22 Nisan 2018 Pazar

Microsoft, Linux'a kucak açtı!

Linux ile Microsoft işletim sistemleri arasındaki rekabet yerini birlikte çalışmaya bıraktı! Azure Sphere teknolojisini duyuran Microsoft, bu teknolojinin altyapısını oluşturan işletim sisteminde, Linux çekirdeğini kullandı


Pazartesi günü Microsoft'un kapsamlı bulut hizmetler koleksiyonu Azure platformu için yeni bir teknoloji duyuruldu. Akıllı cihazlara, internete bağlı oyuncaklara ve küçük aygıtlara yüksek güvenlikli işlemci gücü desteği sağlayan Azure Sphere, Microsoft'unLinux ile el sıkışmasın sağladı.

Bir zamanlar Microsoft işletim sistemleri için en büyük tehdit olan açık kaynak kodlu Linux işletim sistemleri, ücretsiz olmalarıyla da dikkat çekiyordu. Firmalar, kendi Linux sürümlerini üreterek, özellikle iş dünyasına yönelik uygulamalar ve sistemleri Linux üzerinde kolayca geliştirebiliyordu. İki işletim sistemi ve altyapılarındaki teknoloji nedeniyle bakış açısı arasındaki uzun yıllar süren rekabete karşın bugün Microsoft başhukuk yöneticisi Brad Smith, "Aradan geçen 43 yıl sonra bu bizim için bir ilk. Kendi özel Linux çekirdeğimizi dağıtacağız" dedi.

Günlük hayatta kullanılan kamera gibi cihazların güvenlik sorunlarına vurgu yapan Smith, Azure Sphere ile hem donanım hem yazılım hem de bulut noktasında bütünleşik bir yaklaşıma sahip olduklarını ve bu sayede standart bir mikro işlemciden çok daha güvenilir sonuç elde ettiklerini dile getirdi. İşletim sistemi olarak da Linux tabanlı olarak geliştirdikleri Azure Sphere OS'yi tanıtan Smith, Azure platformunda Linux için güçlü bir destek verdiklerini de belirtti.

Azure Sphere ile donatılan ilk ürünler bu yıl içerisinde piyasaya sürülecek.

Türkiye'de mobil oyun pazarı 1 milyar TL'ye ulaştı

Netmarble EMEA Genel Müdür Yardımcısı Aras Şenyüz, 'Türkiye'de oyun oynama oranı gittikçe artıyor. İnsanlar artık metrobüste, televizyon karşısında ve hatta trafikte bile oyun oynuyor' dedi.

Netmarble EMEA Genel Müdür Yardımcısı Aras Şenyüz, Webrazzi Dijital 2018 Konferansı’nda Türkiye’de oyun oynayan kadınların sayısının hızla arttığını, oyuncu kadınların yaşının 40’a kadar yükseldiğini ve annelerin babaların oyuncu haline geldiğini söyledi.

Aras Şenyüz ayrıca Türkiye’de yüksek teknolojili telefonların hayatımıza girmesiyle birlikte oyun oynama süresinin yüzde 24 oranındaki artışla 46 dakikadan 57 dakikaya çıktığını ve metrobüste, televizyon karşısında hatta trafikte beklerken oyun oynadığımızı aktardı.

Netmarble EMEA Genel Müdür Yardımcısı Aras Şenyüz, Webrazzi Dijital 2018 Konferansı’nda “Oyunun Kuralı Değişti. 30 Milyon Oyunculu Türk Mobil Oyun Dünyası” başlıklı bir sunum yaptı. 2017 yılında mobil oyun dünyasında çok şey değiştiğini, Türkiye’de oyun oynamaya Nokia telefonlarda Snake (Yılan) oyunu oynayarak başladığımızı belirterek dünyada mobil oyun pazarının dünyada 200 milyar TL’lik büyüklüğe ulaştığını söyledi.

Asya’da Güney Kore, Batı’da Amerika’nın öncülüğünde mobil oyun pazarı yüzde 20’nin üzerinde büyüdüğünü kaydeden Şenyüz, “2017 yıllında Türkiye’de ise mobil oyun pazarı 1 milyar TL’lik bir pazar haline geldi. Türkiye Avrupa Ülkeleri arasında interneti en çok tüketen ikinci ülke. Genç nüfus ve 30 milyonu aşkın oyuncu ile ciddi kitle oyunların içinde ama ciro olarak Türkiye’de büyüyebilecek bir pazar var. Türkiye’de insanlar günde bir saatini mobil oyun oynayarak geçiriyor. Masa üstü bulmaca oyunları 15 dakika civarında oynanırken, çok oyuncu ile insanların arkadaşları ile birlikte oynadıkları online oyunlar işin içine girince bu oynama rakamları 3 ya da 4 saate çıkıyor. Türkler mobil oyunları metrobüste, televizyon karşısında ve hatta trafikte beklerken bile insanlar oyun oynuyor.” dedi.

Oyun oynama süresi yüzde 24 arttı

Aras Şenyüz ayrıca 2017 yılında iPhone 8, iPhone X ve Samsung S8 gibi mobil telefonların hayatımıza girmesiyle birlikte telefonların oyunculara yüksek kapasite imkanları getirdiğini, bu teknolojik özellikleri yüksek telefonların hayatımıza girmesiyle oyun oynama sürelerinin yüzde 24 arttığına dikkat çekti. Oyunların grafik kalitesi de çok hızla arttığı için mobilde oyun oynama süresi 46 dakikadan bir saate varan süreye çıkmış durumda.

Anneler babalar oyuncu oldu

Oyunların hedef kitlesinde de 2017 yılında büyük bir değişiklik olduğunu, oyun dediğinde ilk akla çocuklar geldiğini ancak bu şehir efsanesinin değiştiğini belirten Şenyüz şöyle devam etti:
“PC oyunlarında yaş aralığı 16-18 yaş aralığında iken, bu yıl mobile baktığımızda 26 yaşına kadar çıktı ve sürekli artmaya devam ediyor. Bundaki en büyük neden ise annelerimiz babalarımız da artık daha iyi teknolojik özelliklere sahip telefonları kullanıyorlar. Anne babalarımız artık bu telefonlarla oyun oynuyor ve önemli birer oyuncu haline geldiler. Türkiye’de kadınların oyun oynama oranlarında ciddi bir artış var. Geçtiğimiz yıllarda oyun oynayan kadınların yaşı 25 – 30 arasında iken bu yıl bu rakamların 35-40 yaş seviyesine çıktığını görüyoruz.”

Oyun süresi Neymar’ın kontratına girdi

Oyunlar artık herkesin hayatında önemli bir yer tutuğunu belirten Aras Şenyüz futbolcu Neymar’ın yeni takımıyla yaptığı kontratında “eğer benim canım sıkılırsa moralim yerinde olmazsa günde 2 saat oyun oynarım kimse karışamaz” şeklinde bir madde olduğunu söyledi. Şenyüz şöyle konuştu:
“Şarkıcı Drake canlı yayında oyun oynadı ve anlık 600 bin kişi izledi ve tüm rekorları kırdı. Ünlü kişilerin eskiden tabu gibi görünen bir şey artık bugün bu kişilerin günlük hayatlarının bir parçası haline gelmiş durumda.

Oyunda reklamın payı artıyor

Aras Şenyüz oyun dünyasında kuralların değişirken aynı zamanda reklamın da kuralının değiştiğini belirtti. Oyun dünyasının geleneksel medya yanında reklam pazarından büyük pay almaya başladığını söyleyen Şenyüz, “Geçtiğimiz yıl Güney Kore ve Japonya’da oyunların aldığı reklam oranı toplam reklam Pazarı içerisindeki payı yüzde 25-30 seviyesinde gerçekleşti. Amerika’da bu seviye henüz yüzde 10 seviyesinde, Amerika’daki Super Bowl reklamları içerisinde bile birden fazla oyun reklamı görmek mümkün. Markalar için de oyunlarda büyük bir potansiyel var. Özellikle Türkiye’de mobil içerisinde yer alması konusunda yeni çalışmalar başlattık. Dünyadaki örneklere baktığımızda Starbucks, McDonald’s gibi geniş kitlelere hitap markaların yanında Louis Vuitton gibi lüks markaların bile oyunların içerisinde yer aldığını görebiliyoruz. Türkiye’de erişim rakamlarımızla, oyuncu sayımızla, bu projeleri gerçekleştirmek mümkün, ülkemizde de markalar için bu anlamda büyük bir potansiyel var.2018 yılında markaların oyunların içinde yer almalarının tam zamanı.” şeklinde konuştu.

19 Nisan 2018 Perşembe

ING Bank’tan fintech girişimcilerine 100 bin TL’lik destek

ING Bank, İstanbul Teknik Üniversitesi’nin teknoloji geliştirme bölgesi İTÜ ARI Teknokent ile işbirliğini bu yıl da sürdürüyor.
İnovatif fikirleri gerek kurum içinde gerekse kurum dışında destekleyecek yapılar oluşturan ING Bank, finansal teknolojiler (fintech) üzerine çalışan girişimcilerin projelerini hayata geçirmesine destek olmak üzere İTÜ ARI Teknokent ile geçen yıl başladığı iş birliğine devam ediyor. Tüm Türkiye’den başvuran girişimcilerle melek yatırımcıları ve hiçbir karşılık beklemeden destekte bulunan kurumları bir araya getiren Big Bang Girişimcilik Yarışması, ticarileştirilebilir ürünlerin ortaya çıkarılmasını amaçlıyor.

Bu yıl 6’ıncısına imza atılan Big Bang Girişimcilik Yarışması’nda başarılı bulunarak 17 milyon TL’den fazla ödül veya yatırıma ulaşması beklenen tüm girişimciler, İTÜ Çekirdek Erken Aşama Kuluçka Merkezi’nde de bir yıl süreyle açık ofis, satış, mentorluk ve network gibi ayrıcalıklı imkanlara sahip olacak. ING Bank Fintech Özel Ödülü kapsamında ise ING Bank tarafından başarılı bulunan fintech girişimcilerine ödül olarak toplam 100 bin TL dağıtılacak. ING Bank desteğiyle İTÜ Çekirdek girişimcisi olmak isteyenler için ise başvurular Temmuz sonuna kadar devam ediyor.

Bahadır Şamlı: “Türkiye’de ekosistemin gelişmesi herkes için öncelik olmalı”

ING Bank Teknoloji Genel Müdür Yardımcısı Bahadır Şamlı, işbirliğine ilişkin değerlendirmesinde, “ING Bank olarak hem kurum içinde hem de dışında güçlü bir inovasyon ve girişimcilik ekosistemi oluşturmak ve  desteklemek için uzun yıllardır çalışıyoruz. Türkiye’de bu ekosistemin gelişmesi herkes için öncelik olmalı. Çünkü inovasyon ve girişimcilik sadece finans ve teknoloji sektörlerinde değil, tüm sektörlerde Türkiye için çok değerli bir itici güç olma özelliği taşıyor” dedi. Bu anlamda hem şirkete hem de ülkeye yapılabilecek en değerli yatırım alanlarının inovasyon ve girişimcilik olduğuna dikkat çeken Şamlı, ING Bank olarak bu bilinçle inovasyon ekosisteminde kalıcı etkiler yaratmaya odaklandıklarını vurguladı. Şamlı, şöyle devam etti: “Bankacılık sektörünün laboratuvarı olması amacıyla hizmete açtığımız inovasyon atölyemiz Orange Lab, kurum içinde inovatif fikirleri desteklediğimiz global düzeydeki Yenilikçilik Kampı ve İnovasyon Fonu ile geçen yıldan beri memnuniyetle yürüttüğümüz İTÜ ARI Teknokent iş birliğimiz en önde gelen çalışmalarımız arasında. Geçen yıl ilk kez içinde yer aldığımız Big Bang Girişimcilik Yarışması sayesinde girişimlere kuluçka döneminde de destek sağlamış olduk. Bu kapsamda üç projeye finansal desteğin yanı sıra bir yıl boyunca Orange Lab’in ofis alanını ücretsiz kullanma imkanı sağladık. Ayrıca 40’ı aşkın yöneticimizle oluşturduğumuz mentör ağımız üzerinden birçok girişimciyle birebir çalışarak uzman desteği sağladık. İTÜ Çekirdek işbirliğimizin finansal teknolojiler konusunda bizi bir adım daha ileriye taşıyacağına inanıyoruz.”

Kenan Çolpan: “Fintech girişimleri İTÜ Çekirdek’te gelişmeye daha uygun bir ortam buluyor”

İTÜ ARI Teknokent CEO’su Kenan Çolpan ise gerçekleştirilen iş birliği ile ilgili olarak, şunları kaydetti: “Avrupa’nın en iyi 2’nci ve dünyanın en iyi 3’üncü kuluçka merkezi İTÜ Çekirdek olarak, aramıza katılan destekçilerimizle daha da güçlendiriyoruz. ING Bank ile geçtiğimiz yıl başlattığımız iş birliğimizi bu yıl da sürdürmenin mutluluğuyla, finansal teknolojiler alanındaki girişimler, İTÜ Çekirdek’te gelişmeye daha uygun bir ortam buluyor. Bu iş birliğiyle finans sektörüne daha fazla girişimci yetiştirerek katkıda bulunuyoruz. Sektörlerinin inovasyon potansiyelini yepyeni girişimlerle daha da ileriye taşımak isteyen tüm kurumsal firmaları destekçilerimiz arasına katılmaya davet ediyoruz. İTÜ Çekirdek’e bu yıl yapılan binlerce başvuru, gerekli destek ve ortamla buluştuğunda ilgi duyan tüm sektörleri inovasyon ile dönüştürme potansiyeli taşıyor. ING Bank çalışanlarının İTÜ Çekirdek mentorları arasına katılmasıyla bu sürece yapısal bir nitelik kazandıran ve ING Bank Fintech Ödülü ile ayrıca katkı sunan ING Bank’a teşekkür ediyoruz.”

Teknolojiye dayalı ürün ve hizmete dönüşebilir, dijital bankacılıktan ödeme sistemlerine, risk analitiğinden dijital paraya, finans ve bankacılık sektörünü dönüştürme potansiyeline sahip fintech teknolojisine yönelik girişimi olan her yaştan girişimci, İTÜ Çekirdek’te yerini almak veya daha fazla bilgiye sahip olmak için www.itucekirdek.com internet sitesi üzerinden Temmuz sonuna kadar başvurusunu gerçekleştirebiliyor.

Cisco, İstanbul'da inovasyon merkezi açtı

Dünyanın en büyük teknoloji şirketlerinden biri olan Cisco, İstanbul’da inovasyon merkezini açtı. Şirketin dünyada 10’uncu inovasyon merkezi özelliğini taşıyan bu merkez ile Türk startuplarının dünyaya açılması amaçlanıyor


Türk mühendislerinin geliştirdiği teknolojiler, dünyanın en büyük teknoloji devlerini Türkiye’ye çekmeye devam ediyor. Buna son örneklerden biri ABD’li teknoloji devi Cisco oldu. Yaklaşık 21 yıldan beri Türkiye’de ofisi bulunan Cisco, dünya çapındaki 10’uncu inovasyon merkezini İstanbul Teknik Üniversitesi (İTÜ) çatısı altında yer alan ARI Teknokent’te açtı. Bu merkezin açılışı öncesince bir araya geldiğimiz Cisco Türkiye Genel Müdürü Cenk Kıvılcım, yeni inovasyon merkezinin amacını ve planlarını anlattı. Cisco olarak Türkiye’nin ekosistem oluşturmasına ve tüm dünya bu dijital dönüşüme giderken Türkiye’nin rekabetçi kalmasına destek olmayı amaçladıklarını anlatan Kıvılcım, inovasyon merkezi ile Türkiye’deki yerel startup’ları yüksek katma değerli dijital çözümler üretmeleri için destekleyeceklerini ve bu çözümleri kendi global portföyüne ekleyerek dünyaya açılmalarına yardımcı olacaklarını söyledi. Kıvılcım, “Ülkemizin geliştirdiği vizyon ve ulaşmak istediği noktada teknolojinin şirketlere ve organizasyonlara nasıl yardım edeceği konusunda rehberlik etmek, katkıda bulunmak istiyoruz” dedi. Merkezin toplam 4 bin 500 metrekare üzerine kurulduğunu aktaran Kıvılcım, “İlk olarak sağlık alanında çalışan Borda, enerji yönetimi alanında faaliyet gösteren Reengen ve lokasyon bazlı uygulama girişimi Blesh ile birlikte çalışmaya başladık. Hedefimiz Türkiye’den çıkan bu startup’ları dünyaya açmak” diye konuştu.

BİRÇOK ALAN VAR

Yeni merkezde özellikle lojistik, taşımacılık ve enerji yönetimi alanında startup’larla birlikte çalışmayı amaçladıklarını aktartan Kıvılcım, şunları anlattı: “Merkezimiz, Türkiye’nin en parlak ve yetenekli insanlarına fikirleri ve idealleri konusunda cesur olma fırsatı ve bu fikirleri konseptten gerçeğe dönüştürecek geçerli bir yol sunacak. Cisco, yerel iş ortakları ve akademik çevrelerle birlikte varlık yönetiminden, port kullanımına, verimlilikten kağıtsız depoculuğa, hiper-lokasyondan sanal giysilere kadar geniş bir yelpazede çözümler üretmek için geniş teknoloji portföyünü kullanacak.”



YOL HARİTASINDA SORUN

Türkiye’de startup’lar ilk ürünü çıkarmada oldukça başarılı olduklarını aktaran Kıvılcım, “Ancak ürün yönetimi ve ürün yol haritası noktasında sıkıntı yaşıyorlar. Yol haritası yaratma ve ürün yönetimini öğrenseler de sadece yerel pazara odaklanan startup’lar bu sefer Türkiye’nin yukarı doğru ivmelenen ancak dalgalı ekonomik büyümesindeki hareketliliklerden çok çabuk etkilenerek nakit sıkıntısı yaşıyorlar. Bu tarz durumlarda startup’ların Cisco gibi şirketlerle işbirliği yapmış olması onlar için daha güvenli bir yol oluyor. Uluslararası markalarla birlikte yurtdışına açılan bir startup yabancı pazarlara çok daha hızlı açılarak ülkedeki bir durgunluk durumunda faaliyetlerini sürdürmeye devam edebilir” diye konuştu.

TÜRKİYE’NİN YÜZDE 1’LİK PAYI ARTMALI

Gelecek 10 yıl içinde özel sektörde dijital dönüşüm perakende, enerji, finans, üretim, hizmet sağlayıcı ve sağlık sektörlerinde 23.8 trilyon dolar katma değer yaratılacağını belirten Kıvılcım, “Araştırmalarımıza göre Türkiye’de şehirlerin her şeyin interneti ile önümüzdeki 10 yılda toplam 192 milyar dolarlık değer yaratma potansiyeli bulunuyor. Bunun 169.4 milyar dolarını özel sektör yaratabilir. Kamu sektöründe ise 22.7 milyar dolar değer yaratma potansiyeli var. Akıllı binalar, akıllı sayaçlar, otoyol ücretlendirmeleri… Türkiye’nin bu değerden alacağı pay sadece yüzde 1. Bununla yetinemeyiz. Bu oranı arttırmak için güçlü olduğumuz sektörlere odaklanmalı ve dijital dönüşümü gerçekleştirmeye bu sektörlerden başlamalıyız” dedi.


8 Nisan 2018 Pazar

Turkcell'in Hedefleri

Kendilerini 'dünyanın tek dijital operatörü' olarak tanımlayan Turkcell Genel Müdürü Kaan Terzioğlu, küresel markaları 'Lifecell' ile dünyaya açıldıklarını söyledi. Türkiye dışında tüm dünyada markasını 'Lifecell' olarak belirleyen Turkcell'in bu hedefte ilk durağı Almanya oldu. Turkcell, Almanya'daki iş ortağı Deutsche Telekom ile bir yılda 1 milyon kullanıcıya ulaşmayı hedefliyor. BiP, fizy, Dergilik, lifebox, Yaani ve Fulltrip gibi servislerin böylece Almanya'dan Avrupa'ya yayılması hedefleniyor.


Çin'in teknoloji yatırımları ABD'de paniğe yol açtı

Çin'in son yıllarda artırdığı teknoloji yatırımlarının ABD'nin bu alandaki üstünlüğünü kaybetmesine yol açabileceğinden endişelenen Washington yönetiminin son adımları yeni bir ticaret savaşının fitilini ateşledi


Çin'in, teknoloji şirketlerine yatırımları ''milli güvenlik'' kaygısıyla ABD'de paniğe yol açarken, iki ülkenin karşılıklı hamleleri yeni bir ticaret savaşının fitilini ateşledi.

Dünyanın ikinci büyük ekonomisi Çin'in son yıllarda artırdığı teknoloji yatırımlarının ABD'nin bu alandaki üstünlüğünü kaybetmesine yol açabileceği endişesi yarattı. Amerikalı politikacılar ve Pentagon yetkilileri, bir süredir Çin'in Amerikalı savunma ve havacılık şirketlerine yaptığı yatırımlarla ABD'nin askeri teknolojilerini ele geçirmeyi hedeflediğini açık açık dillendirmekten çekinmiyordu. Bu durumun ABD'nin ulusal güvenliği için risk oluşturduğunu öngören Cumhuriyetçi kongre üyeleri, geçen seneden beri bu endişeleri giderecek bir yasal düzenleme üzerinde çalışıyordu.

Trump, Kongre'yi beklemeden ilk adımı attı

ABD Başkanı Donald Trump ise bu konuda daha fazla zaman kaybedilmemesi amacıyla geçen günlerde ilk adımı attı.
Çin'i fikri mülkiyet hırsızlığının ABD ekonomisine yıllık maliyetinin 600 milyar doları bulduğunu savunan Trump, ülkesinin fikri hakları ve teknolojilerini korumak için Çin'e ek gümrük vergileri ve yatırım kısıtlamaları getirilmesi için başkanlık kararnamesi çıkardı.

Kararname çerçevesinde, ABD Hazine Bakanlığı'nın Çinli şirketlerin, ABD teknoloji sektörüne yönelik yatırımlarının ne şekilde kısıtlanabileceği konusunda iki ay içinde Beyaz Saray'a bir rapor sunması gerekiyor. Trump yönetiminin söz konusu kısıtlamaları, 1977 tarihli “Uluslararası Olağanüstü Ekonomik Güçler” yasasına dayandırması bekleniyor. Eylül 2011'de New York'taki İkiz Kuleler'e yapılan terör saldırıları sonrasında da başvurulan bu yasa, Çin'in teknoloji yatırımlarının ABD'nin ulusal güvenliği için risk oluşturduğu gerekçesiyle engellenmesini sağlayacak.

İki devlet arasındaki ekonomik rekabetin teknoloji yarışıyla kızışacağına işaret eden bu gelişmeler, "ABD yönetimi endişelerinde haklı mı?" sorusunu da beraberinde getirdi.

Merkezi  New York'ta bulunan ekonomik araştırma ve danışmanlık şirketi Rhodium Group'un her yıl hazırladığı “Çin Yatırım Monitörü” veri bankasından derlenen bilgilere göre, Çinli şirketler tarafından ABD'ye 2005-2017'de yapılan toplam yatırım 171 milyar dolara ulaştı. Bu yatırımların, yaklaşık 60 milyar doları bilgi teknolojileri, komünikasyon, otomotiv, havacılık ve tıp alanında faaliyet gösteren teknoloji odaklı şirketlere yapıldı.

Verilere göre, Çin'in ABD'ye yönelik yatırımları, 2016 yılında yaklaşık 46 milyar dolarla tüm zamanların en yüksek seviyesine çıktı. Bu rakam, ABD Başkanı Donald Trump'ın ilk yılında ise yüzde 35 azalarak 29 milyar dolara geriledi.

Çinliler en büyük teknoloji yatırımları için yaklaşık 6 milyar dolarla Ingram Micro, 4 milyar dolarla IBM, 3,5 milyar dolarla Lexmark, 2 milyar dolarla OmniVision Technologies, 1,8 milyar dolarla Tesla ve 1 milyar dolarla Uber gibi şirketleri seçti.
Bununla birlikte, Çinli yatırımcılar özellikle yapay zeka alanında faaliyet gösteren teknoloji start-uplarına da milyonlarca dolar aktardı. Bazı göstergelere göre, ülkede son yıllarda kurulan her 10 start-up şirketinden 7’si Çin’den yatırım desteği aldı.

Son yıllarda engellenen yatırımlar

Çin'den gelen yatırımların 2016'da zirve yaptıktan sonra 2017'de düşmesinde Washington'daki yeni yönetimin tavrı kuşkusuz belirleyici rol oynadı.

ABD Başkanı Donald Trump, geçen yılın eylül ayında, Çin hükümeti destekli Canyon Bridge Capital Partners LLC’nin Amerikalı çip ve yarı iletken üreticisi Lattice Semiconductor’u almasına onay vermedi.

"Yarı iletken tedarik zincirinin ABD'nin ulusal güvenliği için önemli olduğu" gerekçesiyle engellenen 1,3 milyar dolarlık satın alma, Trump yönetiminin Pekin yönetimine ilk mesajı olmuştu. Bununla birlikte, Trump'ın selefi Barack Obama da Çinli Fujian Grand Chip adlı şirketin Alman çip üreticisi Aixtron'u satın almasını önlemişti. Obama'nın satın almayı önleyen başkanlık kararnamesinde, Çinli şirketin ABD'nin ulusal güvenliğini tehdit eden eylemlerde bulunabileceğine dair güvenilir kanıtlar olduğu ileri sürülmüştü.

Ayrıca, Çinli Ant Financial ve China Oceanwide Holdings Group’un Amerikalı finans şirketleri MoneyGram ve Genworth Financial’ı satın almasına izin verilmedi. Yine Çinli petrol şirketi CNOOC de “milli güvenlik” gerekçesiyle Unocal isimli Amerikan enerji firmasını bünyesine katamadı.

“ABD kaygılarında haklı”

Brookings Enstitüsü Çin Merkezi Kıdemli Uzmanı David Dollar, AA muhabirine yaptığı açıklamada, ABD’nin Çin piyasasına erişim konusundaki kaygılarını haklı bulduğunu söyledi.

Dollar, “Amerikalı şirketlerin, Çin’in imalat ve hizmet sektörlerinde faaliyet gösteren şirketleri satın alması ya da yüzde yüz Amerikan iştirakli şirket kurması mümkün değil. Çin’in yüksek yatırım kısıtlamaları, ABD yönetiminin Çin’den gelen yatırımlara karşı kısıtlamalar getirmeyi değerlendirmesini meşru kılıyor.” ifadelerini kullandı.
Söz konusu yatırım kısıtlamalarının teknoloji odaklı sektörlerle sınırlanması halinde ABD ekonomisinin fazla zarar görmeyeceğini belirten Dollar, buna karşın yabancı yatırımların iştahını genel olarak kaçıracak adımlardan kaçınılmasının büyük önem taşıdığını vurguladı.

Dollar, ayrıca Çin’in halihazırda yüksek yatırım bariyerleri bulunmasından ötürü misilleme alanının dar olduğuna işaret ederek, “Çin yönetiminin cevabı, ülke ekonomisini liberalleştirmeye yönelik girişimleri yavaşlatmak olabilir.” dedi.

Amerikalı şirketler ve Çinli rakipleri

ABD'li ve Çinli teknoloji şirketlerinin piyasa değerlerinin karşılaştırılması da iki ülke arasındaki ezeli rekabetin ne kadar kızıştığını gözler önüne seriyor.

İşte o rekabetten bazı veriler:

Baidu,Google'a karşı; Dünyanın en büyük arama motoru devi Google'un piyasa değeri 359 milyar dolar iken Çinli rakibinin değeri ise 71 milyar dolar.

Tencent, Facebook'a karşı; Sosyal paylaşım sitesi Facebook en büyük rakibi olarak Twitter'ı düşünürken Çinli sosyal medya devi Tencent'in nefesini ensesinde hissediyor. Facebook'un piyasa değeri 226 milyar dolar, Tencent'in ise 185 milyar dolar.

Alibaba, Amazon'a karşı; Dünyadaki en büyük halka arzı gerçekleştiren e-ticaret devi Çinli Alibaba 219 milyar dolarlık piyasa değeriyle; en büyük rakibi Amazon'ı geçti. ABD'li Amazon'un piyasa değeri 198 milyar dolar.


Spotify

Spotify bu hafta halka açılacak. Merak edilen sorular ise, Spotify`ın değeri ne kadar, kayıtlı kullanıcısı sayısı kaç ve bunların ne kadarı premium üye?


2006 senesinde Stockholm'da kurulan Spotify'ın şu an 140 milyondan fazla kayıtlı kullanıcısı olduğu biliniyor. Üstelik bu kullanıcıların 60 milyonu da premium üye olarak her ay sabit ücret ödüyor. Müzik sektöründe az rastlanan bir başarıyı işaret eden bu rakamlar, şirketin gelecek planlarına da yön veriyor.

Spotify hisseleri bu hafta halka arz edilecek. Şu an için şirketin kesin değeri konusunda net bir bilgi yok. Ancak uzmanlar, Spotify'ın değerinin en az 25 milyar dolar seviyesinde olacağını ve halka arz sonucunda bu rakamlara tekabül edecek bir gelir elde edileceğini düşünüyor.

Bünyesinde 30 milyondan fazla şarkı bulunduran Spotify, haftalık keşif veya diğer kullanıcılar tarafından oluşturulan müzik listelerinin kullanımı gibi özellikleri sayesinde, rakiplerini bir hayli geride bırakmış durumda. Bakalım yatırımcılar bu durumu nasıl değerlendirecek ve şirket halka arzdan ne kadar bir gelir sağlayacak.

7 Nisan 2018 Cumartesi

Windows 7 yeniden zirvede

Microsoft'a göre Windows 10'un satışları günden güne artıyor ancak araştırma şirketleri Microsoft'la aynı görüşte değil!


Microsoft, Windows 10 kullanıcılarının aydan aya arttığını dile getiriyor. Şirket tarafından açıklanan verilere göre, şu an için dünya genelinde Windows 10 kullananların sayısı 700 milyonu geçti. Bununla birlikte araştırma şirketleri Microsoft'la aynı görüşte değil.

NetMarketShare tarafından yapılan açıklamaya göre Windows 10, Şubat-Mart dönemi içerisinde kayıp yaşadı ve aylardır devam eden artış trendini Windows 7'ye kaptırdı. Şirket tarafından açıklanan verilere göre, Windows 7 kullananların sayısı Şubat-Mart dönemi içerisinde %41,69'dan %43,44'e yükseldi.

Aynı süre içerisinde, Windows 10 kullanıcıların sayısı ise %34,62'den %33,83'e düştü. Bu rakamlar, Windows 7'nin %1,75'lik bir artış sağlarken, Windows 10'un ise %0,79'luk düşüş yaşadığını gösteriyor.

Eğer NetMarketShare isimli firmanın ulaştığı bu sonuçlar doğruysa, Microsoft'un 2020 yılında Windows 7'yi tamamen sonlandırma hedeflerini de ertelemesi gerekecektir.

Kredi Kayıt Bürosu veri işine giriyor

‘Türkiye’nin verisi Türkiye’de kalmalı’ çağrısı bulut bilişimde de karşılık buldu. Kredi Kayıt Bürosu (KKB) Anadolu Veri Merkezi, milli bulut altyapısı ile hizmet vermeye hazırlanıyor


Türkiye’de bir süredir gündeme gelen ‘yerli, milli’ hamlesi bulut bilişimde de kendini gösteriyor. Bugüne kadar pek çok devlet yetkilisinin dile getirdiği ‘Türkiye’nin verisi Türkiye’de kalmalı’ çağrısı bulut bilişimde de karşılık buldu.

Kredi Kayıt Bürosu (KKB), IBM işbirliğiyle bu yönde bir adım attı. KKB, Türkiye’nin milli finans bulut altyapısını IBM Bulut Özel Platformu’nu kullanarak kuruyor. KKB CIO’su Abdullah Birgin, 3.5 yıldır bu proje üzerinde çalıştıklarını belirterek, hosting, merkezileştirme ve ‘Finansal Milli Bulut’ projesinin oluşturulmasıyla ilk hedeflerine ulaştıklarını söyledi.

Bir milli bulut altyapısı ihtiyacı bulunduğunu tespit ederek, bulut teknolojisi üzerinden sunulan katma değerli hizmetlerin sağlayıcısı olma yolunda önemli bir adım attıklarını dile getiren Birgin, “Bu kapsamda ilk etapta bankalar tarafından yürütülen çeşitli faaliyetleri kendi bünyesinde toplama hedefiyle 2017 yılında Ankara’da bir veri merkezi kurduk. Bu veri merkezini bütün sektörlere açıyoruz. Anadolu Organize Sanayi Bölgesi’nde 43 bin metrekarelik bir alanda kurulu olan KKB Anadolu Veri Merkezi, şimdi de milli bulut altyapısı ile hizmet vermeye hazırlanıyor” dedi.

Ekonomiye katkı

Birgin, milli bulut altyapısı ihtiyacının mevcut mevzuatların kapsamından kaynaklandığına da dikkat çekerek, “Mevcut BDDK mevzuatı, finans sektöründe faaliyet gösteren kurumların, verilerini uluslararası kamuya açık bulut hizmetleri üzerinde barındırmalarına kısıtlar getiriyor. Türkiye’nin finans sektörüne özel milli bulut hizmetini vermeye hazırlanıyoruz, bu yolla milli ekonomiye de önemli bir katkı sağlamayı hedefliyoruz. Dünyada dijital dönüşüm kapsamında bulut yatırımları artarken KKB, bu uluslararası rekabet ortamında önemli bir avantajı da sektör oyuncularına sağlamış oluyor” diye konuştu.

IBM uzmanlarının danışmanlığı ile desteklenen projeyle birkaç yıl içinde Türkiye’nin bölgenin veri merkezi haline gelmesinin hedeflendiğini de aktaran Abdullah Birgin, projenin bir sonraki aşamasında çeşitli dinamiklere bağlı olarak teknolojik erişimleri kısıtlı olan KOBİ’lerin ölçek ekonomisinin de getirdiği avantajları kullanarak, düşük maliyetlerle hızlı ve kolay erişim sağlamalarının istendiğini kaydetti.

Pazar hızlı büyüyor

IBM Türkiye Bulut Lideri Serdar Gere de, 2017 yılının ekim ayında duyurulan IBM Bulut Özel Platformu sayesinde özellikle büyük işletmeler ve geliştiricilerin bulut platformunun yeteneklerini kendi veri merkezleri üzerinden kullanarak daha esnek bir çalışma ortamına sahip olabildiklerini söyledi. Gere, “Özel bulut pazarı dünyada çift rakamlı büyüyor. IDC’nin yeni ‘Genel Üç Aylık Bulut BT Altyapısı Takip Programı’na göre, 2021’e kadar özel bulutlara yapılan küresel BT yatırımı, 2016 yılı ile kıyaslandığında yüzde 70 oranında artarak hızlanacak ve yıllık 24 milyar dolara ulaşacak” dedi.


Google’da bir dönem sona eriyor

Yıllar önce oldukça popüler olan URL kısaltma servislerinin başında gelen Goo.gl, değişen ve gelişen internet sebebiyle Google tarafından kapatılma kararıyla karşı karşıya


Google'dan yapılan açıklama bir dönemin resmen sona ermek üzere olduğunu gösterdi. Yapılan açıklamada, URL kısaltma servisi Goo.gl kademeli olarak kapanacak yani 2009 senesinde kullanıma sunulan Goo.gl 10. yılında yayın hayatını sonlandıracak.

Yıllar önce oldukça popüler olan URL kısaltma servislerinin başında gelen Goo.gl, değişen ve gelişen internet sebebiyle Google tarafından kapatılma kararıyla karşı karşıya.

Goo.gl URL kısaltma servisi 13 Nisan tarihinde kapatılacak. Bu servisin yerini ise Firebase Dynamic Links (FDL) isimli akıllı sistem alacak. Bu akıllı sistem sayesinde kullanıcılar iOS, Android ve uygulamaları için istenilen konuma göndebilme sağlayacak.

13 Nisan tarihinde kapatılacak olan Goo.gl için kullanıcılara 30 Mart 2019 tarihine kadar kullanım izni verilecek. Daha önce oluşturulan linkler ise bozulmayacak.


Brezilya'dan Facebook'a ağır ceza

Brezilya, ülkedeki yolsuzluk soruşturmasına destek olmayan Facebook’u 33,4 milyon dolar para cezasına çarptırdı.

Brezilyalı hakim, federal savcılar tarafından yolsuzluk davasında talep edilen verileri sağlamadığı gerekçesiyle Facebook’un 111,7 milyon reali (33,4 milyon dolar) para cezası ödemesine karar verdi.

Facebook, 2016 yılında Brezilya’nın Amazonas eyaletindeki sağlık sistemi üzerinden yolsuzluk yaptıkları gerekçesiyle soruşturulan kişilerin WhatsApp mesajlarına erişim sağlamadığı gerekçesiyle ceza aldı.

Facebooki para cezasının yersiz olduğunu ve itirazda bulunulacağını açıkladı: “Facebook kolluk kuvvetleriyle işbirliği yapıyor. Bu olayda ise geçerli yasanın gerektirdi verileri gerekli mercilerle paylaştık. Bu cezanın temelsiz olduğunu düşünüyor ve tüm kanuni seçenekleri değerlendiriyoruz.” dedi.

Brezilya federal polisi tarafından 2016 yılında başlatılan “Kötü Yollar Operasyonu” (Operacao Maus Caminhos), kamu fonlarından onlarca milyon realin çeşitli kişilerce zimmetlerine geçirildiğini ortaya çıkarmıştı.

Samsung'dan rekor kar

Samsung Electronics, ilk çeyrekte rekor kâr elde etti

Samsung Electronics, mali yılının ilk çeyreğinde rekor kâr elde etti.

Dünyanın en büyük çip üreticisi ve akıllı telefon pazarının en büyük oyuncularından Samsung Electronis, ilk çeyrekte kârını geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 7,6 artırarak 15,6 trilyon won (14,7 milyar dolar) seviyesine çıkardı.

Samsung'un ilk çeyrekte gelirleri de yüzde 18,7 artışla 60 trilyon won seviyesine ulaştı.

Google'da Pentagon projesine isyan

Teknoloji devi Google'ın binlerce çalışanı, şirketin ABD Savunma Bakanlığı Pentagon ile beraber yürüteceği projeye karşı çıkan bir kampanya başlattı.


New York Times gazetesinin haberine göre içlerinde yüksek mühendislerin de bulunduğu 3100 Google çalışanı, Google'ın CEO'su Sundar Pichai'ya hitaben yazdıkları mektupta Pentagon ile işbirliği yapılan Project Maven'da çalışmak istemediklerini belirtti.

Project Maven, insansız hava aracı dronelara yönelik bir yapay zeka programı. Google ve Pentagon'un beraber giriştiği bu projede insansız hava araçları için daha etkin bir görüntüleme teknolojisinin geliştirilmesi amaçlanıyor.

Bu projeye karşı kaygıların dile getirildiği mektupta ise "Google'ın savaş işinde olmaması gerektiğini düşünüyoruz" ifadesi kullanıldı. Mektupta Project Maven'ın Google'ın şirket değerleriyle çeliştiği söylenirken, "Amerikan hükümetine askeri keşif teknolojisi geliştirmenin ölümcül sonuçları olabilir ve bu kabul edilemez bir şey" ifadesi yer aldı.

'Silah geliştirilmeyecek'
Google, geçen yıl Nisan ayında başlayan projenin özünde saldırgan olmadığını öne sürüyor. Ancak Pentagon'un video analiz sisteminin geliştirilmesinin terörizmle mücadele operasyonlarında kullanılabileceği endişesi uzun zamandır dile getirilmekte.

Google'ın ana şirketi Alphabet'in yönetim kurulunda yer alan Diane Greene daha önce bu proje kapsamında bir silah geliştirilmeyeceğini ve bu teknolojinin droneların uçurulmasında kullanılmayacağını söylemişti.

Şirket içinde dolaştırılan bu mektubun ortaya çıkması üzerine direkt mektuptan bahsetmeden bir açıklama yapan Google, "makine öğreniminin herhangi bir askeri amaçla kullanılmasının endişe doğuracağını" söyledi. Bu yüzden şirket içinde bu konunun önemle ele alınacağı ve çalışanların bu tartışmalarda yer almasının çok hayati olduğu vurgulandı.

Siber suç artışı teknolojinin gelişimiyle doğru orantılı

Türk Nippon Sigorta Genel Müdürü Dr. E. Baturalp Pamukçu, teknolojiye olan bağımlılığımız arttıkça, bilişim teknolojisi altyapısından kaynaklanan aksamaların ve siber ataklara maruz kalma riskinin de doğru orantılı olarak arttığını ifade etti.

Türk Nippon Sigorta Genel Müdürü Dr. E. Baturalp Pamukçu, günümüzde giderek artan siber riskleri değerlendirdi. “Siber risk, bir kurumun bilgi teknolojisi altyapısında meydana gelebilecek beklenmedik bir teknik arıza ya da bu altyapı sistemlerine yönelik olarak gerçekleştirilen siber saldırılar sonucu kaynaklanabilecek finansal kayıpları ifade eden risk durumudur” diyen Pamukçu, gerek Türkiye’de, gerek global ölçekte hızla yayılan dijitalleşmenin, pek çok artısının yanı sıra hem kurumsal hem de bireysel bazda çok sayıda risk içerdiğini ifade etti.

Türkiye’de hemen hemen hepimizin evlerimizdeki bilgisayarlardan ya da akıllı telefonlarımızdan internete erişebildiğimizi, kredi kartlarımızla online ortamda alışveriş yapabildiğimizi ve tüm bilgileri bilgisayarlarda saklama imkanı bulduğumuzu kaydeden Pamukçu, “Her geçen gün teknolojinin ve bu teknolojilere erişilebilirliğin artmasına bağlı olarak, bilişim sistemlerine yönelik işlenen suçlar da doğru orantılı olarak artıyor. Geçen yıl Avrupa’ya düzenlenen siber saldırıların çoğunun hedefinde Türkiye’nin bulunduğu belirtiliyor” dedi.

‘DOĞAL AFET RİSKİNDEN DAHA CİDDİYE ALINIYOR’

“Ponemon Institute” tarafından yapılan bir anketten bahseden Pamukçu, “Buna göre, firmalar artık siber güvenlik risklerini, doğal afet riskinden ya da olağan iş risklerinden daha çok ciddiye alıyor, risklere karşı sigorta teminatı araştıran ve bu alanı yeni keşfeden şirket sayısı da giderek artıyor. Söz konusu ankete katılan katılımcıların birçoğu güvenlik ihlallerinin doğurabileceği sonuçların; yangın, doğal afetler ya da iş kayıpları gibi risklerin doğurabileceği sonuçlardan daha ciddi olduğunu düşünüyor” ifadelerini kullandı.

‘SALDIRILARIN SIKLIĞI VE ETKİLERİ ARTIYOR’

“Bununla beraber, son zamanlarda siber saldırıların sıklığının ve etkilerinin arttığını gerek görsel, gerekse yazılı medyadan takip ediyoruz. Sosyal medyanın yaygınlaşması, pek çok e-dönüşüm projesinin devreye girmesi ve gelişen mobil teknolojiler gibi teknolojik ilerlemelerle kurumlar da siber tehditlere daha açık hale geliyor” diyen Pamukçu, teknolojiye olan bağımlılığımız arttıkça, bilişim teknolojisi altyapısından kaynaklanan aksamaların ve siber ataklara maruz kalma riskinin de doğru orantılı olarak arttığını dile getirdi.

Pamukçu, sözlerine şu şekilde devam etti: “Wanna Cry; Mayıs 2017’de eski Windows işletim sistemlerinde bulunan bir zafiyeti kullanarak, 90’dan fazla ülkede 200 binin üzerinde bilgisayarı etkisi altına aldı ve İngiltere ve İskoçya’da Ulusal Sağlık Sistemi’nin çökmesine neden oldu. Bu olay 2017 yılında gerçekleşen en önemli siber saldırılardan biri. Her ne kadar fiziksel ve teknolojik önlemler alınmış olsa da, siber güvenliğin %100 oranında sağlanabildiğini söylememiz oldukça zor.”

‘YETERLİ UZMAN VE BİLGİ BİRİKİMİ YOK’

Durumu sigorta şirketleri tarafından da ele alan Pamukçu, “Henüz ülkemizde olgunlaşmamış siber güvenlik sigortaları her ne kadar ticari bir fırsat gibi görünse de, risklerin değerlendirilmesi, fiyatlandırılması ve meydana gelebilecek hasarların ekspertizi konusunda yeterli uzman ve bilgi birikiminin ne yazık ki tatmin edici düzeyde olmadığını açıkça görüyoruz” dedi.

Risklerin belirlenmesi aşamasında, şirketlerin almış olduğu teknik önlemlerin değerlendirilmesi ve meydana gelen risklerin ekspertizinin yapılmasında siber güvenlik uzmanlarına ihtiyaç olduğuna dikkat çeken Pamukçu, “Bu durum, kaçınılmaz bir gerçek olarak sigorta şirketlerinin karşısına çıkıyor. Böyle bir ortamda, risk ve performans arasındaki bağlantı giderek güçlenmekte, yönetim kurulu ile üst ve orta düzey yöneticilerin siber riskleri yönetme sorumluluğu artıyor. Üst yönetim düzeyindeki yöneticiler, kurumlarının güvende ve dirençli olduğundan emin olmak istiyor, ancak günlük iş yoğunlukları sebebiyle gelişen siber risklerin takibi ve tespiti gibi günlük zorlu süreçlerden uzak kalabiliyor” şeklinde konuştu.

‘SİBER SUÇ YÖNTEMLERİ KARMAŞIKLAŞIYOR’

Bilgi güvenliği yönetimi kapsamında risklerden doğabilecek kötü sonuçların önüne geçebilmek için, riskten kaçınma, riski azaltma, riski kabul etme ve riski transfer etme gibi temel yöntemlerin izlenebildiğini belirten Dr. E. Baturalp Pamukçu, şu ifadeleri kullandı:

“Siber suçluların uyguladıkları işlemler, son zamanlarda gittikçe daha karmaşık bir hal alıyor. Bu sebeple, sektör olarak bu risklerden korunmanın en önemli adımları olan, tüm bilgilere kolay ulaşılarak güvenli bir şekilde yedeklenmesi, zararlı yazılımlara karşı anti-virüs programlarının kullanılması ve güncellenmesi konularında gerekli çalışmaların yapılması önem arz ediyor. Bazen tek bir siber saldırının, bir şirket faaliyetini tamamen sonlandırmasına neden olabileceği düşünülerek, şirketlerdeki maliyet hesaplarının ilgili riskler göz önüne alınarak yapılması gerekiyor.”

‘İŞ SÜREKLİLİĞİ VE KRİZ YÖNETİMİ EĞİTİMLERİ ÖNEMLİ’

Siber risklerin, bilgi ve bilgi sistemleri dünyasının bir gerçeği olduğunu vurgulayan Pamukçu, sözlerini şu şekilde tamamladı: “İster mobil cihazlarında, bilgisayarlarında, ister sunucularında veya internet ortamında elektronik veri kullanan tüm şirketler bu risklerle sürekli karşı karşıyadır. Bilindiği gibi iş sürekliliği ve kriz yönetimi, şirketlerin iş kesintisine neden olabilecek bir olay veya kriz öncesinde, sırasında ve sonrasında olayı en etkin şekilde yönetme çalışmalarının bütünüdür. Siber risklerin, şirketler içerisindeki var olma ihtimali için çalışanların bu konuyla ilgili eğitimlere tabi tutulmaları ve iş sürekliliği / kriz yönetimi konusunda da hazırlıklı olmaları sağlanmalıdır.”



Saadet zincirinin yeni halkası bilgisayardan çıktı

Çiftlik Bank benzeri 65 şirketi radarına alan Gümrük Bakanlığı, Detay Maxinet’te tipik piramit sistem olduğunu tespit etti
Gümrük ve Ticaret Bakanlığı, Çiftlik Bank benzeri “saadet zinciri” biçiminde örgütlenen 65 şirkete yönelik incelemelerini sürdürüyor. Detay Maxinet’e yönelik çalışmalarını tamamlayan Bakanlık, şirketin “piramit yapı” olduğunu tespit etti.

Bakanlık, hazırladığı raporu Cumhuriyet Başsavcılığı’na sevk etti. Gümrük Bakanlığı’nın denetim sonuçlarına göre, söz konusu yapıya 6 Ocak 2017-16 Şubat 2018 tarihleri arasında toplam 18 bin 352 kişi üye oldu. Bu üyelerden bilgisayarlarını açık bırakarak para kazanabilecekleri vaadiyle, toplam 16.3 milyon dolar toplandı.

Gazete Habertürk'ten Esra Nehir'in aktardığına göre; üyelere 5.6 milyon dolar ödeme yapıldı. Sisteme üyelik, “Referans Anahtar Kodu” olarak ifade edilen ve daha önce üye olan kişinin tavsiyesi ile gerçekleştiriliyor. Sisteme ilk girişlerde, altın ve gümüş üyelik paketi satılıyor. Üyelik paketi satın alan kullanıcılara bilgisayar verilerek günün belli saatlerinde açık tutmaları isteniyor.

TİPİK PİRAMİT SİSTEMİ

Satın aldıkları paketin türüne göre, online kaldıkları süre boyunca binlerce dolarlık kazanç vaadinde bulunuluyor. Sisteme kazandırılan her yeni üye için de bonus sözü veriliyor. Gelirlerini, SEO (arama motoru optimizasyonu) hizmeti ve dijital reklamlardan elde ettiğini iddia eden Detay Maxinet’in, bu kalemden 3 milyon 296 bin dolar gelir sağladığı tespit edildi.

Rapora göre sisteme üye olan kişilere taahhüt edilen yıllık ödeme tutarı 57.6 milyon dolar. Vaatlerin “gerçeklikten uzak” olduğu belirtilen raporda, “Sistem gerçekleşmesi çok güç olan kazanç beklentisi şeklinde oluşturulmuş ‘tipik piramit sistem’ özellikleri taşıyor” denildi.

SEO HİZMETİ NEDİR?

SEO, bir web sitesi hakkında arama motorları için yapılan tüm iyileştirme çalışmalarını ifade ediyor. Hizmet temel olarak, web sitesinin arama motorunda üst sıralara çıkması ve ziyaretçi sayısının artırılmasına odaklanıyor.

Kişisel Verilerin Korunması Kanunu’na uyum süreci bugün doluyor

Türkiye’de kullanıcıların verilerini tutan ve işleyen tüm işletmeler için Kişisel Verilerin Korunması Kanunu’na uyum süreci bugün doluyor
Türkiye’de kişisel verilerin korunması için 7 Nisan 2016 tarihinde yürürlüğe giren 6698 sayılı Kişisel Verilerin Korunması (KVK) Kanunu’nda işletmelere tanınan iki yıllık uyum süreci bugün doluyor. 7 Nisan 2016 tarihinden önce işlenmiş olan kişisel verileri kanuna uyumlu hale getirmeye çalışan işletmelerin de 7 Nisan 2018 tarihi itibarıyle bu süreci tamamlamış olmaları gerekiyor.

LİNK İLE İZİN İSTENİYOR

Gazete Habertürk'ten Necdet Çalışkan'ın aktardığına göre, bu kapsamda son gün telaşına giren çoğu perakende, mağazacılık, giyim, akaryakıt, ulaşım gibi sektörlerden doğrudan müşteri bilgisi tutan firmalar, kullanıcılarını SMS yağmuruna tuttu. Üyelik sözleşme ve koşullarını yenileyen işletmeler, müşteri ve üyelerinden yasal izinleri alabilmek için SMS ile onay linkleri gönderiyor. Linklerde yeni üyelik sözleşmeleri ve bunun “kabul” edilebildiği onay seçenekleri yer alıyor. Kullanıcılar buna olumlu cevap vermezse, işletmenin müşterisine ait verileri silmesi ve üyeliğini/ aboneliğini sonlandırması gerekiyor. Bu durumda üyelik sona erdirildiği için kullanıcının sepeti, puanları vs. siliniyor.

CEZASI 5 BİN TL’DEN BAŞLAYIP 1 MİLYON TL’YE KADAR ÇIKIYOR

2016 yılında yürürlüğe giren KVK Kanunu kapsamında, kişisel verilerin elde edilmesi sırasında ilgili kişilere karşı aydınlatma yükümlülüğünü yerine getirmeyenler hakkında 5 bin TL ile 100 bin TL arasında idari para cezası uygulanacak. KVK Kanunu kapsamında kişisel verileri tutan ve işleyen işletmelere yükümlülüklerine uymamaları durumunda uygulanacak olan idari para cezaları 1 milyon TL’ye kadar çıkıyor.

Alo Fetva hattı e-Devlet'e taşındı

Vatandaşlar dini sorularını, Diyanet İşleri Başkanlığı’na artık e-Devlet üzerinden soracak


Diyanet İşleri Başkanlığı’nın kapatılan Alo Fetva hattı, e-Devlet’e taşındı. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan bazı ilahiyatçıların toplumu ayrıştıran değerlendirmelerine karşı Diyanet’i göreve çağırmış; Diyanet’ten sorumlu Başbakan Yardımcısı Bekir Bozdağ, il müftüleri ve ilahiyat fakülteleriyle bir araya gelerek, dini açıdan sahih bilginin iletişim kanallarından halka ulaşması için yapılması gerekenleri görüşmüştü.

Gazete Habertürk'ten Volkan Yanardağ'ın aktardığına göre; toplantıların ardından, telefonla arayanlara fetva verilmesi döneminin kapandığını belirten Bozdağ, soruların yazılı olarak yanıtlanacağını açıklamıştı.

Bu gelişmeler sonrası, Alo Fetva hattı e-Devlet’e taşındı. Yeni eklenen “Dini Soru Sor” hizmeti, Diyanet İşleri Başkanlığı işbirliği ile e-Devlet altyapısı üzerinden sunuluyor. “Dini Soru Sor” bölümüne tıklayanların karşısına, “Bu hizmeti kullanarak T.C. Diyanet İşleri Başkanlığı Din İşleri Yüksek Kurulu Başkanlığı’na sormuş olduğunuz tüm soruları listeleyebilir, dilerseniz ‘Yeni Soru Sor’ düğmesine basarak yeni bir dini soru sorabilirsiniz” ifadesi çıkıyor. Sayfadaki “Yeni Soru Sor” bölümüne tıklayanlar, “Kişi ve kurumları hedef alan, üçüncü şahısları ilgilendiren ve dini içerikli olmayan sorular cevaplandırılmayacaktır. Lütfen sorunuzu anlaşılır ve öz olarak belirtiniz.

Soru metni her soru için 2 bin harf ile sınırlandırılmıştır” uyarısıyla karşılaşıyor. Daha sonra vatandaşlardan dini soru formunu doldurmaları isteniyor. Formda, ilköğretimden doktoraya kadar sıralanan eğitim durumundan birinin seçilmesi isteniyor. Cep telefonu ve elektronik posta adresinin verilmesinin zorunlu olduğu formda; adak ve yemin, ahlak, aile hayatı, inanç, hurafeler, dinler, dua ve zikir, hac, umre, Hz. Peygamber, kadınlara özel, Kuran-ı Kerim, kurban, mezhepler, miras ve vasiyet, namaz, oruç, sosyal hayat, taharet, tasavvuf, ticari hayat, tıp ve sağlık, vakıf, yiyecek ve içecekler, zekât ve sadaka gibi ana konulardan birisinin seçilmesi talep ediliyor. Daha sonra 2 bin karakterle sınırlandırılmış dini sorunun yöneltilmesi isteniyor.