası vergi yasalarına uymaktadır.” ifadesini kullandı.
Tans, "Türkiye’de Booking.com tarafından yerel verginin ödenmesi konusunda, şirketin üst yöneticisi olarak ne düşünüyorsunuz?" sorusuna ise şöyle cevap verdi:
“Bu konuda konuşmak gerçekten zor. Booking.com Hollanda’da kurulduğu 1996’dan beri Avrupa'da geçerli tüm vergileri ödeyen bir Avrupa şirketidir. Kesinlikle amacımız, ürünümüzü Türk müşterilerine sunmak. Çok sayıda uluslararası turisti halen Türkiye’ye göndermeye devam ediyoruz. Türkiye’deki hizmetlerimizde yaşanan sıkıntılara çözüm bulabilmeye yönelik Türk hükümetiyle temas halindeyiz. Umarım yakın gelecekte vergi konusunda bir çözüm buluruz.”
"Amacımız, ürünümüzü Türk müşterilerine sunmak"
Dünyada, çok sayıda insanın hareketli şehirleri ve muhteşem kumsalları olan, eşsiz yemek ve kültüre sahip Türkiye'ye seyahat etmek istediğine işaret eden Tans, “Türkiye Booking.com için önemli bir pazar ve çok önemli bir ülke. Aynı zamanda, booking.com olarak yurt dışındaki harika seyahat yerleriyle bağlantı kurarak, Türkiye'den müşteriler için de büyük hizmetler veriyoruz. Türkiye’de bizimle çalışan her türden seyahat hizmeti sağlayan Türk işletmeler var. Bunların işlerinin artması için çok yakın çalışıyoruz. Eğer Türk müşterilerin yeniden yurt içi seyahatlerine yardımcı olarak bu işletmelere daha fazla iş getirirsek bu harika olacak.” değerlendirmesinde bulundu.
12 Kasım 2018 Pazartesi
Silikon Vadisi’nin yeni rakibi Boston
Boston son 10 yılda biyoteknoloji yatırımlarını yüzde 30 artırdı ve bu konuda dünyanın en önemli merkezlerinden biri haline geldi
Boston'a gitmek için herkesin farklı bir sebebi var. ABD'nin en eski ve en varlıklı şehirlerinden biri öncelikle. 17. yüzyılda yerliler tarafından kurulmuş. Şehir adını bölgeye ilk yerleşen İngilizlerden almış. 19. yüzyıldan kalma sömürge dönemine ait binaların arasında kaybolmak, Charles Nehri'nde gezintiye çıkmak, ıstakoz yemek, müzelerinde ve kütüphanesinde vakit geçirmek yeterince tatmin edici görünse de dünyanın en önemli biyotek (bioteknoloji) üssü olduğunu da unutmamak gerekiyor. MIT, Harvard, Northeastern, UMBoston'ın da aralarında bulunduğu 35 üniversite var şehirde. Toplam 152 bin öğrenci yaklaşık 1.5 milyar dolarlık ekonomi yaratıyor. Devlet de sağlık yatırımlarının yüzde 85'ini buraya aktarıyor. San Francisco demek nasıl 'Silikon Vadisi' demekse Boston da 'Biyotek' demek.
NADİR HASTALIKLARA AŞI
O halde gelin bu kez Boston'un seyirlik yerlerine değil de biyoteknoloji üslerine göz atalım. MIT, Harvard, Fransız şirketi Sanofi ve çok daha fazlası Boston'u biyoteknolojinin merkezi yapıyor. Şehirde bir biyoteknoloji ekosistemi yaratılmış. Yaklaşık 75 bin kişi bu alanda çalışıyor. Yeni ilaçlar bulmak için araştırmalar yapıyor. Devlet desteği dışında kurumlar, hastaneler ve üniversiteler de bu alanda yatırımlarını her geçen gün artırıyor. Fransız şirketi Sanofi'nin de ana merkezi Boston'da örneğin. Framingham'da uzay üssünü aratmayan araştırma ve üretim merkezleri var. 10-12 yıl süren araştırmalar sonucunda biyotek ilaçları üretiyorlar. Her biri için de yaklaşık 2.5-3 milyar dolarlık yatırım yapıyorlar. Sanofi araştırma ve üretim merkezinde üretilen ilaçlar arasında nadir görünen hastalıklar için olanlar da var. Doğuştan olan ve teşhisi konana kadar 10-15 yıl geçen hastalıklar bunlar. Kimine 2 bin kişide kimine 200 bin kişide bir rastlanıyor. Şirket yedi nadir görünen hastalığa karşı aşı geliştirmiş. Halk arasında egzama olarak bilinen atomik dermotitin dışında, Gaucher, Fabry, MPS, Pompe gibi hastalıkların ilaçları işte tam da burada üretiliyor. Yine aynı binada nadir hastalıklara yakalanan çocukların yaptıkları resimlerin yer aldığı Expression of Hope (Umudun İfadesi) sergisi yer alıyor. Firmanın 2020 hedefinde ise onkoloji, damar sertliği, astım gibi alanlarda yeni biyoteknolojik tedaviler geliştirmek var.
MIT EN İYİLERDEN
MIT teknoloji ve mühendislik alanında dünyanın en iyi üniversitesi unvanını elinde bulunduruyor. Üniversite önemli araştırmalara imza atan ilaç şirketleri ve sağlık kurumlarıyla işbirlikleri yapıyor. Son yıllarda özellikle onkolojii alanında büyük araştırmalara imza atıyor. Üniversite kampüsü tıpkı Harvard gibi Charles Nehri'nin Cambridge tarafında yer alıyor. Kampüse kadar gitmişken hediyelik eşya dükkanından logolu ürünler satın alabilirsiniz. Bu arada Türkiye'den bazı tanıdık simaların çocuklarının göbek bağlarını veya dişlerini MIT ya da Harvard kampüsüne gömmek için geldiklerini biliyorum.
HARVARD ÜNİVERSİTESİ
Pek çok ABD başkanının da eğitim gördüğü yer olan Harvard Üniversitesi 15 milyon kitap ile dünyanın en büyük akademik kütüphanesi olma unvanını elinde tutuyor. Maalesef öğrenci olmayanlar kütüphaneye giremiyor. Yine de gösterişli binasının önünde bir hatıra fotoğrafı çektirebilir ya da şans getirmesi için bahçedeki John Harvard heykelinin sol ayağını okşayabilirsiniz. Sınav öncesi bunu yapmak bir gelenek haline gelmiş. Kimileri de ileride bu okula girebilmek ya da çocuğu girsin diye bunu yapıyor. Heykelin bu bölümü aşınmaktan renk değiştirmiş. Güzel Sanatlar Müzesi'nin kampüs içinde dört katlı özel bir bölümü var. Kronolojik olarak eskiden yeniye dizilmiş. Eski Mısır ve Roma döneminden tutun da empresyonizm, kübizm gibi pek çok akımda önemli sanatçıların başyapıtlarını görebilirsiniz. Bir-iki saatinizi de mutlaka buraya ayırın. Sonrasında hediyelik eşya dükkanına uğramayı unutmayın tabii.
ÖRDEĞE BİNİN, AKVARYUMU GEZİN!
*New England Akvaryumu özellikle çocuklu ailelerin mutlaka uğraması gereken bir adres. 1969 yılında açılan akvaryumu her yıl yaklaşık 1.5 milyon kişi ziyaret ediyor. Dört katlı akvaryumda yüzlerce deniz canlısı bulunuyor.
*Duck Tours (Ördek Turları) şehrin simgelerinden biri. Turistik ama ilk kez gidenlerin mutlaka deneyimlemesi gereken bir aktivite. Hem denizde hem karada giden ördeği andıran araçlarla yapılan 1.5 saatlik şehir turu aslında.
*Eğlence, sosyalleşme ve alışveriş için adresiniz tartışmasız Newbury Caddesi olmalı. Sanat galerileri, gece kulüpleri, popüler kafeler bu caddede sıralanıyor. Paralel sokaklarında kaybolmak da keyifli.
*Gelelim benim en sevdiğim yerlerden birine Küçük İtalya yani North End'e. Deniz ürünleri sunan restoranları popüler. Ama Mike's Pastry isimli pastanesinin önünde günün her saati uzun kuyruklar oluşuyor. Gözünüz korkmazsa bekleyebilir ve istediğiniz tatlıyı tadabilirsiniz.
Boston'a gitmek için herkesin farklı bir sebebi var. ABD'nin en eski ve en varlıklı şehirlerinden biri öncelikle. 17. yüzyılda yerliler tarafından kurulmuş. Şehir adını bölgeye ilk yerleşen İngilizlerden almış. 19. yüzyıldan kalma sömürge dönemine ait binaların arasında kaybolmak, Charles Nehri'nde gezintiye çıkmak, ıstakoz yemek, müzelerinde ve kütüphanesinde vakit geçirmek yeterince tatmin edici görünse de dünyanın en önemli biyotek (bioteknoloji) üssü olduğunu da unutmamak gerekiyor. MIT, Harvard, Northeastern, UMBoston'ın da aralarında bulunduğu 35 üniversite var şehirde. Toplam 152 bin öğrenci yaklaşık 1.5 milyar dolarlık ekonomi yaratıyor. Devlet de sağlık yatırımlarının yüzde 85'ini buraya aktarıyor. San Francisco demek nasıl 'Silikon Vadisi' demekse Boston da 'Biyotek' demek.
NADİR HASTALIKLARA AŞI
O halde gelin bu kez Boston'un seyirlik yerlerine değil de biyoteknoloji üslerine göz atalım. MIT, Harvard, Fransız şirketi Sanofi ve çok daha fazlası Boston'u biyoteknolojinin merkezi yapıyor. Şehirde bir biyoteknoloji ekosistemi yaratılmış. Yaklaşık 75 bin kişi bu alanda çalışıyor. Yeni ilaçlar bulmak için araştırmalar yapıyor. Devlet desteği dışında kurumlar, hastaneler ve üniversiteler de bu alanda yatırımlarını her geçen gün artırıyor. Fransız şirketi Sanofi'nin de ana merkezi Boston'da örneğin. Framingham'da uzay üssünü aratmayan araştırma ve üretim merkezleri var. 10-12 yıl süren araştırmalar sonucunda biyotek ilaçları üretiyorlar. Her biri için de yaklaşık 2.5-3 milyar dolarlık yatırım yapıyorlar. Sanofi araştırma ve üretim merkezinde üretilen ilaçlar arasında nadir görünen hastalıklar için olanlar da var. Doğuştan olan ve teşhisi konana kadar 10-15 yıl geçen hastalıklar bunlar. Kimine 2 bin kişide kimine 200 bin kişide bir rastlanıyor. Şirket yedi nadir görünen hastalığa karşı aşı geliştirmiş. Halk arasında egzama olarak bilinen atomik dermotitin dışında, Gaucher, Fabry, MPS, Pompe gibi hastalıkların ilaçları işte tam da burada üretiliyor. Yine aynı binada nadir hastalıklara yakalanan çocukların yaptıkları resimlerin yer aldığı Expression of Hope (Umudun İfadesi) sergisi yer alıyor. Firmanın 2020 hedefinde ise onkoloji, damar sertliği, astım gibi alanlarda yeni biyoteknolojik tedaviler geliştirmek var.
MIT EN İYİLERDEN
MIT teknoloji ve mühendislik alanında dünyanın en iyi üniversitesi unvanını elinde bulunduruyor. Üniversite önemli araştırmalara imza atan ilaç şirketleri ve sağlık kurumlarıyla işbirlikleri yapıyor. Son yıllarda özellikle onkolojii alanında büyük araştırmalara imza atıyor. Üniversite kampüsü tıpkı Harvard gibi Charles Nehri'nin Cambridge tarafında yer alıyor. Kampüse kadar gitmişken hediyelik eşya dükkanından logolu ürünler satın alabilirsiniz. Bu arada Türkiye'den bazı tanıdık simaların çocuklarının göbek bağlarını veya dişlerini MIT ya da Harvard kampüsüne gömmek için geldiklerini biliyorum.
HARVARD ÜNİVERSİTESİ
Pek çok ABD başkanının da eğitim gördüğü yer olan Harvard Üniversitesi 15 milyon kitap ile dünyanın en büyük akademik kütüphanesi olma unvanını elinde tutuyor. Maalesef öğrenci olmayanlar kütüphaneye giremiyor. Yine de gösterişli binasının önünde bir hatıra fotoğrafı çektirebilir ya da şans getirmesi için bahçedeki John Harvard heykelinin sol ayağını okşayabilirsiniz. Sınav öncesi bunu yapmak bir gelenek haline gelmiş. Kimileri de ileride bu okula girebilmek ya da çocuğu girsin diye bunu yapıyor. Heykelin bu bölümü aşınmaktan renk değiştirmiş. Güzel Sanatlar Müzesi'nin kampüs içinde dört katlı özel bir bölümü var. Kronolojik olarak eskiden yeniye dizilmiş. Eski Mısır ve Roma döneminden tutun da empresyonizm, kübizm gibi pek çok akımda önemli sanatçıların başyapıtlarını görebilirsiniz. Bir-iki saatinizi de mutlaka buraya ayırın. Sonrasında hediyelik eşya dükkanına uğramayı unutmayın tabii.
ÖRDEĞE BİNİN, AKVARYUMU GEZİN!
*New England Akvaryumu özellikle çocuklu ailelerin mutlaka uğraması gereken bir adres. 1969 yılında açılan akvaryumu her yıl yaklaşık 1.5 milyon kişi ziyaret ediyor. Dört katlı akvaryumda yüzlerce deniz canlısı bulunuyor.
*Duck Tours (Ördek Turları) şehrin simgelerinden biri. Turistik ama ilk kez gidenlerin mutlaka deneyimlemesi gereken bir aktivite. Hem denizde hem karada giden ördeği andıran araçlarla yapılan 1.5 saatlik şehir turu aslında.
*Eğlence, sosyalleşme ve alışveriş için adresiniz tartışmasız Newbury Caddesi olmalı. Sanat galerileri, gece kulüpleri, popüler kafeler bu caddede sıralanıyor. Paralel sokaklarında kaybolmak da keyifli.
*Gelelim benim en sevdiğim yerlerden birine Küçük İtalya yani North End'e. Deniz ürünleri sunan restoranları popüler. Ama Mike's Pastry isimli pastanesinin önünde günün her saati uzun kuyruklar oluşuyor. Gözünüz korkmazsa bekleyebilir ve istediğiniz tatlıyı tadabilirsiniz.
11 Kasım 2018 Pazar
'IQ'nun tek başına yeterli olmadığı çok net'
TÜSİAD Yönetim Kurulu Başkanı Erol Bilecik, "Yüksek IQ mesleki performans ve kariyer başarısı için yeterliydi ama artık IQ'nun tek başına yeterli olmadığı çok net." dedi.
Orta Doğu Teknik Üniversitesi (ODTÜ) ile Türkiye Zeka Vakfı iş birliğinde ODTÜ Kültür ve Kongre Merkezi'nde düzenlenen "6. Zeka ve Yetenek Kongresi"nin açılışında konuşan Bilecik, etkinliğe katılmaktan duyduğu memnuniyeti ifade ederek, zeka ve yetenek konusunu her yıl gündeme getiren programın düzenlenmesinde emeği geçenlere teşekkür etti.
Türk Sanayicileri ve İş İnsanları Derneği (TÜSİAD) Yönetim Kurulu Başkanı Erol Bilecik, 4. sanayi devrimi sürecinde bilgi ekonomisi ve dijital dönüşüm kavramlarının her gün daha fazla konuşulduğunu belirterek, dönüşümün her alanda kendini gösterdiğini, mesleklerin de giderek daha farklı zihinsel beceriler gerektiren bir dönüşüm içine girdiğini ifade etti.
İş gücü piyasasında ihtiyaç duyulacak becerilerin bugünden öngörülemez hale geldiğini söyleyen Bilecik, bu durumun gençlerin dijital çağa uygun yeni yetenekler kazanmasını daha önemli kıldığının altını çizdi.
Çağı yakalayabilmek için sahip olunan bilginin artırılması gerektiğini vurgulayan Bilecik, "Artık, bir insanın zekası bilgisine göre değil, bilgi edinme yeteneğine göre ölçülüyor. Hemen her gün öğrenme, sorgulama ve yenilenme sorumluluğu olan bu çağda yeni bilgi edinmek hepimizi fazlasıyla yakından ilgilendiriyor." dedi.
Bilecik, dijital zekanın her geçen gün daha çok önem kazandığını belirterek, "İş dünyasında yıllar boyunca zeka denilince aklımıza hep IQ yani bilgisel veya bilişsel zeka geldi. Yüksek IQ mesleki performans ve kariyer başarısı için yeterliydi ama artık IQ'nun tek başına yeterli olmadığı çok net. Son yıllarda IQ başrolü başka becerilerle paylaşmaya başladı. Şimdi daha kalabalık ve renkli olan bir sahne var. EQ yani duygusal zeka insanın halinden anlamayı, gerektiğinde destek olmayı, birbirine ve değişen şartlara uyum sağlamayı strese dirençli olabilmeyi ve sadece işte değil hayatta da daha fazla başarılı olmaya işaret ediyor." ifadelerini kullandı.
İş insanları için yüksek bilişsel ve duygusal zekanın yanında kültürel zekanın da önemli olduğunu kaydeden Bilecik şöyle konuştu:
"Küreselleşme ile seyahat imkanlarımız çoğaldı. Ardından internet ve yeni iletişim teknolojileri sayesinde de iş yapma alışkanlıklarımız tamamen değişmeye başladı. Dünya gittikçe bir küçük ekrana sığacak kadar da küçüldü. Bu sayede bütün iş ortaklarımız ve paydaşlarımız çoğu zaman uluslararası düzeyde olabiliyor. Kültürel zekamız ne kadar yüksekse farklı kültürlere de daha fazla uyum sağlıyor, tüm dünya insanlarıyla daha kolay ilişki kurabiliyoruz."
"Eğitim çok yönlü gelişimi desteklemeli"
Yeni nesillerin geleceğe hazırlanmasının yolunun eğitimden geçtiğini ifade eden Bilecik, şunları kaydetti:
"Eğitim sistemimizin yeni nesilleri değişime hazırlaması son derece önemli, okul ve öğrenme ortamlarının, çocukların zeka gelişimini, çok yönlü gelişimini desteklemesi gerekiyor. Yetenekleri desteklenen ve yetenekli oldukları alanlarda başarıyla ilerleyen ve mutlu olan öğrenciler yetiştirmeliyiz. Üstün yeteneklere sahip çocukların da özel programlarla desteklenmesi son derece önemli. Bizi hayal ettiğimiz Türkiye'ye gençlerimiz taşıyacak. Ezberlemek yerine bilgi üretebilen, muhakeme gücü yüksek, iş birliğine açık, problem çözme becerisi yüksek, eleştirel düşünebilen ve hayat boyu öğrenmeyi benimseyen gençler mutlaka bizleri aydınlık yarınlara kavuşturacak."
Türkiye Zeka Vakfı Başkanı Emrehan Halıcı da etkinliklerle zeka ve yetenek konusunu eğitim, iş hayatı ve sosyal hayatta ön plana çıkarmaya çalıştıklarını belirterek, eğitimde sadece bilgi odaklı bir müfredat ya da sınav sistemi yerine üretkenliği, keşfediciliği, zekayı, yetenek ve beceriyi de merkeze alan bir eğitim yaklaşımının olması gerektiğini savundu.
ODTÜ Rektörü Prof. Dr. Mustafa Verşan Kök ise üniversite olarak yapılacak her türlü bilimsel çalışmaya destek vermeye hazır olduklarını ifade ederek, zeka potansiyeli yüksek ve yetenekli bireylerin desteklenmesinin ülkenin gelişimi ve kalkınmasındaki önemine dikkati çekti.
Orta Doğu Teknik Üniversitesi (ODTÜ) ile Türkiye Zeka Vakfı iş birliğinde ODTÜ Kültür ve Kongre Merkezi'nde düzenlenen "6. Zeka ve Yetenek Kongresi"nin açılışında konuşan Bilecik, etkinliğe katılmaktan duyduğu memnuniyeti ifade ederek, zeka ve yetenek konusunu her yıl gündeme getiren programın düzenlenmesinde emeği geçenlere teşekkür etti.
Türk Sanayicileri ve İş İnsanları Derneği (TÜSİAD) Yönetim Kurulu Başkanı Erol Bilecik, 4. sanayi devrimi sürecinde bilgi ekonomisi ve dijital dönüşüm kavramlarının her gün daha fazla konuşulduğunu belirterek, dönüşümün her alanda kendini gösterdiğini, mesleklerin de giderek daha farklı zihinsel beceriler gerektiren bir dönüşüm içine girdiğini ifade etti.
İş gücü piyasasında ihtiyaç duyulacak becerilerin bugünden öngörülemez hale geldiğini söyleyen Bilecik, bu durumun gençlerin dijital çağa uygun yeni yetenekler kazanmasını daha önemli kıldığının altını çizdi.
Çağı yakalayabilmek için sahip olunan bilginin artırılması gerektiğini vurgulayan Bilecik, "Artık, bir insanın zekası bilgisine göre değil, bilgi edinme yeteneğine göre ölçülüyor. Hemen her gün öğrenme, sorgulama ve yenilenme sorumluluğu olan bu çağda yeni bilgi edinmek hepimizi fazlasıyla yakından ilgilendiriyor." dedi.
Bilecik, dijital zekanın her geçen gün daha çok önem kazandığını belirterek, "İş dünyasında yıllar boyunca zeka denilince aklımıza hep IQ yani bilgisel veya bilişsel zeka geldi. Yüksek IQ mesleki performans ve kariyer başarısı için yeterliydi ama artık IQ'nun tek başına yeterli olmadığı çok net. Son yıllarda IQ başrolü başka becerilerle paylaşmaya başladı. Şimdi daha kalabalık ve renkli olan bir sahne var. EQ yani duygusal zeka insanın halinden anlamayı, gerektiğinde destek olmayı, birbirine ve değişen şartlara uyum sağlamayı strese dirençli olabilmeyi ve sadece işte değil hayatta da daha fazla başarılı olmaya işaret ediyor." ifadelerini kullandı.
İş insanları için yüksek bilişsel ve duygusal zekanın yanında kültürel zekanın da önemli olduğunu kaydeden Bilecik şöyle konuştu:
"Küreselleşme ile seyahat imkanlarımız çoğaldı. Ardından internet ve yeni iletişim teknolojileri sayesinde de iş yapma alışkanlıklarımız tamamen değişmeye başladı. Dünya gittikçe bir küçük ekrana sığacak kadar da küçüldü. Bu sayede bütün iş ortaklarımız ve paydaşlarımız çoğu zaman uluslararası düzeyde olabiliyor. Kültürel zekamız ne kadar yüksekse farklı kültürlere de daha fazla uyum sağlıyor, tüm dünya insanlarıyla daha kolay ilişki kurabiliyoruz."
"Eğitim çok yönlü gelişimi desteklemeli"
Yeni nesillerin geleceğe hazırlanmasının yolunun eğitimden geçtiğini ifade eden Bilecik, şunları kaydetti:
"Eğitim sistemimizin yeni nesilleri değişime hazırlaması son derece önemli, okul ve öğrenme ortamlarının, çocukların zeka gelişimini, çok yönlü gelişimini desteklemesi gerekiyor. Yetenekleri desteklenen ve yetenekli oldukları alanlarda başarıyla ilerleyen ve mutlu olan öğrenciler yetiştirmeliyiz. Üstün yeteneklere sahip çocukların da özel programlarla desteklenmesi son derece önemli. Bizi hayal ettiğimiz Türkiye'ye gençlerimiz taşıyacak. Ezberlemek yerine bilgi üretebilen, muhakeme gücü yüksek, iş birliğine açık, problem çözme becerisi yüksek, eleştirel düşünebilen ve hayat boyu öğrenmeyi benimseyen gençler mutlaka bizleri aydınlık yarınlara kavuşturacak."
Türkiye Zeka Vakfı Başkanı Emrehan Halıcı da etkinliklerle zeka ve yetenek konusunu eğitim, iş hayatı ve sosyal hayatta ön plana çıkarmaya çalıştıklarını belirterek, eğitimde sadece bilgi odaklı bir müfredat ya da sınav sistemi yerine üretkenliği, keşfediciliği, zekayı, yetenek ve beceriyi de merkeze alan bir eğitim yaklaşımının olması gerektiğini savundu.
ODTÜ Rektörü Prof. Dr. Mustafa Verşan Kök ise üniversite olarak yapılacak her türlü bilimsel çalışmaya destek vermeye hazır olduklarını ifade ederek, zeka potansiyeli yüksek ve yetenekli bireylerin desteklenmesinin ülkenin gelişimi ve kalkınmasındaki önemine dikkati çekti.
Evden çalışma motivasyonu arttırıyor
Freelance çalışma sisteminin Türkiye’de her geçen gün daha da kabul gördüğünü anlatan SanalUzman Genel Müdürü Niyazi Bekiroğlu, rakamlara dikkat çekiyor.
Araştırmalara göre bir ofise bağlı olmadan çalışmak, kişilerin işlerine karşı motivasyonunu arttırıyor. İş – özel yaşam dengesi konusunda önemli bir serbestlik sunan freelance çalışma modeli, her geçen gün daha çok insan tarafından tercih ediliyor. Nitekim Türkiye bu alanda Avrupa’da en hızlı büyüyen ülkeler arasında yer alıyor.
Projeleri için uzman bulmakta zorlanan işverenlerle, freelancer’ları bir araya getiren online iş platformu SanalUzman, 2023 yılında yaklaşık 8.5 milyon freelance çalışanın Türkiye iş piyasasındaki yerini alacağını öngörüyor.
KÜÇÜK ÖLÇEKLİ ŞİRKET ÇALIŞANLARI DAHA ŞANSLI
Rahat bir çalışma ortamı her çalışanın hayali, hele ki bu ortam kişinin kendi evi ise… Araştırmalar küçük ölçekli şirket çalışanlarının bu konuda daha şanslı olduğunu ortaya koyuyor. Öyle ki global bir araştırma şirketinin hazırladığı rapora göre küçük ve orta ölçekli şirket çalışanlarının yüzde 50’sinden fazlası serbest yani ofis dışında çalışma hakkına sahip olduğunu belirtiyor. Büyük ölçekli kurum çalışanlarının ise yüzde 86’sı haftada bir gün veya daha fazla serbest çalışmak istiyor. Bu kitlenin yüzde 26’sı haftada bir gün serbest çalışabiliyor.
Serbest (freelance) çalışma kişilerin motivasyonunu arttırdığı gibi iş – özel yaşam dengesini de düzenliyor. Modern dünyadaki en önemli ihtiyaçlardan biri olan iş – özel yaşam dengesi, çalışanların yüzde 50’sinin sorun yaşadığı bir alan. Hal böyle olunca hem çalışanların hem de kurumların serbest çalışmaya yani freelance çalışma sistemine bakışı her geçen gün olumlu yönde değişiyor. 2027 yılında sadece ABD’de; işgücünün yüzde 36’sını oluşturan 57 milyondan fazla kişinin, freelance olarak çalışacağı tahmin ediliyor. Geçen yıl esnek çalışma modelini benimseyen şirketlerin sayısının yüzde 26 artması da bu tablonun bir diğer destekçisi.
Türkiye, Avrupa’da en hızlı büyüyen ülkelerden biri
Freelance çalışma sisteminin Türkiye’de her geçen gün daha da kabul gördüğünü anlatan SanalUzman Genel Müdürü Niyazi Bekiroğlu, rakamlara dikkat çekiyor. Bekiroğlu, “Türkiye dünyadaki serbest çalışma eğilimini yakından takip eden ülkeler arasında. 2023 yılında yaklaşık 8.5 milyon freelance çalışanın Türkiye iş piyasasındaki yerini alması bekleniyor” diyor. Bekiroğlu, “Global bir şirketin yaptığı araştırmaya göre; beyaz yaka katılımcıların yüzde 63’ü sekiz saatlik iş gücünün yakın bir gelecekte geçerliliğini yitireceğine inanıyor. Yüzde 68’i ise işin geleneksel bir ofiste değil, farklı bir noktadan da yapılabileceği görüşünde. Rapora göre bir kuruma bağlı çalışanların yüzde 53’ü önümüzdeki beş sene içinde serbest çalışan olmayı istediğini belirtiyor. Tüm bu araştırma sonuçları, serbest çalışma ve motivasyon arasında önemli bir ilişki olduğunun göstergesi. Türkiye, serbest çalışma konusunda Avrupa’da en hızlı büyüyen ülkelerden biri” diyor.
Araştırmalara göre bir ofise bağlı olmadan çalışmak, kişilerin işlerine karşı motivasyonunu arttırıyor. İş – özel yaşam dengesi konusunda önemli bir serbestlik sunan freelance çalışma modeli, her geçen gün daha çok insan tarafından tercih ediliyor. Nitekim Türkiye bu alanda Avrupa’da en hızlı büyüyen ülkeler arasında yer alıyor.
Projeleri için uzman bulmakta zorlanan işverenlerle, freelancer’ları bir araya getiren online iş platformu SanalUzman, 2023 yılında yaklaşık 8.5 milyon freelance çalışanın Türkiye iş piyasasındaki yerini alacağını öngörüyor.
KÜÇÜK ÖLÇEKLİ ŞİRKET ÇALIŞANLARI DAHA ŞANSLI
Rahat bir çalışma ortamı her çalışanın hayali, hele ki bu ortam kişinin kendi evi ise… Araştırmalar küçük ölçekli şirket çalışanlarının bu konuda daha şanslı olduğunu ortaya koyuyor. Öyle ki global bir araştırma şirketinin hazırladığı rapora göre küçük ve orta ölçekli şirket çalışanlarının yüzde 50’sinden fazlası serbest yani ofis dışında çalışma hakkına sahip olduğunu belirtiyor. Büyük ölçekli kurum çalışanlarının ise yüzde 86’sı haftada bir gün veya daha fazla serbest çalışmak istiyor. Bu kitlenin yüzde 26’sı haftada bir gün serbest çalışabiliyor.
Serbest (freelance) çalışma kişilerin motivasyonunu arttırdığı gibi iş – özel yaşam dengesini de düzenliyor. Modern dünyadaki en önemli ihtiyaçlardan biri olan iş – özel yaşam dengesi, çalışanların yüzde 50’sinin sorun yaşadığı bir alan. Hal böyle olunca hem çalışanların hem de kurumların serbest çalışmaya yani freelance çalışma sistemine bakışı her geçen gün olumlu yönde değişiyor. 2027 yılında sadece ABD’de; işgücünün yüzde 36’sını oluşturan 57 milyondan fazla kişinin, freelance olarak çalışacağı tahmin ediliyor. Geçen yıl esnek çalışma modelini benimseyen şirketlerin sayısının yüzde 26 artması da bu tablonun bir diğer destekçisi.
Türkiye, Avrupa’da en hızlı büyüyen ülkelerden biri
Freelance çalışma sisteminin Türkiye’de her geçen gün daha da kabul gördüğünü anlatan SanalUzman Genel Müdürü Niyazi Bekiroğlu, rakamlara dikkat çekiyor. Bekiroğlu, “Türkiye dünyadaki serbest çalışma eğilimini yakından takip eden ülkeler arasında. 2023 yılında yaklaşık 8.5 milyon freelance çalışanın Türkiye iş piyasasındaki yerini alması bekleniyor” diyor. Bekiroğlu, “Global bir şirketin yaptığı araştırmaya göre; beyaz yaka katılımcıların yüzde 63’ü sekiz saatlik iş gücünün yakın bir gelecekte geçerliliğini yitireceğine inanıyor. Yüzde 68’i ise işin geleneksel bir ofiste değil, farklı bir noktadan da yapılabileceği görüşünde. Rapora göre bir kuruma bağlı çalışanların yüzde 53’ü önümüzdeki beş sene içinde serbest çalışan olmayı istediğini belirtiyor. Tüm bu araştırma sonuçları, serbest çalışma ve motivasyon arasında önemli bir ilişki olduğunun göstergesi. Türkiye, serbest çalışma konusunda Avrupa’da en hızlı büyüyen ülkelerden biri” diyor.
'12 bin kelimenin Türkçe karşılığını bulduk'
Bilişimde kullanılan terimleri Türkçeye çevirmek için yıllardır çalışmalar yapan Türkiye Bilişim Derneği, bugüne kadar 12 bin bilişim terimine karşılık buldu.
25. Bilgi İşlem Merkezi Yöneticileri Semineri (BİMY'25) dolayısıyla Antalya'da bulunan Türkiye Bilişim Derneği (TBD) Genel Başkanı Rahmi Aktepe, yaptığı açıklamada, derneğin kurulduğu 1971 yılından bu yana bilişim terminolojisi konusunda büyük bir özenle çalışmalar yapıldığını söyledi.
Aktepe, "bilgisayar, yazılım, donanım, bilişim ve bilgi işlem" gibi pek çok bilişim terim ve sözcüğün Türkiye'ye ve Türkçeye kazandırıldığını belirtti.
Kendi dilinde bilim üretmenin çok daha kolay ve rahat olduğunu ifade eden Aktepe, dernek olarak bilişim teknolojilerinin Türkçe karşılığı olan kelimeleri bulduklarını ve bunların kullanımı için de büyük bir çaba gösterdiklerini vurguladı.
Bulunan Türkçe karşılıkların günlük hayatta kullanılması için çaba sarf edildiğini, özellikle üniversite camiasında bu kelimelerin kullanılmasının özendirildiğini belirten Aktepe, toplumun da bunu kabul edinceye kadar ısrarcı olduklarını dile getirdi.
12 bin kelimenin Türkçe karşılığı
Çalışma gruplarının bu konuda sürekli faal olduğunu anlatan Aktepe, şöyle konuştu:
"Bugüne kadar bilişim dilinde 12 bin kelimenin Türkçe karşılığını bulduk. Üzerinde ısrarla durarak kullanımını kolaylaştırdık ve yaygınlaştırdık. Örneğin, dijital kelimesi. Bazen şöyle durumlarda olabiliyor, sanki kulağımız bu tür kelimelere alışıyor. Üzerinde durmazsak ve bir an önce müdahale etmezsek, bunun yerine Türkçe karşılığını sağlamazsak sadece 'g'yi 'j' yaparak Türkçe kelimeymiş gibi kullanıma sokuluyor. Halbuki dijital yerine tam karşılamasa bile biz 'sayısal' kelimesinde dernek olarak ısrarcıyız. Dijital hepimizin bildiği gibi parmak anlamına gelmekte ama biz dernek olarak Türkçe karşılığını sayısal olarak kullanmaktayız."
"Spam" kelimesinin ise Türkçe karşılığını "istenmeyen e-posta" olarak bulabildiklerini belirten Aktepe, "spam"ın gerçek anlamının "bozuk domuz eti" olarak algılandığını ya da anlamlandırıldığını da bildiklerini ifade etti.
Dernekleri dışında bilişim alanındaki bazı kelimelerin karşılığını bulma gayreti sarf eden başka kurumlar da olduğuna dikkati çeken Aktepe, Bilgi Teknolojileri ve İletişim Kurumu, Emniyet Genel Müdürlüğü, Türk Standardları Enstitüsü (TSE) gibi bazı kurum ve kuruluşlarla koordinasyon sağlamak istediklerini kaydetti. Aktepe, bu konuda ilk görüşmeyi ilerleyen günlerde Bilgi Teknolojileri ve İletişim Kurumu ile yapacaklarını, bu sayede bilişim terimlerinin Türkçe karşılıklarının çok daha sağlıklı oluşacağını düşündüklerini söyledi.
Bilim ve bilişimde eğitimlerin Türkçe yapılmasından yana olduklarını vurgulayan Aktepe, "Eğer bilim alanında bir gelişme sağlamak istiyorsanız, insanlar en iyi düşünceyi kendi dillerinde yapabilirler. Dolayısıyla biz kendi dilinde düşünülmesi daha kolay ve rahat olduğu için Türkçenin bilim dili ve bilişim dili olması için çabamız bu yönde." dedi.
25. Bilgi İşlem Merkezi Yöneticileri Semineri (BİMY'25) dolayısıyla Antalya'da bulunan Türkiye Bilişim Derneği (TBD) Genel Başkanı Rahmi Aktepe, yaptığı açıklamada, derneğin kurulduğu 1971 yılından bu yana bilişim terminolojisi konusunda büyük bir özenle çalışmalar yapıldığını söyledi.
Aktepe, "bilgisayar, yazılım, donanım, bilişim ve bilgi işlem" gibi pek çok bilişim terim ve sözcüğün Türkiye'ye ve Türkçeye kazandırıldığını belirtti.
Kendi dilinde bilim üretmenin çok daha kolay ve rahat olduğunu ifade eden Aktepe, dernek olarak bilişim teknolojilerinin Türkçe karşılığı olan kelimeleri bulduklarını ve bunların kullanımı için de büyük bir çaba gösterdiklerini vurguladı.
Bulunan Türkçe karşılıkların günlük hayatta kullanılması için çaba sarf edildiğini, özellikle üniversite camiasında bu kelimelerin kullanılmasının özendirildiğini belirten Aktepe, toplumun da bunu kabul edinceye kadar ısrarcı olduklarını dile getirdi.
12 bin kelimenin Türkçe karşılığı
Çalışma gruplarının bu konuda sürekli faal olduğunu anlatan Aktepe, şöyle konuştu:
"Bugüne kadar bilişim dilinde 12 bin kelimenin Türkçe karşılığını bulduk. Üzerinde ısrarla durarak kullanımını kolaylaştırdık ve yaygınlaştırdık. Örneğin, dijital kelimesi. Bazen şöyle durumlarda olabiliyor, sanki kulağımız bu tür kelimelere alışıyor. Üzerinde durmazsak ve bir an önce müdahale etmezsek, bunun yerine Türkçe karşılığını sağlamazsak sadece 'g'yi 'j' yaparak Türkçe kelimeymiş gibi kullanıma sokuluyor. Halbuki dijital yerine tam karşılamasa bile biz 'sayısal' kelimesinde dernek olarak ısrarcıyız. Dijital hepimizin bildiği gibi parmak anlamına gelmekte ama biz dernek olarak Türkçe karşılığını sayısal olarak kullanmaktayız."
"Spam" kelimesinin ise Türkçe karşılığını "istenmeyen e-posta" olarak bulabildiklerini belirten Aktepe, "spam"ın gerçek anlamının "bozuk domuz eti" olarak algılandığını ya da anlamlandırıldığını da bildiklerini ifade etti.
Dernekleri dışında bilişim alanındaki bazı kelimelerin karşılığını bulma gayreti sarf eden başka kurumlar da olduğuna dikkati çeken Aktepe, Bilgi Teknolojileri ve İletişim Kurumu, Emniyet Genel Müdürlüğü, Türk Standardları Enstitüsü (TSE) gibi bazı kurum ve kuruluşlarla koordinasyon sağlamak istediklerini kaydetti. Aktepe, bu konuda ilk görüşmeyi ilerleyen günlerde Bilgi Teknolojileri ve İletişim Kurumu ile yapacaklarını, bu sayede bilişim terimlerinin Türkçe karşılıklarının çok daha sağlıklı oluşacağını düşündüklerini söyledi.
Bilim ve bilişimde eğitimlerin Türkçe yapılmasından yana olduklarını vurgulayan Aktepe, "Eğer bilim alanında bir gelişme sağlamak istiyorsanız, insanlar en iyi düşünceyi kendi dillerinde yapabilirler. Dolayısıyla biz kendi dilinde düşünülmesi daha kolay ve rahat olduğu için Türkçenin bilim dili ve bilişim dili olması için çabamız bu yönde." dedi.
Büyüyünce “Veri Bilimcisi” olacağım!
İnternet dolaşımlarındaki veri miktarının artışı bilinen bir vakâ olmakla birlikte veri havuzun gittikçe büyümesiyle yeni nesil iş alanlarını gündeme getirmeye başladı.
Bunlardan en dikkat çeken iş alanı ise ‘Veri Bilimciliği’.
Belki de ilk defa duyduğunuz veri bilimcilerin neler yaptığı ve bu mesleğin neleri kapsadığı merak edilen bir gerçek… Ama öngörüm Veri Bilimcilerin önemli meslekler arasında sayılacağından yana. Uzmanlar da bu fikrimi teyit ediyorlar. 21. yüzyılda iletişim şeklinin bilim ve teknolojiyle adının anılmasıyla yaşam biçimlerinin değiştiği açıktır. Böyle gelişimsel bir çağın verilerinin korunması ile birlikte verilerin kontrolü, doğru analiz edilmesi ve kullanılması da önemli bir durumdur.
Milyarlarca bilgi çeşitliliğin bulunduğu teknolojinin içinde veri kavramıyla oluşan bir meslek olan veri bilimciliği çok yakında gözde meslekler arasında yerini alacak.
Büyüyünce ne olacaksın sorularına artık çocuklarımız “Veri Bilimcisi” diyebilecek hale gelecekler.
Veri Bilimciler aslında çok spesifik çalışırlar, verinin kaynaklarını belirlerken çok titiz çalışır ve bu verileri birleştirir elde edilen sonucu düzenlerler. Veri Bilimciler, veri odaklı uygulamalar geliştirir ve bu uygulamalar sayesinde verilerin çalışmasını sağlarlar.
İnsanoğlunun da verilerinin bulunduğunu göz ardı etmezsek aslında yaratılış itibariyle Veri Bilimciler, fıtri bir meslek olma yolunda ilerlemekteler. Çalıştıkları kurum ve kuruluşların yönetim ve karar alma süreçlerinde de önemli rol oynarlar zira veriler çağımızda oldukça önemli bir konuma sahiptir… Veri depolayan alanlarda çalışan bu bilimcilerin gelecekte geniş bir çalışma alanına sahip olacaktır.
Böyle olunca meslek grupları içerisinde daha geniş yer kaplayacak olan veri bilimcisi mesleği istatistik ve analiz seven kişilerin severek yapabileceği bir meslektir.
Bunlardan en dikkat çeken iş alanı ise ‘Veri Bilimciliği’.
Belki de ilk defa duyduğunuz veri bilimcilerin neler yaptığı ve bu mesleğin neleri kapsadığı merak edilen bir gerçek… Ama öngörüm Veri Bilimcilerin önemli meslekler arasında sayılacağından yana. Uzmanlar da bu fikrimi teyit ediyorlar. 21. yüzyılda iletişim şeklinin bilim ve teknolojiyle adının anılmasıyla yaşam biçimlerinin değiştiği açıktır. Böyle gelişimsel bir çağın verilerinin korunması ile birlikte verilerin kontrolü, doğru analiz edilmesi ve kullanılması da önemli bir durumdur.
Milyarlarca bilgi çeşitliliğin bulunduğu teknolojinin içinde veri kavramıyla oluşan bir meslek olan veri bilimciliği çok yakında gözde meslekler arasında yerini alacak.
Büyüyünce ne olacaksın sorularına artık çocuklarımız “Veri Bilimcisi” diyebilecek hale gelecekler.
Veri Bilimciler aslında çok spesifik çalışırlar, verinin kaynaklarını belirlerken çok titiz çalışır ve bu verileri birleştirir elde edilen sonucu düzenlerler. Veri Bilimciler, veri odaklı uygulamalar geliştirir ve bu uygulamalar sayesinde verilerin çalışmasını sağlarlar.
İnsanoğlunun da verilerinin bulunduğunu göz ardı etmezsek aslında yaratılış itibariyle Veri Bilimciler, fıtri bir meslek olma yolunda ilerlemekteler. Çalıştıkları kurum ve kuruluşların yönetim ve karar alma süreçlerinde de önemli rol oynarlar zira veriler çağımızda oldukça önemli bir konuma sahiptir… Veri depolayan alanlarda çalışan bu bilimcilerin gelecekte geniş bir çalışma alanına sahip olacaktır.
Böyle olunca meslek grupları içerisinde daha geniş yer kaplayacak olan veri bilimcisi mesleği istatistik ve analiz seven kişilerin severek yapabileceği bir meslektir.
Otomasyon çağının etkileyeceği sürpriz meslekler
İnsanla iş birliğine dayalı cobot’ları ile öne çıkan Universal Robots’un Türkiye Satış Geliştirme Yöneticisi Kandan Özgür Gök, endüstriyel robotların endüstride kullanımlarının dışında hizmet sektörü ve özel yetenek gerektiren işlerde hızlı bir ivme yakalayacağını belirtiyor.
Otomasyon, yalnızca endüstriyel süreçlerin değil iş ve günlük hayatın çok farklı alanlarında da görülmeye başlanacak. İnsanla iş birliğine dayalı cobot’ları ile tekrarlayan, tekdüze işlere robotu, işlerin odağına ise insanı yerleştiren Universal Robots, otomasyonun etkileyeceği sürpriz meslekleri açıklıyor.
“Cobot’ların yüzde 70’i yeni uygulama alanlarında kullanıldı”
Otomasyonun genellikle imalat sanayi, elektrik elektronik, beyaz eşya, kimya, otomotiv gibi kitlesel üretim süreçlerinde kullanıldığını ve gelişen teknolojiyle birlikte diğer birçok alanda da hayatımıza gireceğini belirten Özgür Gök, özellikle hizmet sektörü ve daha önceki teknolojilerle yatırıma dönüşmeyen farklı endüstri alanındaki uygulamaların insan-cobot iş birliğinde çalışma konseptinde hızlı bir gelişme göstereceğini kaydediyor. Gök, “Herhangi bir özel yetenek ya da deneyim gerektirmeden, kolay ve hızlı bir programlamayla kullanmaya başlayacağınız cobot’lar ile ilk anda akla gelmeyecek işler yapılabilecek. Universal Robots olarak dünyada kurulu 25 bin adet cobot’umuzun yüzde 70’i yeni uygulama alanlarında kullanıldı” dedi. “Cobot’lar mahsul toplayacak, dikiş yapacak, sipariş alacak” Gök, “Servis alanında da görülecek olan cobot’lar yemek siparişi alabilecek, servis yapabilecek ve hatta mutfakta aşçılara da asistanlık yapabilecekler. Tarlada, seralarda mahsuller toplanırken ürünün zarar görmemesi için hassasiyet gerektiren tarım sektöründe, dikiş makinesini kullanırken zanaat gerektiren tekstil sektöründe kullanılabilecek, kafelerde özel aromalı kahvelerin hazırlanmasını sağlayan baristaların işlerini vb. kolaylaştıracak” şeklinde konuştu.
Otomasyon, yalnızca endüstriyel süreçlerin değil iş ve günlük hayatın çok farklı alanlarında da görülmeye başlanacak. İnsanla iş birliğine dayalı cobot’ları ile tekrarlayan, tekdüze işlere robotu, işlerin odağına ise insanı yerleştiren Universal Robots, otomasyonun etkileyeceği sürpriz meslekleri açıklıyor.
“Cobot’ların yüzde 70’i yeni uygulama alanlarında kullanıldı”
Otomasyonun genellikle imalat sanayi, elektrik elektronik, beyaz eşya, kimya, otomotiv gibi kitlesel üretim süreçlerinde kullanıldığını ve gelişen teknolojiyle birlikte diğer birçok alanda da hayatımıza gireceğini belirten Özgür Gök, özellikle hizmet sektörü ve daha önceki teknolojilerle yatırıma dönüşmeyen farklı endüstri alanındaki uygulamaların insan-cobot iş birliğinde çalışma konseptinde hızlı bir gelişme göstereceğini kaydediyor. Gök, “Herhangi bir özel yetenek ya da deneyim gerektirmeden, kolay ve hızlı bir programlamayla kullanmaya başlayacağınız cobot’lar ile ilk anda akla gelmeyecek işler yapılabilecek. Universal Robots olarak dünyada kurulu 25 bin adet cobot’umuzun yüzde 70’i yeni uygulama alanlarında kullanıldı” dedi. “Cobot’lar mahsul toplayacak, dikiş yapacak, sipariş alacak” Gök, “Servis alanında da görülecek olan cobot’lar yemek siparişi alabilecek, servis yapabilecek ve hatta mutfakta aşçılara da asistanlık yapabilecekler. Tarlada, seralarda mahsuller toplanırken ürünün zarar görmemesi için hassasiyet gerektiren tarım sektöründe, dikiş makinesini kullanırken zanaat gerektiren tekstil sektöründe kullanılabilecek, kafelerde özel aromalı kahvelerin hazırlanmasını sağlayan baristaların işlerini vb. kolaylaştıracak” şeklinde konuştu.
Sosyal medyada Avrupa birincisiyiz
Türkiye, 2 saat 48 dakikalık süre ile sosyal medyada vakit geçirme açısından Avrupa birincisi oldu.
2018 yılında hangi ülkenin sosyal medyada ne kadar vakit harcadığına yönelik veriler açıklanırken, Türkiye’nin 2 saat 48 dakikalık süre ile Avrupa’nın birincisi olduğu görüldü. Ajans Press, ülkelerin sosyal medya kullanımı oranlarına bakan araştırmayı inceledi. Ajans Press’in We Are Social verilerinden ve medya yansımalarından derlediği bilgilere göre, Türkiye’nin 2 saat 48 dakika ile sosyal medya kullanımında Avrupa’nın birincisi olduğu görüldü. Dünya genelinde bakıldığında ise en çok sosyal medyada zaman geçiren ülke 3 saat 57 dakika ile Filipinler olarak kaydedildi. Listenin ilk üç sırasında yer alan diğer ülkeler ise 3 saat 39 dakika ile Brezilya, 3 saat 23 dakika ile de Endonezya oldu. Türkiye bu istatistiklerle Avrupa’da liderliği göğüslerken dünya genelinde sosyal medyada en fazla vakit geçiren 13. Ülke oldu. Raporda dünya üzerinde 40 farklı ülke yer alırken, listenin son sırasında ise günde sadece 48 dakikasını sosyal medyada geçiren Japonlar’ın yer aldığı görüldü.
2018 yılında hangi ülkenin sosyal medyada ne kadar vakit harcadığına yönelik veriler açıklanırken, Türkiye’nin 2 saat 48 dakikalık süre ile Avrupa’nın birincisi olduğu görüldü. Ajans Press, ülkelerin sosyal medya kullanımı oranlarına bakan araştırmayı inceledi. Ajans Press’in We Are Social verilerinden ve medya yansımalarından derlediği bilgilere göre, Türkiye’nin 2 saat 48 dakika ile sosyal medya kullanımında Avrupa’nın birincisi olduğu görüldü. Dünya genelinde bakıldığında ise en çok sosyal medyada zaman geçiren ülke 3 saat 57 dakika ile Filipinler olarak kaydedildi. Listenin ilk üç sırasında yer alan diğer ülkeler ise 3 saat 39 dakika ile Brezilya, 3 saat 23 dakika ile de Endonezya oldu. Türkiye bu istatistiklerle Avrupa’da liderliği göğüslerken dünya genelinde sosyal medyada en fazla vakit geçiren 13. Ülke oldu. Raporda dünya üzerinde 40 farklı ülke yer alırken, listenin son sırasında ise günde sadece 48 dakikasını sosyal medyada geçiren Japonlar’ın yer aldığı görüldü.
10 Kasım 2018 Cumartesi
AB ülkeleri dijital vergide anlaşamadı
AB ülkeleri, Facebook, Google, Twitter, gibi dijital platformların yıllık ciroları oranında vergilendirilmesi konusunda anlaşamadı.
Avrupa Birliği (AB) üyesi ülkeler, Facebook, Google, Twitter, gibi dijital platformların yıllık ciroları oranında vergilendirilmesi konusunda anlaşma sağlayamadı.
AB üyesi 28 ülkenin maliye bakanlarını Brüksel'de bir araya getiren Ekonomik ve Mali İşler Konseyi (ECOFIN) toplantısında dijital ekonominin vergilendirilmesi konusu ele alındı.
AB Konseyi'nden yapılan açıklamada, toplantıda bakanların dijital hizmetlere vergi uygulanmasına yönelik düzenleme konusunu tartıştıkları kaydedildi.
Müzakerelerin vergilendirilecek hizmetlerin kapsamı ile söz konusu verginin ne kadar süre yürürlükte kalacağı konusuna odaklandığı belirtilen açıklamada, AB içerisinde dijital vergi konusunda teknik çalışmalarının devam edeceği, 4 Aralık tarihinde gerçekleştirilecek ECOFIN toplantısında ortak karar alınmaya çalışılacağı belirtildi.
Açıklamada, Ekonomik Kalkınma ve İşbirliği Örgütü'nün (OECD) dijital vergilerle ilgili kapsayıcı çözüm önerisine AB ülkelerinin uyacağına vurgu yapıldı. AB Komisyonu'nun mart ayında açıkladığı dijital ekonominin vergilendirilmesine yönelik taslak düzenleme teklifine göre, Avrupa'da faaliyet gösteren Google, Facebook, Uber, Twitter, Airbnb ve Amazon gibi dijital platformlar yıllık cirolarının yüzde 3'ü oranından vergi ödeyecekti.
Bu vergi, küresel çapta yıllık geliri 750 milyon euronun üzerinde olan ve vergilendirilebilir gelirleri 50 milyon euroyu aşan dijital şirketlere yönelik planlandı. AB'nin dijital vergiyi uygulamaya geçirmesi halinde yıllık 5 milyar euroya yakın vergi toplanması hedefleniyordu.
Özellikle Fransa'nın desteklediği dijital vergi planına, ABD'nin kendi şirketlerini korumak için misilleme yapacağı endişesi AB ülkelerini ayrıştıran başlıklar arasında yer aldı. Dijital vergilerin yürürlüğe girmesi için bütün AB ülkelerinin buna destek vermesi gerekiyordu.
Avrupa Birliği (AB) üyesi ülkeler, Facebook, Google, Twitter, gibi dijital platformların yıllık ciroları oranında vergilendirilmesi konusunda anlaşma sağlayamadı.
AB üyesi 28 ülkenin maliye bakanlarını Brüksel'de bir araya getiren Ekonomik ve Mali İşler Konseyi (ECOFIN) toplantısında dijital ekonominin vergilendirilmesi konusu ele alındı.
AB Konseyi'nden yapılan açıklamada, toplantıda bakanların dijital hizmetlere vergi uygulanmasına yönelik düzenleme konusunu tartıştıkları kaydedildi.
Müzakerelerin vergilendirilecek hizmetlerin kapsamı ile söz konusu verginin ne kadar süre yürürlükte kalacağı konusuna odaklandığı belirtilen açıklamada, AB içerisinde dijital vergi konusunda teknik çalışmalarının devam edeceği, 4 Aralık tarihinde gerçekleştirilecek ECOFIN toplantısında ortak karar alınmaya çalışılacağı belirtildi.
Açıklamada, Ekonomik Kalkınma ve İşbirliği Örgütü'nün (OECD) dijital vergilerle ilgili kapsayıcı çözüm önerisine AB ülkelerinin uyacağına vurgu yapıldı. AB Komisyonu'nun mart ayında açıkladığı dijital ekonominin vergilendirilmesine yönelik taslak düzenleme teklifine göre, Avrupa'da faaliyet gösteren Google, Facebook, Uber, Twitter, Airbnb ve Amazon gibi dijital platformlar yıllık cirolarının yüzde 3'ü oranından vergi ödeyecekti.
Bu vergi, küresel çapta yıllık geliri 750 milyon euronun üzerinde olan ve vergilendirilebilir gelirleri 50 milyon euroyu aşan dijital şirketlere yönelik planlandı. AB'nin dijital vergiyi uygulamaya geçirmesi halinde yıllık 5 milyar euroya yakın vergi toplanması hedefleniyordu.
Özellikle Fransa'nın desteklediği dijital vergi planına, ABD'nin kendi şirketlerini korumak için misilleme yapacağı endişesi AB ülkelerini ayrıştıran başlıklar arasında yer aldı. Dijital vergilerin yürürlüğe girmesi için bütün AB ülkelerinin buna destek vermesi gerekiyordu.
Yandex CEO'su: Türkiye'de yatırım yapmak istiyoruz
Brand Week Istanbul etkinliğine katılan Yandex'in kurucusu ve CEO'su Arkady Volozh, "Türkiye’de yatırım yapmak istiyoruz ama bizim asıl amacımız, burada tüketici hizmetleri sunmak'' dedi
Yandex'in kurucusu ve CEO'su Arkady Volozh, Türkiye’de yatırım yapmak istediklerini, asıl amaçlarının Rusya’da olduğu gibi burada tüketici hizmetleri sunmak olduğunu belirterek, "Mesela araç paylaşımı İstanbul'da yok. Bu artık yeni ulaşım metodu, Türkiye için de çok uygun olacaktır" dedi.
Türkiye'nin iş ve markalar dünyasını, yaratıcı endüstrilerini, ilham verici isim ve projeleriyle buluşturan Brand Week Istanbul etkinliğinde konuşan Yandex'in kurucusu ve CEO'su Arkady Volozh, İstanbul'da zaman zaman metrobüse de bindiğini belirterek, "Böyle bir hayata alışkınım ve daha önce nasıl yaşıyorsam öyle yaşamaya devam ediyorum.Ulaşım için metroyu seçtiğinizde, buradaki hayatın ritmini de anlayabiliyorsunuz. Artık araç kullanımı paylaşımı yaygınlaşıyor. Bu konuda bizim de girişimlerimiz var" diye konuştu.
‘RUSLARIN GOOGLE’IYIZ…’
Dünya genelinde Yandex'in, Rusların Google'ı olarak bilinmesinin, belki yaptıkları işi insanlara anlatmak konusunda kolaylık sağladığını anlatan Volozh, "Aslında 1997 yılında Google'dan önce yola çıktık. Ama son 10 yılda neler yaptığımızı anlatmak için bu basit bir yol. Bize Rusya'nın Uber'i, Alibaba'sı, Amazon'u da diyorlar. Bu sayede insanlara ne yaptığınızı kolay bir şekilde anlatmış oluyorsunuz" ifadelerini kullandı.
Volozh, Yandex'in Türkiye'deki yolculuğunun 2011 yılında başladığını hatırlatarak, şunları dile getirdi:
"Ekonomik ve teknolojik açıdan baktığımızda bizim için Türkiye yeterince büyük bir pazardı. Aynı zamanda da erişilebilir bir pazardı. İlk kez İstanbul'a geldiğimde ve Boğaz'ı gördüğümde, şehrin ritmini hissettiğimde, 'burada başlayabilirim' dedim. Hizmetlerimizi burada denemek istedik.
Antitröst davasından sonra uygulamalarımızı android cihazlar için sunabiliyoruz. Ama ağustos ayına kadar Yandex herhangi bir uygulamayı android telefonlar için kullandıramıyordu. Artık bu değişti. Artık burada da bunun açılımlarını göreceğiz. Stratejimizi etkileyecek yeni hizmetler de sunmaya başlayacağız."
‘SANAL ASİSTANA ÖNCE RUS KLASİKLERİNİ OKUTTUK’
Volozh, 2018'in son çeyreğine bakıldığında Yandex'in yıllık büyüme oranının yüzde 40 olduğunu ifade ederek, sözlerini şöyle sürdürdü:
"Böyle bir büyüme oranını 2012'den beri görmemiştik. 2012'de yarım milyon dolarken gelirlerimiz şimdi yüzde 40'lık bir büyümeden bahsediyoruz. Gelirler artmaya devam ediyor çünkü sadece artık reklam pazarında değiliz, farklı alanlarda da insanlara günlük hayatında yardımcı oluyoruz. En iyi Rusça konuşan sisteme sahibiz. Türkiye için de çok güzel lansmanlarımız olacak. En iyi Türkçe konuşan asistanı oluşturmak istiyoruz, Alis adı, Rusça'da Alisa. Alis, sadece metni okumakla kalmıyor. Microsoftveya Apple asistanları çok sınırlı söyleyebilecekleri şeyler konusunda. Programcılar belli bir metin koyuyor, ona göre cevap veriyor. Onların dışında bir soru sorulursa cevaplayamıyor. Bizimki çok daha özgür. Bu asistanı eğittik. Öncelikle klasik edebiyatı, Puşkin, Tolstoy, Çehov gibi yazarları okuttuk. Çok kötümserleşti asistan. Ondan sonra sosyal medya bilgisi verdik. Ardından ergen gibi davranmaya başladı. Bunun üzerine iyi bilgi kaynaklarıyla besledik, böylece akıllı, entelektüel ve en iyi asistana dönüştü."
‘BU SORUYU HİÇ SEVMİYORUM’
Volozh, sürekli kendisine sorulan "Türkiye’de yatırım yapacak mısınız?" sorusunu hiç sevmediğini belirterek, şöyle konuştu:
"Çünkü yatırım yapmak, para yatırmak demek değil. Türkiye’de daha fazla hizmet yaratabilir miyiz? Bununla yeni para kazanımı, herkes için söz konusu olabilir mi? Tabii Türkiye’de yatırım yapmak istiyoruz ama bizim asıl amacımız, burada tüketici hizmetleri sunmak, Rusya’da olduğu gibi. Mesela araç paylaşımı İstanbul’da yok. Moskova’da en büyük araç paylaşımı filosuna sahibiz. Avrupa’da da en büyük, dünyada da ikinci. 10 bin araçlı bir filo sadece Moskova için var. Bu artık yeni ulaşım metodu. Türkiye için de çok uygun olacaktır. Çünkü buradaki taksi durumu çok çok sınırlı, düzenlemeler katı. Araç paylaşımı çok daha iyi sonuçlar verebilir burada" görüşünü dile getirdi.
Yandex'in kurucusu ve CEO'su Arkady Volozh, Türkiye’de yatırım yapmak istediklerini, asıl amaçlarının Rusya’da olduğu gibi burada tüketici hizmetleri sunmak olduğunu belirterek, "Mesela araç paylaşımı İstanbul'da yok. Bu artık yeni ulaşım metodu, Türkiye için de çok uygun olacaktır" dedi.
Türkiye'nin iş ve markalar dünyasını, yaratıcı endüstrilerini, ilham verici isim ve projeleriyle buluşturan Brand Week Istanbul etkinliğinde konuşan Yandex'in kurucusu ve CEO'su Arkady Volozh, İstanbul'da zaman zaman metrobüse de bindiğini belirterek, "Böyle bir hayata alışkınım ve daha önce nasıl yaşıyorsam öyle yaşamaya devam ediyorum.Ulaşım için metroyu seçtiğinizde, buradaki hayatın ritmini de anlayabiliyorsunuz. Artık araç kullanımı paylaşımı yaygınlaşıyor. Bu konuda bizim de girişimlerimiz var" diye konuştu.
‘RUSLARIN GOOGLE’IYIZ…’
Dünya genelinde Yandex'in, Rusların Google'ı olarak bilinmesinin, belki yaptıkları işi insanlara anlatmak konusunda kolaylık sağladığını anlatan Volozh, "Aslında 1997 yılında Google'dan önce yola çıktık. Ama son 10 yılda neler yaptığımızı anlatmak için bu basit bir yol. Bize Rusya'nın Uber'i, Alibaba'sı, Amazon'u da diyorlar. Bu sayede insanlara ne yaptığınızı kolay bir şekilde anlatmış oluyorsunuz" ifadelerini kullandı.
Volozh, Yandex'in Türkiye'deki yolculuğunun 2011 yılında başladığını hatırlatarak, şunları dile getirdi:
"Ekonomik ve teknolojik açıdan baktığımızda bizim için Türkiye yeterince büyük bir pazardı. Aynı zamanda da erişilebilir bir pazardı. İlk kez İstanbul'a geldiğimde ve Boğaz'ı gördüğümde, şehrin ritmini hissettiğimde, 'burada başlayabilirim' dedim. Hizmetlerimizi burada denemek istedik.
Antitröst davasından sonra uygulamalarımızı android cihazlar için sunabiliyoruz. Ama ağustos ayına kadar Yandex herhangi bir uygulamayı android telefonlar için kullandıramıyordu. Artık bu değişti. Artık burada da bunun açılımlarını göreceğiz. Stratejimizi etkileyecek yeni hizmetler de sunmaya başlayacağız."
‘SANAL ASİSTANA ÖNCE RUS KLASİKLERİNİ OKUTTUK’
Volozh, 2018'in son çeyreğine bakıldığında Yandex'in yıllık büyüme oranının yüzde 40 olduğunu ifade ederek, sözlerini şöyle sürdürdü:
"Böyle bir büyüme oranını 2012'den beri görmemiştik. 2012'de yarım milyon dolarken gelirlerimiz şimdi yüzde 40'lık bir büyümeden bahsediyoruz. Gelirler artmaya devam ediyor çünkü sadece artık reklam pazarında değiliz, farklı alanlarda da insanlara günlük hayatında yardımcı oluyoruz. En iyi Rusça konuşan sisteme sahibiz. Türkiye için de çok güzel lansmanlarımız olacak. En iyi Türkçe konuşan asistanı oluşturmak istiyoruz, Alis adı, Rusça'da Alisa. Alis, sadece metni okumakla kalmıyor. Microsoftveya Apple asistanları çok sınırlı söyleyebilecekleri şeyler konusunda. Programcılar belli bir metin koyuyor, ona göre cevap veriyor. Onların dışında bir soru sorulursa cevaplayamıyor. Bizimki çok daha özgür. Bu asistanı eğittik. Öncelikle klasik edebiyatı, Puşkin, Tolstoy, Çehov gibi yazarları okuttuk. Çok kötümserleşti asistan. Ondan sonra sosyal medya bilgisi verdik. Ardından ergen gibi davranmaya başladı. Bunun üzerine iyi bilgi kaynaklarıyla besledik, böylece akıllı, entelektüel ve en iyi asistana dönüştü."
‘BU SORUYU HİÇ SEVMİYORUM’
Volozh, sürekli kendisine sorulan "Türkiye’de yatırım yapacak mısınız?" sorusunu hiç sevmediğini belirterek, şöyle konuştu:
"Çünkü yatırım yapmak, para yatırmak demek değil. Türkiye’de daha fazla hizmet yaratabilir miyiz? Bununla yeni para kazanımı, herkes için söz konusu olabilir mi? Tabii Türkiye’de yatırım yapmak istiyoruz ama bizim asıl amacımız, burada tüketici hizmetleri sunmak, Rusya’da olduğu gibi. Mesela araç paylaşımı İstanbul’da yok. Moskova’da en büyük araç paylaşımı filosuna sahibiz. Avrupa’da da en büyük, dünyada da ikinci. 10 bin araçlı bir filo sadece Moskova için var. Bu artık yeni ulaşım metodu. Türkiye için de çok uygun olacaktır. Çünkü buradaki taksi durumu çok çok sınırlı, düzenlemeler katı. Araç paylaşımı çok daha iyi sonuçlar verebilir burada" görüşünü dile getirdi.
Messenger mesajlarına yeni özellik geliyor
Facebook’un anlık mesajlaşma platformu Messenger’a, kullanıcıların yanlışlıkla gönderdiği veya sonradan pişman oldukları mesajları karşı taraftan da silebilecekleri yeni bir özellik geliyor
Sosyal ağ Facebook, anlık mesajlaşma platformu Facebook Messenger’da önemli bir değişikliğe gitmeye hazırlanıyor. Önce iPhone kullanıcılarına sunulacak olan yenilikle artık Facebook Messenger üzerinden gönderilen mesajlar, karşı taraf görmeden silinebilecek.
Kullanıcılara Facebook Messenger’dan gönderdikleri mesajları karşı taraf okumadan 10 dakika içinde silebilme seçeneği sunulacak. Şu anda test aşamasında olan bu özelliğin son kullanıcılara ne zaman sunulacağı ise henüz resmi olarak açıklanmış değil. Ancak Messenger kullanıcılarının bu özelliği bir süredir merakla beklediği biliniyor.
ZUCKERBERG KULLANMIŞTI
Facebook Messenger’ın iOS uygulamasının 191.0 versiyonundaki sürüm notlarında “yakında geliyor” ibaresiyle ortaya çıkan yenilik için aslında bir süredir üzerinde çalışılıyordu.
Facebook CEO’su Mark Zuckerberg’in de bu yenilik çalışmaları kapsamında başkalarına gönderdiği mesajları sildiği ortaya çıkmıştı.
Aslında sosyal ağ ve platformlarda yanlışlıkla gönderilen mesajları silme konusu, kullanıcıların oldukça sık ihtiyaç duyduğu bir özellik.
Bu kapsamda WhatsApp da kullanıcıların gönderdikten sonra karşı taraftan da silmek istediği mesajlar için sunduğu “Herkesten Sil” özelliğinde verilen süreyi uzatmak için çalışmalara başlamıştı.
WHATSAPP SÜREYİ DAHA DA UZATIYOR
WhatsApp 2017 yılının son aylarında “Herkesten Sil” seçeneğini kullanıma sunmuş, gönderilen mesajları karşı taraftan silmek için 7 dakikalık bir süre tanımlamıştı.
Popüler mesajlaşma uygulaması ardından Mart 2018’de bu süreyi 1 saat 8 dakika 16 saniyeye kadar yükseltmişti.
Son olarak geçen ay WhatsApp, yanlışlıkla gönderilen veya attıktan sonra pişman olunan mesajlar için 1 saat 8 dakika 16 saniye yerine, 13 saat 8 dakika 16 saniye içinde silinebilmesi için harekete geçmişti.
Sosyal ağ Facebook, anlık mesajlaşma platformu Facebook Messenger’da önemli bir değişikliğe gitmeye hazırlanıyor. Önce iPhone kullanıcılarına sunulacak olan yenilikle artık Facebook Messenger üzerinden gönderilen mesajlar, karşı taraf görmeden silinebilecek.
Kullanıcılara Facebook Messenger’dan gönderdikleri mesajları karşı taraf okumadan 10 dakika içinde silebilme seçeneği sunulacak. Şu anda test aşamasında olan bu özelliğin son kullanıcılara ne zaman sunulacağı ise henüz resmi olarak açıklanmış değil. Ancak Messenger kullanıcılarının bu özelliği bir süredir merakla beklediği biliniyor.
ZUCKERBERG KULLANMIŞTI
Facebook Messenger’ın iOS uygulamasının 191.0 versiyonundaki sürüm notlarında “yakında geliyor” ibaresiyle ortaya çıkan yenilik için aslında bir süredir üzerinde çalışılıyordu.
Facebook CEO’su Mark Zuckerberg’in de bu yenilik çalışmaları kapsamında başkalarına gönderdiği mesajları sildiği ortaya çıkmıştı.
Aslında sosyal ağ ve platformlarda yanlışlıkla gönderilen mesajları silme konusu, kullanıcıların oldukça sık ihtiyaç duyduğu bir özellik.
Bu kapsamda WhatsApp da kullanıcıların gönderdikten sonra karşı taraftan da silmek istediği mesajlar için sunduğu “Herkesten Sil” özelliğinde verilen süreyi uzatmak için çalışmalara başlamıştı.
WHATSAPP SÜREYİ DAHA DA UZATIYOR
WhatsApp 2017 yılının son aylarında “Herkesten Sil” seçeneğini kullanıma sunmuş, gönderilen mesajları karşı taraftan silmek için 7 dakikalık bir süre tanımlamıştı.
Popüler mesajlaşma uygulaması ardından Mart 2018’de bu süreyi 1 saat 8 dakika 16 saniyeye kadar yükseltmişti.
Son olarak geçen ay WhatsApp, yanlışlıkla gönderilen veya attıktan sonra pişman olunan mesajlar için 1 saat 8 dakika 16 saniye yerine, 13 saat 8 dakika 16 saniye içinde silinebilmesi için harekete geçmişti.
Ekrem Öncü’den dev ekonomi Espor hakkında çarpıcı rakamlar
Espor küresel çapta yatırımlarla büyüyen bir sektör. Rakamlar çok cazip; dünya üzerinde 385 milyon seyircisiyle, 696 milyon dolarlık bir ekonomi olma yolunda hızla ilerliyor.
Kıtalar arası gelişmeler böyleyken Türkiye pazarı da büyüyen sektörden payını alıyor. Türkiye’de bir e-sporcunun yılda kazandığı para 200 bin TL’ye kadar çıkabiliyor.
Türkiye, dijital oyunlar ve e-spor sektörlerinde hızlı bir büyüme potansiyeline sahip. Yapılan araştırmalar 22 milyondan fazla oyuncu olduğunu söylüyor. Araştırma şirketi Super Data’nın paylaştığı bilgiler doğrultusunda, konsollar, donanım ve yazılım ögelerini kapsayan oyun sektörü 2016 yılını dünya genelinde 91 milyar dolarla kapatmış.
“TÜRKİYE’DE HENÜZ YASAL DÜZENLEME YOK”
Öncü, sempozyum sonrası Finansgundem.com’a yaptığı açıklamada, Espor’un yasal düzenlemesi ve vergileme boyutuyla konuştu. Henüz yasal bir düzenlemenin yapılmadığına dikkat çeken Ekrem Öncü şunları söyledi:
“Türkiye’de henüz Espor tarafında yasal düzenlemeler yapılmadı. Ancak yeni bir federasyon oluşturuldu. Espor’a ilgi günden güne artıyor ve bu ilgide tartışmaları beraberinde getiriyor. Özelikle gençler bu alanda oyunlar oynamakta veya izlemekte. Ancak alan çok yeni olduğu için herhangi bir düzenleme yapılmamış durumda. O nedenle de Espor profesyonel olarak örgütlenmesi ve yasal zeminin oluşturulması gerekiyor. Bu yasal zemin oluşturulduktan sonra vergileme boyutu, ekonomik boyutu ve hukuki boyutu daha kolay söz söylenebilir noktaya gelmiş olacaktır.
Daha önce İstanbul Üniversitesi’nde Espor sempozyumuna katılmıştım. Şimdi de Kadir Has Üniversitesi’nde düzenleniyor. Katılım oldukça yoğun oldu. Ve bu da gösteriyor ki Espor’a çok ilgi var ve bu devam edecek.”
İŞTE EKREM ÖNCÜNÜN SEMPOZYUMDAKİ SUNUMU
Dünyada olduğu gibi ülkemizde de her geçen gün ilginin büyük oranda artığı espor, Gençlik ve Spor Bakanlığı tarafından da destek görüyor. Espor müsabakalarına katılmak isteyen oyuncuların Gençlik ve Spor Bakanlığı’na bağlı Gelişmekte Olan Spor Branşları Federasyonu’ndan dijital oyunlar branşı lisansı alması gerekiyor. Ayrıca müsabakalarda yarışmak isteyen takımların bir şirket kurma zorunluluğu da bulunuyor.
Geçen yıl Ülker Sports Arena’da kendi takımıyla yarışan Beşiktaş JK, Türkiye’de profesyonel anlanında espor takımını kuran ilk spor kulübü olmuştu. Şu anda Türkiye’de Dark Passage, Space Soldiers, Hardware Arena Gaming, Oyun Hizmetleri ve Ülker’in anasporsoru olduğu Supermassive en başarılı espor takımları olarak gösteriliyor.
Newzoo tarafından hazırlanan ‘2017 Global Esports Market Report’ a göre 2017 yılında Espor ekonomisi 696 milyon $'a yükseldi ve yıllık artış %41.3 oldu. 2018 de öngörülen rakam ise 906 milyon $ olup bu durumda artış oranı %38,2 olmaktadır. 2017 yılında reklamlara 155 milyon dolar, sponsorluklara 266 milyon dolar ve medya haklarına da 95 milyon dolar olmak üzere toplamda 516 milyon $ harcanmıştır. 2017 de İzleyicilerin bilet ve ürünler için ödediği bedel ise 64 milyon dolar olmuştur. Oyun yayıncılarının ödediği tutar ise toplamda 116 milyon dolardır. Espor içerik lisanslarının satışlarından 2017 yılında küresel çapta elde edilen gelir 95 milyon dolar olmuş ve bu tutar 2016‘ya göre % 82 oranında artmıştır.
Yayıncılar için henüz maçları yayımlamak karlı bir iş gibi algılanmasa da espor gelecekte çok büyük potansiyele sahip gözükmektedir.
2018 yılında öngörülen espor ekonomisi 906 milyon $ olup bu durumda artış oranı %38,2 olarak gerçekleşecektir. 2018 yılında reklamlar için 173,8 milyon $, sponsorluklar için 359,4 milyon $, medya hakları için de 160,7 milyon $-%72 artış- harcama öngörülmektedir. 2018 de İzleyicilerin bilet ve ürünler için ödeyeceği bedel ise 95.5 milyon dolar olarak öngörülmektedir. Oyun yayıncılarının ödeyeceği tutar ise toplamda 116,3 milyon dolar olarak öngörülmektedir.
2017 yılında espor ekonomisi yıllık % 41.3'lük artış ile 696 milyon dolara ulaştığını ifade etmiştik. Espora olan ilgi bu denli yükseldikçe yayıncılar da izleyicilerine ve yeni üyelere ulaşmak amacıyla seyirci sporları olarak bayiliklerini aktif olarak büyütmeye çalışıyorlar. Bölgesel olarak baktığımızda, Kuzey Amerika, 2017 yılında 257 milyon dolar gelirle en büyük espor pazarı olmuştur. Bu, 2020 yılında 607 milyon dolara ulaşacak ve iki kattan fazla büyüme gerçekleşecektir. Bu gelirlerin çoğu, (2017 yılında toplam 113 milyon dolar) sponsorluktan olacaktır. Kuzey Amerika dünyanın en büyük ligleri ve turnuvalarına ev sahipliği yapıyor ve çok büyük sponsorluk gelirleri elde ediliyor. Kuzey Amerikan ve Avrupa spor takımlarının ve onların pazarlama ajanslarının katılımı bu yıl da devam edecek ve marka yatırımlarını daha da ileriye taşıyacaktır.
ESPOR FUN’LARININ KİŞİ BAŞI HARCADIĞI TUTAR
Espor meraklıları, 2017 yılında ortalama olarak 3,64 ABD doları harcamıştır. Bu, tüm gelir akışlarını içeren bir rakamdır. Ürünler, biletler veya abonelikler için fun başına ortalama doğrudan harcama, 2017 yılında 0,3 ABD dolarıdır. Bu harcamanın fun başına 2020 yılına kadar 5.20 $ 'a çıkması öngörülmektedir. Espor olarak, geleneksel sporlara kıyasla fun başına harcama hala düşüktür bunun nedenlerinden biri de içeriklerin hala büyük ölçüde ücretsiz sunulmasından kaynaklanmaktadır. Eğer fun başına ortalama doğrudan harcama, 2,00 $ daha yükselerek 5,00 $ olsa idi 2017 yılı gelirleri 1 milyar $ a ulaşmış olacaktı.
Küresel çapta düzenli olarak 191 milyon espor izleyicisi bulunmakta iken, 194 milyondan fazla da düzenli olmayan izleyici bulunmaktadır. 2017 yılında toplamda 385 milyon izleyiciye ulaşılmıştır. Esporu düzenli takip eden izleyicilerin sayısının 2020'ye doğru % 50’den fazla artarak 286 milyon ve toplamda da 589 milyon olacağı beklenmektedir. Geleneksel sporlarda, fun başına toplam gelir, bir spor dalından ne kadar iyi bir şekilde para kazanıldığının önemli bir göstergesidir. Medya hakları, sponsorluklar ve tüketici harcamaları dahil olmak üzere tüm gelir akışlarını kapsamaktadır. 2017 yılı için fun başına ortalama gelir 3,64 ABD dolarına ulaşmıştır. 2020 yılına kadar 5.20 $ 'a çıkacağı tahmin edilmektedir. Bu, basketbol ve basketbol gibi popüler bir spordan üç kat daha düşüktür.
Espor tutkunları kitlesi daha çok gençler ve erkeklerdir, kitlenin yarısı 21-35 yaş arası erkeklerden oluşmaktadır. Espor meraklıların çoğunluğu tam zamanlı çalışıyor ve iyi bir gelir elde ediyor.
Bu kitle, özellikle büyük markalar için arzulanan hedef grup olma özelliğine sahip. Espor meraklılarının dijital ve internet ortamını geleneksel medya kuruluşlarından daha fazla tüketme olasılığı yüksektir.
2016 yılında 424 espor etkinliği yapılmıştır. Espor etkinliği en fazla Kuzey Amerika’da düzenlemiştir ve toplam etkinliğin %28’idir, Bu oran Batı Avrupa’da % 26 ve Doğu Avrupa’da % 13 olmuştur. Bu etkinliklerden toplamda, elde edilen bilet geliri 2016 yılı için 32 milyon dolar olmuştur. 2015 yılında bu tutar 21 milyon dolardır. Bilet gelirlerinin %44’ü Kuzey Amerika’da elde edilmiştir. Bunu %29 ile Batı Avrupa takip etmektedir. ESL, Blizzard, Riot Games ve MLG küresel olarak en çok turnuva düzenleyen organizatörlerdir. Efsaneler Dünyası Ligi Şampiyonası bilet geliri tahmini toplam 3 milyon dolar olmuştur, ardından Uluslararası Dota 2 şampiyonası gelmektedir.
2016 yılında dağıtılan toplam ödül parası 93,3 milyon $ olmuştur. Bu tutar 2015 yılında 61.0 milyon $ olup yıllık bazda artış % 53 civarındadır. 2016 yılında Kuzey Amerika’da ilk kez Efsaneler Dünya Şampiyonası'na izin verildi ve bu şampiyonanın ödülü 5 milyon dolardan fazla idi.
Kuzey Amerika, espor fun’ı başına en fazla geliri yaratıyor ve küresel olarak en yüksek doğrudan harcamayı yapıyor. Espor ile geleneksel sporları karşılaştırdığımızda, espor izleyicilerinin de neredeyse bir o kadar popüler olduğunu görüyoruz. İzleyicilerden 21-35 yaş arasında olan Kuzey Amerikalıların % 14'ü espor funlarıdır, bu grubu % 18 ile buz hokeyi izlemektedir. Kuzey Amerika'daki en popüler takım sporu ise, Amerikan futboludur ve izleyicilerin % 40'ı tarafından izlenmektedir. Ancak genç yaşlarda espora ilgi daha fazla iken ilerleyen yaşlarda bu oran düşmektedir. Espora en fazla ilgi gösteren kesim 21-35 yaş aralığıdır.
ESPOR BAHİSLERE NEDEN DAHİL DEĞİL?
Gerçek parayla oynanan oyun endüstrisindeki en önemli bahis şirketleri, büyük bir “mavi okyanus” fırsatı olarak esporu görmektedir. Üç yıl önce, geleneksel bir bahis şirketi, espor'un, bahis hacmi açısından, örneğin golf ve tenisin üzerinde konumlandırılması bakımından dünya çapında yedinci en büyük spor olduğunu belirtti. Spor bahisleri, spor medyası haklarından, sponsorluktan ve tüketici gelirlerinden daha büyük bir iştir.
DÜNYA ÇAPINDA ESPOR YATIRIMLARI ARTIYOR!
•Amazon, 2 yıl önce Twitch’i 1 milyar dolara yakın bir rakama satın alırken, İsveç merkezli medya şirketi Modern Times da en eski espor firması ESL’i 87 milyon dolara bünyesine kattı. Rus yatırımcılardan da 100 milyon dolarlık yatırım alan espor, Kanadalı sinema şirketi Cineplex’ten de maçları sinemalarında gerçekleşecek yeni bir lig oluşturma yatırımı aldı. Espor’a özel ilk salon da bir sinema zinciriyle ortaklık kurularak İngiltere’de açıldı. Warner Bros. ve Google‘ın da yatırımcıları arasında olan Machinima bir ‘gaming’ ajansı kurdu. Firma CW kanalı ile ortaklıkla espor’u TV’de en çok izlenen zaman dilimi olan altın saatler (prime time) yayınına taşıdı. Son zamanlarda diğer TV kanalları da espor’dan daha çok bahsetmeye ve görüntüler yayınlamaya başladı.
•6 NBA şampiyonluğu kazanıp ve 5 kez de MVP seçilerek bir döneme damgasını vuran Amerikan basketbol ligi NBA'in eski oyuncularından Michael Jordan, bir e-spor girişimi olan aXiomatic'e yatırım yaptı. Team Liquid takımının sahibi olan girişimin 26 milyon dolarlık yatırım turuna, Jordan ile birlikte David M. Rubenstein’in sahibi olduğu Declaration Capital da katıldı.
•Bünyesinde pek çok e-spor markası bulunduran aXiomatic, oyun endüstrisini de geliştirmeye yönelik adımlar atıyor. Şirket bu amaç doğrultusunda, 2016 yılında Team Liquid adlı e-spor takımını satın aldı. Girişimin, alınan yatırımı takımlarını geliştirmek, etkinlik ve sponsorlukları artırmak için kullanacağı açıklandı. aXiomatic’in kurucusu ve CEO’su Ted Leonsis, "Bir sonraki neslin spor taraftarları, e-spor taraftarı olacak" dedi.
•Espor’un yakın zamanda futbol ve basketbol gibi geleneksel sporları yakalamasının zor olduğu düşünülse de potansiyel işletme değeri çok önemli ve bu yüzden medya ve teknoloji firmalarının yanında reklamcıların da gözleri espor’un üzerinde.
•Espor Sektörünün Gerçek Boyutu
•Yalnızca oyun sektörü ulaştığı rakamlarla müzik ve sinema gibi iki önemli eğlence endüstrisini de geride bırakmış durumda. Teknolojilerin ve internet altyapısının yaşadığı hızlı gelişim, oyunların hem ulaşılabilirliğini hem de çeşitliliğini artırıyor. Türkiye, dijital oyunlar ve e-spor sektörlerinde hızlı bir büyüme potansiyeline sahip bir ülke. Yapılan araştırmalar Türkiye’de 22 milyondan fazla oyuncu olduğunu söylüyor. Araştırma şirketi Super Data’nın paylaştığı bilgiler doğrultusunda, konsollar, donanım ve yazılım ögelerini kapsayan oyun sektörü 2016 yılını dünya genelinde 91 milyar dolarla kapattı.
NASIL PARA KAZANIYORLAR?
•Peki e-spor yapanlar nasıl para kazanıyor? E-spor takımları katıldıkları lig ve turnuvalarda başarılar elde ederek kendilerine gelir sağlıyor. Ayrıca takımlar, yapmış oldukları anlaşmalardan sponsorluk geliri elde ediyor. Profesyonel oyuncular da çalışanlar gibi düzenli olarak maaş alıyor.
•Bu maaşın periyodu yapılan anlaşmaya göre haftalık, aylık veya sezonluk olabiliyor. Sponsorluk anlaşmaları takımların gelirleri arasında önemli bir yer tutuyor. Dev şirketler yüksek ücretlerle takımlarla sponsorluk anlaşmaları imzalıyor, turnuvaların yapıldığı statlar doluyor, takımlar arasında transferler gerçekleşiyor ve oyuncular ciddi paralar kazanabiliyor.
Türkiye’de bir e-sporcunun yılda kazandığı para 200 bin TL’ye kadar çıkabiliyor. Tabii bu rakamlar uluslararası arenada çok daha yüksek. Takımlar ve oyuncular turnuvalar sayesinde para kazandıkları gibi sponsor desteğiyle de kazançlarını artırabiliyor. Ayrıca oyuncular internet üzerinden yayın yaparak da gelir elde edebiliyor. Sektör böylelikle hızlı bir şekilde profesyonelleşiyor.
TÜRKİYE PAZARINDA DURUM NASIL?
•Dünyada gelişmeler böyleyken Türkiye pazarı da büyüyen sektörden payını alıyor. Türkiye’de esporda amatör takım sayısı 15 binin üzerinde. Takım bünyesinde oynayan oyuncu sayısı ise 60 binleri aştı. Bugün lisanslı e-sporcu sayısının 4 bini geçtiği tahmin ediliyor.
•Espor’un gençler tarafından tercih edilmesinde en önemli etkenlerden birini tesis ile ekipman bakımından çok büyük finansal kaynak gerektirmemesi oluşturuyor. Oyuncular internet bağlantısı olan bir bilgisayarla her yerden oyuna katılabiliyor.
•Espor oyuncuları, dünyada ve Türkiye’de Dijital Oyunlar Federasyonu’na başvuru yaparak esporcu lisanslarını alıp takımlara katılabiliyor. Espor turnuvalarının son yıllarda artış göstermesi ve internetten yayın yapan sitelerin de artmasıyla birlikte espora olan ilgi de artıyor.
•Dark Passage, HWA Gaming, Team Turquality, BJK Oyun Hizmetleri, SuperMassive, Galatasaray SK ve Fenerbahçe 1907 gibi pek çok takımın çeşitli oyun branşlarında mücadele ettiği ligler mevcut. Dota 2, LOL, CS GO, FIFA gibi oyunlar üzerinden takımlar espor mücadelesi içine giriyor. Espor alanında ülkemizde uzun süredir faaliyet gösteren Netmarble Türkiye, Riot Games, Nttgame gibi şirketlerin yaptığı çeşitli projeler ve yatırımlar var.
Ayrıca yine Oyunder bünyesinde yer alan ESL Türkiye ve Massk gibi organizasyonlar düzenleniyor. ESPN, Turner Broadcasting, TBS ve Yahoo gibi büyük yayıncı kuruluşları e-sporda yer almaya başladı. Türkiye’de S-Sport ve belN Sports, League of Legends maçlarını canlı yayınlayan kanallar arasında yer alıyor.
Kıtalar arası gelişmeler böyleyken Türkiye pazarı da büyüyen sektörden payını alıyor. Türkiye’de bir e-sporcunun yılda kazandığı para 200 bin TL’ye kadar çıkabiliyor.
Türkiye, dijital oyunlar ve e-spor sektörlerinde hızlı bir büyüme potansiyeline sahip. Yapılan araştırmalar 22 milyondan fazla oyuncu olduğunu söylüyor. Araştırma şirketi Super Data’nın paylaştığı bilgiler doğrultusunda, konsollar, donanım ve yazılım ögelerini kapsayan oyun sektörü 2016 yılını dünya genelinde 91 milyar dolarla kapatmış.
“TÜRKİYE’DE HENÜZ YASAL DÜZENLEME YOK”
Öncü, sempozyum sonrası Finansgundem.com’a yaptığı açıklamada, Espor’un yasal düzenlemesi ve vergileme boyutuyla konuştu. Henüz yasal bir düzenlemenin yapılmadığına dikkat çeken Ekrem Öncü şunları söyledi:
“Türkiye’de henüz Espor tarafında yasal düzenlemeler yapılmadı. Ancak yeni bir federasyon oluşturuldu. Espor’a ilgi günden güne artıyor ve bu ilgide tartışmaları beraberinde getiriyor. Özelikle gençler bu alanda oyunlar oynamakta veya izlemekte. Ancak alan çok yeni olduğu için herhangi bir düzenleme yapılmamış durumda. O nedenle de Espor profesyonel olarak örgütlenmesi ve yasal zeminin oluşturulması gerekiyor. Bu yasal zemin oluşturulduktan sonra vergileme boyutu, ekonomik boyutu ve hukuki boyutu daha kolay söz söylenebilir noktaya gelmiş olacaktır.
Daha önce İstanbul Üniversitesi’nde Espor sempozyumuna katılmıştım. Şimdi de Kadir Has Üniversitesi’nde düzenleniyor. Katılım oldukça yoğun oldu. Ve bu da gösteriyor ki Espor’a çok ilgi var ve bu devam edecek.”
İŞTE EKREM ÖNCÜNÜN SEMPOZYUMDAKİ SUNUMU
Dünyada olduğu gibi ülkemizde de her geçen gün ilginin büyük oranda artığı espor, Gençlik ve Spor Bakanlığı tarafından da destek görüyor. Espor müsabakalarına katılmak isteyen oyuncuların Gençlik ve Spor Bakanlığı’na bağlı Gelişmekte Olan Spor Branşları Federasyonu’ndan dijital oyunlar branşı lisansı alması gerekiyor. Ayrıca müsabakalarda yarışmak isteyen takımların bir şirket kurma zorunluluğu da bulunuyor.
Geçen yıl Ülker Sports Arena’da kendi takımıyla yarışan Beşiktaş JK, Türkiye’de profesyonel anlanında espor takımını kuran ilk spor kulübü olmuştu. Şu anda Türkiye’de Dark Passage, Space Soldiers, Hardware Arena Gaming, Oyun Hizmetleri ve Ülker’in anasporsoru olduğu Supermassive en başarılı espor takımları olarak gösteriliyor.
Newzoo tarafından hazırlanan ‘2017 Global Esports Market Report’ a göre 2017 yılında Espor ekonomisi 696 milyon $'a yükseldi ve yıllık artış %41.3 oldu. 2018 de öngörülen rakam ise 906 milyon $ olup bu durumda artış oranı %38,2 olmaktadır. 2017 yılında reklamlara 155 milyon dolar, sponsorluklara 266 milyon dolar ve medya haklarına da 95 milyon dolar olmak üzere toplamda 516 milyon $ harcanmıştır. 2017 de İzleyicilerin bilet ve ürünler için ödediği bedel ise 64 milyon dolar olmuştur. Oyun yayıncılarının ödediği tutar ise toplamda 116 milyon dolardır. Espor içerik lisanslarının satışlarından 2017 yılında küresel çapta elde edilen gelir 95 milyon dolar olmuş ve bu tutar 2016‘ya göre % 82 oranında artmıştır.
Yayıncılar için henüz maçları yayımlamak karlı bir iş gibi algılanmasa da espor gelecekte çok büyük potansiyele sahip gözükmektedir.
2018 yılında öngörülen espor ekonomisi 906 milyon $ olup bu durumda artış oranı %38,2 olarak gerçekleşecektir. 2018 yılında reklamlar için 173,8 milyon $, sponsorluklar için 359,4 milyon $, medya hakları için de 160,7 milyon $-%72 artış- harcama öngörülmektedir. 2018 de İzleyicilerin bilet ve ürünler için ödeyeceği bedel ise 95.5 milyon dolar olarak öngörülmektedir. Oyun yayıncılarının ödeyeceği tutar ise toplamda 116,3 milyon dolar olarak öngörülmektedir.
2017 yılında espor ekonomisi yıllık % 41.3'lük artış ile 696 milyon dolara ulaştığını ifade etmiştik. Espora olan ilgi bu denli yükseldikçe yayıncılar da izleyicilerine ve yeni üyelere ulaşmak amacıyla seyirci sporları olarak bayiliklerini aktif olarak büyütmeye çalışıyorlar. Bölgesel olarak baktığımızda, Kuzey Amerika, 2017 yılında 257 milyon dolar gelirle en büyük espor pazarı olmuştur. Bu, 2020 yılında 607 milyon dolara ulaşacak ve iki kattan fazla büyüme gerçekleşecektir. Bu gelirlerin çoğu, (2017 yılında toplam 113 milyon dolar) sponsorluktan olacaktır. Kuzey Amerika dünyanın en büyük ligleri ve turnuvalarına ev sahipliği yapıyor ve çok büyük sponsorluk gelirleri elde ediliyor. Kuzey Amerikan ve Avrupa spor takımlarının ve onların pazarlama ajanslarının katılımı bu yıl da devam edecek ve marka yatırımlarını daha da ileriye taşıyacaktır.
ESPOR FUN’LARININ KİŞİ BAŞI HARCADIĞI TUTAR
Espor meraklıları, 2017 yılında ortalama olarak 3,64 ABD doları harcamıştır. Bu, tüm gelir akışlarını içeren bir rakamdır. Ürünler, biletler veya abonelikler için fun başına ortalama doğrudan harcama, 2017 yılında 0,3 ABD dolarıdır. Bu harcamanın fun başına 2020 yılına kadar 5.20 $ 'a çıkması öngörülmektedir. Espor olarak, geleneksel sporlara kıyasla fun başına harcama hala düşüktür bunun nedenlerinden biri de içeriklerin hala büyük ölçüde ücretsiz sunulmasından kaynaklanmaktadır. Eğer fun başına ortalama doğrudan harcama, 2,00 $ daha yükselerek 5,00 $ olsa idi 2017 yılı gelirleri 1 milyar $ a ulaşmış olacaktı.
Küresel çapta düzenli olarak 191 milyon espor izleyicisi bulunmakta iken, 194 milyondan fazla da düzenli olmayan izleyici bulunmaktadır. 2017 yılında toplamda 385 milyon izleyiciye ulaşılmıştır. Esporu düzenli takip eden izleyicilerin sayısının 2020'ye doğru % 50’den fazla artarak 286 milyon ve toplamda da 589 milyon olacağı beklenmektedir. Geleneksel sporlarda, fun başına toplam gelir, bir spor dalından ne kadar iyi bir şekilde para kazanıldığının önemli bir göstergesidir. Medya hakları, sponsorluklar ve tüketici harcamaları dahil olmak üzere tüm gelir akışlarını kapsamaktadır. 2017 yılı için fun başına ortalama gelir 3,64 ABD dolarına ulaşmıştır. 2020 yılına kadar 5.20 $ 'a çıkacağı tahmin edilmektedir. Bu, basketbol ve basketbol gibi popüler bir spordan üç kat daha düşüktür.
Espor tutkunları kitlesi daha çok gençler ve erkeklerdir, kitlenin yarısı 21-35 yaş arası erkeklerden oluşmaktadır. Espor meraklıların çoğunluğu tam zamanlı çalışıyor ve iyi bir gelir elde ediyor.
Bu kitle, özellikle büyük markalar için arzulanan hedef grup olma özelliğine sahip. Espor meraklılarının dijital ve internet ortamını geleneksel medya kuruluşlarından daha fazla tüketme olasılığı yüksektir.
2016 yılında 424 espor etkinliği yapılmıştır. Espor etkinliği en fazla Kuzey Amerika’da düzenlemiştir ve toplam etkinliğin %28’idir, Bu oran Batı Avrupa’da % 26 ve Doğu Avrupa’da % 13 olmuştur. Bu etkinliklerden toplamda, elde edilen bilet geliri 2016 yılı için 32 milyon dolar olmuştur. 2015 yılında bu tutar 21 milyon dolardır. Bilet gelirlerinin %44’ü Kuzey Amerika’da elde edilmiştir. Bunu %29 ile Batı Avrupa takip etmektedir. ESL, Blizzard, Riot Games ve MLG küresel olarak en çok turnuva düzenleyen organizatörlerdir. Efsaneler Dünyası Ligi Şampiyonası bilet geliri tahmini toplam 3 milyon dolar olmuştur, ardından Uluslararası Dota 2 şampiyonası gelmektedir.
2016 yılında dağıtılan toplam ödül parası 93,3 milyon $ olmuştur. Bu tutar 2015 yılında 61.0 milyon $ olup yıllık bazda artış % 53 civarındadır. 2016 yılında Kuzey Amerika’da ilk kez Efsaneler Dünya Şampiyonası'na izin verildi ve bu şampiyonanın ödülü 5 milyon dolardan fazla idi.
Kuzey Amerika, espor fun’ı başına en fazla geliri yaratıyor ve küresel olarak en yüksek doğrudan harcamayı yapıyor. Espor ile geleneksel sporları karşılaştırdığımızda, espor izleyicilerinin de neredeyse bir o kadar popüler olduğunu görüyoruz. İzleyicilerden 21-35 yaş arasında olan Kuzey Amerikalıların % 14'ü espor funlarıdır, bu grubu % 18 ile buz hokeyi izlemektedir. Kuzey Amerika'daki en popüler takım sporu ise, Amerikan futboludur ve izleyicilerin % 40'ı tarafından izlenmektedir. Ancak genç yaşlarda espora ilgi daha fazla iken ilerleyen yaşlarda bu oran düşmektedir. Espora en fazla ilgi gösteren kesim 21-35 yaş aralığıdır.
ESPOR BAHİSLERE NEDEN DAHİL DEĞİL?
Gerçek parayla oynanan oyun endüstrisindeki en önemli bahis şirketleri, büyük bir “mavi okyanus” fırsatı olarak esporu görmektedir. Üç yıl önce, geleneksel bir bahis şirketi, espor'un, bahis hacmi açısından, örneğin golf ve tenisin üzerinde konumlandırılması bakımından dünya çapında yedinci en büyük spor olduğunu belirtti. Spor bahisleri, spor medyası haklarından, sponsorluktan ve tüketici gelirlerinden daha büyük bir iştir.
DÜNYA ÇAPINDA ESPOR YATIRIMLARI ARTIYOR!
•Amazon, 2 yıl önce Twitch’i 1 milyar dolara yakın bir rakama satın alırken, İsveç merkezli medya şirketi Modern Times da en eski espor firması ESL’i 87 milyon dolara bünyesine kattı. Rus yatırımcılardan da 100 milyon dolarlık yatırım alan espor, Kanadalı sinema şirketi Cineplex’ten de maçları sinemalarında gerçekleşecek yeni bir lig oluşturma yatırımı aldı. Espor’a özel ilk salon da bir sinema zinciriyle ortaklık kurularak İngiltere’de açıldı. Warner Bros. ve Google‘ın da yatırımcıları arasında olan Machinima bir ‘gaming’ ajansı kurdu. Firma CW kanalı ile ortaklıkla espor’u TV’de en çok izlenen zaman dilimi olan altın saatler (prime time) yayınına taşıdı. Son zamanlarda diğer TV kanalları da espor’dan daha çok bahsetmeye ve görüntüler yayınlamaya başladı.
•6 NBA şampiyonluğu kazanıp ve 5 kez de MVP seçilerek bir döneme damgasını vuran Amerikan basketbol ligi NBA'in eski oyuncularından Michael Jordan, bir e-spor girişimi olan aXiomatic'e yatırım yaptı. Team Liquid takımının sahibi olan girişimin 26 milyon dolarlık yatırım turuna, Jordan ile birlikte David M. Rubenstein’in sahibi olduğu Declaration Capital da katıldı.
•Bünyesinde pek çok e-spor markası bulunduran aXiomatic, oyun endüstrisini de geliştirmeye yönelik adımlar atıyor. Şirket bu amaç doğrultusunda, 2016 yılında Team Liquid adlı e-spor takımını satın aldı. Girişimin, alınan yatırımı takımlarını geliştirmek, etkinlik ve sponsorlukları artırmak için kullanacağı açıklandı. aXiomatic’in kurucusu ve CEO’su Ted Leonsis, "Bir sonraki neslin spor taraftarları, e-spor taraftarı olacak" dedi.
•Espor’un yakın zamanda futbol ve basketbol gibi geleneksel sporları yakalamasının zor olduğu düşünülse de potansiyel işletme değeri çok önemli ve bu yüzden medya ve teknoloji firmalarının yanında reklamcıların da gözleri espor’un üzerinde.
•Espor Sektörünün Gerçek Boyutu
•Yalnızca oyun sektörü ulaştığı rakamlarla müzik ve sinema gibi iki önemli eğlence endüstrisini de geride bırakmış durumda. Teknolojilerin ve internet altyapısının yaşadığı hızlı gelişim, oyunların hem ulaşılabilirliğini hem de çeşitliliğini artırıyor. Türkiye, dijital oyunlar ve e-spor sektörlerinde hızlı bir büyüme potansiyeline sahip bir ülke. Yapılan araştırmalar Türkiye’de 22 milyondan fazla oyuncu olduğunu söylüyor. Araştırma şirketi Super Data’nın paylaştığı bilgiler doğrultusunda, konsollar, donanım ve yazılım ögelerini kapsayan oyun sektörü 2016 yılını dünya genelinde 91 milyar dolarla kapattı.
NASIL PARA KAZANIYORLAR?
•Peki e-spor yapanlar nasıl para kazanıyor? E-spor takımları katıldıkları lig ve turnuvalarda başarılar elde ederek kendilerine gelir sağlıyor. Ayrıca takımlar, yapmış oldukları anlaşmalardan sponsorluk geliri elde ediyor. Profesyonel oyuncular da çalışanlar gibi düzenli olarak maaş alıyor.
•Bu maaşın periyodu yapılan anlaşmaya göre haftalık, aylık veya sezonluk olabiliyor. Sponsorluk anlaşmaları takımların gelirleri arasında önemli bir yer tutuyor. Dev şirketler yüksek ücretlerle takımlarla sponsorluk anlaşmaları imzalıyor, turnuvaların yapıldığı statlar doluyor, takımlar arasında transferler gerçekleşiyor ve oyuncular ciddi paralar kazanabiliyor.
Türkiye’de bir e-sporcunun yılda kazandığı para 200 bin TL’ye kadar çıkabiliyor. Tabii bu rakamlar uluslararası arenada çok daha yüksek. Takımlar ve oyuncular turnuvalar sayesinde para kazandıkları gibi sponsor desteğiyle de kazançlarını artırabiliyor. Ayrıca oyuncular internet üzerinden yayın yaparak da gelir elde edebiliyor. Sektör böylelikle hızlı bir şekilde profesyonelleşiyor.
TÜRKİYE PAZARINDA DURUM NASIL?
•Dünyada gelişmeler böyleyken Türkiye pazarı da büyüyen sektörden payını alıyor. Türkiye’de esporda amatör takım sayısı 15 binin üzerinde. Takım bünyesinde oynayan oyuncu sayısı ise 60 binleri aştı. Bugün lisanslı e-sporcu sayısının 4 bini geçtiği tahmin ediliyor.
•Espor’un gençler tarafından tercih edilmesinde en önemli etkenlerden birini tesis ile ekipman bakımından çok büyük finansal kaynak gerektirmemesi oluşturuyor. Oyuncular internet bağlantısı olan bir bilgisayarla her yerden oyuna katılabiliyor.
•Espor oyuncuları, dünyada ve Türkiye’de Dijital Oyunlar Federasyonu’na başvuru yaparak esporcu lisanslarını alıp takımlara katılabiliyor. Espor turnuvalarının son yıllarda artış göstermesi ve internetten yayın yapan sitelerin de artmasıyla birlikte espora olan ilgi de artıyor.
•Dark Passage, HWA Gaming, Team Turquality, BJK Oyun Hizmetleri, SuperMassive, Galatasaray SK ve Fenerbahçe 1907 gibi pek çok takımın çeşitli oyun branşlarında mücadele ettiği ligler mevcut. Dota 2, LOL, CS GO, FIFA gibi oyunlar üzerinden takımlar espor mücadelesi içine giriyor. Espor alanında ülkemizde uzun süredir faaliyet gösteren Netmarble Türkiye, Riot Games, Nttgame gibi şirketlerin yaptığı çeşitli projeler ve yatırımlar var.
Ayrıca yine Oyunder bünyesinde yer alan ESL Türkiye ve Massk gibi organizasyonlar düzenleniyor. ESPN, Turner Broadcasting, TBS ve Yahoo gibi büyük yayıncı kuruluşları e-sporda yer almaya başladı. Türkiye’de S-Sport ve belN Sports, League of Legends maçlarını canlı yayınlayan kanallar arasında yer alıyor.
9 Kasım 2018 Cuma
Doğan: Zuckerberg Türkiye'de olsa teminat mektubu alamaz
Kurumsal yazılım şirketi Etiya'nın Üst Yöneticisi Aslan Doğan, "Teminat mektubu almak istediğimizde ev, arsa soruluyor. Ben bir değer üretmişim ama bunun bir karşılığı yok. Mark Zuckerberg Türkiye'de olsa bankadan teminat mektubu alamaz" dedi
Kurumsal yazılım şirketi Etiya'nın Üst Yöneticisi (CEO) Aslan Doğan, "Türkiye'de yazılım şirketlerinin sayısı, girişimcilerin sayısı her geçen gün artıyor. Girişimcilerin en büyük sıkıntısı, akıl veren çok paran veren yok." dedi.
Doğan, AA muhabirine yaptığı açıklamada, sektörün Türkiye'deki gelişimi ve şirketin gelecek dönem hedeflerine ilişkin bilgi verdi.
Türkiye'de yazılım ve teknoloji alanında inanılmaz fırsatların olduğunu dile getiren Doğan, Türkiye'de dünyanın aksine, en büyük şirketler sıralamasının tepesinde geleneksel şirketlerin bulunduğunu, bu şirketlerin de teknolojiye yeterince yatırım yapmadığını söyledi.
Doğan, Türkiye'deki çoğu şirketin dijitalleşme trendlerinden uzak olduğuna işaret ederek, sanayi 4.0'ın konuşulduğu bir ortamda, şirketlerin strateji oluşturmak ve harekete geçmek konusunda yavaş kaldığından bahsetti.
"Türkiye'de yurt dışı ile entegre olan şirketlerde bu dönüşüm başladı fakat çoğu şirket sanayi 4.0 dönüşümüne henüz başlamamış durumda. Ana stratejileri henüz net değil." diyen Doğan, çoğu şirkette bekleyip-görme stratejisi bulunduğunu, bu durumun da dünyanın gerisinde kalmaya sebep olduğunu anlattı.
Türkiye'nin devlet-özel sektör-şirket ve girişimciler olarak hızlı hareket etmesi gerektiğine dikkati çeken Doğan, şunları kaydetti:
"Kurumsal yazılım sektörü şu an Türkiye'de yıllık yüzde 14-15 büyüyor. Bu büyüme Türkiye için yeterli bir büyüme değil. 2018'in ikinci yarısında yavaşlama olsa da, yılın ilk yarısı iyi geçti. Türkiye'de yazılım şirketlerinin sayısı, girişimcilerin sayısı her geçen gün artıyor. Ama temel mevzu, girişimcilere yeterli fırsat verilip verilmediği. Tüm konular gelip buralarda tıkanıyor.
Girişimcilerin en büyük sıkıntısı, akıl veren çok paran veren yok. ABD'de çok büyük fonlar var, Türkiye'de böyle bir fon yok. İkincisi startup'ların yaşam döngüsünde nakit akışı çok önemli. Girişimcilere akıl değil, para vermek lazım. Startupcılar da zaten akıl var, finansman desteği gerekiyor.
Girişimcilerin finansman desteği için devletin belli teşvikleri var, devlet son derece iyi niyetle bir şeyler yapmaya çalışıyor. Bu teşvik mekanizmasından kimin yararlanıp yararlanmayacağının net olarak belirlenmesi gerek. Bu teşviklerde ödemelerin biraz daha hızlı yapılmasını ve teşvik mekanizmasının yeniden yapılandırılıp, ödüllendirme üzerine kurulmasını istiyoruz."
"En fazla yazılım ihracatı yapıyoruz"
Doğan, katma değerli üretimin Türkiye için önemine dikkati çekerek, devletin bu konuya verdiği öneme işaret etti.
Bu anlayıştan yola çıkarak, bu dönemde ihracat yapan girişimci şirketlerin ödüllendirilmesi gerektiğini belirten Doğan, "Türkiye'de oldukça ihracat yapan startup şirket var. Bunların desteklenmesi, ödüllendirme sisteminin gelmesi, bu şirketler için de motivasyon aracı olacaktır. Türkiye'de girişimci şirketler olarak, en fazla yazılım ihracatı yapıyoruz." dedi.
Aslan Doğan, girişimci şirketlerin yararlandığı teşviklere atıfta bulunarak, ana işi girişim olmayan banka, sigorta şirketi gibi kurumların kendi operasyonel merkezlerini Ar-Ge kapsamına alıp, teşviklerden yararlandıklarını, burada bir sadeleştirmeye gidilmesi gerektiğini söyledi.
Türkiye'de girişimcilerin ciddi kaynağa ihtiyacı olduğunun altını çizen Doğan, bu anlamda girişimcilere ayrılan kaynağın büyük şirketlerin alması durumunda startup şirketlerin sıkıntı yaşadığını dile getirdi.
Doğan, "Şu an Türkiye'de teknoloji sektöründe yetişmiş insan gücünün en az mevcudun iki katı olması gerek, o denli bir ihtiyaç var." ifadelerini kullandı.
"Teknobank'ın kurulması sektörü rahatlatacak"
Girişimcilerin finansman ihtiyacı için Teknobank kurulması gerektiğini, bu sayede finansmanla ilgili durumların hızlı şekilde halledilebileceğini dile getiren Doğan, şu değerlendirmelerde bulundu:
"Bizim temel değerimiz, oluşturduğumuz IP, lisans ürünleri. Şu an sektörde ve bankalarda böyle bir sistem yok. Bir iş yerine ya da fabrikaya gittiğinizde, orada yeri, makine techizatı görülebiliyor. Bu sayede hızlı değerlendirmeler yapılabiliyor ama teknoloji şirketleri ile, IP ile, ürün ile ilgili bir değerlendirme yok.
Teminat mektubu almak istediğimizde ev, arsa soruluyor. Ben bir değer üretmişim ama bunun bir karşılığı yok. Mark Zuckerberg Türkiye'de olsa bankadan teminat mektubu alamaz. Bu yüzden bir Teknobank'ın kurulması sektörü çok rahatlatacak."
"Türkiye treni kaçırmadı, doğru noktada"
Etiya bünyesinde yapılan çalışmalar hakkında da bilgi veren Doğan, yerli üretime daha fazla fırsat verilmesi gerektiğini söyledi.
Türkiye'nin teknolojide söylenenin aksine treni kaçırmadığını ve doğru noktada bulunduğunu dile getiren Doğan, yalnızca biraz hızlanmak gerektiğine işaret etti. Doğan, Etiya olarak ihracata verdikleri öneme dikkati çekerek, şu bilgileri verdi:
"Kendimize 3 yılda 100 milyon dolar ihracat yapma hedefi koymuştuk. 1 yılda, bunu sağlayacak noktaya geldik. Bu yıl sonunda ciddi bir büyüme göstereceğiz. En az yüzde 30’luk bir büyüme sağlayacağımızı öngörüyoruz. Bu büyümenin yaklaşık yüzde 40’ı ihracattan gelecek. 200 kişi yeni istihdam planlıyoruz. Bunu bu yıl içinde tamamlayacağız. Yurt dışında da şirket olarak büyümemiz devam ediyor, bundan sonraki süreçte de hızlanarak devam edecek."
Kurumsal yazılım şirketi Etiya'nın Üst Yöneticisi (CEO) Aslan Doğan, "Türkiye'de yazılım şirketlerinin sayısı, girişimcilerin sayısı her geçen gün artıyor. Girişimcilerin en büyük sıkıntısı, akıl veren çok paran veren yok." dedi.
Doğan, AA muhabirine yaptığı açıklamada, sektörün Türkiye'deki gelişimi ve şirketin gelecek dönem hedeflerine ilişkin bilgi verdi.
Türkiye'de yazılım ve teknoloji alanında inanılmaz fırsatların olduğunu dile getiren Doğan, Türkiye'de dünyanın aksine, en büyük şirketler sıralamasının tepesinde geleneksel şirketlerin bulunduğunu, bu şirketlerin de teknolojiye yeterince yatırım yapmadığını söyledi.
Doğan, Türkiye'deki çoğu şirketin dijitalleşme trendlerinden uzak olduğuna işaret ederek, sanayi 4.0'ın konuşulduğu bir ortamda, şirketlerin strateji oluşturmak ve harekete geçmek konusunda yavaş kaldığından bahsetti.
"Türkiye'de yurt dışı ile entegre olan şirketlerde bu dönüşüm başladı fakat çoğu şirket sanayi 4.0 dönüşümüne henüz başlamamış durumda. Ana stratejileri henüz net değil." diyen Doğan, çoğu şirkette bekleyip-görme stratejisi bulunduğunu, bu durumun da dünyanın gerisinde kalmaya sebep olduğunu anlattı.
Türkiye'nin devlet-özel sektör-şirket ve girişimciler olarak hızlı hareket etmesi gerektiğine dikkati çeken Doğan, şunları kaydetti:
"Kurumsal yazılım sektörü şu an Türkiye'de yıllık yüzde 14-15 büyüyor. Bu büyüme Türkiye için yeterli bir büyüme değil. 2018'in ikinci yarısında yavaşlama olsa da, yılın ilk yarısı iyi geçti. Türkiye'de yazılım şirketlerinin sayısı, girişimcilerin sayısı her geçen gün artıyor. Ama temel mevzu, girişimcilere yeterli fırsat verilip verilmediği. Tüm konular gelip buralarda tıkanıyor.
Girişimcilerin en büyük sıkıntısı, akıl veren çok paran veren yok. ABD'de çok büyük fonlar var, Türkiye'de böyle bir fon yok. İkincisi startup'ların yaşam döngüsünde nakit akışı çok önemli. Girişimcilere akıl değil, para vermek lazım. Startupcılar da zaten akıl var, finansman desteği gerekiyor.
Girişimcilerin finansman desteği için devletin belli teşvikleri var, devlet son derece iyi niyetle bir şeyler yapmaya çalışıyor. Bu teşvik mekanizmasından kimin yararlanıp yararlanmayacağının net olarak belirlenmesi gerek. Bu teşviklerde ödemelerin biraz daha hızlı yapılmasını ve teşvik mekanizmasının yeniden yapılandırılıp, ödüllendirme üzerine kurulmasını istiyoruz."
"En fazla yazılım ihracatı yapıyoruz"
Doğan, katma değerli üretimin Türkiye için önemine dikkati çekerek, devletin bu konuya verdiği öneme işaret etti.
Bu anlayıştan yola çıkarak, bu dönemde ihracat yapan girişimci şirketlerin ödüllendirilmesi gerektiğini belirten Doğan, "Türkiye'de oldukça ihracat yapan startup şirket var. Bunların desteklenmesi, ödüllendirme sisteminin gelmesi, bu şirketler için de motivasyon aracı olacaktır. Türkiye'de girişimci şirketler olarak, en fazla yazılım ihracatı yapıyoruz." dedi.
Aslan Doğan, girişimci şirketlerin yararlandığı teşviklere atıfta bulunarak, ana işi girişim olmayan banka, sigorta şirketi gibi kurumların kendi operasyonel merkezlerini Ar-Ge kapsamına alıp, teşviklerden yararlandıklarını, burada bir sadeleştirmeye gidilmesi gerektiğini söyledi.
Türkiye'de girişimcilerin ciddi kaynağa ihtiyacı olduğunun altını çizen Doğan, bu anlamda girişimcilere ayrılan kaynağın büyük şirketlerin alması durumunda startup şirketlerin sıkıntı yaşadığını dile getirdi.
Doğan, "Şu an Türkiye'de teknoloji sektöründe yetişmiş insan gücünün en az mevcudun iki katı olması gerek, o denli bir ihtiyaç var." ifadelerini kullandı.
"Teknobank'ın kurulması sektörü rahatlatacak"
Girişimcilerin finansman ihtiyacı için Teknobank kurulması gerektiğini, bu sayede finansmanla ilgili durumların hızlı şekilde halledilebileceğini dile getiren Doğan, şu değerlendirmelerde bulundu:
"Bizim temel değerimiz, oluşturduğumuz IP, lisans ürünleri. Şu an sektörde ve bankalarda böyle bir sistem yok. Bir iş yerine ya da fabrikaya gittiğinizde, orada yeri, makine techizatı görülebiliyor. Bu sayede hızlı değerlendirmeler yapılabiliyor ama teknoloji şirketleri ile, IP ile, ürün ile ilgili bir değerlendirme yok.
Teminat mektubu almak istediğimizde ev, arsa soruluyor. Ben bir değer üretmişim ama bunun bir karşılığı yok. Mark Zuckerberg Türkiye'de olsa bankadan teminat mektubu alamaz. Bu yüzden bir Teknobank'ın kurulması sektörü çok rahatlatacak."
"Türkiye treni kaçırmadı, doğru noktada"
Etiya bünyesinde yapılan çalışmalar hakkında da bilgi veren Doğan, yerli üretime daha fazla fırsat verilmesi gerektiğini söyledi.
Türkiye'nin teknolojide söylenenin aksine treni kaçırmadığını ve doğru noktada bulunduğunu dile getiren Doğan, yalnızca biraz hızlanmak gerektiğine işaret etti. Doğan, Etiya olarak ihracata verdikleri öneme dikkati çekerek, şu bilgileri verdi:
"Kendimize 3 yılda 100 milyon dolar ihracat yapma hedefi koymuştuk. 1 yılda, bunu sağlayacak noktaya geldik. Bu yıl sonunda ciddi bir büyüme göstereceğiz. En az yüzde 30’luk bir büyüme sağlayacağımızı öngörüyoruz. Bu büyümenin yaklaşık yüzde 40’ı ihracattan gelecek. 200 kişi yeni istihdam planlıyoruz. Bunu bu yıl içinde tamamlayacağız. Yurt dışında da şirket olarak büyümemiz devam ediyor, bundan sonraki süreçte de hızlanarak devam edecek."
Pardus'un yeni sürümü yayınlandı
TÜBİTAK ULAKBİM tarafından geliştirilmeye devam edilen ücretsiz Linux destekli işletim sisteminin Pardus 17.4 sürümü yayınlandı
Uzun yıllardır geliştirme aşamasında olan ve her geçen gün yeni özelliklerle güncellenen Pardus, yeni sürümü ile bir dizi geliştirme sunuyor. Bu son sürüm 300'den fazla paket için iyileştirme, kararlılık ve güvenlik güncellemeleri içeriyor.
Pardus'un son sürümü 300'den fazla paket için iyileştirme, kararlılık ve güvenlik güncellemelerini barındırıyor Kullanıcıların en çok kullandığı uygulamaların sürümleri öncelikle Firefox 60.3.0’a, Thunderbird 60.2.1’e, VLC 3.0.3’e, Libreoffice 6.1.3’e yükseltildi. Ayrıca, 17.4 yalın/sunucu sürümünde önceki sürümlerden farklı olarak openssh-server paketi sistemde kurulu olarak gelmektedir. Bu sayede sistem yöneticilerinin "Ansible" gibi "Provisioning" araçlarını kurulumdan itibaren kullanabilmesine olanak sağlandı. Yapılan değişiklikleri yüklemek için Pardus 17 yüklü sisteminizi güncel tutmanız yeterli olacaktır.
Pardus 17.4 sürümü yenilikleri
Son kullanıcının karşılaştığı bir çok grafiksel arayüzdeki kullanım senaryosu sorunları giderildi.
Bir çok sistem performansını etkileyen paket güncelleştirmesi ve optimizasyonu yapıldı.
300 ün üzerinde paketi ve yamasını içeren güvenlik güncelleştirmeleri sisteme eklendi.
Öntanımlı internet tarayıcısı Firefox versiyonu 60.3.0’a güncellendi.
Öntanımlı e-posta istemcisi Thunderbird versiyonu 60.2.1’e güncellendi.
Öntanımlı media oynatıcısı olan VLC versiyonu 3.0.3'e güncellendi.
Öntanımlı ofis döküman uygulaması Libreoffice versiyonu 6.1.3’e güncellendi.
Yalın Sunucu sürümünde openssh-server öntanımlı olarak yüklü gelmesi sağlandı.
İnternet ortamı olmayan kurulum senaryolarında, kurulum sonrası kaynak listesi bozukluğu giderildi.
Açılış ekranı öntanımlı arka planı değiştirildi.
Uzun yıllardır geliştirme aşamasında olan ve her geçen gün yeni özelliklerle güncellenen Pardus, yeni sürümü ile bir dizi geliştirme sunuyor. Bu son sürüm 300'den fazla paket için iyileştirme, kararlılık ve güvenlik güncellemeleri içeriyor.
Pardus'un son sürümü 300'den fazla paket için iyileştirme, kararlılık ve güvenlik güncellemelerini barındırıyor Kullanıcıların en çok kullandığı uygulamaların sürümleri öncelikle Firefox 60.3.0’a, Thunderbird 60.2.1’e, VLC 3.0.3’e, Libreoffice 6.1.3’e yükseltildi. Ayrıca, 17.4 yalın/sunucu sürümünde önceki sürümlerden farklı olarak openssh-server paketi sistemde kurulu olarak gelmektedir. Bu sayede sistem yöneticilerinin "Ansible" gibi "Provisioning" araçlarını kurulumdan itibaren kullanabilmesine olanak sağlandı. Yapılan değişiklikleri yüklemek için Pardus 17 yüklü sisteminizi güncel tutmanız yeterli olacaktır.
Pardus 17.4 sürümü yenilikleri
Son kullanıcının karşılaştığı bir çok grafiksel arayüzdeki kullanım senaryosu sorunları giderildi.
Bir çok sistem performansını etkileyen paket güncelleştirmesi ve optimizasyonu yapıldı.
300 ün üzerinde paketi ve yamasını içeren güvenlik güncelleştirmeleri sisteme eklendi.
Öntanımlı internet tarayıcısı Firefox versiyonu 60.3.0’a güncellendi.
Öntanımlı e-posta istemcisi Thunderbird versiyonu 60.2.1’e güncellendi.
Öntanımlı media oynatıcısı olan VLC versiyonu 3.0.3'e güncellendi.
Öntanımlı ofis döküman uygulaması Libreoffice versiyonu 6.1.3’e güncellendi.
Yalın Sunucu sürümünde openssh-server öntanımlı olarak yüklü gelmesi sağlandı.
İnternet ortamı olmayan kurulum senaryolarında, kurulum sonrası kaynak listesi bozukluğu giderildi.
Açılış ekranı öntanımlı arka planı değiştirildi.
Gmail kullanıcısı 1.5 milyar oldu
Google'ın en popüler servislerinden biri olan Gmail, 1.5 milyar kullanıcıya ulaştı. Yani dünyada neredeyse dört kişiden biri Gmail kullanıyor.
Dünyaca popüler olan ve 25 GB depolama alanı veren Gmail, birçok kişi tarafından kullanılıyor. Aynı zamanda Google'ın servislerine sıkı bir entegrasyon sunan servisin kullanıcı sayısı açıklandı.
Gmail kullanıcısı 1.5 milyar oldu
Gmail ile ilgili daha önce 2016 yılının şubat ayında aktif kullanıcı sayısına ilişkin bir açıklama yapılmıştı. Söz konusu açıklamada Gmail'i 1 Milyar aktif kullanıcının kullanmaya başladığı ifade edilmişti. Şimdi ortaya çıkan yeni veri ise Gmail'in ne kadar büyük bir seviyeye geldiğini gözler önüne seriyor.
Gmail'in Twitter hesabı üzerinden yapılan yeni bir paylaşımda, Gmailkullanıcı sayısının 1.5 milyarı devirdiği ifade edildi. Bunun aktif kullanıcı rakamları olduğu da belirtildi. Bu doğrultuda şu an Gmail'i 1.5 milyar kullanıcı aktif olarak kullanıyor. Ancak bu sonuca birden fazla hesabı olan kişiler göz ardı edilerek mi ulaşıldığına ilişkin bir bilgi bulunmuyor. Günümüzde pek çok kullanıcı birden fazla hesap sahibi ve hesaplarını aktif bir şekilde kullanmaya devam edebiliyorlar.
Gmail özellikle Yahoo, Microsoft gibi şirketlerin mail servislerinde yaşanan sıkıntılar nedeniyle daha da popüler bir hale gelmeyi başarmıştı. Aynı zamanda bunda Google hizmetlerine ulaşımda kolaylık ve Google Chrome faktörü de etkili olmuştu.
Dünyaca popüler olan ve 25 GB depolama alanı veren Gmail, birçok kişi tarafından kullanılıyor. Aynı zamanda Google'ın servislerine sıkı bir entegrasyon sunan servisin kullanıcı sayısı açıklandı.
Gmail kullanıcısı 1.5 milyar oldu
Gmail ile ilgili daha önce 2016 yılının şubat ayında aktif kullanıcı sayısına ilişkin bir açıklama yapılmıştı. Söz konusu açıklamada Gmail'i 1 Milyar aktif kullanıcının kullanmaya başladığı ifade edilmişti. Şimdi ortaya çıkan yeni veri ise Gmail'in ne kadar büyük bir seviyeye geldiğini gözler önüne seriyor.
Gmail'in Twitter hesabı üzerinden yapılan yeni bir paylaşımda, Gmailkullanıcı sayısının 1.5 milyarı devirdiği ifade edildi. Bunun aktif kullanıcı rakamları olduğu da belirtildi. Bu doğrultuda şu an Gmail'i 1.5 milyar kullanıcı aktif olarak kullanıyor. Ancak bu sonuca birden fazla hesabı olan kişiler göz ardı edilerek mi ulaşıldığına ilişkin bir bilgi bulunmuyor. Günümüzde pek çok kullanıcı birden fazla hesap sahibi ve hesaplarını aktif bir şekilde kullanmaya devam edebiliyorlar.
Gmail özellikle Yahoo, Microsoft gibi şirketlerin mail servislerinde yaşanan sıkıntılar nedeniyle daha da popüler bir hale gelmeyi başarmıştı. Aynı zamanda bunda Google hizmetlerine ulaşımda kolaylık ve Google Chrome faktörü de etkili olmuştu.
E-devlet için iki önemli özellik kullanıma sunuldu
E-Devlet üzerinde sağlanan hizmet sayısı günden güne artıyor
Son dönemde, hizmet skalasını iyice genişleten sisteme, şimdi de pasaport ve sürücü belgesi başvuru durumu sorgulama hizmetini kullanıma sundu.
Her geçen gün hizmet sayısını arttıran sistem, kullanıcıların hayatını kolaylaştırmaya devam ediyor. Bugün yapılan duyuru ile birlikte, Nüfus ve Vatandaşlık İşleri Genel Müdürlüğünce sunulan sürücü belgesi ve pasaport başvuru durumu sorgulama hizmetleri, artık E-Devlet üzerinden yapılabileceği açıklandı. Böylece kullanıcılar söz konusu bu hizmetlere artık hizmet sistemi üzerinden rahatlıkla ulaşabilecekler.
E-Devlet Giriş nasıl yapılır?
Şifrenizi aldıktan sonra sisteme ilk kez giriş yapmanız istenecektir. Buradan sisteme giriş yapabilirsiniz. Sağ üst köşede bulunan “Giriş” sekmesinden sisteme ulaşabilirsiniz. Karşınıza çıkan Login ekranında TC. Kimlik numaranızı ve PTT’den size verilen şifreyi yazmanız gerekiyor.
İlk kez hizmete giriş yaptığınızda ise ek olarak sizden kendi şifrenizi oluşturmanız isteniyor. Bu şifreyi de belirledikten sonra, özgürce site içerisinde dolaşabilirsiniz. Sistem üzerinde alt-üst soy bilgisini öğrenme, SSK hizmet dökümü, SSK sorgulama, Giriş maaş sorgulama, İşsizlik ödeneği sorgulama ve daha birçok hizmetten yararlanabilirsiniz.
(Shiftdelete)
Son dönemde, hizmet skalasını iyice genişleten sisteme, şimdi de pasaport ve sürücü belgesi başvuru durumu sorgulama hizmetini kullanıma sundu.
Her geçen gün hizmet sayısını arttıran sistem, kullanıcıların hayatını kolaylaştırmaya devam ediyor. Bugün yapılan duyuru ile birlikte, Nüfus ve Vatandaşlık İşleri Genel Müdürlüğünce sunulan sürücü belgesi ve pasaport başvuru durumu sorgulama hizmetleri, artık E-Devlet üzerinden yapılabileceği açıklandı. Böylece kullanıcılar söz konusu bu hizmetlere artık hizmet sistemi üzerinden rahatlıkla ulaşabilecekler.
E-Devlet Giriş nasıl yapılır?
Şifrenizi aldıktan sonra sisteme ilk kez giriş yapmanız istenecektir. Buradan sisteme giriş yapabilirsiniz. Sağ üst köşede bulunan “Giriş” sekmesinden sisteme ulaşabilirsiniz. Karşınıza çıkan Login ekranında TC. Kimlik numaranızı ve PTT’den size verilen şifreyi yazmanız gerekiyor.
İlk kez hizmete giriş yaptığınızda ise ek olarak sizden kendi şifrenizi oluşturmanız isteniyor. Bu şifreyi de belirledikten sonra, özgürce site içerisinde dolaşabilirsiniz. Sistem üzerinde alt-üst soy bilgisini öğrenme, SSK hizmet dökümü, SSK sorgulama, Giriş maaş sorgulama, İşsizlik ödeneği sorgulama ve daha birçok hizmetten yararlanabilirsiniz.
(Shiftdelete)
2 Kasım 2018 Cuma
Facebook'un değişiklik sinyali ne anlama geliyor
Facebook'ta herhangi bir değişiklik yapıldığı zaman bunun hem kullanıcıları hem de bu platformu kullanan şirketler için büyük sonuçları olabiliyor
Şimdi Mark Zuckerberg, Facebook'un dev boyutlara ulaşan kullanıcılarının bu platformu kullanma biçimleriyle ilgili büyük bir değişimin yolda olduğunun sinyallerini verdi.
Birçok kullanıcı için arkadaşlarının, üye oldukları grupların ya da takip ettikleri sayfaların gönderilerini gördükleri Haber Kaynağı, Facebook demek.
Ancak şirketin olağanüstü olmasa da oldukça sağlam görünen üçüncü çeyrek sonuçlarıyla ilgili yapılan telekonferansta Zuckerberg, "İnsanların birbirleriyle iletişim kurma biçimlerinin özel mesajlaşma ve Hikayeler kısmına doğru kaydığını görüyoruz. Başkalarına açık paylaşım yapmak her zaman çok önemli olacak ancak insanlar giderek özel paylaşımlarda da bulunmak istiyor" dedi.
Bu sözlerin biraz izah edilmesi gerekiyor.
Aslında söylemek istediği şey, insanların artık yeni doğan bebeklerinin fotoğraflarını veya üç kafalı doğan köpekle ilgili haberi herkese açık olan Haber Akışı üzerinden değil, Messenger ya da WhatsApp üzerinden başka kişilere veya gruplara gönderdiği ya da yeni getirilen Hikayeler özelliğini kullandığı.
Snapchat'in bir benzeri olan moveStories, yalnızca 24 saat boyunca yayında kalacak şekilde video ve fotoğraf paylaşılmasına olanak tanıyor.
Başta WhatsApp olmak üzere tüm bu servisleri çekici kılanın mahremiyet olduğu çok açık. Stories özelliğinde de paylaşımların geçici olmasını seviyorlar.
Zuckerberg, "İnsanlar, kalıcı olmayan biçimlerde paylaşım yapmak istiyor ve bizim de bu yeni eğilimi tamamen kucakladığımızdan emin olmak istiyorum" dedi.
Bir diğer büyüme alanı da video. Artık ayrı bir sekmeye tıkladığında kullanıcılar Haber Akışı'ndan ayrılıp, izleyebilecekleri videoları gösteren bir menüye ulaşıyor.
Zuckerberg, Haber Kaynağı'nda videolara yer verilmesinin "bazı sosyal etkileşimlerin yerine geçiyor ve insanların deneyimin değerini azalttığını söylediğini" ancak daha kaliteli bir deneyim sağlamak adına ayrı bir bölüme aldıklarını belirtti.
Bununla birlikte, Facebook'un bu önemli ürününün ağırlığını azaltmaya yönelik atılan bu adım bazı önemli riskleri de beraberinde getiriyor.
İlk olarak, gerek Hikayeler özelliği gerekse de video sekmesi, beklendiği kadar hızlı bir şekilde kullanılmaya başlanmadı.
Gündeme gelen bir diğer soru da bunlardan nasıl para kazanılacağı.
Her ne kadar Facebook bunu kendi Instagram ürünü için başarmış olsa da Hikayeler gibi formatlara reklam yerleştirmek çok zor.
Daha da zor olan Messenger ve WhatsApp'ı birer gelir kaynağına dönüştürmek.
Kullanıcılar, bu platformları özel alanlar olarak görüyor ve yaklaşan bir doğumla ilgili sohbetin bebek kıyafetleri reklamıyla rahatsız edilmesi Facebook'a olan güveni daha da sarsabilir. WhatsApp'ın nasıl bir gelir kaynağına dönüştürülebileceği konusunun, kurucularının şirketten ayrılmasının arkasında yatan neden olduğu düşünülüyor.
Mark Zuckerberg, geçiş döneminde bazı sıkıntılar yaşanabileceğini kabul ediyor ancak uzun vade konusunda kendinden emin görünüyor.
Zuckerberg, "Bu dönemde, ürünlerimizin mobile geçiş döneminde olduğu gibi gelir büyüme hızımız daha yavaş olabilir" dedi.
Mobile geçiş sürecinin şirketin gelirleri üzerinde çok büyük bir tehdit oluşturması bekleniyordu ancak korkulan olmadı.
Ancak, Facebook'un başta videolar olmak üzere yaptığı değişiklikleri kaşlarını çatarak, yakından izleyenler de var.
Birkaç yıl önce medya kuruluşları, izlemek için tıklayan kullanıcı sayısının çok yüksek olduğunu gösteren verilerin ortaya çıkmasının ardından Facebook platformuna gönderdikleri videoları artırmak için bu alana eleman ve kaynak kaldırmak gibi bir dizi adım attı.
Ancak, önceliği videoya veren bu anlayış, artık bir yanılsamanın üzerine kurulmuş gibi görünüyor. Facebook, kendisini video izleme verilerini bilinçli bir şekilde şişirmekle suçlayan reklamverenlerle bir yargı savaşının içinden geçiyor.
Medya kuruluşlarının da kullanıcı sayısının artmamasının ardından işe aldıkları elemanları çıkardıkları görülüyor.
Facebook, bu yıl içerisinde medya içeriklerinin Haber Kaynağı'nda daha az görüleceğini ve arkadaşların paylaşımlarına öncelik verileceğini açıkladı.
Şimdi ise birçok kesimden çok sayıda kuruluş, bu sosyal medya devinin milyonlarca müşteriye mesajlarını ulaştırma konusunda gerçekten de en iyi platformu sunup sunmadığını sorguluyor.
(BBC Türkçe)
Şimdi Mark Zuckerberg, Facebook'un dev boyutlara ulaşan kullanıcılarının bu platformu kullanma biçimleriyle ilgili büyük bir değişimin yolda olduğunun sinyallerini verdi.
Birçok kullanıcı için arkadaşlarının, üye oldukları grupların ya da takip ettikleri sayfaların gönderilerini gördükleri Haber Kaynağı, Facebook demek.
Ancak şirketin olağanüstü olmasa da oldukça sağlam görünen üçüncü çeyrek sonuçlarıyla ilgili yapılan telekonferansta Zuckerberg, "İnsanların birbirleriyle iletişim kurma biçimlerinin özel mesajlaşma ve Hikayeler kısmına doğru kaydığını görüyoruz. Başkalarına açık paylaşım yapmak her zaman çok önemli olacak ancak insanlar giderek özel paylaşımlarda da bulunmak istiyor" dedi.
Bu sözlerin biraz izah edilmesi gerekiyor.
Aslında söylemek istediği şey, insanların artık yeni doğan bebeklerinin fotoğraflarını veya üç kafalı doğan köpekle ilgili haberi herkese açık olan Haber Akışı üzerinden değil, Messenger ya da WhatsApp üzerinden başka kişilere veya gruplara gönderdiği ya da yeni getirilen Hikayeler özelliğini kullandığı.
Snapchat'in bir benzeri olan moveStories, yalnızca 24 saat boyunca yayında kalacak şekilde video ve fotoğraf paylaşılmasına olanak tanıyor.
Başta WhatsApp olmak üzere tüm bu servisleri çekici kılanın mahremiyet olduğu çok açık. Stories özelliğinde de paylaşımların geçici olmasını seviyorlar.
Zuckerberg, "İnsanlar, kalıcı olmayan biçimlerde paylaşım yapmak istiyor ve bizim de bu yeni eğilimi tamamen kucakladığımızdan emin olmak istiyorum" dedi.
Bir diğer büyüme alanı da video. Artık ayrı bir sekmeye tıkladığında kullanıcılar Haber Akışı'ndan ayrılıp, izleyebilecekleri videoları gösteren bir menüye ulaşıyor.
Zuckerberg, Haber Kaynağı'nda videolara yer verilmesinin "bazı sosyal etkileşimlerin yerine geçiyor ve insanların deneyimin değerini azalttığını söylediğini" ancak daha kaliteli bir deneyim sağlamak adına ayrı bir bölüme aldıklarını belirtti.
Bununla birlikte, Facebook'un bu önemli ürününün ağırlığını azaltmaya yönelik atılan bu adım bazı önemli riskleri de beraberinde getiriyor.
İlk olarak, gerek Hikayeler özelliği gerekse de video sekmesi, beklendiği kadar hızlı bir şekilde kullanılmaya başlanmadı.
Gündeme gelen bir diğer soru da bunlardan nasıl para kazanılacağı.
Her ne kadar Facebook bunu kendi Instagram ürünü için başarmış olsa da Hikayeler gibi formatlara reklam yerleştirmek çok zor.
Daha da zor olan Messenger ve WhatsApp'ı birer gelir kaynağına dönüştürmek.
Kullanıcılar, bu platformları özel alanlar olarak görüyor ve yaklaşan bir doğumla ilgili sohbetin bebek kıyafetleri reklamıyla rahatsız edilmesi Facebook'a olan güveni daha da sarsabilir. WhatsApp'ın nasıl bir gelir kaynağına dönüştürülebileceği konusunun, kurucularının şirketten ayrılmasının arkasında yatan neden olduğu düşünülüyor.
Mark Zuckerberg, geçiş döneminde bazı sıkıntılar yaşanabileceğini kabul ediyor ancak uzun vade konusunda kendinden emin görünüyor.
Zuckerberg, "Bu dönemde, ürünlerimizin mobile geçiş döneminde olduğu gibi gelir büyüme hızımız daha yavaş olabilir" dedi.
Mobile geçiş sürecinin şirketin gelirleri üzerinde çok büyük bir tehdit oluşturması bekleniyordu ancak korkulan olmadı.
Ancak, Facebook'un başta videolar olmak üzere yaptığı değişiklikleri kaşlarını çatarak, yakından izleyenler de var.
Birkaç yıl önce medya kuruluşları, izlemek için tıklayan kullanıcı sayısının çok yüksek olduğunu gösteren verilerin ortaya çıkmasının ardından Facebook platformuna gönderdikleri videoları artırmak için bu alana eleman ve kaynak kaldırmak gibi bir dizi adım attı.
Ancak, önceliği videoya veren bu anlayış, artık bir yanılsamanın üzerine kurulmuş gibi görünüyor. Facebook, kendisini video izleme verilerini bilinçli bir şekilde şişirmekle suçlayan reklamverenlerle bir yargı savaşının içinden geçiyor.
Medya kuruluşlarının da kullanıcı sayısının artmamasının ardından işe aldıkları elemanları çıkardıkları görülüyor.
Facebook, bu yıl içerisinde medya içeriklerinin Haber Kaynağı'nda daha az görüleceğini ve arkadaşların paylaşımlarına öncelik verileceğini açıkladı.
Şimdi ise birçok kesimden çok sayıda kuruluş, bu sosyal medya devinin milyonlarca müşteriye mesajlarını ulaştırma konusunda gerçekten de en iyi platformu sunup sunmadığını sorguluyor.
(BBC Türkçe)
Kaydol:
Yorumlar (Atom)


